foto1
İdareci öğretmen ve öğrenciler için belge dokuman evrak
foto1
MEB tüm mevzuat genelge kanun tüzük yönetmelik
foto1
Güçlü bir hafıza ve zekamızı geliştirmek için neler yapmalıyız
foto1
Okulda sınıfta oynanabilecek çocuk oyunları Çevre doğa haberleri
foto1
Tebliğler dergisi MEB Tüm Mevzuat son çıkan yönetmelikler
Güçlü hafıza neyle bağlantılı? Zaman yönetimi MEB Yangın yönergesi Uyku başarı nedeni fiziksel cezanın etkisi Son çıkan yönetmelikler MEB Tüm mevzuat Olaylar ve insanlar Sağlıklı yaşam için Trafik işaret ve levhaları Tebliğler Dergisi Mevzuat bilgi sistemi Büyük Türk Tarihi Verimli Ders çalışma Özgüven ve farkındalık Eğitimde motivasyon Eğitimde farkındalık.Read More...

Okul Yolu

İdareci Öğretmen ve öğrenciler için bir Eğitim Sitesi

İslam Ülkeleri Neden Kalkınamıyor

desKonuya büyüme ve kalkınma kavramlarını açıklayarak başlayalım. Büyüme; reel milli gelirin veya kişi başına düşen reel gelirin önceki dönemlere göre artmasıdır. Büyüme kavramı daha çok gelişmiş ülkeler için kullanılan bir kavramdır. Kalkınma kavramı içinde anlatılacağı gibi, gelişmiş ülkeler bir takım sosyal, ekonomik, teknolojik, kültürel ve toplumsal dönüşümlerini çok öncelerden gerçekleştirdikleri için onların temel sorunu reel gelirlerini artırmaktır. Devamı

,

 

Okulların genel denetiminde göz önünde bulundurulacak temel esaslar

I. Maddî durum

Yerleşimin okulun inşaat projesine göre yapılıp yapılmadığı; binadaki tadilatın onay alındıktan sonra gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği;

Devamını oku: ...

3. Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Materyal ve Etkinlik Yarışması ile İlgili Sıkça Sorulan Sorular ve Cevapları Yayımlandı.

3. Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Materyal ve Etkinlik Yarışması ile ilgili sıkça sorulan sorular ve cevapları yayımlandı.

Devamını oku: Özel...

………………………… İLKÖĞRETİM OKULU

2012-2013 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI

İDARECİ GÖREV DAĞILIMI

 

MÜDÜR

.

—Gelen her türlü resmi evrak ve yazıların havale edilmesi.

—Okula gelen resmi yazıların tebliğler dergilerinin, vb evrakların müdür yardımcısı aracılığı ile öğretmen ve personele duyurulması,

—Cevaplı yazıların ilgili müdür yardımcıları tarafından hazırlanarak, yazının ilgili makama gönderilmesinin takip edilmesi,

—Her türlü resmi yazı ve evrakların usulüne uygun dosyalanması işlerinin takip edilmesi.

.

—Eğitim ve Öğretim Yılı başı, İkinci yarıyıl başı, sene sonu ve yıl içerisinde farklı zamanlarda yapılacak olan Öğretmenler Kuruluna ait duyurular, tutanaklar, kararlar, karar defteri ve dosyaların dosyalanması işlerine ait iş ve işlemler.

,

—Branş Öğretmenlerinin Yıllık Ders Planlarının onaylanması.

—Öğretmenlerin ders denetim iş ve işlemleri.

.

—Yetiştirme ve Hazırlama kurslarının açılış ve kapanışını Milli Eğitim Müdürlüğüne, hangi aylarda muhtasar beyanname ile vergi ödeneceğinin Defterdarlığa yazı ile bildirilmesi.

—Yetiştirme ve Hazırlama kurslarına öğrenci kaydının yapılması.

—Yetiştirme ve Hazırlama Kurslarında görevli öğretmenlerin iş ve işlemlerini takip edilmesi.

—Yetiştirme ve Hazırlama Kurs ücretlerinin usulüne göre toplanması ve bakiyelerin takip edilmesi.

—Yetiştirme ve Hazırlama Kurs mevzuatına göre yönetici, öğretmen ve personele ödemelerin yapılması.

—Yetiştirme ve Hazırlama Kurs mevzuatına göre maliyeye zamanında vergilerin yatırılması

.

—Öğretmen, memur ve  personellerin görev dağılımlarını gerçekleştirilmesi.

—Öğretmen ders programının hazırlanması ve öğretmen haftalık ders dağıtımın yapılması ve takip edilmesi.

—Kurumda çalışan herkesin göreve gelip gelmediklerini takip edilmesi.

—Uzun süreli raporlu olan öğretmenlerin yerine, öğretmen bulunması için gerekli girişimin yapılması,

—Geçici görevle yada ücretli çalışan öğretmenlere gerekli onayların alınması

.-Eğitim ve Öğretim Yılı başında ve İkinci Yarıyıl başında ücret onaylarını hazırlanması ve gerekli onayın alınması.

—Ders dışı eğitim çalışmalarına göre faaliyet yapan öğretmenlerin kontrolü ve takibi, çalışma planları ve ders defterlerinin düzenlenmesi, çalışmaya katılan öğrencilerin listeleri ve kontrollerinin yapılması.

—Öğretmen, memur ve  personellerin devam devamsızlık defterinin usulüne uygun şekilde tutulması

.-Hizmet alımı yoluyla çalıştırılan temizlik görevlilerinin çalışmalarının planlanması ve kontrol edilmesi

—Öğretmen ve personellerin özlük haklarının ve işlerinin İLSİS ortamında güncelleştirilerek takip edilmesi.(Göreve başlama, görevden ayrılma, ödül ve ceza işlemleri, her türlü izin ve rapor işlemleri, terfi iş ve işlemleri, vb.)

.

—Satın alma komisyonunca alınan veya ayni bağış yoluyla temin edilen demirbaş malzemelerin ayniyat makbuzunun kesilmesi, demirbaş defterine kaydının gerçekleştirilmesi.-Demirbaşların korunması ve kullanılmasından sorumlu olunması.

—Demirbaş giriş çıkışlarının takibi

— Taşınır mal yönetmeliğine uygun olarak her türlü iş ve işlemin takibi.

7. . Muayene ve Teslim Alma Komisyonu ile ilgili İş ve İşlemler.

—Satın Alma Komisyonu marifetiyle Şartname ve sözleşmeler uyarınca satın alınacak her türlü eşya, araç ve gereçlerin muayene ve kontrolünün yapılarak kabul edilmesi veya geri çevrilmesi hakkında gereken işlemlerin yapılması.

-Her yıl ayniyat yönetmeliği çerçevesinde ocak ayında sayım ve düşüm komisyonunu kurulması ve komisyonlarda başkanlık yapılması.

-Okul demirbaş malzemelerinin sayım, döküm iş ve işlemleri

.

—Her türlü mezun ve dışarıdan bitirmiş olan öğrencilerin tasdikname, diploma örneği, mezuniyet belgesi ve eski yıllara ait evrakların düzenlenmesi ile ilgili iş ve işlemler.

—Arşivin Arşiv Yönetmeliği ve usulüne uygun şekilde düzenlenmesi ve düzenli tutulması ile ilgili iş ve işlemler

-Meis Formlarının işlenmesi

-İlsis ve diğer özlük işlemleri

10. Eğitim bölgesi Müdürler Kurulu

_ Eğitim bölgesi müdürler kurulu ile ilgili işlemler yazışmalar ve dosyalarının tutulması dosyalanması ve takibi işlemleri.

.

—Okulumuzda bulunan fakir ve yardıma muhtaç öğrencilerin tespit edilmesi ve sınıf ve şube bazında listelerinin hazırlanması.

—Okulumuzda Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfından yardım alan öğrencilerin (Şartlı Nakil Transferi) kayıtlarının düzenli tutulması.

— Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfından Yardım alan öğrencilere ait aylık devam devamsızlık durumlarının rapor halinde Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı Müdürlüğüne bildirilmesi.

— Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfından Yardım alan öğrencilere ait yarıyıl ve yılsonu başarı başarısızlık durumlarının rapor halinde Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı Müdürlüğüne bildirilmesi.

—Çeşitli kaynaklardan gelen yardım malzemelerinin ihtiyaç sahibi öğrencilere okul rehber öğretmeni ile birlikte koordineli bir şekilde dağıtılması ile ilgili iş ve işlemler.

—Okulumuz yönetici, öğretmen ve personelleri arasında yardımlaşma ve dayanışmayı tesis edecek çalışmalar. (Düğün, nişan, doğum, ölüm, hastalık, vb durumlarda dayanışma ve yardımlaşma çalışmaları

.

—Okul meclisleri yönergesine göre seçim kurullarını kurulması ile ilgili iş ve işlemler.

-Sınıf temsilcilerinin seçiminin ve okul meclisi başkanlığı seçimini yapılması. ile ilgili iş ve işlemler.

—Meclis üyeleri arasında seçimle komisyonları kurmak, komisyon çalışmalarına ışık tutulmasının sağlanması.

-İki ayda bir meclis toplantısının yapılmasını sağlanması.

—Meclis kararlarını okul idaresine ve tüm öğrencilere duyurulması.

—Demokrasi kültürünü yerleştirilmesinin sağlanması

13- Okul Kütüphanesi düzenlenmesi ile ilgili iş ve İşlemler.

-Okul kütüphanesinin yönetmeliğine uygun olarak düzenlenmesi ve düzenli tutulması ile ilgili iş ve işlemler.

14-Okul kütüphanesinin imkânlar ölçüsünde açık bulundurulması ve öğrencilerimizin düzenli olarak faydalanmalarının sağlanması ile ilgili iş ve işlemler

 

Görev tanımındaki diğer işleri yapmak.

 

……………………………………..

Okul Müdürü

 


 

 

………………………. İLKÖĞRETİM OKULU

2012–2013 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI

İDARECİ GÖREV DAĞILIMI

 

 

……………………………….

MÜDÜR YARDIMCISI

.

—Anasınıflarına ait birinci yarıyıl ve ikinci yarıyıl Zümre Öğretmenler Kurulu toplantıları,

—Anasınıflarına ait sınıf veli toplantıları,

—Anasınıfları ünitelendirilmiş yıllık planların, günlük planların ve ders defterlerinin kontrol edilmesi ve onaylanması.

—Anasınıflarının her türlü sene içi, yarıyıl ve yıl sonu iş ve işlemleri.

-Okul Aile Birliği genel kurul toplantısının yapılması, yönetim ve denetim kurullarının çalışmalarının organize edilmesine ait iş ve işlemler.

-Okul Aile Birliği Yönetim Kurulu kararlarının öğrenci velilerine, öğretmenlere ve öğrencilere bildirilmesi ve okul içerisindeki çalışmalarının koordine edilmesi ile ilgili iş ve işlemler.(Duyurular, sosyal çalışma ve etkinlikler, muhasip üye ile birlikte bağış ve aidatların toplanması vb)

-Okul Aile Birliği Yönetim Kurulu ile birlikte yıllık tahmini bütçenin ve yıl sonu mali raporun hazırlanması, gelir ve gider raporlarının üçer aylık aralıklarla herkesin görebileceği bir yerde ilan edilmesi.

-Okul Aile Birliğine ait (hizmet alımı ve satın alma işlerine her türlü kararların, etkinlik ve çalışmaların)  dosya ve evrakların usulüne uygun olarak tutulması ile ilgili iş ve işlemler

—Öğretmenler kurulunca seçilen Okul Rehberlik Hizmetleri Yürütme Kuruluna başkanlık edilmesi.

-Yeni öğretim yılında uygulanacak olan Rehberlik çerçeve programını, okul rehber öğretmeni ve  Rehberlik Hizmetleri Yürütme Kurulu Öğretmenleri ile birlikte oluşturulması, eğitim ve öğretim yılı  boyunca uygulanması.

—Okul Psikolojik Danışman ve Rehber Öğretmeni ile Öğrenci Kişilik Hizmetleri ve Sınıf Rehber Öğretmenlerinin çalışmalarının koordine ve kontrol edilmesi.

—Öğrenme güçlüğü çeken ve kaynaştırma eğitimine tabi olan öğrenciler ile ilgili olarak İl Rehberlik Araştırma Merkezi ile gerekli yazışmaların yapılması ve diğer iş ve işlemlerin yürütülmesi.

—Sosyal Etkinlikler Yönetmeliğinin amacı doğrultusunda uygulanması

-Sosyal Etkinlikler kuruluna başkanlık yapılması.

-Öğrenci kulüpleri ve çalışma esasları doğrultusunda çalışmaların yürütülmesi ilgili iş ve işlemler.

-Atatürk ve Türk büyükleri köşesinin temizliği bakımı ve kontrolünün yapılması.

-Milli Bayramlar, belirli gün ve haftaların çalışma takvimi doğrultusunda kutlanması ile ilgili iş ve işlemler.

-Her türlü gezilerin düzenlenmesi ilgili iş ve işlemler,

-Her türlü Yarışmalar düzenlenmesi ilgili iş ve işlemler,

-Beden eğitimi, izcilik, müzik ve halk oyunları çalışmaları düzenlenmesi ilgili iş ve işlemler,

-Her türlü yayınların çıkarılması çalışmaları ile ilgili iş ve işlemler,

-Her türlü gösteriler düzenlenmesi ile ilgili iş ve işlemler,

-Tiyatro çalışmaları ilgili iş ve işlemler,

-Defile, sergi ve kermes gibi çalışmalarla çeşitli etkinlikler düzenlenmesi ile ilgili iş ve işlemler.

-Yerel ve Ulusal basında okulumuzla ilgili çıkan haber ve resimlerin takibi ve dosyalanması

 

5. 1,8. Sınıfların iş ve işlemleri.

-Birinci yarıyıl, ikinci yarıyıl, yıl sonu ve yetiştirme kursu sonrası  Şube Öğretmenler Kurulu toplantıları ve işlemleri,

-Birinci yarıyıl ve ikinci yarıyıl Zümre Öğretmenler Kurulu toplantıları,

-Sınıflara ait sınıf veli toplantıları,

-Ünitelendirilmiş yıllık planların, günlük planların ve ders defterlerinin kontrol edilmesi ve onaylanması.

-1-8. Sınıfların her türlü yarıyıl ve yıl sonu iş ve işlemleri.

-Okul Aile Birliği Yönetim Kurulunca alınmasına karar verilen, her türlü mal ve hizmetin satın alımını komisyon marifetiyle gerçekleştirilmesi.

-Satın aldığı her türlü mal ve hizmeti onay için Muayene ve Teslim Alma Komisyonuna sunulması.

-Satın aldığı her türlü mal ve hizmete ait fatura ve belgeleri satın alma komisyonu üyelerine onaylatılması, ilgili belgelerin Okul Aile Birliği iş ve işlemlerini yürüten müdür yardımcısına teslim edilmesi.

Öğrenci Davranışları Değerlendirme Kurulu çalışmaları ile ilgili İş ve İşlemler.

-Öğrenci Davranışlarını Değerlendirme Kuruluna ait defter ve dosyaları usulüne uygun şekilde tutmak ve düzenlemek.

-Öğrenci Davranışlarını Değerlendirme Kuruluna başkanlık etmek.

-Öğretmen ve Öğrenci Nöbet İşlerini düzenlenmesi ve takibinin yapılması.

-Çeşitli tatbikatları yaptırılması.(Yangın, deprem, zehirli gaz vb. tatbikatları.)

-Yangın tüplerinin ve ilgili koruma  malzemelerinin  daima hazır bulundurulması ile ilgili iş ve işlemler.

-Yangın Ekiplerinin kurulması ve çalışmalarının takibi ile ilgili iş ve işlemler.

- Kurumun sivil savunma planını hazırlanması.

-Elektrik, su tesisatının ve yangın hortumlarının kontrollerini yaptırılması ile ilgili iş ve işlemler.

-Hırsızlık olaylarına ve sabotaja karşı gerekli önlemlerin alınması ile ilgili iş ve işlemler. Vb konular.

-Elektrik ,su tasarrufu ve temizlik konuları ile ilgili yazıların hazırlanması ve bu konuda öğrencilere rehberlik çalışmaları.

-İlk yardım dolaplarının tanzimi, donatılması ve temizliği ile ilgili işlemler.

-Okulumuz yönetici, öğretmen ve personellerinin adres, telefon bilgilerini kayıt altına alınması ile ilgili iş ve işlemler

.

-Kantinde satılan her türlü yiyecek ve içeceklerin satış fiyatlarının, son kullanım tarihlerinin, kalitelerinin, ambalaj ve paketlemelerinin komisyon marifetiyle kontrol edilmesi ile ilgili iş ve işlemler.

-Kantin görevlilerinin sağlık karneleri ve periyodik sağlık kontrollerinin denetimi ile ilgili iş ve işlemler.

-Okul kantinin ayda bir periyodik olarak denetlenmesi ve aylık denetim raporlarının düzenlenmesi, okul müdürüne onaylatılması

-Öğretmen ve personellerin özlük haklarının ve işlerinin takip edilmesi.(maaş, ek ders, tedavi, yolluk, harcırah, sınav ücretleri, derece ve kademe terfi, vb.)

-Usta öğretici ve sözleşmeli personellerin sigorta iş ve işlemlerini takip etmek

.

-Yıl içerirsinde yapılacak her türlü Başarı Değerlendirme ve Deneme Sınavları gerçekleştirilmesine ait iş ve işlemler

-Başarı Değerlendirme ve Deneme Sınavları gerçekleştirilmesinde binanın ve salonların sınav düzenine hazırlanması.

 

12. Öğrenci Servisleri ile ilgili İş ve İşlemler.

-Okul Servis Araçlarının Okul Servis Araçları Yönetmeliği esaslarına göre çalışmalarının periyodik olarak kontrol edilmesi ile ilgili iş ve işlemler.

-Tüm servis araçlarının plakalarının, sürücülerinin ve telefon numaralarının,  taşıdıkları öğrenci listelerinin ve sayılarının kayıt altına alınması, dosyalanması ile ilgili iş ve işlemler

 

13 . Görev alanı ile ilgili iş ve işlemler.

-Kendi  görev alanlarıyla ilgili havale edilen resmi yazıların konusuna  göre hareket etmeleri, bu konuda öğretmen ve öğrencilere gerekli yazıların duyurusunu yapılması, bilgi ve veri toplanması, yazıyla alakalı olarak memurlar aracılığı ile cevap hazırlatılması ve cevaplı yazılara mutlaka ilgili memur ve müdür yardımcılarınca  paraf edilmesi gibi çalışmaların yürütülmesi..

 

14. Toplam Kalite Yönetimi ve Okul Gelişim ve Yönetim Ekibi Çalışmaları.

-Toplam kalite yönergesine göre ekip ve komisyonları kurulması ile ilgili iş ve işlemler

-Çalışma raporlarının hazırlanması

 

Okul Müdürünün vereceği diğer işler

1-Müdür olmadığı zamanlarda müdürlüğe vekâlet etmek

2- Temizlik işlerine takip etmek.

3-Hizmetlilerin kontrolü

 

 

……………………………

Okul Müdürü

 

 

…………………………………….


 

Memur,

ı) Uygulama sınıfı ve ana sınıfında, yukarıda sayılan görevleri bağlı bulunduğu okulun memuru yerine getirir.

Demirbaş İş ve İşlemleri.

—Satın alma komisyonunca alınan veya ayni bağış yoluyla temin edilen demirbaş malzemelerin ayniyat makbuzunun kesilmesi, demirbaş defterine kaydının gerçekleştirilmesi.-Demirbaşların korunması ve kullanılmasından sorumlu olunması.

—Düşümü onaylanan demirbaş malzemelerin “Demirbaş Defterinin” ilgili bölümüne işlenmesi.

—Bölüm demirbaş listelerinin hazırlanarak ilgili bölüme asılması.

—Demirbaş giriş çıkışlarının takibi

— Taşınır mal yönetmeliğine uygun olarak her türlü iş ve işlemin takibi.

j- Sözleşmeli ve sigortalı çalışan personelin iş ve işlemleri

g- Derece kademe Terfileri

k-Personel Özlük hakları ve muhasebe işlemleri

 

 

………………………………..

Okul Müdürü

…………………………………… İLKÖĞRETİM OKULU

2012-2013EĞİTİM ÖĞRETİM YILI

YARDIMCI PERSONELİN GÖREV DAĞILIMLARI

………………………………..

Güvenlik

1-Sabah saat en geç 07.00 de  (A)  kapısında görev başında olur.

2-Okulun giriş ve çıkış saatlerini kontrol ederek öğrencilerin okulun bahçesine ve okula güvenli ve düzenli bir şekilde giriş çıkışlarını takip eder.

3-Velilerin giriş çıkışlarını kontrol eder velilerin kimle görüşeceğini öğrenerek ilgiliyi bilgilendirerek içeri alır.

4-Seyyar satıcı, pazarlamacı ve okulla ilgisi olmayanları okul içerisine sokmaz.

5-Göreve başlamasından görevi bitirene kadar okulun tüm birimlerini gezip gözetlemek zorundadır.

6-Okul içerisinde görülen olumsuzluklara anında müdahale eder. Problemi okul idaresine haber vererek çözmeye çalışır. Güvenlik görevlilerine haber vermesi durumunda kendisine verilmiş olan telefonlara (karakol ve okulumuzdan sorumlu sivil polis ekiplerinin telefonları) bildirir.

7-Gün içerisinde okulun resmi işlerinde evrak takibi için diğer resmi kurumlara gönderildiğinde verilen görevi zamanında yerine getirir.

8-Okulu izinsiz terk etmez, terk etmek zorunda kaldığı zaman Okul Müdüründen veya Müdür Yardımcısından izin alır.

9-Bütün görevi boyunca insan ilişkilerinde saygıyı ve güler yüzü eksik etmez.

10-Görevini öğrencilerin dağılmasından yarım saat sonra bitirir.

11-Okulun sabah eğitim öğretime temiz bir şekilde başlaması için gerekli düzenlemeyi yapar.

12-Soğuk günlerde sabah erken saatte kat kaloriferini çalıştırır

………………………………

hizmetli

1-Sabah saat en geç 09.00 da görev başında olur.

2-Müdür odası, Müdür Yardımcısı odası, Erkek öğrenci tuvaletleri, (mutfak, Anasınıfı, Öğretmenler odası dışındaki) okulun zemin ve bodrum katındaki tüm birimleri ile bahçenin tertip düzen ve temizliğinden sorumludur.

3- 12;20–12;40 arasında sorumlu olduğu birimlerin yüzeysel temizliğini ve paspasını yapar, pencereleri açar sınıfları havalandırır,çöpleri boşaltır. Bu zaman içerisinde diğer işlerle meşgul olmaz

4- Göreve başlamasından görevi bitirene kadar sorumlu olduğu birimleri gezip gözetlemek zorundadır.

5- Okul içerisinde görülen olumsuzluklara anında müdahale eder. Problemi okul idaresine haber vererek çözmeye çalışır. Güvenlik görevlilerine haber vermesi durumunda kendisine verilmiş olan telefonlara (karakol ve okulumuzdan sorumlu sivil polis ekiplerinin telefonları) bildirir.

6- Gün içerisinde okulun resmi işlerinde evrak takibi için diğer resmi kurumlara gönderildiğinde verilen görevi zamanında yerine getirir.

7- Bütün görevi boyunca insan ilişkilerinde saygıyı ve güler yüzü eksik etmez.

8-Her teneffüsten sonra erkek öğrenci wc ve lavabolarının temizliğini kontrol temizler görülen aksaklıklara müdahale eder düzeltir olmazsa idareye haber veririr.

9-Okulu izinsiz terk etmez, terk etmek zorunda kaldığı zaman Okul Müdüründen veya Müdür Yardımcısından izin alır.

10- Sorumlu olduğu birimlerde kendisinden temizlik konusunda talebi olan öğretmenlerin taleplerini yerine getirir.

11-Akşam temizliğini yaptıktan sonra son kontrolleri yapar, okulun kilitlenmesi gerekli olan ve anahtarları kendisinde bulunan tüm birimlerini sağlam ve güvenli bir şekilde kapatır, okul  kaloriferinin son kontrolünü yaparak kapatır ve okuldan ayrılır.

……………………………….

Hizmetli

1-Sabah saat en geç 07.20 da görev başında olur.

2-Müdür odası, Müdür Yardımcısı odası, kız öğrenci tuvaletleri, mutfak, anasınıfı ve öğretmenler odasının tertip, düzen ve temizliğinden sorumludur.

3- 12,20–12,35 arasında sorumlu olduğu birimlerin yüzeysel temizliğini ve paspasını yapar, çöpleri boşaltır. Bu zaman içerisinde çay servisi vb. diğer işlerle meşgul olmaz

4- Her teneffüsten sonra kız öğrenci wc ve lavabolarının temizliğini kontrol eder.

5-Sorumlu olduğu birimlerde kendisinden temizlik konusunda talebi olan öğretmenlerin taleplerini yerine getirir.

6-Okul Müdürü tarafından kendisine bildirilen teneffüslerde öğretmenler için çay hazırlar ve öğretmenler odasına bırakır.

7-Anasınıfı öğrencilerinin beslenme saatlerinde kendisine verilen menüyü hazırlar ve anasınıfına bırakır.

8- Göreve başlamasından görevi bitirene kadar sorumlu olduğu birimleri gezip gözetlemek zorundadır.

9- Okul içerisinde görülen olumsuzluklara anında müdahale eder. Problemi okul idaresine haber vererek çözmeye çalışır. Güvenlik görevlilerine haber vermesi durumunda kendisine verilmiş olan telefonlara (karakol ve okulumuzdan sorumlu sivil polis ekiplerinin telefonları) bildirir.

10- Gün içerisinde okulun resmi işlerinde evrak takibi için diğer resmi kurumlara gönderildiğinde verilen görevi zamanında yerine getirir.

11- Bütün görevi boyunca insan ilişkilerinde saygıyı ve güler yüzü eksik etmez.

12- Okulu izinsiz terk etmez, terk etmek zorunda kaldığı zaman Okul Müdüründen veya Müdür Yardımcısından izin alır.

13- Akşam temizliğini yaptıktan sonra son kontrolleri yapar, okulun kilitlenmesi gerekli olan ve anahtarları kendisinde bulunan tüm birimlerini sağlam ve güvenli bir şekilde kapatıp kilitleyerek okuldan ayrılır.

Bütün yardımcı personel yukarıda yazılı olmayan ancak okul yönetimi tarafından mevzuata uygun olarak verilen görevleri yapmak zorundadırlar.

İşbu görev dağılımı tebellüğ edilmiştir.24.09.2009

Tebliğ Eden

……………………………

Okul Müdürü

Tebellüğ Eden

…………………..                         ………………………………..  ……………………………

Yardımcı Personel                              Yardımcı Personel                       Yardımcı Personel

 

 


 

 

HALK EĞİTİM MERKEZİ MÜDÜRLÜĞÜ

Müdür yardımcıları görev dağılımı

Sayı:

Konu:

Sıra

No

……………………………………………….

Müdür Yardımcısı

………………………………………………………

Müdür Yardımcısı

1 Merkez dışında açılan tüm kurslar Sendikalar ile ilgili işlemler
2 Konferans ve diğer salon işlemleri Eğitimde iyi örnekler ile projeler
3 Satın alma muhasebe ve tahakkuk (huzur hakkı) Kalite kontrol komisyon başkanlığı
4 Sayım kurulu ile değer tespit komisyonu başkanlığı yapmak Açık öğretim iş ve işlemleri ile kitap dağıtımı
5 Her türlü dernek ve vakıf çalışmaları ve çay ocağı takibi Kütüphane yayın bülten dergi çalışmaları ile resim müzik bilim sanatla iş ve işlemler
6 Öğretim yılı açılış ve kapanış işlemleri HEMFEST iş ve işlemleri ile yılsonu genel sergisi yılsonu sertifika törenleri
7 Bahçe otopark işlemleri Okullar hayat olsun proje ve çalışmaları
8 Fatih belediyesi işbirliği kurslarının tamamı Değerler eğitimi çalışmaları
9 Hizmet satın alınması usulü ile çalıştırılacak personelin tüm iş ve işlemleri takibi Yaygın eğiti dışında mesleki eğitim ile ilgili ş ve işlemler
10 Okul aile birliği ve tefbis Çevre ve sağlık organizasyonları ile spor organizasyonları uygulamaları ve gezi çalışmaları
11 8 Ekim dünya okuma yazma günü kutlaması Ar-Ge çalışmaları
12 Öğretmen görevlerinin tanzimi ve takibi Hizmet içi eğitim iş ve işlemleri
13 Uhdesine verilmiş personelin görev dağıtımı izin ve diğer kurumunu takip etmek Uhdesine verilmiş personelin görev dağıtımı izin ve diğer kurumunu takip etmek
14 Kurum müdürünün vereceği diğer görevleri yapmak Kurum müdürünün vereceği diğer görevleri yapmak
15 Planlanan şekilde nöbet görevi yapmak Planlanan şekilde nöbet görevi yapmak
Sorumlu olduğu personel    

……………………………………………………

Müdür Yardımcısı

……………………………………………………………

Müdür Yardımcısı

AB Projeleri le ilgili işlemler Okuma yazma l. Ve ll. Kadem sınav işlemleri
Norm kadro ile ilgili işlemler Sivil savunma iş ve işlemleri
Personelin özlük iş ve işlemleri ile pasaport talepleri yardım toplama ve paso işlemleri Demirbaş iş ve işlemleri
Açık öğretim iş ve işlemleri ile kitap dağıtımı Açık öğretim iş ve işlemleri ile kitap dağıtımı
Örgün ve yaygın eğitim öğrencilerine kurs açılması ve takibi İhale komisyonu başkanlığı
Basın ile bilgi edinme yasası uygulamaları teftiş disiplin ve mahkeme –Cumhuriyet savcılığı ile özürlülerin yazışmaları ve takibi şartlı tahliye işlemlerinin takibi Deprem afet Yangım güvenlik işlemleri takibi
24 Kasım öğretmenler günü İstanbul un fethi ve kurtuluş günü Yatırım tesisler ile bina ve arsa işleri
Stratejik planlama (TKY dâhil) İstanbul MEM ile Bakanlık hayat boyu öğrenme bölümünün merkezde yapacağı tüm faaliyetler
Muayene ve kabul komisyonu başkanlığı

Dünya kadınlar günü kutlaması

21 Mart nevruz kutlamaları

Kursların yıllık plan ve sınav evraklarının verilmesi alınması takibi ve arşivlenmesi Resmi ve dini bayramların kutlanması törenleri
Yaygın eğitim yönetmeliğine göre yapılacak sınav hizmetleri MEMBİS –KURUM Net evrak takibi ve kayıtları ile ilgili arşiv ve posta işleri
Merkez hayatboyu planlama komisyonu toplantısı ve raporun hazırlanması Müdür yardımcısı ve öğretmen nöbetlerinin tanzimi takibi ile öğretmenler kurulu defterinin tutulması
Uhdesine verilmiş personelin görev dağıtımı izin ve diğer kurumunu takip etmek Uhdesine verilmiş personelin görev dağıtımı izin ve diğer kurumunu takip etmek
Kurum müdürünün vereceği diğer görevleri yapmak Kurum müdürünün vereceği diğer görevleri yapmak
Planlanan şekilde nöbet görevi yapmak Planlanan şekilde nöbet görevi yapmak
   

 

Yukarıda belirtilen görevlerin yapılmasında: Birlikte çalışmak –kurum kültür ile yardımlaşma esas prensibimizdir.

1-İşlerin yürümesinde süratli –verimli çalışma ortamını sağlamak için;

                a-………………………………….. ile …………………………………

                b-……………………………..ile ……………………………………..  Eşdeğer görev olarak birbirlerinin yerine öncelikle bakacaklardır.

2-a ve b deki durumun dışında kurumda tek müdür yardımcısı var ise (o gün) tek müdür yardımcısı işlerin tümüne bakacaklardır.

3-Müdür yardımcıları tüm personelin yapacağı işleri paylaştırıp çalışmasını takibini ve önemine göre gereğini yapacaktır.

4-Nöbet işleri için mesai saatleri, akşam ve hafta sonu olarak ayrıca iş bölümü yapılıp uygulanacaktır.

5-İzinler (Öğretmenler hariç) ilişkilendirilen Md.Yard. veya eşdeğer müdür yardımcısı tarafından verilecek yada takibi yapılacaktır.

6-Tüm iş ve işlemlerde öncelikli mevzuat uygulanacak Özlük hakları kurumun iş durumuna göre tüm çalışanlara kullandırılacaktır.

7-Merkez Müdürü, gereği yapıldıktan sonra en kısa zamanda bilgilendirilecektir.

Bilgilerinizi ve gereğini önemle rica ederim

İLKÖĞRETİM OKULU YÖNETİCİLERİNİN TEFTİŞİNDE

GÖZLENEN DAVRANIŞLAR          

A-KURUMUN FİZİKİ DURUMU : ( 15 )

İlköğretim Kurumları Yönetmeliği’ni ve kurum mevzuatını temin etmesi/ * Daha önce yapılan rehberliğe uygun çalışması.

Teftiş raporundaki önerileri ilgili kurullarda değerlendirip yerine getirmesi.

Okul tapusunu temin etmesi/ * Kurum binalarının, elektrik, su, ısıtma tesisatının tamir ve bakımını yaptırması/ * Elektrik tesisat planını panonun yanına asması.

Bahçeye ihata duvarı yaptırması/ * Ağaçlandırması/ * Uygulama bahçesi ve Spor tesisleri hazırlaması.

Okul koridorunu mevzuata uygun düzenlemesi/ * Okul tarihçesi ve Duvar gazetesini hazırlaması/

* Okul mührünü yaptırması.

Atatürk köşesini, Türk Büyükleri köşesini, Yangın köşesini hazırlaması/ * Öğretmen çalışma odası ve öğrenci kulübü odaları’nı hazırlaması/ * Rehberlik servisi, Bilişim Teknolojileri dersliği açması.

Okul tabelasını ve bölüm levhalarını yazdırması/ * Kat yerleşim planlarını asması/ * Sınıflar, idare odaları ve büroları kullanım amacına uygun donatması.

Okul ve sınıf kitaplıklarını oluşturması, geliştirmesi, kayıt defterlerini tutturması/ * İlgi-etkinlik köşelerini hazırlatması/ * Bölümlerin temizliğini sağlaması.

Ders araç-gereçlerini temin etmesi/ * Laboratuar, atölye, işlik ve araç odasını düzenlemesi/ * Ecza dolabını temin etmesi, malzeme ile donatması.

Türk Bayrağını saklaması/ * Bayrağı bakımlı ve temiz olarak çekili bulundurması.

Sivil savunma tedbirlerini alması/ * Sivil savunmaya ve sigara yasağına ait levhaları koridor ve bürolara asması/ * Yangın ve afetlerle ilgili tatbikatlar yaptırması.

Öğrenci ve personelin kılık-kıyafet uygunluğunu sağlaması.

Lojmanları usulüne uygun tahsis etmesi.

Yatılı okulda pansiyonla ilgili birimleri düzenlemesi, işlemleri yürütmesi (Y.İ.B.O. ve P.İ.O. denetim formuna göre)

B-EĞİTİM-ÖĞRETİM VE DEĞERLENDİRME : ( 40 )

İş takvimi ve yıllık çalışma programını hazırlayıp uygulaması /* Haftalık ders programını hazırlaması/ * Ders dağıtım çizelgesini doldurması.

Öğretmenler kurulunda okulun işleyişi ile ilgili tüm konuları ele alması, alınan kararları uygulaması / * Öğretmenler kurulu karar defterini yazması / * Tutanakları dosyalaması.

Maaş karşılığı 6 saat derse girmesi / * Dersinin yeni programlarını edinmesi / * Ünitelendirilmiş Yıllık ve ders planlarını hazırlaması /* Ders ve etütleri zamanında yaptırması.

Gerekiyorsa dersinde sınıf seviye tespiti yapması / * Planlarını sınıfta uygulaması.

Sınıf ders defterini detaylı yazması / * Öğretmenleri bu konuda eğitmesi.

Zümre öğretmenlerine Ünitelendirilmiş yıllık planlarını birlikte hazırlatması / * Planların birer örneğini dosyalaması / * Gezi ve deney planlarını yaptırması.

Zümre ve şube öğretmenler kurullarını usulüne uygun yaptırması, alınan kararları uygulatması /

* Zümre öğretmenler kurulu tutanaklarının birer suretini alması / * Şube öğretmenler kurulu karar defterini tutması.

Sınavlar, öğrencileri değerlendirme ile ilgili işlerde rehberlikte bulunması / * Sınav cevap anahtarlarını ve değerlendirme ölçeklerini düzenletmesi / * Proje ve performans görevlerini usulüne uygun verdirtmesi /

* Başarılı öğrencileri ödüllendirmesi.

Öğrenci başarısızlığının nedenlerini araştırması, giderilmesi için gerekli tedbirleri alması / * 1.dönem boş geçen derslerin doldurulması için girişimlerde bulunması.

Rehberlik ve Psikolojik Danışma Servisini kurması / * Yıllık rehberlik planlarını sınıflar düzeyinde ve yöneltme etkinliklerine göre hazırlatması / * Rehberlik dosyası ve gözlem raporlarını tutturması.

Öğrencilere, okul kuralları ve eşyaları temiz ve tasarruflu kullanma eğitimini verdirtmesi.

Öğrenci gelişim dosyalarını e-okulda ana sınıfından itibaren doldurtması / * Öğrenci haklarını koruması.

Öğrenci kulüplerini kurması / * Belirli gün ve haftaları kulüplere dağıtması / * Kulüp rehber öğretmenlerini seçtirmesi / * Kulüp çalışma programlarını onaylayıp uygulatması.

Sportif, izcilik, sosyal, kültürel çalışmaları, ders dışı etkinlikleri planlaması / * Törenleri yürütmesi ve tören dosyasını tutması.

Okul öncesi ( Anasınıfı ) çocuklar için sınıf açması ve velileri katılıma yönlendirmesi.

Özel eğitim gerektiren çocuklar için kaynaştırma çalışmalarını yaptırması / * Sağlık engeli olan öğrencilerin durumlarını takip etmesi.

Öğrenci davranışlarını değerlendirme kurullarını kurması / * Ödüllendirilecek davranışları, öğrencilerden beklenen ve öğrencilerin kaçınması gereken davranışları öğrencilere duyurup kavratması / * Öğrencilerin olumsuz davranışlarını usulüne göre değerlendirerek yaptırım uygulaması.

Öğrenci yöneltme işlemlerini yapıp gözlem ve yöneltme öneri formlarını düzenletmesi.

C-BÜRO İŞLERİ : ( 15 )

Yönetmeliğin Ek: 14. Maddesindeki defter ve dosyaları temin etmesi / * Brifing dosyasını hazırlaması.

Yazıları usulüne uygun kaydetmesi / * Personele imza karşılığı duyurması / * Desimal sisteme göre dosyalaması / * Sürekli yazıları devamlı saklaması.

Arşivleme çalışmalarını usulüne uygun yürütmesi / * Arşivin düzen ve temizliğini sağlaması / * Gizli yazı dosyasını tutması.

Öğrenci kayıtlarını zamanında ve usulüne göre yapması.

Öğrenci devam takip işlerini yürütmesi / * Devamsızlıkları e-okula işlemesi/ * İstatistik işlerini yapması, dosyalaması.

Öğrenci nakil, kayıt silme işlemlerini yapması / * Diğer belgeleri düzenlemesi / * Nakil durumunu ve öğrenciye verilen belgeleri sınıf geçme defterlerine işlemesi.

Personel arasında iyi bir görev dağılımı yapması ve ilgililere yazılı olarak tebliğ etmesi / * Sicil raporlarını tarafsız ve gerçeğe uygun doldurması.

Taşınır mal ve taşıtları temin edip koruması / * Sayım kurulunu kurması.

Taşınır mal devir-teslim, sayım ve düşüm işlemlerini yapması / * Tutanakları dosyalaması /

* Eşyalara numaralarını yazması.

10-          Oda ve bölümlere Dayanıklı taşınırlar listelerini asması / * Tüketim malzemeleri, Dayanıklı taşınırlar, Müze ve Kütüphane defterlerini tutması.

11-          Hesap (maaş, ücret, ek ders, ödemeler) işlerini yürütmesi / * Bütçe, ödenek, ihale, ambar ve döner.sermaye işlerini yapması.

12-          Nöbet işlerini (öğretmen, personel, öğrenci) usulüne uygun yürütmesi / * Nöbet..defterini tutması, talimatını hazırlaması.

13-          Personel izin, devam-devamsızlık defterlerini işlemesi / * Özlük .dosyalarını tutması /

* Başlama-.ayrılma, özlük hakları ve disiplin işlerini yürütmesi.

14-          Beslenme ilkelerine uygun aylık-haftalık yemek listelerini hazırlaması.

15-          Servis araçları ve taşımalı öğrencilerle ilgili beslenme, taşınma ve güvenlik işlemlerini yürütmesi.

D-YÖNETİM VE ÇEVRE İLİŞKİLERİ: ( 15 )

Personel arasında iş birliği sağlaması/ * Demokratik, sevgi-saygıya dayalı, iyi bir çalışma ortamı oluşturması.

Mevzuat değişikliklerini izlemesi/ * Mevzuat defteri tutması.

Programları, kaynak kitapları edinmesi ve personele kullandırması.

Eğitim-öğretim ve yönetim kalitesini artırmak için araştırmalar yapması.

Müdür yardımcıları, öğretmenler ve diğer personeli izleme, geliştirme ve değerlendirmesi / * Her dönem en az bir defa derslerine girmesi / * Denetim defteri (personelin çalışmalarını izleme defteri) tutması.

Çevreye, arkadaşlarına, personele her bakımdan iyi örnek olması.

Çevre incelemelerini derslerde kaynak olarak kullanılacak şekilde hazırlatıp kullandırması / * Çevreyi tanıma ve koruması.

Kurumu çevreye açması, çevrenin kurumdan faydalanmasını sağlaması / * Okulu çevresinin kültür ve eğitim merkezi yapması.

Bulaşıcı hastalıklara karşı önlem alması / * Öğrenci sağlık taramalarını yaptırması.

Stajyer öğretmenlere rehber tayin etmesi / * Çalışma programı verme ve yardımda bulunması.

İdareci olarak üstlendiği görevlerini yasa, yönetmelik, yönerge ve emirlere uygun yapması.

Sene sonunda; sınav evrakını, not çizelgelerini, sınıf ders defterlerini, kitaplık kayıt defterlerini, Öğrenci kulüp dosyalarını, rehberlik dosyalarını, gözlem formlarını öğretmenlerden imza karşılığı teslim alması.

E-KENDİNİ YETİŞTİRME: ( 15 )

Eğitim ve öğretim etkinliklerini okulun, öğrencinin, personelin ve çevrenin ihtiyaçlarına göre belirlemesi / * Çevre imkanlarından eğitim için yararlanması.

Anne-Babaların eğitimi için çaba sarf etmesi / * Ana sınıfı ücretlerini toplaması, defterini tutturması.

Okulu için misyon geliştirmesi / * okul gelişim yönetim ekibini kurması, okul geliştirme plan ve programını hazırlayıp uygulaması.

Üniversiteler, yerel yönetimler, özel-kamu kuruluşları, sivil toplum örgütleri ile iyi ilişki kurması.

Okul aile birliği kurması / * Uyumlu çalıştırması / * Defterlerini tutturması.

Kantin ve kooperatif kurması / * verimli çalıştırması / * Defterlerini tutturması.

İsrafı önlemesi.

Veli toplantılarını zamanında ve ortak gündemle yaptırması / * Tutanaklarını düzenletmesi /

* Velilerle iş birliği sağlaması.

Kendini yetiştirmesi / * Çağdaş yönetim yaklaşımlarını izlemesi / * Teknolojik gelişmelerden yararlanması.

Görevinin gerektirdiği kurallara uyması / * Bilgi, kabiliyet, ast-üst ilişkileri bakımından yeterli olması.

Okul müdürü ders denetim kılavuzu

 

Sınıf Öğretmenlerinin Ders Teftişlerinde İstenecek Belgeler;

1) 2)Kılavuz kitabı olmayan derslerin ders planları,

2) 3)Zümre öğretmenler kurulu toplantı tutanakları,

3) 4)4.sınıflarda şube öğretmenler kurulu toplantı tutanakları,

4) 6)4. sınıflarda sınav kâğıtları(Soru tutanağı, cevap anahtarı ve not baremleri ile birlikte),

5) 7)4.sınıflarda deney raporları,

6) 8)Sosyal kulüp ve egzersiz çalışmalarına ait defter ve dosyalar,

7) 9)Rehberlik ve öğrenciyi tanıma ile ilgili çalışmalara ait defter ve dosyalar(Uygulanan test ve anketler, değerlendirme tablo ve raporları, öğrenci tanıma fişleri, veli görüşme defteri, Bireysel Eğitim Programları),

8) 8)Veli toplantı tutanakları,

9) 9)Çevre inceleme raporu,

10) 10)Sınıf kitaplığında bulunan kitapların listesi,

11) 11)Kitaplık kullanım defteri,

12) 12)Derslerde kazandırılacak kazanımlarla ilgili ölçme ve değerlendirme tabloları,

13) 13)Öğrenci ürün dosyaları,

14) 14)Proje ödevi ve performans görevi ile ilgili belgeler,

15) 15)Etkinlik köşelerine asılan yazı ve resimlerle ilgili dokümanlar dosyası(Törenler, belirli gün ve haftalarla ilgili çalışmalara ait dokümanlar, Öğrenme alanları ve temalarla ilgili yapılan çalışmalara ait dokümanlar) tutulur.

16) Yetiştirme kurs planları

17) Yetiştirme kursları sınav soru ve cevap anahtarları

18) 18-Katıldığınız yarışmalar ve katılan öğrencilerin listesi

Dersliklerde sürekli bulunması gereken araç ve gereçler;

-Türk Bayrağı, Atatürk Portresi, İstiklal Marşı ve Gençliğe Hitabe levhaları, Öğrenci Andı, Türkiye Siyası ve İlimiz Haritaları, Sınıf Kitaplık Dolabı, Öğretmen Kürsüsü, yeteri kadar Öğrenci Sıra ve Masası.

-Etkinlik köşeleri(Atatürk Köşesi, Grafikler Köşesi, Resim ve Yazı Köşeleri, 4.ve 5. sınıflarda Tarih, 1.2. ve 3.sınıflarda Mevsim Şeridi)

-Dersliklerde bulunan Taşınır Malların onaylı listesi,

-Anasınıfında; evcilik, fen ve doğa, sanat, blok, kitap, müzik, kukla vb. köşeler bulunur.

Branş Öğretmenlerinin Ders Teftişlerinde İstenecek Belgeler;

1) 2)Kılavuz kitabı olmayan derslerin ders planları,

2) 3)Zümre öğretmenler kurulu toplantı tutanakları,

3) 4)Şube öğretmenler kurulu toplantı tutanakları,

4) 6)Sınav kâğıtları(Soru tutanağı, cevap anahtarı ve not baremleri ile birlikte),

5) 7)Fen ve Teknoloji dersinde yapılan deneylere ilişkin deney raporları,

6) 8)Sosyal kulüp ve egzersiz çalışmalarına ait defter ve dosyalar,

7) 9)Rehberlik ve öğrenciyi tanıma ile ilgili çalışmalara ait defter ve dosyalar(Uygulanan test ve anketler, öğrenci tanıma fişleri, veli görüşme defteri, proje ödevi ve ürün dosyası hazırlayacak olan öğrencilerin listesi),

8) 10)Veli toplantı tutanakları,

9) 11)Çevre inceleme raporu,

10) 12)Sınıf kitaplığında bulunan kitapların listesi,

11) 13)Kitaplık kullanım defteri,

12) 14)Mevzuat tarama fihristi,

13) 15)Derslerde kazandırılacak kazanımlarla ilgili ölçme ve değerlendirme tabloları,

14) 16)Öğrenci ürün dosyaları,

15) 17)Proje ödevleri sunum programı,

16) 18)Etkinlik köşelerine asılan yazı ve resimlerle ilgili dokümanlar dosyası tutulur.

17) 19) Yetiştirme kurs planları

18) 20) Yetiştirme kursları sınav soru ve cevap anahtarları

19) 21-Katıldığınız yarışmalar ve katılan öğrencilerin listesi

Dersliklerde sürekli bulunması gereken araç ve gereçler;

-Türk Bayrağı, Atatürk Portresi, İstiklal Marşı ve Gençliğe Hitabe levhaları, Öğrenci Andı, Türkiye Siyası ve İlimiz Haritaları, Sınıf Kitaplık Dolabı, Öğretmen Kürsüsü, yeteri kadar Öğrenci Sıra ve Masası.

-Etkinlik köşeleri(Atatürk Köşesi, Bilim ve Teknoloji, Resim ve Yazı Köşeleri, Tarih Şeridi)

-Dersliklerde bulunan Taşınır Malların onaylı listesi bulunur.

1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu’nun genel amaçlar ve temel ilkeleri doğrultusunda; Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı görev ve sorumluluklarını bilen, rekabet gücü yüksek, bilgi çağı insanını yetiştirmek eğitim-öğretimin asıl hedefi olup bu hedefin gerçekleştirilmesindeki önemli mihenk taşlarından birisi de öğretmendir.

1739 sayılı Kanun’un 43. maddesinde öğretmenlik, “Devletin eğitim, öğretim ve bununla ilgili yönetim görevlerini üzerine alan bir ihtisas mesleğidir. Öğretmenler bu görevlerini Türk Millî Eğitiminin amaçlarına ve temel ilkelerine uygun olarak ifa etmekle yükümlüdürler. Öğretmenlik mesleğine hazırlık, genel kültür, özel alan eğitimi ve pedagojik formasyon(biçimlenme) ile sağlanır.” şeklinde tanımlanmaktadır.

Gelişen ve değişen dünyada, emsalleriyle rekabet edebilecek insan gücünün yetiştirilmesinde baş mimar olarak kabul  edilen  öğretmenlerin, bu görevlerini tam olarak yerine getirebilmesi genel kültür, özel alan ve pedagojik formasyon bilgilerinin hizmet süresince geliştirilmesi ve yenilenmesiyle mümkündür. Öğretmenlerin kendilerine biçilen  bu misyonu gerçekleştirip gerçekleştiremediklerini, süreç içerisinde varsa hedeflerden sapmaları ve zorlukları belirleyerek, bunların giderilmesini sağlamak da ancak bilimsel ölçme yöntemleri ve denetimi ile mümkündür.

Öğretme-öğrenme sürecinde hedeflere ulaşılması, planlanan çalışmalar ile gerçekleştirilen faaliyetlerin birbirleriyle uyumluluğunu ve sapmalarını tespit ederek, giderilmesine ışık tutulması, öğretmenlerin karşılaştıkları mesleki problemlerde yardım ve rehberlikte bulunulması amacıyla üst yönetime görüş sunmak denetimin asıl görevi olup, bu görevin yerine getirilmesinde en önemli sorumluluk da okul müdürüne düşmektedir.

ÖĞRETMENİN DENETLENMESİ

Ders içi etkinlikler;

Okul Müdürü

· Öğretmenle birlikte dersin işleneceği mekâna gider; öğrencilerin tümünü görebileceği uygun bir yerde oturur/durur. Ders süresince öğretmen ve öğrencilerin dikkatini bozacak davranışlardan kaçınır. Öğretmen ve öğrencilere müdahale etmez; ders ortamının doğallığını korur. Gerekirse değerlendirmesine esas olmak üzere kısa notlar alır.

· Gerek gördüğünde; dersin sonuna doğru öğrencilerin bilgi düzeyini ölçücü sorular sorar ve ders sonunda gecikmeye meydan vermeden öğretmenle birlikte çıkar.

· Öğretmenin sınıf içi etkinlikleri izlenirken, denetimden sonra da öğretmenin aynı okulda görevine devam edeceği gerçeğinden hareketle görülen olumsuzluklarla ilgili olarak öğretmeni rencide edici konuşma, tutum ve davranışlardan kaçınır. İzlenen konularla ilgili olarak varsa gördüğü bireysel eksiklikleri müfettiş çalışma odasında paylaşır.

Diğer etkinlikler;

· Zümre toplantı tutanaklarını,

· Ünitelendirilmiş yıllık ve ders plânlarını,

· Yazılı sınav evrakını,

· Değerlendirilmiş performans ve proje ödevi örneklerini,

· Not çizelgelerini,

· Ders Dışı Eğitim çalışmalarını (egzersiz planı ve uygulamaları ile ilgili kayıtlar),

· Varsa sosyal etkinlik ve rehberlik çalışmalarına ilişkin belgeleri,

İnceleyip değerlendirir.

Zümre Toplantıları;

Okul Müdürü, zümre toplantılarının zamanında yapılıp yapılmadığına, öğretim yılı başındaki zümre toplantısında aşağıda yer alan gündem maddeleri ve bu gündem maddelerine ilişkin görüşme ve kararlara bakar. Öğretmenlerle yapacağı zümre toplantısı sırasında açıklamalarını bu gündem maddeleri çerçevesinde dile getirir. Ayrıca, öğretmenlerin sorularını mevzuat doğrultusunda cevaplandırır. Varsa alanla ilgili önerileri, gerekirse kendi görüşüyle birlikte bir üst yönetime sunar.

Gündem maddeleri

Öğretim yılı başında yapılan zümre toplantılarında:

1.Türk Millî Eğitiminin, okulun ve dersin genel ve özel amaçları ile öğrencilere kazandırılacak davranışların incelenmesi

2.Bir önceki öğretim yılında alınan zümre kararlarının ve ders başarısının değerlendirilmesi

3.Yeni öğretim yılında ulaşılması öngörülen hedeflerin belirlenmesi

4.Öğretim programının gözden geçirilmesi

5.Konuların özellik ve gereğine göre:

· Diğer zümrelerle işbirliği esaslarının,

· Okul ve çevredeki kaynak, araç-gereç ve materyalin,

· Yöntem ve tekniklerin,

· Yıllık ders saati sayısının konulara göre dağılımının belirlenmesi.

6.Ünitelendirilmiş yıllık planların hazırlanması

7.Ölçme ve değerlendirme esaslarının tespiti

8.Ortak sınavlarının yapılması ve okul, ilçe ve il bazında yapılan sınav sonuçlarının analizi

9.Ödev konularının tespit, takip ve değerlendirme esaslarının belirlenmesi

10.Ders planlarının hazırlanması

11.Başarısız öğrencilerin başarılarını artırmak için alınacak önlemlerin belirlenmesi

12.Sosyal etkinlik çalışmaları

13.Rehberlik servisi ve öğrenci velileri ile yapılacak işbirliği esaslarının gündeme alınıp alınmadığına bakılır.

(Zümre öğretmenler kurulu; okul, çevre ve dersin özelliğine göre yukarıdaki gündem maddelerine gerekli gördüklerini de eklemeli; maddelerle ilgili görüşme yapılırken, mevzuat hükümlerinin karar olarak yazılması yerine, uygulanabilir somut kararlar alınmalıdır. Örneğin; haftalık ders saati süresi iki olan bir dersten her dönem en az iki yazılı yapılması yönündeki yönetmelik hükmünün karar olarak yazılması yerine uygulama esaslarına yer verilmelidir.)

Gündem maddeleri incelenirken;

Türk Millî Eğitiminin, okulun ve dersin genel ve özel amaçları ile öğrencilere kazandırılacak davranışlar maddesi bağlamında;

· 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunun 2, 3 ve 28.maddelerinde yer alan amaç ve ilkelerin zümrece bir kez daha okunarak kanunla verilen sorumluluklara yer verilmesi,

· Okulun tabi olduğu yönetmelikle İ.K. Yönetmeliğinin 2. maddesinde yer alan amaçların ele alınması,

· Öğretim programından dersin genel ve özel amaçlarının okunarak çalışmaların buna göre yönlendirilmesi,

· Tüm karar ve etkinliklerle okulun ve öğretim programında yer alan amaçların 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunun 2. maddesinde yer alan amaçları gerçekleştirmede bir araç olduğunun, uygulamanın her aşamasında gözetilmesi,

Bir önceki öğretim yılında alınan zümre kararlarının değerlendirilmesinde;

· Bir önceki öğretim yılı başında konulan hedeflerin gerçekleştirilme durumu,

· Şubeler arasındaki başarı oranı,

· Karşılaştırmalı sınav sonuçlarının konu ve şubeler bazında sonuçları,

· OGS ve SBS sonuçlarının Türkiye, il ve türündeki okullara göre durumu, gibi hususların görüşülerek analizlerinin yapılması;

Yeni öğretim yılında ulaşılması öngörülen hedeflerin belirlenmesinde;

Bir önceki maddede ulaşılan verilere göre okul ve çevrenin imkânları da dikkate alınarak yeni hedeflerin belirlenmesi,

Öğretim programının gözden geçirilmesinde;

Bir önceki yıl karşılaşılan aksamalar ve ders kesim raporlarında belirtilen hususlar da gözetilerek öğretim programının irdelenmesi, varsa bu programın uygulanmasında ortaya çıkan zorluklar belirlenerek silsile yoluyla Talim ve Terbiye Kuruluna bildirilmesi,

Konuların özellik ve gereğine göre yapılacak çalışmalar kapsamında:

· Diğer zümrelerle hangi konuda ne zaman ve nasıl işbirliği yapılacağına ilişkin esasların, işbirliği yapılması düşünülen zümre ile birlikte kararlaştırılması,

· Konuların işlenişinde gerekli olan kaynak, araç-gereç ve materyalden okul ve çevrede bulunanların tespit edilerek hangilerinin hangi konularda kullanılacağının belirlenmesi,

· Derslerin işlenişi sırasında konuların özelliklerine göre uygulanacak yöntem ve tekniklerin belirlenmesi,

· Çalışma takvimine göre bir öğretim yılında işlenecek ders saati sayısı, öğretim programında yer alan konuların ağırlık, özellik ve güncelliğine göre dağıtılarak uygun bir zamanlama yapılması,

Ünitelendirilmiş yıllık planların;

· Dersin öğretim programı,

· 2551 sayılı Tebliğler Dergisinde yayımlanan Eğitim ve Öğretim Çalışmalarının Planlı Yürütülmesine İlişkin Yönerge,

· 2104 sayılı Tebliğler Dergisinde yayımlanan Atatürk İnkılâp ve İlkelerinin Öğretim Esasları Yönergesi ile 2488 ve 2575 sayılı Tebliğler Dergilerinde yayımlanan Atatürkçülükle ilgili konuların derslerde işlenmesini içeren karar,

· Öğretim yılı çalışma takvimi,

· Öğretim yılı başında yapılan zümre toplantısında alınan kararlar,

· Okulların özelliklerine göre tabi olduğu yönetmeliklerin ilgili maddeleri, doğrultusunda yapılması,

· Bir önceki öğretim yılında, uygulama sırasında ortaya çıkan aksaklıkların planın “Değerlendirme” bölümüne işlenmesi,

Ölçme ve değerlendirme esaslarının tespitinde;

İlk Öğretim Kurumları Sınıf Geçme ve Sınav Yönetmeliğinin 36.maddesinde belirtildiği üzere

” Sınavların zamanı, en az bir hafta önceden öğrencilere duyurulur. Bir şubede bir günde yapılacak sınav sayısı ikiyi geçemez.

Aynı anda uygulanmak şartıyla sınavlarda, zümre öğretmenlerince hazırlanacak ortak sorular ve cevap anahtarı kullanılabilir.

Sınavların süresi bir ders saatini aşamaz. Soruların yazdırılması bu süreye dâhil değildir. Okulun imkânları elverdiği takdirde sınav soruları önceden çoğaltılarak sınıfa getirilir.

Görsel sanatlar, müzik, beden eğitimi, teknoloji ve tasarım derslerinde öğrencilerin başarıları, öğretim programında yer alan ölçme ve değerlendirme etkinliklerine dayalı olarak belirlenir.

Seçmeli dersler ile rehberlik ve sosyal etkinlikler notla değerlendirilmez. Ancak, karnede ve diğer belgelerde gösterilir.

Kopya çeken öğrencinin sınavı geçersiz sayılır ve notla değerlendirilmez. Ancak, yarıyıl notu hesaplanmasında aritmetik ortalama alınırken sınav sayısına dâhil edilir. Ayrıca bu durum, ders öğretmenince okul yönetimine bildirilir.”

· hükümlerine uyulması,

· Zümre toplantısında sınavın şekli, soru sayısı, niteliği (Soruların öğretim programında yer alan dersin amacını gerçekleştirecek, öngörülen davranışları kazandıracak nitelikte ve değerlendirmenin objektif, geçerli ve güvenilir olması), soruların o tarihe kadar işlenmiş konuları kapsaması, soru türü ve soruların öğrenme aşamalarına (taksonomi = istendik davranışların basitten karmaşığa, kolaydan zora, somuttan soyuta bir birinin ön koşulu olacak şekilde aşamalı sıralanmasıdır) göre düzenlenmesi ve değerlendirilmesine yönelik,

· Yıl içinde yapılan sınav sonuçlarının analizinin yapılması yönünde,

kararların alınması,

Okul, ilçe ve il bazında yapılan ortak sınav sonuçlarının analiz edilerek elde edilen verilere göre yeni kararların alınması,

Ödev konularının tespit, takip ve değerlendirilmesinde:

2300 sayılı Tebliğler Dergisinde yer alan Ders Dışı Eğitim ve Öğretim Faaliyetleri Hakkında Yönetmelik ve konuya ilişkin genelgeler çerçevesinde;

· Ödev konularının seçiminde öğrencilerin ihtiyaç ve istekleri ile çevre imkânlarının gözetilmesi,

· Ödevlerin toplanma, sunulma ve sergilenme tarihleri,

· Yararlanılacak kaynakların gösterilmesi,

· Değerlendirme ölçütlerinin belirlenmesi, yönünde kararların alınması,

Ders planlarının hazırlanmasında:


2551 sayılı Tebliğler Dergisinde yayımlanan Eğitim ve Öğretim Çalışmalarının Plânlı Yürütülmesine İlişkin Yönerge bağlamında,

· Planın hazırlanmasında okul ve çevre şartları ile öğrenci hazır bulunuşluklarının dikkate alınmasını,

· Eğitim programında ve Ünitelendirilmiş yıllık planda gösterilen konu, kazanım, hedef ve davranışlara yer verilmesini,

· Konuya ilişkin gezi, gözlem,  tartışma soruları, proje ve ödevlerini,

· Uygulama çalışmalarını,

· Ders araç-gereç ve kaynaklarını,

· İşlenecek konuya ilişkin öğretim metot ve tekniklerini,

· Öğrenme-öğretme sürecini değerlendirmeye yönelik ölçme etkinliklerini,

kapsayacak nitelikte kararların alınması,

Öğrenci başarısını artırmak için alınacak önlemlerin belirlenmesi hususunda;

· Bir önceki öğretim yılında alınan zümre kararlarının ve ders başarısının değerlendirilmesi maddesinde yer alan veriler ışığında bir planlamanın yapılması,

· Öğrenci velileri ve rehberlik servisiyle işbirliğine gidilmesi,

· Dersin özelliğine göre küçük ödev/projelerin verilmesi,

· Bireysel ve grup çalışmalarına yer verilmesi,

· Öğretim yöntem, teknik ve değerlendirme esaslarının yeniden gözden geçirilmesi,

yönünde kararların alınması,

Sosyal etkinlik çalışmaları bağlamında;

2569 sayılı Tebliğler Dergisinde yayınlanan Millî Eğitim Bakanlığı İlköğretim ve Orta Öğretim Kurumları Sosyal Etkinlikler Yönetmeliği doğrultusunda;

· Bayrak törenleri ile diğer anma-kutlama  törenlerine katılması,

· Okul eşyasının bakım ve korunmasına özen göstermesi,

· Sosyal etkinlik ile ilgili çalışmalarda öğrencilerin ilgi, istek ve yetenekleri ile estetik ve duygusal özelliklerinin göz önünde bulundurulması,

· Öğrenci kulübü ve toplum hizmeti çalışmalarında öğrencilerin gelişim seviyelerinin dikkate alınması,

· Öğrencilerin, çevresine duyarlı ve liderlik özelliklerine sahip bireyler olarak yetişmesi,

· Öğrencilerde, demokratik yurttaşlık bilincinin geliştirilmesi,

· Öğrencilerin; toplumsal hayata, sorunların çözümüne, yerel düzeyde katılımına ve yöneltici projeler hazırlaması,

· Öğrencilerin yönlendirilmesi ve kariyer gelişimlerinin desteklenmesi,

· Etkinliklerde verimi sağlamak için okul ve halk eğitim merkezlerinde oluşturulan öğrenci kulüpleri arasında ortak çalışmalar yapılması ve bunların imkânlarından yararlanılması,

· Çalışmaların daha çok ders dışı zamanları kapsayacak ve değerlendirecek şekilde planlanıp uygulanabilmesi,

· Ders programlarının göz önünde bulundurulması,

· Yurt içinde veya yurt dışında bulunan okullardaki öğrenciler ile ortak çalışmalar yapılması,

· Engelli öğrencilerin okul ortamında eğitimlerini daha rahat sürdürebilmesi için desteklenmesi,

· Çalışmalarda resmî, özel sivil toplum kurum ve kuruluşlarıyla öğrenci ve veli iş birliğinin sağlanması,

Rehberlik açısından öğrenci velileri ile yapılacak işbirliği esaslarının belirlenmesi hususunda;

· Öğrencileri tanımaya yönelik bilgileri toplaması, test ve anketler gibi tanıma tekniklerini uygulaması, sonuçlarını alması, ilgilileri bilgilendirmesi, bu çalışmalarla ilgili kayıtları tutması,

· Öğrenci, veli, uzman, öğretmen, yönetici ve rehberlik servisi ile iş birliği,

· Bireysel farklılıklar dikkate alınarak kişilik ve sosyal gelişmelerine yardımcı olması,

· Öğrencilerle iyi ilişkiler kurarak onlara rol modelliği yapması ve kılık - kıyafet yönetmeliğine uygun giyinmesi,

· Bireye saygı esasından hareketle öğrenci ve velilerle ilgili özel bilgileri gizli tutmaya özen göstermesi,

· Etkili öğrenme ve çalışma becerilerinin geliştirmesi,

· İsteklendirmelerini (motivasyon) desteklemesi,

· Özelliklerine uygun üst öğrenim kurumlarına ve mesleğe yönlendirmesi, çalışmalarının yapılıp yapılmadığını kontrol eder.

İkinci dönem başında ya da ihtiyaç halinde yapılacak zümre toplantılarında öğretim yılı başında alınan kararların uygulanma yeterlilikleri gözden geçirilerek ihtiyaç duyulan yeni kararlar alınır; ders kesiminde yapılacak zümre toplantılarında da bir yıllık uygulama sonuçları değerlendirilir.

Ünitelendirilmiş Yıllık Plânlar

Ünitelendirilmiş yıllık plânların;

Zümre kararında yer alan gündem maddesi çerçevesinde:

a) Ünitelendirilmiş yıllık planın ders kitabı yerine;

· Konularla birlikte süre olarak ünitelere ayrılan yüzdelerinin,

· Dersin genel amaçları ile konuların hedef ve davranışlarının,

· Konuya ilişkin kavram ve terimlerin, dersin öğretim programının esas alınarak yapılması,

b) Öğretim yılına ait çalışma takvimine göre öğretim yılı süresince toplam ders saatinin belirlenerek, öğretim programında süre olarak konulara ayrılması öngörülen yüzdeler gözetilerek, konulara/bölümlerle yazılı yoklamalara ayrılacak sürelerin belirlenmesi durumu,

c) Konu bazında, dersin öğretim programında yer alan genel ve özel amaçlarla öngörülen davranışları/kazanımları içermesi,

d) Konunun özellik ve gereğine göre yöntem ve tekniklerin belirlenmesi,

e) Dersin özelliğine göre, eğitici-öğretici nitelikte gezi ve gözlem etkinliklerinin planlanması,

f) Okul ve çevrede alanla ilgili kaynak, araç-gereç ve eğitim materyalinin belirlenerek plana aktarılması,

g) Atatürkçülükle ilgili konuların belirli gün ve haftalarda işlenmek üzere plana yansıtılması,

h) Diğer zümre öğretmenleriyle hangi konularda ne zaman ve nasıl bir işbirliği yapılacağının gösterilmesi,

i) ı) Bir önceki öğretim yılında uygulama sırasında ortaya çıkan ve planın “Değerlendirme” bölümüne yansıtılan hususların yeni plan yapımında dikkate alınması,

j) Özel eğitim gerektiren öğrencilerin ihtiyaç ve öğrenme hızlarına ilişkin olarak ilgili birimlerle işbirliği yapılması,

durumları kontrol edilir.

Ders Plânları

Eğitim ve Öğretim Çalışmalarının Planlı Yürütülmesine İlişkin Yönergede “Ders plânlarının tek tip olması zorunlu değildir. Farklı eğitim teorilerine uygun plânlar yapılabilir.” denilmek suretiyle farklı ders plânları yapılabileceği vurgulanmış, Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığınca iki ders planı örneği verilmiştir. Bunlardan örnek-1, içerik ve kolaylığı açısından daha özgün olup, uygulama birliğinin sağlanması bakımından kullanılması tavsiye edilmektedir. Ders planı matbu formlar yanında, defter yada normal kâğıda yazılabileceği, bilgisayar çıktısı şeklinde olabileceği gibi Yönergedeki form esas alınmakla birlikte, her öğretmen, ihtiyaç duyduğu ayrıntıda ve genişlikte günlük plân yapabilir.

· Ders planında yer alan alt başlıkların, öğretim yılı başında yapılan zümre toplantısında alınan kararlar ve hazırlanan yıllık planlar paralelinde işlenmesi,

· Konuya ayrılan sürenin Ünitelendirilmiş yıllık planla uyumlu olması,

· Kullanılacak kaynak, araç-gereç ile  gezi ve gözlemlere yer verilmesi,

· Öngörülen yöntem ve tekniklerin konuya uygun olması,

· Hazırlık sorularının konuyu kavratmaya yönelik ve içerikte olması,

· Değerlendirme sorularının hedef davranışları ölçme yeterliliğinde olması,

· Planın uygulanmasına ilişkin görüşlere yer verilmesi ile ilgili hususlar kontrol edilir.

Ölçme Ve Değerlendirme

“Madde 35 — (Değişik: 2.5.2006/26156 RG) 1, 2 ve 3 üncü sınıflarda öğrencilerin gelişimi, ilerleme ve çabaları, sınavlar yapılmaksızın proje, performans ödevi ve ders içi performanslarını temel alan öğretmen gözlemlerine dayalı olarak değerlendirilir.

4, 5, 6, 7 ve 8 inci sınıflarda bir yarıyılda haftalık ders saati üçten az olan derslerde en az iki, üç ve üçten fazla olan derslerde ise en az üç sınav yapılır. Öğrencilerin başarıları sınavlarla birlikte proje, performans ödevi, ders içi performanslarına dayalı olarak değerlendirilir.

Öğrenciler, bir ders yılında istedikleri ders veya derslerden bireysel ya da grup çalışması şeklinde en az bir proje; her yarıyılda derslerden bireysel ya da grup çalışması şeklinde en az bir performans ödevi hazırlar.

Projeler ve performans ödevleri, öğretmence belirlenen ölçütlere göre hazırlanan değerlendirme ölçeği veya dereceli puanlama anahtarına göre değerlendirilir. Öğretmenler, değerlendirme ölçütlerini belirlerken, öğrencilerin görüşlerinden de yararlanabilir. Öğrencilere performans ödevi ve proje verilirken kullanılacak değerlendirme ölçütleri önceden verilir. Öğrenciler, çalışmalarında yararlandıkları kaynak veya kişileri de belirterek öğretmenin belirleyeceği süre içinde çalışmalarını teslim ederler. Projeler teslim edildikleri yarıyılda değerlendirilir.

Öğrencilerin ders içi performansları, bütün derslerden bir yarıyılda en az bir derse katılım puanı verilerek değerlendirilir.

Madde 36 — (Değişik: 2.5.2006/26156 RG) Sınavların zamanı, en az bir hafta önceden öğrencilere duyurulur. Bir şubede bir günde yapılacak sınav sayısı ikiyi geçemez. Aynı anda uygulanmak şartıyla sınavlarda, zümre öğretmenlerince hazırlanacak ortak sorular ve cevap anahtarı kullanılabilir. Sınavların süresi bir ders saatini aşamaz. Soruların yazdırılması bu süreye dâhil değildir. Okulun imkânları elverdiği takdirde sınav soruları önceden çoğaltılarak sınıfa getirilir.

Görsel sanatlar, müzik, beden eğitimi, teknoloji ve tasarım derslerinde öğrencilerin başarıları, öğretim programında yer alan ölçme ve değerlendirme etkinliklerine dayalı olarak belirlenir.

Seçmeli dersler ile rehberlik ve sosyal etkinlikler notla değerlendirilmez. Ancak, karnede ve diğer belgelerde gösterilir.

Kopya çeken öğrencinin sınavı geçersiz sayılır ve notla değerlendirilmez. Ancak, yarıyıl notu hesaplanmasında aritmetik ortalama alınırken sınav sayısına dâhil edilir. Ayrıca bu durum, ders öğretmenince okul yönetimine bildirilir.” hükmü çerçevesinde;

· Öğretim yılı başındaki zümre toplantısında, Yönetmeliğin öngördüğü sayının üstünde yazılı yoklama yapılması,

· Yazılı yoklamaların şekli,

· Sorulacak soruların sayısı,

· Yazılı yoklamalarda bilgi-kavrama-uygulama-analiz ve değerlendirme eşiklerinden kaçar soru sorulacağı,

· Soruların,  cevaplarına göre kolaydan zora doğru sıralanma durumu,

· Cevap anahtarının sınavdan önce hazırlanması, ayrıntılı puanlamanın üzerinde gösterilmesi,

· Soruların o tarihe kadar işlenmiş konuları kapsaması,

· Soruların öğretim programında yer alan dersin amaçlarını gerçekleştirecek ve öngörülen davranışları kazandıracak nitelikte olmasına özen gösterilmesi,

· Yapılacak değerlendirmenin objektif, geçerli ve güvenli olması,

· Birden fazla grup için düzenlenen soruların aynı ağırlıkta olması,

· Sınav kâğıtlarının değerlendirilmesi sonunda soru analizinin yapılarak, yanıtlanamayan veya yanıtlanmasında güçlük çekilen soruların kapsadığı konular için önlem alınması,

· Yazılı sınav sonunda, öğrenci mevcudunun çoğunluğunun başarısızlığı durumunda başarısız öğrenciler için yeni bir sınava gidilmesi,

Proje ve Performans Ödevi Verilmesi ve Değerlendirilmesi

Ödev konularının belirlenmesinde:

· Öğretim programlarına uygunluğu,

· Öğrencilerin istek, ilgi, ihtiyaç ve yetenekleri,

· Ödevin şekli ve içeriği,

· Okul, çevre ve ailenin imkânları,

· Ödevin toplanma/sunulma/sergilenme tarihi,

· Değerlendirme ölçütleri,

· Verilen ödevin planlama, araştırma, değerlendirme aşamalarının takibi

ile ilgili hususlar kontrol edilir.

DERSLERİN İŞLENİŞİNDE DİKKATE ALINACAK HUSUSLAR

Öğretmen tarafından:

Bir önceki derste işlenen konunun ana hatları ile kısaca tekrar edilmesi,

· İşlenen konunun hedeflerinden öğrencilerin haberdar edilmesi,

· Hazırlık çalışmaları ve güncel olaylarla konu arasında bağ kurarak öğrencilerin derse güdülenmesi,

· Yöntem ve tekniklerin işlenecek konunun özelliğine uygun olarak seçilmesi,

· Konuların gündelik yaşamla ilişkilendirilerek, dersin ve işlenen konunun yaşamın bir parçası olduğundan hareketle öğrencilerin öğrendiklerini davranışa dönüştürmeye yönelik bilgilendirilmesi,

· Anlatımın sade bir dil ve uygun bir diksiyonla yapılması,

· Görev yaptığı bölgenin psiko-sosyal yapısını öğrenip konuşma ve örneklerinde bunun göz önünde bulundurulması,

· Sunuşta yerine göre değişik öğrenme basamaklarını kullanıp, bilgi aktarırken bilgi üretmenin de amaçlanması,

· Dersin sonunda varılmak istenilen amacın ve öğrenciye kazandırılacak davranışların gerçekleştirilmesi durumu,

· Öğrencinin çekingenliği ve ifade güçlüğünün önlenmesi,

· Çalışmalarıyla ilgili olarak öğrencilerin görüşlerine açık olunması,

· Anlatım sırasında verdiği örnek ve ifadelerle yanlış anlaşılmalara neden olunmaması,

· Öğrencilerin birbirleri ya da kendisi ile polemiklere(söz dalaşı) girmelerine izin verilmemesi,

· Vücut dilinin etkili bir biçimde kullanılması,

· Öğretim hızının, öğrencilerin bilgi seviyesine göre ayarlanması,

· Yazı tahtası ile diğer eğitim materyallerinin yerinde ve verimli kullanılması,

· Planda yer alan gezi ve gözlemlere yer verilmesi,

· Öğrencilere isimleri ile hitap edilmesi,

· Konu ile önceden öğrenilen bilgiler arasında ve diğer derslerle bağ kurdurulması,

· Alanı ile ilgili kavram, ilke ve genellemelerin bilinmesi,

· Alanı ile ilgili bilimsel ve teknolojik gelişmelerin izlenmesi ve kendilerini sürekli yenilemesi, bu hususların eğitim-öğretime yansıtılması,

· Önceden hazırlanan ders planından yararlanılması,

· Ders süresinin verimli kullanılması,

· Eğitim–öğretimde, öğrencilerin bireysel farklılıklarının dikkate alınması,

· Değerlendirme soruları ile konunun anlaşılıp anlaşılmadığının test edilmesi,

· Anlaşılmadığı fark edilen bölümlerin tekrarına yer verilmesi,

· Bir sonraki ders konusu ile ilgili hazırlık çalışmalarının verilmesi,

· Öğrencilerin öğrenmeyi öğrenme ve kendini geliştirmeye yönlendirilmesi,

· Millî birlik ve bütünlüğün temel unsurlarından biri olarak Türk Dili’nin, özellikleri bozulmadan ve aşırılığa kaçılmadan öğretilmesine özen gösterilmesi, kontrol edilecektir.

Okulun Genel İşleyişine Katkıda Bulunması

Öğretmenin;

· Okulun işleyişine ilişkin kuralların uygulanmasında yönetimle işbirliği yapması,

· Görev aldığı kurul ve komisyonlardaki sorumluluklarını yerine getirmesi,

· Nöbet görevini gereği gibi yürütmesi,

· Okulun işleyişi ile ilgili görüş ve önerilerde bulunması,

· Okul disiplininin sağlanması için üzerine düşen görevi yapması,

· Okul–çevre etkileşimini sağlamada yönetime yardımcı olması,

· Aday öğretmen ve öğretmen adaylarına rehberlik yapması,

· Çalışmalarla ilgili evrakı zamanında yönetime teslim etmesi,

· Rehberliğe açık olması

· Alanı ile ilgili kurs ve seminerlere katılma durumu, değerlendirilir.

Aşağıdaki örnek ders denetim formu yukarıdaki açıklamalar dikkate alınarak yılda en az iki kez doldurur.(Ek–1)

 

 

T.C.

……………… Kaymakamlığı

……………………………….. İlköğretim Okulu Müdürlüğü

Öğretmen Ders Denetim Raporu

ÖĞRETMENİN KİMLİK VE GÖREV BİLGİLERİ
1. Adı ve Soyadı :
2. T.C. Kimlik No :
4. Mesleki kıdemi :
4. Mesleki kıdemi :
5. Alanı :
6. Varsa yöneticilik görevi :
7. Haftalık ders saati toplamı :
8. Mezuniyet sonrası eğitimi :
DENETİM BİLGİLERİ
1. Denetim tarihi, saati :
2. Denetlenen ders, sınıf, şube :
3. Denetlenen dersin konusu :
DEĞERLENDİRME KONULARI
Milli Eğitim Temel Kanunu’ndaki amaç ve ilkeler ile okulun ve dersin amaçları doğrultusunda Aldığı Puan
1. Alan, program ve içerik bilgisini eğitim-öğretime yansıtması 5  
2. Ünitelendirilmiş yıllık planlar ile günlük planları hazırlama ve uygulama başarısı. 5  
3. Zümre planları istenilen şekilde hazırlanması,Uygulaması. 8  
4. Zümre arkadaşları ile işbirliği . 2  
5. Sınıf hâkimiyeti , Öğrencileri derse güdülemesi . 3  
6. Öğretim metodu seçme ve uygulama başarısı. 5  
7. Dersi işlemede Zamanı değerlendirme ve Ders defteri kullanma başarısı. 3  
8. Ders araç ve gereçlerini etkin olarak kullanma başarısı. 5  
9. Teknolojik araçları kullanma başarısı(Bilgisayar, Tepegöz, Projeksiyon vb.). 8  
10. Sınav tarihlerini önceden duyurması. 3  
11. Cevap anahtarı hazırlanıp, puanlama yapılması. 2  
12. Öğrenciye verilen ödevlerde yönlendirme yapması. 2  
13. Sınıf içi etkinliklerde her öğrenciye uygun fırsatlar vermesi. 5  
14. Öğrencilerin derse ilgisi ve katılımı, soru sorma ve cevap vermedeki cesaret ve başarıları 3  
15. Öğrenci başarısını artırmak için aldığı önlemler 5  
16. Okulun Genel İşleyişine Katkıda Bulunması 8  
17. Derslerin İşlenişinde Dikkate Alınacak Hususlara Uyma 10  
18. Proje ve Performans Ödevi Verilmesi ve Değerlendirilmesi 8  
19. Rehberlik açısından öğrenci velileri ile yapılacak işbirliği esaslarına uyma 5  
20. Genel durum ve davranışı, Görev arkadaşları ve amirlerine karşı tutum ve davranışı. 5  
TOPLAM 100  
DÜŞÜNCELER VE AÇIKLAMALAR
         

 

Tabağa sorarsan dünyada fena koku olmaz. Kişi kötü, işlerle uğraşıyorsa onun için kötü iyi iş diye bir şey yoktur. Her şey normal sayılır.

Taban fiyat: Devletin üreticiye verdiği en alt fiyat

Tabana kuvvet: Uzun yolculukta tek kullanılacak araç ayaklar onlara güç

Tabanları yağlamak: Bir yerden firar edercesine kaçmak, Çok hızlı şekilde kaçmak.

Tabancanın dolusu bir kişiyi boşu kırk kişiyi korkutur. Kişi bir eyleme kalkıp ortaya çıkarsa herkes korkar. Kişi eline silahı alıp hasmının karşısına çıkıp ateşlemesi sadece hasmı ile sınırlı kalır. Başkalarına korku vermez. Başkalarını korkutmaz. Ama eline silahı alıp ortaya çıkması gören herkesi, dolumu boş mu olduğunu bilmeyen herkesi korkutur.

Tabanları yağlamak: Kavgada veya herhangi bir iş karşısında zorda kalınca hızlı bir şekilde kaçmak

Taburcu olmak: İyileşerek hastaneden gönderilmek

Tadında bırakmak: Bir işte aşırılığa kaçmamak, En uygun zamanda işi bitirmek fazla uzatmamak.

Tadını çıkarmak: Bir şeyden en iyi şekilde faydalanmak.

Tadını kaçırmak: Bir işte aşırılığa kaçarak zevksiz bir durum oluşturmak

Tahtalıköy: Mezarlık

Tahtası eksik: Deli, Aklı kıt, Geri zekâlı

Talihini kuşta değil işte ara. İnsan kazancını istikbalini talih oyunlarında şansta değil çalışarak elde etmeli.

Tan yeri ağarınca hırsızın gözü kararır. Gayri meşru işleri yapanlar hep gayri meşru ortamlardan faydalanırlar. Bu ortamlar yok olunca bu işlerle uğraşanlar ortada kalır. Hiç bir şey yapamazlar.

Tarla çayıra bağ bayırda. Tarla düz ve nemli yerde olursa daya iyi ürün verir. Aynı şekilde bağ fazla rüzgâr alması için bayırda olmalı ki iyi ürün versin.

Tarla kaza kaza tükenir. Bir işi bitirmek istiyorsak sabırla çalışmaya devam etmeliyiz ancak o şekilde bitirebiliriz.

Tarlada izi olmayanın harmanda yüzü olmaz. Eğer insan tarlasından verim istiyorsa onu işlemeli emek vermeli. Bunu yapmamışsa üründe bekleyemez.

Tarlanın iyisi suya yakın, daha iyisi eve yakın olanıdır. Eğer tarlanın iyisini arıyorsa suya yakın olanı seç çünkü suyu bol ve sulanması kolaydır. Daha iyisini arıyorsan o zamanda eve yakın olanını ara çünkü gübrelemesi işlenmesi sürülmesi korunması v.s. Tüm işlemleri daha kolay olur.

Tarlanın taşlısı, kızın saçlısı, öküzün başlısı. Tarlanın taşlı olanı daha verimlidir bu yüzden tercih edilir, kızın saçlı olanı daha gösterişlidir, öküzün başlı olanı daha çok beğenilir.

Tası tarağı toplamak: gitmek üzere nesi varsa toplamak

Taş atmak: Karşısındakine söz dokundurmak, İğneleyici söz söylemek

Taş kesilmek: Bir olay karşısında heyecandan şaşırmak, hareketsiz kalmak

Taş üstünde taş bırakmamak: Her yeri yakıp yıkmak

Taş taşa baş başa dayanarak iş görür. Nasıl taş taş üstüne koyularak duvar örülüyor ve bina yapılıyorsa insanlarda baş başa vererek büyük işler başarır ve büyük sorunları çözerler.

Taş yerinde ağırdır. Kişi bulunduğu yerde bir saygınlıkla bir iltifat görür. Yerini değiştirirse gittiği yerde insanlar onu tanıyıncaya kadar aynı ilgi ve alakayı görmesi zordur.

Taşa çıkan keçinin, ağaca çıkan oğlağı olur. Çocuklar anne ve babalarını kendilerine örnek alırlar. Onlar ne kadar maharetli ve becerikli olurlarsa çocukları da en az onlar kadar maharetli ve becerikli olurlar.

Taşı gediğine koymak: Sözü gerektiği yerde söylemek

Taşla yumurta kavga etmez. Güçlü ile zayıf birbirine sataşmaz çünkü bilirler ki aralarında büyük bir fark vardır. Güçlü gücünü zayıf zayıflığını bilir.

Tatarın kılavuza ihtiyacı yok. Nerede ne iş yapacağını nasıl yapacağını bilenin başka birinin akınla ihtiyacı yoktur.

Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır. İnsan bir şeyi güzellikle yapmak istiyorsa karşısındakine tatlı sözlerle ikna etmelidir. Eğer tatlı sözlerle hoşgörüyle karşısındakilere yaklaşırsa ne kadar zor olursa olsun mutlaka istediklerini karşısındakilere kabul ettirir.

Tatlı söz can azığı, acı söz baş kazığıdır. İnsan yanlış olmadığı sürece tatlı sözle söylenen her sözü dinler gereğini yapar ama acı sözde aynı şekilde insanı çileden çıkarır olmadık işler yapmasına neden olur.

Tatlı tatlı yemenin acı acı böğürmesi olur. İnsan hesabın bilmeden dilediğini alıp dilediğini atarsa har vurup harman savurup elindekini harcarsa elindeki tükenir. İhtiyaç olduğunda da başkalarına muhtaç olur. İnsan hesabını bilmeden hesapsızca harcarsa gün gelir bunun cezasını çok kötü şekilde çeker. İnsan sağlığına dikkat etmez ne bulursa yerse sonunda sağlığını bozar.

Tatsız aşa tuz ne yapsın, akılsız başa söz ne yapsın. Eğer yemek tatsızsa ne kadar tuz koyarsan koy yine de tatlandıramazsın. Aynı şekilde kişi akılsızsa ne yaparsan yap ne söylersen söyle ona dinletemezsin. O yine bildiğini yapar.

Tavşan dağa küsmüş dağın haberi olmamış. Önemli kişilere makam mevki sahibi kişilere önemsiz kişilerin sıradan insanların küsmesi kimin umurunda onlar için hiçte önemli değildir.

Tavaf etmek: Kâbe’nin çevresini dolaşmak

Tavsiye etmek: Salık vermek

Tavşan yürekli: Çok korkak

Tayfanın akıllısı geminin dümeninden uzak durur. Akıllı insan bilmediği beceremeyeceği işlerden uzak durur.

Taze bardağın suyu hafif olur. İnsan için yeni dostlar yeni ahbaplar yeni arkadaşlar hoştur güzeldir.

Tebdil i mekân: Yer değiştirme

Tebdil i mekânda ferahlık vardır. İnsan aynı yerde uzun süre kalmakla kendini dar bir çevreye mahkûm etmiş olur. Arada bir bulunduğu yeri değiştirmek hem yeni insanları tanımak, yeni şeyler öğrenmek açısından daha faydalıdır. En azından insanı rahatlatır.

Tedirgin olmak: Yapılan işten huzursuzluk duymak

Tekeden süt çıkarmak: Olmayacak şeyi olur duruma getirmek

Tek kanatlı kuş uçmaz. İnsan bir şeyi tek başına başaramaz. Eğer bir iş başarmak istiyorsa başkaları ile birlik ve beraberlik içinde olmalı dayanışma ve yardımlaşmayı başkalarından faydalanmayı bilmelidir.

Tekkeyi bekleyen çorbayı içer. Kişi yaptığı işte sabretmesini bilir ve sonuna kadar uğraşırsa mutlaka başarıya varır.

Tembele kapını ört demişler; yel eser örter demiş. Tembel insan tembelliğini değil bırakmak tam aksine her şeyin başkaları tarafından yapılmasını bekler.

Temel taşı: Binanın üzerine kurulduğu asıl taş

Temiz para: Kesintisiz net para.

Temize çıkmak: Suçsuz olduğu anlaşılmak.

Tencere dibin kara seninki benden kara. Kişi başkalarının ayıplarını kusurlarını araştırmak veya başkalarını kötülemek yerine kendi durumuna dikkat etmeli

Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş. Hayatta her şey evlilikte de arkadaşlıkta da ortaklıkta da kendi dengi ile birlik olur.

Teneşir paklamak: Yaptığı kötü işlerden dolayı ancak ölümle temizlenir.

Teneşirde giren kundakta çıkar. İnsanın huyu onun doğuşunda onunla beraber gelir. Artık o huy ancak ölümünde çıkar yoksa ne kadar uğraşırsan uğraş insanı değiştiremezsin.

Tepe taklak gitmek: İşlerin bozularak kötü gitmesi

Tepeden inme: Yüksek bir yerden inen direkt emir

Tepesi atmak: Çok kızmak, sinirlenmek

Tereciye tere satmak: İşi ustasına öğretmeye kalkmak

Ters tarafından kalkmak: Aksiliği kötülüğü üzerinde olmak, davranmak

Teslim bayrağını çekmek: Teslim olmak

Terzi söküğünü dikemezmiş. İnsan mesleğiyle yaptığı işle başkalarına faydalı olur başkalarının işini yapar da, kendi işini yapamaz. Kendi işine faydası olmaz.

Terziye dinlen demişler ayağa kalkmış. Birileri için dinlenmek oturmakla olurken birileri içinde tam aksi ayağa kalmakla olur. Terzide bunlardan biridir. Sürekli oturarak çalışması onu oturmaktan yorgun düşürmüş dinlenmesi için işini bırakıp ayağa kalkması gerekir.

Teşbihte hata olmaz. Kişi anlattığı bir konuyu çirkin veya kaba bir örnekle daha etkili anlatacaksa bunda hata olmaz.

Tetikte olmak: Uyanık olmak, gelebilecek her tür saldırıya karşı hazırlıklı olmak

Teyze ana yarısıdır. Teyze insanın anası değildir ama yaptıkları ile emekleri ile hizmetleri ile bizim üzerimizde anamız gibi emeği vardır. Onu bilip ona göre davranmalıyız.

Tez binen tez iner. İnsan bir şeye zahmet çekmeden çok kısa zamanda sahip olursa aynı şekilde çok kısa zamanda onu kaybeder. Faydasını görmez.

Tezlik işi bozar. Yapılacak bir işte acele etmek o işin ya yıkılmasına ya da istenen şekilde sonuçlanmamasına neden olur.

Tilki ininde aslan yatmaz. Basit düşünen işlerini uyanıklıkla kolay yoldan yapanların olduğu yerde ağırbaşlı vakur insanlar olmaz.

Tilki tilkiliğini gösterinceye kadar post elden gider. Kişi suçsuzluğunu ispat edinceye kadar çok sıkıntı çeker.

Kurnaz olanlar maharetini gösterinceye kadar daha kurnazlar onu geçer. Önünü alır.

Tilkinin dönüp geleceği yer kürkçü dükkânıdır. Kişi ne kadar başına buyruk olursa olsun sonunda dönüp dolaşıp geleceği yer kendi büyüdüğü yetiştiği çevresidir.

Tilkinin dönüp geleceği yer kürkçü dükkânıdır. Kişi ne kadar uğraşırsa uğraşsın ne kadar gezerse gezsin ne kadar değişik iş yaparsa yapsın sonunda yapacağı iş kendi işi geleceği çevre kendi çevresidir.

Tilkiye tavuk sever misin demişler ağlamaya başlamış. İnsana çok sevip özlemini çektiği bir şeyi verince heyecandan sevinçten ne yapacağını şaşırır.

Tok açın halinden anlamaz. Aç olan insanın ne sıkıntılar ne yokluklar çektiğini tok insan bilemez. Onun halini anlaması için kendisinin de aynı şartları yaşaması gerekir.

Tok ağırlaması zordur. Kişinin karnı toksa ona yemek beğendirmek zordur. Kendilerine ikram dilen en güzel yemekleri bile beğenmez geri çevirirler.

Toz kondurmamak: Sevdiği kişiye zarar verecek en ufak bir şeye müsaade etmemek

Tozutmak: aklını kaybetmek, delirmek

Turşusu çıkmak: Çok yorgun olmak, çabalayacak hali kalmamak

Tuzluya mal olmak: Pahalıya gelmek, pahalıya mal olmak

Tuzu Kuru: Kazancı yerinde, İşleri yolunda giden

Tuz ekmek hakkını bilmeyen kör olur. Ekmeğini yediğin iyiliğini gördüğün kişiye hainlik edersen Allah’tan gelecek cezaya da hazır ol demektir.

Tüfek icat oldu mertlik bozuldu. Eskiden her şey ortada mertçe yapılırdı. İnsanlar kazananı alkışlardı fakat günümüzde her şeyin bir hilesi çıktı artık kazanmalar hile ile olmaya başlayınca mertlik te kalmadı

Tüy güzelliği hamamdan eve, huy güzelliği Urumdan Şam'a. İnsanın dış güzelliği kendisi ve evi içindir. Huy güzelliği ise dünyanın her yerine gerekir.

Yüz güzelliği geçici huy güzelliği ise kalıcı güzelliktir.

Tüyleri diken diken olmak: Heyecandan, üşümekten, tüylerinin dikleşmesi

 

Zahirenin ambarı sabanın ucundadır. İnsan tarlasından iyi verim almak istiyorsa zamanında ve gerektiği şekilde sabanını sürmeli. Ancak o zaman ürünü alır. Ambarını doldurur.

Zahmetsiz lokma yenmez. İnsan helalinden kazanmak istiyorsa çalışmalı çalışmadan yorulmadan emek vermeden kazanmak zordur.

Zahmetsiz rahmet olmaz. İnsan çalışmadan yorulmadan zahmet çekmeden başarıya refaha mutluluğa ulaşamaz.

Zamanında gelmeyen on para beş para etmez. Her şey zamanında gerekli zamanı geçtikten sonra hiçbir değeri yoktur.

Zamanın değerini yapacak işi olan bilir. İnsanın değerli varlığı zamandır. Onun değerini anlayabilmek için onu nasıl değerlendireceğini bilmek ve ona göre çalışmak gerekir. İnsanın yapacak güzel ve başarılı bir işi varsa onu zamanında yapmak için gayret eder. Yapacak işi olmayan ise zamanını boşa harcar.

Zaman sana uymazsa sen zamana uy. Çevrendeki insanlar yaşayışlarıyla davranışlarıyla giyimleriyle sana uymuyorsa sen onlara uymaya çalış.

Zamane çocuk: Günün getirdiği şartlara kendini ayarlamış ne yapması gerektiğini bilen ve ona göre çözüm bulan işin içinden nasıl çıkılacağını bilen çocuk.

Zar zor: İstemeyerek, Güçlükle

Zararın neresinden dönülse kardır. Yaptığı işte zarar eden insan en kısa yoldan bu işten kurtulmaya bakmalı kar etmese bile zararı azaltır. Zarar ne kadar az olursa o kadar kar sayılır.

Zayıf atın kıblesi belli olmaz. Karasız insanların ne yapacağı belli olmaz ayı görür aya güneşi görür güneşe döner. Onun için bu tür insanların sözüne güvenmemeli.

Zehir zemberek: Çok acı Katlanılamayacak türde

Zehirden şifa kahpeden vefa olmaz. Zehirden insana fayda olmaz insanı öldürür aynı şekilde kahpeden de insana fayda gelmez insanı arkadan vurur.

Zemheride sür de çalı ile sür. Eğer toprağından bol verim bol ürün, bol mahsul almak istiyorsan mutlaka kendini ayarlayıp zemheri ayında sürmelisin.

Zemheride yoğurt isteyen cebinde bir inek taşır. Kişi zor işler peşinde koşuyorsa onları gerçekleştirecek şartları yerine getirmek zorundadır.

Zemin hazırlamak: İşin yapılması için gerekli ortamı yapmak

Zanaatına hor bakan aç kalır. Mesleğini küçümseyen onu hor gören bir iş yapamaz aç kalır. İşini sevemeyeni doğru dürüst yapmayanı insanlarda sevip o kişiye iş veremez.

Zengin arabasını dağdan aşırır, züğürt düz ovada yolunu şaşırır. İnsan zengin olunca ona zorluk yoktur. Her işi rahatlıkla başarır engelleri aşar, yok eğer insan fakirse iş çok zordur. Kolay işler bile bin bir zorlukla hallolur. Kapılar yüzüne kapanır, neyi nasıl yapacağını bilemez.

Zengin giyerse "sağlıcakla" fakir giyerse "nereden buldu ki" derler. Zengin istediğini dilediğini giyer gayet normal ve anlayışla hatta hoşgörü ile karşılanır. Eğer fakir giymişse yadırganır veya yakıştırılamaz.

Zenginin gönlü oluncaya kadar fakirin canı çıkarmış. Belli seviyeye ulaşmış insanların istediğini yapmak zordur. Kolay kolay beğenmezler beğendiklerini yapıncaya kadar insana çile çektirirler insanı yorar bezdirirler.

Zengin kesesini züğürt dizini döver. Bir işin yapılmasında zengin olanın parası vardır ve parasının gücüyle öğünür parayla işini halleder, fakirse parası olmadığı için işini yapamaz üzüntüsünü dizini döver ahlanır vahlanır,  üzülür ama elden gelmeyince dizlerini dövmekten öteye elden ne gelir.

Zenginin evinde fındık tıkırtısı, fakirin evinde borç lakırdısı. Zenginin evinde bolluk tan dolayı keyif vardır zevk vardır bol bol yeme içme eğlence vardır. Fakirin evinde de tam aksi yokluktan dolayı borç ve ihtiyaçların tartışması kavgası sıkıntısı vardır.

Zenginin horozu bile yumurtlar. İnsan zengin olunca yapılamayacak işi olmaz. Zengin için olamayacak iş yoktur. Onun her şeyi değerli olur. Her şeyi para eder.

Zenginin malı fakirin çenesini yorar. Fakir oturur zenginin malını gereksiz yere tartışır bu tartışmanın onlara bir faydası yoktur. Sadece boş yere çenelerini yorarlar.

Zenginin basması ipekli görünür. İnsan zenginse onun her şeyi başkalarının gözüne kıymetli görünür.

Zeytin ekmek hazır yemek. Zahmet çekmeden hazırlanan yemekler her zaman için tercih edilir.

Zerre kadar: Yok denecek kadar az

Zeval vermek: Zarar vermek

Zevkine varmak: Tadına varmak

Zevkini okşamak: Hoşuna gitmek

Zılgıt yemek: Azarlamak

Zırva tevil götürmez. Saçma sapan bir söz ne kadar faydalı şekilde yorumlanırsa yorumlansın sonucu değiştirmez.

Zınk diye durmak: Aniden durmak

Ziyan olan koyunun kuyruğu yağlı olur. İnsan elindeki değersiz şeyi kaybedince onu çok değerli imiş gibi görüp ahlanır vahlanır.

Ziyaretin kısası makbuldür. İnsan gittiği yerde iyi ağırlanmak istiyorsa ziyaretini kısa tutmalı ki her zaman sevilip sayılsın karşısındakilerde bıkkınlık vermesin.

Zokayı yutmak: Aldatılıp büyük zarara uğratılmak

Zor bela: Güçlükle

Zor kazanan ter döker. Kişi bin bir zahmetle çalışıp kazanınca onun kıymetini bilir harcamasını da bunu düşünerek yapar.

Zor oyunu bozar. İnsan zorda kalınca her yola başvurur. Planları bozulur. İşin yapılmasında kurallar değil de kişiler kendi güçlerini kullanıyorsa artık o işte kurallı olmak beklenemez.

Zora beylerin borcu Var. Yaptığı işte zor kullanmayı alışkanlık haline getirenlerin istediklerini çok güçlü insanlar bile yerine getirir.

Zora dağlar dayanmaz. Yaptığı işte zor kullanan kişilere çok güçlü bile olsa insanlar dayanamaz sonunda boyun eğer.

Zorla güzellik olmaz. Zorla insana bir işi yaptıramazsınız. Eğer bir işi yaptırmak istiyorsanız önce onu insanlara sevdirmelisiniz. Bazı şeyler Allah vergisidir çalışmakla, zorlamakla olmaz.

Zula etmek: Çalmak, yürütmek, aşırmak

Zurnada peşrev olmaz, ne çıkarsa bahtına. Kişi yapacağı işe hiçbir planlama yapmadan başlarsa sonunun nereye varacağını kestirmek zordur. Artık bahtına razı olacak.

Zurnanın son deliği: İşte sorumlu olan en son kişi

Zurnanın zırt dediği yer: İşin en kırılgan noktası, İşin bozulduğu, düzenin bozulduğu yer.

Züğürt olup düşünmektense uyuz olup kaşınmak yeğdir. Uyuz olmak insanı çok rahatsız eder fakat züğürt olup boş boş oturmaktan daha iyidir en azından vücut hareket etmiş olur.

Züğürt ağa: Beş parasız, meteliksiz

Züğürt tesellisi: Çok basit bir çıkarla teselli bulmak

Züğürtlük zadeliği bozar. Parasız hiçbir şey olmaz. Para olmayınca toplumda saygınlığında bozulur.

Zülfü yâre dokunmak: Karşısındakileri kızdıracak şekilde konuşmak

 

Yabana atmak: Önem vermemek

Yabancı koyun kenara yatar. İnsan yabancısı olduğu bir yere gittiğinde orda ki insanlar onu hemen aralarına alamadığı gibi oda insanların arasına girip uyum sağlayamaz. Bu nedenle ilk zamanlarında uzak uzak durur.

Yağ yiyen köpek, tüyünden belli olur. İyi beslenince bunu söylemeye gerek yok insanın dış görünüşü bile iyi beslendiğini gösterir.

Yağ bağlamak: Şişmanlamak

Yağ çekmek: Dalkavukluk yapmak

Yağcılık yapmak: Kişi kendini başkalarına sevdirmek için bin bir türlü yola başvurması. Başkalarına yaranmak için onların hoşuna gidecek laflar söylemek davranışlarda bulunmak.

Yağlı ballı olmak: Çok samimi olmak

Yağlı kapı: Kolay ve bol kazanç sağlanan yer

Yağlı müşteri: Çok mal alıp, İyi para veren müşteri

Yağmur eken fırtına biçer. Kişi bir şeyi yaparken iyi düşünmeli bir gün yaptığının sonuçlarının kat kat fazla olarak kendisine de ulaşacağını aklından çıkarmamalı.

Yağmur yağsa kış değil mi? Kişi halini bilse hoş değil mi?:Her insanın bir huyu bir becerisi bir ahlakı vardır. İnsan kendini yapmacık değil olduğu gibi çevresine göstermeli.

Yağmurda düşmanın koyunu dostun atı sayıtsın. Yağmurda koyunun yünü yapışıp cılız gözükürken atın çevikliği artar daha hareketli olur.

Yağmurlu günde tavuk suyu neylesin. İnsan ihtiyaç duyduğu vakit ona yardımcı olmalı derdine derman bulunmalı, yoksa iyi gününde yapılan yardımın veya iyiliğin hiçbir faydası veya önemi yoktur.

Yakada bağım yok ki çakaldan korkum olsun. İnsanın malı mülkü yaksa zarar görecek bir şeyi yoksa kaybedecek bir şeyi de yok demektir o halde zarar görürüm diye de korkacak bir durumu da yoktur.

Yaka silkmek: Bıkmak usanmak anlamında

Yakasına yapışmak: Bıktırmak, sürekli bir şey istemek

Yakayı ele vermek: Yakalamak

Yakayı kurtarmak: Bir zorluk veya işte

Yakın komşu uzak kardeşten iyidir. İnsanın zor gününde yardımına koşan yakınındaki komşusu uzakta bulunan akrabasından daha iyidir.

Yalancı kim işittiğini söyleyen. Kişi duyduğundan emin olmadıkça başkalarına anlatmamalıdır. Sonra yanlışlığı veya değişikliği ortaya çıkarsa yalancı konumuna düşer.

Yalancının evi yanmış kimse inanmamış. Kişi yalan konuşmaya başlar ve insanlar yalan konuştuğunu anlarsa bir gün gelir gerçeği söylese de kimse ona inanmaz.

Yalancının mumu yatsıya kadar yanar. İnsan yalanla bir yere varamaz. İnsanları bir kere veya iki kere kandırır ama sonunda mutlaka gerçek ortaya çıkar.

Yalnız öküz çifte koşulmaz. İki kişinin yapabileceği işi tek insan yapamaz. Onun için işe göre insan görevlendirilmeli.

Yalnız taş, duvar olmaz. İnsan tek başına bir şey yapamaz. Eğer bir şey yapmak istiyorsa birlik olmaya dayanışmaya önem vermeli.

Yan tutmak: Taraf olmak

Yangına körükle gitmek: Kavgalı bir ortama kavgayı yatıştıracak değil de tam aksine kavgayı artıracak sözlerle müdahale etmek.

Yanık yerin otu tez biter. Kişinin yüreğine bir acı ile dolan hüzün zamanla küllenir yerini sevinç ve neşeye bırakır.

Yanlış kapı çalmak: İsteğinin olmayacağı yere başvurmak

Yar olmayanın yarı olmaz, tacir olmayanın kârı olmaz. Başkasına bir faydası olmayanın başkasından da bir şey beklemeye hakkı yoktur. Aynı şekilde insan ticari bir iş yapmıyorsa kar edeceği bir şeyi de yoktur.

Yara sıcakken sarılır. Bir işin gereği zamanında hemen yapılmalıdır. Zamanı geciktikten sonra artık iş işten geçer ya da yapılan işlemin bir faydası olmaz.

Yara açmak: Üzüntü yaratmak, yaralamak

Yaraya merhem olmak: Çok önemli bir ihtiyacı karşılamak

Yaralı kuşa tüfek atılmaz. Kişi dertli ise bir sıkıntısı varsa bir derdi varsa ona yeniden sıkıntı verecek davranışlardan hareketlerden uzak durmalıyız.

Yarası olan gocunur. Bir işte yolsuzluk yapanlar hilekârlık yapanlar araştırılırken orada bu işe bulaşanlar bu işle dolaylıda olsa ilişkisi olanlar durumdan rahatsız olur.

Yarım hekim candan eder, yarım imam dinden eder. Daima her işi erbabına yaptırmalı usta olmayan kişi işi değil yapmak onu daha beter hale getirebilir. Örneğin doktora değil de sahte bir hasta bakıcıya muayene olursak tedavi olamayacağımız gibi canımızdan da olabiliriz. Aynı şekilde cahil din adamı da bize yanlış bilgileri din bilgisi diye öğretebilir. İnançlarımızın sarsılmasına yol açabilir.

Yarı buçuk: Beklenenin çok altında, önemsiz.

Yaş kesen baş keser. Yaş ağacı kesmek canlı insanı öldürmek gibi hatadır, suçtur, günahtır.

Yaş yetmiş iş bitmiş. İnsan yetmiş yaşına gelmişse artık bir işi başarması zordur. Ömrünün sonuna gelmiş demektir.

Yaşı at pazarında sorarlar. İnsanın yaşı değil aklı önemlidir. Yaş ancak güce dayalı işlerin yapılacağı yerlerde sorulur. Akıl gereken yerde ise yaşa ihtiyaç yoktur.

Yaşını başını almış: Olgunluk çağına gelmiş

Yaşlanmış eşekte yıllanmış akıl olur. Yaşlı insan hayat tecrübesi olan insandır. Onun gücünden değil hayat tecrübesinden faydalanmak gerekir.

Yatan değil eceli gelen ölürmüş. İnsan yaşlansa da hastada olsa ölmez, ölüm ancak ecel gelince olur. Ölümün yaşı hastalığı olmaz gence de ihtiyara da gelir nerede ne zaman geleceğini kimse bilemez.

Yatan öküze saman verilmez. İnsan tembelse ona hiçbir şey vermek gerekmez. Çünkü verilen şey onun daha da tembel yapar.

Yatanın, yürüyene borcu var. Tembel insanın değil başkalarına kendine dahi faydası yoktur. O yüzden çalışan insanların eline muhtaçtırlar.

Yavaş atın tekmesi pek olur. İnsan yüzünün yumuşak güleç görülmesi kimseyi yanıltmamalı o yumuşaklığın altında çok sert bir karakter yatabilir.

Yaylanın çayırlısı evladın hayırlısı. İnsan hayvanlarını otlatması besleyebilmesi için çayırı bol yaylalara ihtiyacı vardır. Aynı şekilde evladının da faydası olması için hayırlı evlat olması istenir.

Yazın gölge hoş kışın çuval boş. Gerektiği zaman da çalışmayıp tembel tembel yatanlar zamanı gelince ele güne muhtaç olur. Başkalarına el açmak zorunda kalırlar.

Yel esmezse yaprak kımıldamaz. Bir işin olabilmesi için mutlaka bir hareket bir kıpırdanma gerekir yoksa hiçbir şey kendiliğinden olmaz.

Yel gibi gelen, sel gibi gider. Hiç yorulmadan zahmetsizce çok kolay kazanılan aynı şekilde gider sahibine bir fayda sağlamaz.

Yele vermek: Rüzgâra vermek, faydası olmadan akıp gitmek

Yemek sıcakken yenilir. Bir iş zamanında yapılır. Söz zamanında söylenir zamanı geçtikten sonra pişmanlık fayda etmez bir işe yaramaz. Zamanında yapılmayan işin kimseye faydası yoktur.

Yemem diyen sofra deler oturmam diyen post çürütür. Bazı insanlar vardır ki sözleri ile davranışları birbirleri ile tezat gösterir. Örnek yemem diyen sofraya oturunca ne var ne yok süpürür yer sanki hiç doymayacakmış gibi. Aynı şekilde oturmam diyen değil oturmak yatıya bile kalır.

Yemene giden kahve götürmez. İnsan gittiği yere hediye olarak orda bulunan şeyi değil orada bulunmayan, insanların ihtiyaç duyacağı ve eksikliğini duyduğu şeyi getirmeli.

Yemesini bilmediğin aş ya karın ağrıtır ya da baş. İnsan bir işin nasıl yapılacağını bilmiyorsa o işten uzak durmalı veya insan bir aletin nasıl kullanılacağını bilmezse onu kullanmaya kalkmamalı sonra başına dert açabilir.

Yengece "niçin yan yan gidersin" demişler  "serde kabadayılık var" demiş. Davranışları ile çevresindekilerden farklılıklar gösteren kişiler bunu yeteneksizlik veya beceriksizlik olarak değil de kendilerine has üstünlük olarak değerlendirirler.

Yenilen pehlivan güreşe doymaz. Yapılan bir yarışta kişi kaybetmeyi hiçbir zaman kabullenemez. Eğer kaybetmişse en kısa zamanda yeniden karşılaşıp mağlubiyetten kurtulmak ister ve bu inat böyle devam eder.

Yenmeyen mal zalime kalır. Cimrilik yapmamalı. Kişi ömrü boyunca çalışıp didinir mal mülk biriktirir. Hâlbuki çalıştığını yemeli biriktirmemeli biriktirilen mal varislerine kalır hele de bunlar birer birer zalimse

gggggggggggggggggggggggggggggg

Yer cücesi: Küçük boylu, ufak

Yerin kulağı vardır. İnsan sırrını iyi tutmalı olur olmaz yerde sırrını açmamalı sonra hiç ummadığı yerlere sırrı gidebilir.

Yerin dibine geçmek: Çok utanmak, rezil olmak, çok mahcup olmak

Yerinde saymak: Hiç ilerleyememek, hiç mesafe kat etmemek. İlerleyememek.

Yerine düşmeyen gelin yerine yerine, boyuna düşmeyen esvap sürüne sürüne eskir. İnsanın boyundan büyük elbisesi nasıl ki yerlerde sürüne sürüne eskirse layığı olmayan yere düşen gelin de ah vah çeke çeke dert yana yana ömrünü eskidir.

Yerini bilmeyen yılda bir esvap eskitir. Çalışacağı işi veya yeri bilmeyen kişiler sürekli yer değiştirmeleri yüzünden hem kendilerini zora sokar hem de elbiselerini sık sık eskitirler.

Yeşil ışık yakmak: Olmasına fırsat vermek

Yeter ki ayranım olsun sinek Bağdat'tan da gelir. Elde yeter ki mal bulunsun müşteri her yerden gelir. Gerekli olan araç gereç malzeme yeter ki insanın elinde olsun onu kullanacak kişi ya da ihtiyaç sahipleri nerden olsa gelir.

Yetişemediğin köyün alt tarafında yat. İnsan ulaşmak istediği bir amaca ulaşamıyorsa ona ulaşabildiği kadar yakın olmaya çalışmalı.

Yılan deliğine çomak sokulmaz. İnsan tehlikeli yerlerden uzak durmalı veya bir yerde tehlike varsa oraya karışmamalı tehlikeli işlerden uzak durmalı.

Yılan sokan uyumuş aç olan uyumamış. İnsan her türlü hastalığa veya acıya dayanır ama açlığa kolay kolay dayanamaz.

Yılana yumuşak diye el sunma. Düşmanın yumuşaklığına aldanma sonra pişman olursun

Yılanın başı  küçükken ezilir. İnsan tehlikeyi veya düşmanını işin başında büyümeden önlemeli ona karşı tedbirini almalı sonra geç kalmış olur.

Yıldızı parlamak: Meşhur olmak

Yıldızı sönmek: Unutulmak, kaybolmak

Yırtıcı kuşun ömrü kısa olur. Çevresine zarar verenler insanları rahatsız edenler fazla yaşamaz. Gün olur başkaları da ona zarar verebilir.

Yiğidi öldür ama hakkını ver. İnsan ölür yenilir batar çıkar ama ne ise o açıkça söylenmeli Cesursa cesur dürüstse dürüst akıllı ise akıllı. Kişi düşmanın bile olsa doğru yaptığı işte onun doğru yaptığını söyle doğru davranışında onun doğru yaptığını söyle hakkını ver

Yiğidin sözü demirin kertiği. Yiğit mert insan sözünden dönmez. Demir kertiği gibi sabit yerinde kalır.

Yiğit er meydanında belli olur. İnsanın becerisi kuvveti gücü lafla değil yaptığı işle belli olur.

Yiğit yarasına yiğit katlanır. Cesur yiğit insanların karşılaştıkları sorunlara veya zorluklara katlanabilmek ancak yiğit insanların işidir, herkesin katlanabileceği şeyler değildir.

Yok, büyümez arık büyür. Olmayan şeyden bir şey üremez ama az da olsa azdan çoğalır. Büyük birikimler meydana gelir.

Yok, pahasına: Çok ucuza

Yokuşa sürmek: İnat etmek

Yol almak: yaptığı işte ilerlemek, mesafe kat etmek

Yolunu sapıtmak: Yanlış işler yapmak

Yoksul ala ata binse selam almaz. Sonradan görme veya görmemiş biri eline bir şey geçse kendini bir şey sanır daha insanların selamını da almaz. Kasıntıdan yanında durulmaz.

Yoktan yonga olmaz. Kişinin ellinde bir şey yoksa yapılabilecek bir şeyde yok demektir. Zorla bir şey olmaz.

Yol almak: İlerlemek, mesafe kat etmek

Yol ile giden yorulmaz. İnsan bir işi yaparken yapılması gerektiği şekilde işini yaparsa hile ye gitmez dürüst hareket ederse işini zamanında ve rahat yapar.

Yol yürümekle borç ödemekle biter. İnsan bir işi bitirmek istiyorsa çalışıp gayret etmek zorundadır. Yolda ise bitirinceye kadar yürümeli borçlu ise bitirinceye kadar çalışıp kazanıp ödemeli ki bitsin yoksa her şey yerinde durur.

Yolunu sapıtmak: Yanlış işler yapmak, Yapışmaması gereken davranışlar içine girmek

Yolcu yolunda hancı hanında gerek. Herkes kendi işi üzerinde olmalı. Eğer yolcuysa beklememeli bir an önce yola çıkmalı. Zaman kaybetmemeli.

Yorgun eşeğin çüş canına minnet. Yorgun kişi için verilen dinlenme fırsatı bunmaz nimettir.

Yorgun gözüyle at, bekâr gözüyle avrat alınmaz. Bir iş yapmaya kalktığında o işi iyi bilen akıl sahibi tecrübeli insanlardan fikir al cahil aklınla iş yapmaya kalkma

Yokuşa sürmek: İşin olmaması için diretmek,  İnat etmek

Yumurtada kıl bitmez. Kısır bir ortamdan bir şey bekleyemezsiniz

Yumurtadan çıkan yine yumurta çıkarır. Her canlı kendi soyunun özelliklerini taşır. Kendi soyuna çeker.

Yumurtanın kulpunu arama. Kısır bir ortamdan bir şey bekleyemezsiniz.

Yumurtlayan tavuk bağırtkan olur. İş yapan insanın sesi çıkar şikâyeti eleştirisi olur. Eğer kişi bir şey yapmıyorsa sesi de çıkmaz.

Yumuşak atın çiftesi pek olur. Kişinin yüzünün gülmesine değil hareketlerine bakmalı yüzü çok yumuşak olan insan hiç beklemedik şekilde karşısındakilere çok sert tepki verebilir.

Yurdun otlusundan kutlusu yeğdir. İnsan rahat ve huzur içerisinde yaşayamadıktan sonra verimli olmuş ne kıymeti var.

Yuvayı dişi kuş yapar. Aileyi ayakta tutan, yönlendiren, düzenleyen, onun devamlılığını sağlayan annedir. O olmasa aile çok kolay dağılır.

Yuvarlanan taş yosun tutmaz. Sürekli hareket halinde olan konup göçen belli bir ikamet yeri olmayanın eşyası da evi parkı da olmaz.

Yüksek uçan alçak düşer. İnsan kibirlenmemeli başkalarına fiyaka yapmamalı kendisini başkalarından üstün görmemeli gün olur çok kötü durumlara düşebilir.

Yüreği cız etmek: Çok acımak, üzülmek.

Yüreğine su serpilmek: Sıkıntılı anında sıkıntısını hafifletecek haber almak.

Yüz yüzden utanır. Kişi söyleyeceğini karşısındakinin yüzüne söylemeli ki etkisi olsun yoksa haber salmakla bir şey elde edemezsin.

Yüz bulmak: İlgi ve yakınlık görmek, rağbet görmek.

Yüz çevirmek: İlgiyi alakayı kesmek, ilgilenmemek.

Yüz geri etmek: Geri dönmek, iade etmek, reddetmek istememek.

Yüz vermek: İlgi yakınlık dostluk göstermek.

Yüzü kara: Utanmaz, arlanmaz, ahlaksız.

Yüzmek bilmezsen denizin kenarında işin ne. İnsan anlamadığı bilmediği bir işi yapmaya kalkmamalı, ne biliyorsa onu yapmalı.

Yüzü sirke satmak: Yüzünden hoşnutsuzluğunu belli etmek

 

Vadesi gelmek: Zamanı gelmiş olmak.

Vakit nakittir. İnsanların en büyük sermayesi zamandır. Onu altın gibi değerli bilmeli ve boşa harcamamalı.

Vakitsiz öten horozun kafasını keserler. İnsan bir iş yapmaya niyetlenmişse onu başaracağına emin olmadan konuşmamalı başkalarına duyurmamalı sonra rakipleri onu boğar yok eder iflas ettirir. Kişi rakipleri ile mücadele edebilecek güce erişmeden onlara karşı mücadeleye kalkışmamalı yoksa onların karşısında ezilir.

Vaktini şaşmamak: Her işi tam zamanında yapmak

Var varladır yok söyletir. Varlık kişiye güven cesaret bol keseden atma gücü verir. Herhangi bir işi yapma cesareti verir. Rahat hareket etme cesareti verir. Yok, ise ancak insana yokluktan dolayı acınma ve sızlanma verir.

Var yok: Olduğu şüpheli

Vardığın yer körse sende gözünü kapa. Kişi bulunduğu ortamda ki insanlara uymak istiyorsa onlarla beraber yaşamak istiyorsa onların yaşam düzenin benimsemek zorundadır.

Varını veren utanmamış. Kişi kendisinden istenince elindekini az çok bakmadan vermeli azlığından veya kalitesizliğinden utanılmamalı. Zamanı gelince yaptığından pişman olmaz ama cimrilik yapar elindekini saklarsa gelecekte karşılaşacağı durumlarda mahcup olabilir.

Varlığa darlık olmaz. İnsan elinde malı mülkü varsa her şeyi alır her şeyi istediği gibi yapar onun için sıkıntı yoktur.

Varsa hünerin her yerde vardır yerin. Kişinin bir işi mesleği becerisi varsa her yerde işi yolunda gider mutlaka saygı ve iltifat görür eğer bir becerisi mahareti yoksa zor ilgi ve alaka görür. Kendisini kabul ettirmesi zordur.

Varsa pulun herkes kulun; yoksa pulun  dardır yolun. Eğer paran varsa zenginsen herkes sana ilgi ve alaka gösterir. Yok, eğer fakirsen işin zor. Kolay kolay işlerini göremezsin. İnsanlar kolay kolay yardımcı olmaz. İşini görmez.

Varsa kişinin kısmetinde mermere geçer dişi; yoksa kişinin kısmetinde pilav yerken kırılır dişi. Eğer kişinin kısmetinde varsa istediği şey ne olursa olsun şartlar ne kadar zor olursa olsun o gerçekleşir. Yok, eğer kısmetinde yoksa olmayacaksa şartları ne kadar müsait olursa olsun akla gelmeyecek bir aksilik çıkar ve o iş gerçekleşmez.

Vasiyet ölüm getirmez. Kişinin vasiyetini yapması onun ölüm döşeğinde olmasını gerektirmez. Sadece tedbirli davranmış olur. İnsan tedbirini önceden almalı.

Vebali boynuna: Günahı da sevabı da sana

Ver yiğidi  yiğide Mevla rızkın yetire. Fakir zengin diye ayırma birbirini seven iki genci evlendir. Allah onların rızkını verir.

Veren el alan elden üstündür. İnsan daima çalışıp kazanmalı ve ele muhtaç olmamalıdır. Çalışıp helalinden kazanan ne olursa olsun dilenenden başkalarına el açanlardan daha üstündür.

Veresiye şarap içen iki kez sarhoş olur. Kişi bir işi yaparken iki kere düşünmeli. Hem işin yapılışı hem de sonuçları rahatsız edebilir. Örnek olarak bir ürünü alırken; hem veresiye alırken sarsılır utanır sıkılır hem de ödeme zamanı gelince haybeye para ödemiş gibi olur.

Verip pişman olmaktansa, vermeyip düşman olmak iyidir. Elinizde olan bir şey sizden istenince, verdiğiniz şeyi zamanında alamayacaksınız beklide istemek zorunda kalıp, verdiğiniz kişiyle kötü olacaksınız. İsteyince vermezseniz de kişi yine size kırılacaktır ama en azından malınız elinizde kalacaktır.

Verirsen doyur, vurursan duyur. Bir şeyi yapmak istiyorsan veya bir şeyi yapmaya niyet etmişsen onu tam yap yarım yapılan işten bir sonuç alamazsın, İşi tam yap ki herkes ikna olsun.

Verme malını veresiye, akar gider Karasu'ya, baş yarılır kol kırılır, sulh ederler yarısına. Malını veresiye verme çünkü alanlar borcunu ödemez batarsın. Başına birçok haller gelir. En sonunda da seni alacağının yarısına razı ederler.

Vız gelip tırıs gitmek: Yapılanlara aldırış etmemek, önemsememek.

Vız gelmek: Aldırış etmemek, önemsememek.

Volta atmak: Koridorda aşağı yukarı dolaşmak.

Vur abalıya: Bütün suçu bir zavallıya yıkma ifadesi.

Vur patlasın çal oynasın: Her şeyini harcayıp hiçbir şeye aldırmadan eğlenme hali.

Vurucu tim: En iyi eğitimi almış en iyi silahlarla donatılmış askeri birlik.

Vücut bulmak: Meydana gelmek, oluşmak.

Vücuda getirmek: Ortaya koymak.

Vücudunu ortadan kaldırmak: Öldürmek, yok etmek.

Vücuttan düşmek: Zayıflamak, gücünü yitirmek

Vermeyince mabut neylesin sultan Mahmut. Eğer insanın talihi yoksa ne yaparsan yap işleri rast gitmez.

Vücut kocar, gönül kocamaz. İnsan bedenen yaşlanır ama isteklerinde arzularında ilgilerinde ideallerinde hiç değişmez. Hep genç kalır, onlar hiç değişmez. Yaşlılık onlarda düşünülmez.

 

Ucu bucağı olmamak: Çok büyük olan

Ucu ucuna: İstenen tam ebat

Ucu ucuna gelmek: Tam yetecek kadar denk gelmek

Ucunu kaçırmak: Çıkmaza girmek

Uçkuruna sağlam olmak: Ahlakını namusunu koruyan sağlam karakterli.

Ucuz alan pahalı alır. Ucuz alına mal kolay bozulur devamlı tamirat ister daha fazla masraf yapılır. Ucuz mal sık arızalanıp sonunda kullanılmaz olur ve yenisini gerektirir. Onun için daha pahalıya gelir.

Ucuz et tencereyi yakar. Ucuz alınan şeyin gerekliği değeri olmadığı gibi kullanımında da ucuzluğundan dolayı gerekli özen gösterilmez. Kullanana zarar vermekten öteye gitmez.

Ucuz etin yahnisi yavan olur. Ucuz mal kalitesizdir. Kolay kullanıma gelmez.

Bir malın veya hizmetin fiyatı benzerlerine göre fazlaca ucuz ise kalitesinden, güvenilirliğinden yeteneklerinden endişelenmeniz gerektiğini hatırlatır. Satıcı ucuz fiyat verebilmek için maliyeti düşürmek zorundadır. Maliyeti düşürmek için malzemeden kısar, kaliteyi düşürür, güvenlik gibi gerekleri göz ardı eder. Sonuçta da istediğimiz verimi alamayız hayal kırıklığına uğrarız.

Ucuzdur vardır illeti, pahalıdır vardır hikmeti. Ucuz olan malın mutlaka ya çok boldur ya bir problemi vardır. Kullanana mutlaka sorunlar çıkarır. Pahalı olan mal ise ya çok değerlidir ya çok az bulunur ya çok işte kullanılır yani mutlaka kaliteli maldır. Sorunsuz maldır.

Uğur ola: Hayırlı yolculuklar

Uğursuzun yüzüne bakma kırk gün işin rast gitmez. Halk arasında uğursuz insanların yüzüne bakınca kırk gün işlerin düzgün gitmez gibi bir inanış vardır.

Ulular köprü olsa basıp geçme. Toplumda saygın kişiler makam mevki sahibi kişiler görevlerinden ayrılsalar bile sen onlara saygısızlık etme her zaman saygılı olmayı bil.

Ulumasını bilmeyen it yatağına getirir kurt. İnsan nerede neyi nasıl konuşacağını bilmezse başkalarını da kendine düşman eder. Başına birçok dert açar.

Umurunda değil: Hiç bir şeye aldırmıyor

Ummadığın taş baş yarar. Hiçbir şeyi küçümseme senin küçümsediğin şey hiç ummadığın anda başına dertler açar. Hiç kimseyi küçük görme gün gelir senin küçümsediğin insan tahmin edemeyeceğin makamlara gelebilir.

Un ile odun, sahibi kadın. Evin içinde iki şey vardır ki bunların sahibi de kullananı da planlayanı da kadındır. Biri yakacak diğeri de un ve yiyecektir.

Ununu elemiş eleğini asmış. Yapacağı her şeyi yapmış bitirmiş artık yaşamının sonuna gelmiş artık bundan sonra onun yapacak işi kalmamıştır.

Usanç getirmek: Bıktıracak duruma getirmek

Utancından yere geçmek: Yapılan işten dolayı çok utanmak

Uyku gözünden akmak: Uykudan gözlerini açamayacak hale gelmek, çok uykusu gelmek

Uyku kestirmek: Fırsatını bulup azda olsa uyumak

Uykusu açılmak: Uykulu durumu atlatmak

Uykusunu almak: Tam olarak uykusunu uyumuş olmak

Uykuya dalmak: Yorgunluktan derin uyumak uyanmaktan uzak olacak şekilde uyumak

Uyku uykunun mayasıdır. İnsan fazla uyumamalı belli bir ayarda bırakmalı fazla uyku yeniden uykumuzu getirir. İnsan Uyudukça uyumak ister

Uyuyan yılanın kuyruğuna basma. Eğer düşmanın veya sana zarar verecek birileri senden uzaksa onlara bulaşıp başına dert açma bırak uzak dursunlar.

Uyuyanın üstüne kar yağarmış. İnsan uyurken çok üşür mutlaka üzerinin örtülmesi gerekir.

Uzağı görmek: İleri görüşlü.

Uzaktan bakmak: Seyirci gibi davranıp olaya karışmamak.

Uzaktan kumandalı: Yaptığı işe dışardan müdahale ile yön veren.

Uzun hikâye: Anlatılması uzun olan

Uzun sözün kısası: Sözü uzatmadan konuya gelelim, kısaca

Üç göç bir yangının yerini tutar. İnsanların bir yerden bir yere göç etmesi çok büyük zahmettir aynı zamanda maddi bir yüktür. Nasıl ki yangın insanı madden ve manen bitirirse insan büyük bir yük getirirse yapılan üç göç te aynı yükü getirir.

Üç kuruşluk insan. Yaptıklarıyla ilişkileriyle davranışlarıyla hiçbir değeri olmayan insan

Üç kuruşluk insan. Başkalarının arasında hiç bir değeri olamayan basit  kişi

Üç kuruşluk eşeğin beş paralık sıpası olur. Kişi ne kadar kaliteli veya ne kadar kalitesizse onun evladı da aynı şekilde kalitesiz olur. Ondan daha faydalı veya kaliteli bir şey bekleyemezsiniz.

Üç aşağı beş yukarı: Yaklaşık olarak, tahmini olarak değeri

Üç buçuk atmak: Çok korkmak

Ürümesini bilmeyen köpek sürüye kurt getirir. İnsan nerede neyi konuşması gerektiğini bilmezse başına dert açar. Beceriksiz insan bir işi yapayım derken daha beter bozar.

Üstesinden gelmek: İşi başarmak

Üstüne basmak: Düşüncesinde isabetli olmak, karalarında doğruyu söylemiş olmak

Üstüne titremek: Çok önem vermek, Çok titiz davranmak

Üstüne üstüne gitmek: Yapılan işten bıkmayıp başarmak için tekrar tekrar denemek

Üstüne varmak: Baskı ile bir şeyi yaptırmak

Üstüne varmak: Bir işi yapmak için ısrar etmek, tekrarlamak

Üstüne yıkmak: Suçu başkasının üstüne atmak

Üşengecin çocuğu olmaz. İnsan bir şeye sahip olmak istiyorsa tembellik yapmamalı kalkıp onu elde etmek için çalışmalıdır.

Üveye etme Özünde bulursun; Geline etme  kızında bulursun. Kendi çocuğuna üveyliği kabul etmeyen başkalarının çocuğuna da üveylik etmemelidir. Aynı şekilde kızına da gelin gittiği yerde iyi davranılmasını istiyorsan kendi gelinine iyi davran gün gelir yaptıklarınla karşılaşırsın.

Üzüm üzüme baka baka kararır. İnsan yaptığı her şeyi iyi hesaplamalı eşini dostunu da iyi seçmeli çünkü davranışları ile çevresine örnek olurken kendisi de başkalarına örnek olacaktır.

Üzümsüz bağın sefası olmaz. Ürün vermeyen tarlanın insana bir faydası olmaz. Bir eksiğini gidermez ki sevinesin.

Üzümü ye Bağını sorma. İnsan bulduğunu değerlendirmeli istifade etmeli nereden nasıl geldiğini fazla sormamalı öğrenmemeli.

 

Şafak atmak: Ani bir durum karşısında rengi değişmek, şaşırmak

Şahin ile deve avlanmaz. Küçük işler gerektiren aletle büyük işler yapılmaz. Büyük işler için büyük aletler gerekir.

Şahin küçüktür ama koca turnayı havadan indirir. Kişiyi boyuna posuna bakıp değerlendirmek yanlıştır. Nice insanlar vardır ki boyu küçük ama gücü kuvveti kendinden boylu çok kişiden fazladır.

Şahine lokma eksik olmaz. Güçlü insanlar için kazanmak ihtiyaçlarını kazanmak orun olmaz. O mutlaka bir yolunu bulur.

Şakanın sonu kakadır. Her şey yerinde ve ölçülü olmalı şakanın eğer ayarı kaçarsa sonu tatsızlıklara varır.

Şaka kaldırmak: Şakaya gelmek, şakadan hoşlanmak

Şakaya vurmak: Ciddi bir konuyu şaka ile kabullenmek

Şap ile şeker bir değil. Her şeyi görünüşüne göre değil yaptığı işe göre değerlendirmeli. Şapta şeker de birbirine benzer ama tamamen farklı işler yaparlar.

Şaraptan bozma sirke keskin olur. Sonradan bozulan azan kişi ömür boyu yanlış yolda gidenlerden daha fena olur.

Şaşkın ördek suya kıç üstü dalarmış. Kişi ne yaptığını bilemezse işlere tersinden başlarmış.

Şer işi uzat hayra dönsün, hayır işi uzatma, şerre dönmesin. Kötü giden bir işi n kötülüğüne boyun eğme uğraş mücadele et ve onu iyi yola döndür. Aynı şekilde hayır olan bir işi de uzatıp araya fitne fesat girmesine meydan verme en kısa zamanda o işi bitir.

Şeriatın kestiği parmak acımaz. Kanun cezayı vermişse artık şartsız kabul etmek ve üzülmemek zorundayız.

Şeyh uçmaz müridi uçurur. Bir kişiye inananlar onu olduğundan fazla abartır ve başkalarını da buna inandırmaya çalışırlar.

Şeytan kişiyi kandırır ama suyunu ısıtmaz. Nasıl ki rüyada şeytana aldanıp uyandığımızda abdest almamız gerektiğinde kalkıp suyumuzu kendimiz ısıtırsak aynı şekilde toplumda uyanık diye geçinip biz sakat işlere bulaştıranlar zorda kalınca yanımıza uğramazlar. Kendi başımızın çaresine bakmamız gerekir.

Şeytan tüyü: Kendisini çevresindekilere sevdirme huyu

Şeytana uymak: Arzularına uyup kötü bir iş yapmak

Şeytanın dostluğu darağacına kadardır. Kötü arkadaşla ahbaplık zorda kalıncaya kadardır. Zorda kalınca bizi terk ettiği gibi yaptığı yanlış yönlendirmeler bizi darağacına kadar getirebilir.

Şeytanla ceviz oynanmaz. Hilekâr üçkâğıtçı kişilerle iş yapılmaz eğer iş yapacaksak sonuçlarına da katlanmayı bilmek zorundayız.

Şeytanla kabak ekenin kabak başına patlar. Hilekâr insanla ticaret yapmaya kalkan sonunda batar. İşin borcu başına kalır.

Şeytanla ortak buğday eken samanını alır. Hilekâr insanla ortak iş yapmaya kalkan sonuçta hiçbir şey kazanamaz. Sadece işin artıkları ile yetinmek zorunda kalır.

Şık şık eden nalçadır, iş bitirene akçedir. Bir yönüyle değerli olan şeylere benzemesi onun aynı işi yaptığı anlamına gelmez. Örneğin nalçada bozuk para gibi şık şık öter ama aynı işi görmez. Sadece sesleri benzer.

Şimşek çakmadan gök gürlemezmiş. Bir işin oluşması için önce onun oluşumunu sağlayacak nedenler ortaya çıkmalıdır. Tıpkı gök gürlemesi gibi önce şimşek çakar ardından da bunun doğal sonucu olarak gök gürler.

Şifayı bulmak: Hastalanmak

Şom ağızlı: İleri geri konuşan, aklına geleni söyleyen.

Şöhret afettir. İnsanın tanınması meşhur olması eğer ne yapacağını bilemezse sonunu felakete sürükler.

Şöyle böyle: İdare eder, ne iyi ne kötü

Şu dünya kırık kulplu kazan, bir  ucundan tut sende kazan. Bu dünyada herkesin mutlaka yapabileceği bir iş vardır herkes yapabileceği işi bulup geçimini temin edecek şekilde çalışmaya başlamalı

Şu karşıda yapı var, geliyor keser sesi, ustalar meclisinde çıraklar keser sesi. Nasıl binada insanlar çalışırken ses gelirse ustaların yanında yanın da çıraklar ustalık taslamamalı. Ustalarını dinlemeli ve onlardan bir şeyler öğrenmeye çalışmalı.

Şubatın sonundan martın onundan kork. Kış mevsiminin sonuna gelinmişte olsa şubatın sonu ve mart ayının onu arasındaki soğuklar kıştan beterdir.

Sabaha kalan davadan korkma. Eğer bir iş acele gerektirmiyorsa onu sabaha bırakmaktan çekinme. Bir işin sonucu eğer sana henüz yansımamışsa artık korkulacak bir durum yok demektir. Eğer içinde bulunduğun sorunun etkileri hemen sana yansımamışsa artık korkacak bir durum yok demektir. Demekki sorun senin korktuğun kadar tehlikeli boyutta değildir.

Sabaha çıkmamak: Sabaha kadar yaşamamak.

Sabah sürçen geceye dek sürçer. Bir işin başlangıcında beceriksiz görünen kişi o işin sonuna kadar beceriksizliğini devam ettirir.

Sabahı bulmak: bir konu veya iş üzerine gece yarılarına kadar uğraşmak, çok emek vermek

Sabahın köründe: Çok erken, alaca karanlıkta

Sabahın kızıllığı akşamı kış eder; akşamın kızıllığı sabahı güz eder. Sabah tan yeri kızılsa akşama hava soğuyacak demektir. Akşam gökyüzü kızılsa sabaha güz geldi demektir.

Sabahleyin yağmur yağarsa gir yoluna, ikindiden sonra yağarsa gir foluna. Sabahleyin yağan yağmur geçicidir. Birazda durur hava açar. İşine devam edebilirsin ama yağmur ikindiden sonra ise hiç işe bulaşma yağmurun ardı gelecek demektir. Buna göre evine çekil tedbirini al demektir.

Sabır acıdır meyvesi tatlıdır. İnsanların bazı olaylar karşısında sabretmesi metanetle hareket etmesi zordur, ama bu zorluk insanı en azından öfke ile yapacağı hatalı bir davranıştan alıkoyar korumuş olur.

Sabır ile koruk helva, dut yaprağı atlas gibi olur. Eğer bir işte başarıya ulaşmak istiyorsak sabretmesini ancak sabırla başarıya ulaşacağımızı bilmeliyiz. Nasıl sabırla koruk helva oluyorsa ipek böceği sabırla kozasını örüp o kozadan atlas gibi halı oluyorsa sabrın bizi nerelere getireceğini görebilmemize bundan güzel örnek olmaz.

Sabır sahibi Mısır'a sultan olur. İnsan bir şeye ulaşmak istiyorsa sabretmeyi bilmeli. Mutlaka sabırla çalışmanın sonunda başarı gelecektir.

Sabır taşı: Çok sabırlı

Sabreden derviş muradına ermiş. İnsan bir işi yapmak için sabırla çalışırsa mutlaka sonunda başarıya ulaşır.

Sabreyle işine hayır gelsin başına. İnsan nasıl bir zorlukla karşılaşırsa karşılaşsın sabretmeli sabrederse sabırla işini yapmaya gayret ederse sabrın sonunda mutlaka hayır vardır mutlaka hayırlı sona ulaşılacaktır.

Sabrın sonu selamettir. İnsan başarıya veya isteğine ulaşmak istiyorsa sabırla çalışmalı ve gayret etmelidir.

Saç kıvamını bulur hamur tükenir, yaş kıvamını bulur ömür tükenir. İnsan isteğine eninde sonunda ulaşır ama iş işten geçmiş olur.

Saç sefadan tırnak cefadan uzar. İnsan çok sıkıntılıysa saçı uzarmış rahatsa tırnakları uzarmış.

Saçına ak düşmek: Saçı beyazlamak, Yaşlanmak

Saçını başını yolmak: üstünü başını yırtarcasına ağlamak, çok üzülmek ve üzüntüsünü dışına vurmak

Saçını süpürge etmek:  Yaptığı işe kendini tamamen vermek, o uğurda uğraşmak

Saçma sapan konuşmak: Nereye vardığını ne anlama geldiğini düşünmeden ağzına geleni söylemek

Sade pirinç zerde olmaz, bal gerektir kazana; baba malı tez tükenir evlat gerek kazana: Bir işin kaliteli iyi güzel olması için ona malzeme gerekir aynı şekilde babadan kalan malda insanı bir yere vardırmaz insanı kurtarmaz. İnsan geçinmek istiyorsa baba malına güvenmemeli çalışıp kazanmalı

Sadık dost akrabadan yeğdir. İnsanın sadık candan dostu akrabasından daha iyidir.

Safa ile yenen cefa ile kazanılır. İnsan rahat bir şekilde yemek istiyorsa çalışıp kazanmalıdır.

Safra atmak: Kendine zarar veren bir şeyden kurtulmak

Sağa sola bakmamak: Çalışırken çevresi ile ilgilenmemek, sade kendi işini yapmak

Sağmal inek: Sürekli sömürülen kişi

Sağır duymaz uydururmuş. Sağır insan duymaz ama bulunduğu toplumdaki insanların hareketine bakarak yorumlamaya çalışır ve kendine göre anlatılanları yorumlar ama doğru ama yanlış.

Sahibinden evvel ahıra girme. Bir yerde çalışıyorsan iş sahibinden önce işe başlama önce iş sahibini bekle onun iş ile ilgili düşüncesini öğren ondan sonra işe başla ki bir aksilik olmasın.

Sakal bıyığa denk olmayınca berber ne yapsın. Gelir gidere denk olmadıktan sonra ne kadar uğraşırsan uğraş fazla yapacağın bir şey yoktur. Sonucu değiştiremezsin. İstediğini yapamazsın. İşler denk gitmiyorsa zorla yapabileceğin birey yoktur.

Sakalda keramet olsa keçi padişah olurdu. İnsan sakal bırakmakla bir yere varamaz bir şey olamaz makamı mevkii yükselmez. Eğer sakalla bir yere varılsaydı keçi padişah olurdu.

Sakalı ele vermek: Emrine girdiği kişinin sözünden hiç çıkmamak

Sakınan göze çöp batar. Bir işe fazla titizlik gösterilmemeli çok fazla titizlik gösterilen işin sonunda mutlaka bir aksilik çıkarmış.

Sakla samanı gelir zamanı. İnsan bir şeyi ne işime yarar deyip atmamalı gün olur ona da ihtiyaç duyulabilir.

Salık vermek: serbest bırakmak, Uygun olduğunu söylemek

Salt çoğunluk: Yarıdan bir fazla olan çoğunluk

Saltanat sürmek: Zenginlik ve bolluk içinde yaşamak, her isteğini gerçekleştirmek

Saman altından su yürütmek: Kendini belli etmeden gizli işler yapmak, ortalığı karıştırmak

Saman gibi: Tatsız yavan

Sana taşla vurana sen aşla vur. Sana kötülük yapana sen iyilikle karşılık ver. Önemli olan kötülüğe iyilikle karşılık verebilmektir.

Sana verem bi öğüt, ununu gendi elinle öyüd. Yöresel atasözü insana yapılabilecek en güzel nasihat en güzel tavsiye kendi işini kendi görmesidir. Başkalarından beklememesidir. Başkalarını bekleyen işinden başarılı sona ulaşamaz.

Sana zor geleni başkasından isteme. Senin için yapılması zor olan bir şeyi başkalarından isteme eğer kendin yapmayı kabullenemediğin bir işi başkalarından hiç bekleyemezsin.

Sanat altın bileziktir. İnsanın elinde bir mesleği varsa en büyük zenginliği budur. Her şey biter yok olur ama sanat sağlık oldukça vardır ve insanı başkalarına muhtaç olmaktan korur.

Sanatı ustadan görmeyen öğrenmez. Her işin bir erbabı vardır. Eğer işi asıl ustasından erbabından göremezsek iyi öğrenemeyiz.

Sanmadığın taş baş yarar. İnsan hiçbir şeyi küçümsememeli senin önemsemeyip küçümsediğin bir iş başına umulmadık dertler açabilir.

Sarhoştan deli bile kaçar. Sarhoş insan ne yaptığını bilmez hareketleri tamamen bilinç dışıdır, akılsızcadır. Bu nedenle deliler bile zararlı olur diyen sarhoştan kaçar.

Sarımsağı hesap eden, paçayı yiyemez. Yapacağı işte her şeyi veya küçük şeylerin hesabını yapan insan yapacağı işten kazanç sağlayamaz.

Sarımsak içli dışlı, soğan yalnız başlı. Uyum içerisindeki insanlar aynı aile fertleri gibi birbirleriyle samimi içli dışlı olurlar ama bunu başaramayanlar yalnız başlarına kalırlar.

Sarımsak yemedim ki ağzım koksun. Suça bulaşmamış insan suçlanacağından korkmaz.

Sarımsağı gelin etmişler kırk gün kokusu çıkmamış. Toplum içerisine giren kötü niyetli bir insanın gerçek niyetini ancak kırk gün sonra öğrenebiliriz. Kötü niyetli insana niyetini çevresinden kırık gün boyunca saklar.

Sarmaş dolaş olmak: Birbirlerine büyük bir özlem duyarak kucaklaşmak

Satıp savmak: İhtiyacını karşılamak için elinde bulunan her şeyi satmak

Sayılı gün tez geçer. Yapacağı iş belli bir takvime bağlı olanlar acele etmeli çünkü işin yapılması için verilen süre çok çabuk geçer.

Sebepsiz kuş bile uçmaz. Dünyada her ne olmuşsa bunun mutlaka bir sebebi vardır. Sebebi olmadan hiçbir şey gerçekleşmez bu kuş bile olsa.

Sebil etmek:  Parasız hayrına herkese dağıtmak

Sel gider kum kalır. İnsanlar arasındaki ilişkilerde önemli olan kalıcı değerlerin korunmasıdır. Yoksa geçici olan şeylerin bir önemi yoktur. Unutulur gider.

Sel ile gelen yel ile gider. Emek vermeden kolay yoldan beleşten kazanılan para mal mülk aynı şekilde hesapsız şekilde harcanır gider. Farkına varamayız. İnsana bir faydası olmaz.

Selam para kelam para. Her şey para harcamayı gerektirir. Her şeyin ucu parada yapılan her şeyin para ile karşılanıyor.

Selin ağzı tutulur elin ağzı tutulmaz. İnsanlar dedikodu yapar laf çekiştirir. Birçok şeyi çalışarak uğraşarak önleriz ama insanların dedikodusunu laf taşımasını ne yaparsak yapalım önleyemeyiz.

Selamı sabahı kesmek: Dostluğu bozmak, İlişkiyi kesmek

Sen bilirsin deyince kavga olmaz. Ortak yapılan işte karşındakinin fikirlerine saygı ve anlayış gösterirsen arada kavgada bir problemde olmaz. Her şey gayet güzel yürür.

Sen bir garip çingenesin telli zurna nene gerek. Kişi kendi gücüne bilgisine maddi durumuna göre iş yapmalı kaldıramayacağı bir işin altına girmemeli sonra o işin altında kalır ezilir.

Sen işlersen mal işler, insan öyle genişler. İnsan çalıştıkça daha fazla kazanır, malı mülkü olur. Onlar arttıkça daha fazla iş yapma imkânı olur. Böylece zenginliği artar.

Sen işten korkma iş senden korksun. Bir iş yapacağın vakit işi gözünde büyütüp geri durmamalısın. İşe azimle ben bu iş başaracağım diyerek başlamalısın ki işi en kısa zamanda ve en güzel şekilde başarasın.

Sen kazanda düşmana kalsın. İnsan adam sende bana ne ben çalışacağımda ne olacak kime kalacak diye düşünmemeli. İnsan çalışmalı kazanmalı isterse bu kazancı düşmana kalsın.

Sen olursan bensiz ben olurum sensiz. Sen çevrendekilerle ilişkini kesersen onlarda senden ilişkilerini keser. Bunu artık normal karşılamalısın.

Senli benli olmak: Çok samimi olmak

Sepet havası çalmak: İşine son vermek, fuzuli şeylerden bahsetmek

Ser verip sır vermemek: Çok güvenilir, sırrı konusunda canı pahasına da olsa düşmana gizli bilgileri vermez.

Ser verip sır vermemek: Bir zorlamalara rağmen sırrını başkalarına söylememek

Ses çıkmamak: Birinden bir tepki gelmemek, hiçbir tepki vermemek

Sesi ayyuka çıkmak: Üzüntüden veya zordan sessinin en son noktasına kadar bağırıp yardım istemek

Set çekmek: Yapılana engel olmak

Sev seni seveni hak ile yeksan ise, sevme seni sevmeyeni Mısır'a sultan ise. Seni seven kim olursa olsun zengin fakir akraba yabancı seni gerçekten seviyorsa sende onu sev. Seni sevmeyende kim olursa olsun kim olacaksa olsun sultanda olsa makam mevki sahibi de olsa seni sevmedikten sonra sende onu sevme.

Sevda geçer yalan olur, sonra sokar yılan olur. Birbirleri ile sevdalı onlalar kaynaşır birbirini sever hiçbir şey onların sevgisini değiştiremez. Ama zamanla sevda geçer aşk biter o birbirinden ayrı olamayanlar artık birbirine işkence vermeye başlar.

Seyrek git dostuna kalksın ayaküstüne. İnsan dostu da olsa akrabası da olsa onu seyrek ziyaret etmeli ki her gidişinde samimiyet ve iltifat görsün. Sık sık yapılan ziyaret bıkkınlık yaratır.

Sıcağa kar mı dayanır. Eğer insan kazanmaz da sürekli harcarsa ne kadar zengin olursa olsun buna hiçbir şey dayanmaz. Bir gün gelir her şey biter.

Sıcak para: Kaynağı belli olmayan nereden geldiği bilinmeyen para

Sıçan geçer yol olur. Bir iş için açılan kötü bir yol zamanla alışkanlık haline gelir. Herkes o yolu izlemeyi alışkanlık haline getirmekten yapmaktan sakınmayabilir.

Sıfırı tüketmek: Maddi gücünü, parasını elindeki tüm imkânlarını tüketmek

Sık gidersen dostuna yatar, yatar arka üstüne. . İnsan dostu da olsa akrabası da olsa onu seyrek ziyaret etmeli ki her gidişinde samimiyet ve iltifat görsün. Sık sık yapılan ziyaret bıkkınlık yaratır.

Sırça köşkte oturan komşusuna taş atmaz. Kendisi de zaman zaman hata yapan kişi başkalarının hatalarını da gerektiğinde görmezlikten gelmeli.

Sırrını düşmanının bilmesini  istemezsen, dostuna açma. Sırrını dostuna açarsan onunda başkalarına anlatacağını ve ağızdan ağza yayılacağını bilmelisin.

Sırrını verme dostuna dostunun dostu vardır o da söyler dostuna. İnsan sırrını kendisine saklamalı dostu bile olsa anlatmamalı çünkü oda söyler dostuna ağızdan ağza yayılır sır olmaktan çıkar.

Sırtı kaşınmak: Dayak yemeyi ister davranışlarda bulunmak

Sırtı pek: Kalın giysili, İyi giyinmiş

Sırtını dayamak: Yaslanmak, güçlü birinin koruyuculuğunda olmak

Sinekkaydı tıraş: yüze sakal bırakmadan çok temiz yapılan traş

Sinek bir şey değil mide bulandırır. Bazı kusurlar belki çok basit görülebilir. Bu çok basit görülen kusurlar karşınızdaki insanda hiç ummadığınız etkilere yol açabilir.

Sinek pekmezciyi tanır. İşinde usta olan işini bilen kişi kimden ne alacağını neyi öğreneceğini bilir. Boş şeylere zaman harcamaz.

Sirkesini sarımsağını sayan paçayı yiyemez. Her şeyi hesaplayan yaptığı işte başarılı olamaz. Kar edemez.

Sivri dilli: Çok konuşan konuşmaları ile karşısındakine hakaret eden

Sofu soğan yemez, bulunca sapını komaz. Bazı konularda ileri geri konuşanlar veya başkalarını eleştirenler ellerine fırsat geçince konuştuklarının tam aksini yaparlar.

Soğanın acısını yiyen bilmez, doğrayan bilir. Bir işin zorluğunu sıkıntılarını o işi yapanlar bilir. Dışardan görenler veya dinleyenler yada hazır bulanlar asla bilemez.

Sokma akıl yedi adım gider. İnsan kendisi düşünmeli çalışmalı karar vermeli yoksa zorla öğretilen akılla bir yere varılmaz. Bugün öğretirsin yarın yine unutur.

Solda sıfır: Hiç önemi olmayan

Soluk soluğa: Hiç durmadan koşarak çok hızlı bir şekilde

Son gülen iyi güler. Bir işte zorluklar problemler aşıldıktan sonra başarıya ulaşılmışsa başaranlar sevinir mutlu olur. Çektikleri sıkıntıları unuturlar.

Son pişmanlık fayda etmez. İnsan yanlıştan zamanında Vaz geçmeli ve yanlışını düzeltmeli iş işten geçtik ten sonra pişman olmak bir şeyi halletmez. Kimseye fayda sağlamaz.

Sona kalan dona kalır. Yapacağı işte ağır davranan kişi zarar eder.

Sora sora Bağdat bulunurmuş. İnsan yeter ki bir şeyi yapmaya niyet etsin en zor şartlarda bile öğrenip isteğini gerçekleştirir.

Sorma kişinin aslını, sohbetinden bellidir. Kişinin aslını asaletini sormaya gerek yoktur. Onu öğrenmenin en kolay yolu kişinin sohbetidir. Kişi aslına göre sohbet konusu seçer.

Sorma kişinin aslını, sohbetinden çıkar neslini. Kişinin aslını asaletini sormaya gerek yoktur. Onu öğrenmenin en kolay yolu kişinin sohbetidir. Kişi aslına göre sohbet konusu seçer. Sohbetiyle kim olduğunu ortaya koyar çevresine gösterir.

Soysuz olandan soylu evlat doğmaz. İnsanın aslı asaleti yoksa ondan onun zürriyetinden de soylu bir davranış beklenemez.

Soyup soğana çevirmek: Hiç bir şey bırakmamasına tek birisini soymak

Söyleyene değil söyletene bak. Konuşan kişinin sözleri hoşumuza gitmişse bunları ona Allah söyletiyor der çok hoşlanırız.

Söz ağızdan çıkar. İnsan söz verirken iyi düşünmeli artık verilen sözden geri dönmemeli.

Söz büyüğün su küçüğün. Sofrada konuşmak yemeye başlamak büyüğün hakkıdır. Önce başlamalı ama su küçüğündür. Suyu içmeye küçükler başlamalıdır.

Söz dediğin yaş deridir nereye çekersen oraya gider. Yaş deriyi nasıl ne yönde çekersen o yöne uzar. Sözde yaş deriye benzer. Dinleyen ne yöne çekmek isterse o yönde sözleri yorumlar.

Söz gümüşse sükût altındır. Bir yerde konuşmak çok değerli olabilir, ama unutmamalı ki konuşmanın değerli olduğu yerde önce susup dinlemek daha da değerli olabilir.

Söz var dağa çıkarır; söz var, dağdan indirir. Bir söz vardır söyleneni deli eder asi eder isyankar eder katil eder söz vardır insanı bütün sıkıntılarında kurtarır, insanı yapmak istediği kötü şeylerden Vaz geçirir.

Söz var iş bitirir; söz var baş yitirir. İnsan konuşurken neyi ne amaçla söylediğini iyi bilip ona göre konuşmalıdır. Konuşmasını bilen insan çok zor işleri iki cümle iki sözle halleder ama öyle sözler vardır ki söyleyenin başını derde sokar.

Söz anlayan beri gelsin: Hiç biriniz sözden anlamıyorsunuz

Söz sahibi olmak: Konuşmaya yetkili olmak

Söz tutmak: Söz dinlemek

Sözüm meclisten dışarı: Kaba sözü bulunduğu toplumdaki kimseye söylemek istememek

Sözüm ona: Sanki güya

Sözüm yabana: Meclistekilerin dışındakilere yönelik söylenen çirkin   söz

Sözünü bil, pişir; ağzını der, devşir. İnsan ağzından çıkacak her sözü iyice düşünüp öyle söylemeli sonradan pişman olmamak için sözünü durup düşünmeli sonra söylemeli

Stop etmek: Çalışırken aniden durmak, çalışmamak

Su akarken destiyi doldurmalı. İnsan elinde fırsat varken değerlendirmesini bilmelidir. Sonra geç kalır.

İnsan gençken parayı kazanırken değerlendirmeli yatırım yapmalı geleceğine hazırlanmalı. Sonra pişmanlık fayda etmez.

Su aktığı yere akar. Zorla hiçbir şeyi değiştiremezsin. Her şey kendi düzeninde yürür.

Su başından bağlanır. Kişi bir işi yapmaya niyet etmişse o işe başından başlamalı, sonuna vardırmalı. Yarıdan başlanan işten hayır gelmez.

Kişi alacağı bir malı asıl sahibinden istemeli aracılarla bu iş yürümez.

Su bulanmayınca durulmazmış. İnsan zorluklarla karşılaşıp onları aşmadıkça huzura refaha çıkamaz.

Su içene yılan bile dokunmazmış. Su içerken kim olursa olsun kesinlikle dokunulmaz bu düşmanın değil yılan bile olsa.

Su testisi suyolunda kırılır. Kişi ömrünü inandığı uğraştığı çalıştığı iş uğrunda bitirir.

Su uyur düşman uyumaz. Su devamlı akar, hiç durmaz, durması da mümkün değildir. İnsanın düşmanı kötülük açısından sudan daha hareketlidir daha tehlikelidir. Düşman her zaman için bir kötülük yapmanın yolunu arar hile arar tuzak kurar hiç durmaz. Bu yönden düşmanın akan sudan da tehlikeli olduğunu unutmamalıyız.

Su dökmek: İşemek

Su gibi gitmek: Bol bol harcamak

Su götürmez: Başka bir yoruma el vermeyen

Su katılmamış: Saf temiz,tertemiz, içine hiç birşey katılmamış olan

Su koy vermek: Sözünde durmamak, yalan yola konuşmak

Suç samur kürk olsa kimse üstüne almaz. Suçlu olmayı suçu üzerin almayı kimse istemez. Suç samur kürk gibi değerlide olsa bu aynıdır, değişmez.

Sultan palamuttan kalmak: Çok eski devirden kalmak

Sus payı: kişiye konuşmaması için ayrılan zaman

Sus pus olmak: Sessiz kalmak, Ses çıkarmadan karşısındakini dinlemek. Mahcubiyetinden diyecek bir şeyi olmamak.

Suya sabuna dokunmamak: Kendisine zarar verebilecek konularla ilgilenmemek

Suyunu çekmek: Kurumak, susuz kalmak

Suyu mu çıktı: Beğenilmeyecek bir tarafı  yok.

Sükût ikrardan gelir. Kişi kendine yapılan ithamlara itiraz etmiyorsa o ithamları kabul ediyor demektir.

Süngüsü düşmek: Morali bozulup, suratı asılmak

Sürüsüne bereket: Çok fazla, bol bol

Süsleyip püslemek: Göze batacak kadar süslemek

Sürüden ayrılanı kurt kapar. İnsan içinde bulunduğu toplumdan ayrılmamalı. Toplum ile hareket etmeli yok kendi başına buyruk hareket ederse başına her şey gelebilir.

Sütten ağzı yanan, ayranı üfleyerek içer. Yaptığı bir işte hata eden ve pişman olan kişi artık her yaptığı işe çok dikkat eder

Sütliman olmak: Durulmak, sakinleşmek

Sütü bozuk: Karaktersiz, ahlaksız, terbiyesiz

Racon kesmek: Bir konu hakkında bilmese bile bilir gibi laflar etmek

Rafa kaldırmak: Bir işini yapılmasını geciktirmek, ihmal etmek

Rağbet güzel ile zenginedir. Her zaman rağbet ilgi alaka ya güzele ya da zengine olmuştur. Güzel ve zengin nereye giderse gitsin mutlaka rağbet görür.

Rahat batmak: İçinde bulunduğu rahat ortamdan kendi isteği ile ayrılmak

Rahat bırakmamak: Sürekli uğraştırmak, rahatsız etmek

Rahata ermek: İşlerini yoluna koyup rahatlamak

Rahatsız olmak: Hastalanmak, huzuru bozulmak

Rahmetli olmak: Ölmek

Rakip ölsün de ne yüzden ölürse ölsün. Rakibin kaybetsin de nasıl kaybederse kaybetsin önemli olan kazanmaktır. Nasıl olduğu önemli değildir.

Ramazan bereketli aydır, ama duvardan giden kılıca sor. Şüphesiz ramazan ayı bereketli aydır. Ramazanda insanlar en değerli eşyalarını bile gerekirse satıp kullanmak için para hazırlarlar. Her yer bereketle dolar.

Ramazanda yalan söyleyenin yüzü, bayramda kara olsun. Yalan söyleyenin yalancılığı zamanla iş ortaya çıktıktan sonra anlaşılır. İşte ramazan ayında oruç tutmayanın yalancılığı bayramda ortaya çıksın.

Rast gelmek: Birisiyle karşılaşmak, Hedefe ulaşma

Rast gitmek: İşleri yolunda girmek, işleri istediği gibi gitmek

Raydan çıkmak: Trenin yolundan çıkması, yoldan çıkmak

Rayına girmek: Yoluna girmek

Rayına oturmak: İşlerin yoluna girmesi, istenildiği gibi gitmesi

Rekor kırmak: Rakiplerinin mevcut ve daha önce yaptıkları derecelerin tümünü geçerek en üst dereceye ulaşmak

Rengi atmak: Heyecandan, korkudan yüzünün solması, hastalıktan yüzünün renginin solması

Renk vermek: Düşüncelerini belli etmek.

Renkten renge girmek: Yaptığı yanlış işten dolayı utançtan çok sıkılmak, çok şaşırmak

Rençper kırk yılda, tüccar kırk günde. Rençperin çalışarak ancak kırk yılda biriktirebileceği veya kazanabileceği parayı tüccar kırk günde kazanır.

Resmiyete dökmek: İşi resmi makamları ilgilendirecek konuma getirmek

Rest çekmek: İşin yapılmayacağını açıkça ifade etmektir

Rezil olmadıkça vezir olunmaz. İnsan eğer bir yere yükselmek istiyorsa her türlü riski göze almalıdır.

Rızkın varsa gelir Hind  den Yemen den rızkın yoksa ne gelir elden. İnsanın bir işte kısmeti varsa nerede ne şartlarda olursa olsun kısmeti gelir onu bulur. Eğer kısmeti yoksa ne yaparsa yapsın bir şey eline geçmez.

Rol kesmek: Bir iş ya da konuyu biliyor gibi davranmak

Rol oynamak: Bir işte etkili olmak, Başkasının aldatmak

Ruhu ile duymamak: Bir işin yapıldığını hiç mi hiç anlamamak

Ruhunu teslim etmek: Vefat etmek, Ölmek

Rüşvet almak: Hakkı olmayan bir getiriyi almak

Rüşvet kapıdan girince hak kapıdan uçar. Eğer bir yerde rüşvet varsa orada hak ve adaletten bahsetmek zordur.

Rüzgâr gibi geçmek: Çok hızlı gelip geçmek

Rüzgârgülü: Rüzgârın yönünü gösteren düzenek fırıldak

Rüzgâr olmak: bir anda ortaya çıkmak. Bir anda yok olup gitmek

Rüzgâr eken, fırtına biçer. Başkalarına kötülük yapan veya bir hile yapan karşılığını kat kat fazlasıyla görür.

Rüzgâr esmeyince yaprak kımıldamaz. Her şey bir etki sonucudur. Dıştan bir etki olmadıkça tepkide olmaz

Rüzgâra karşı tüküren kendi yüzüne tükürür. Gücü yetmeyecek işlere kalkışanların kendine zarar vermekten öte yapabilecekleri bir şey yoktur.

Rüzgârın ardı yağış, şakanın ardı dövüş. Rüzgâr esiyorsa adından yağmur gelecek demektir. Aynı şekilde şakanın uzaması demek sonunda da kavga çıkacak demektir.

Rüzgârın önüne düşmeyen yorulur. Toplumun genel havasına uyan kişi rahat eder. Akıntıya kürek sallayanlar ise kendilerini olmayacak işlerin içinde bulur ve derde sıkıntıya girerler.

Rüzgârlı havanın kuytusu, Yağmurlu havanın uykusu. Rüzgârlı havada kuytu bir yer bulup rüzgardan etkilenmemeli yağmurlu havada da bol bol uyku insanı çeker.

Pabucu dama atılmak: Yenisi gelince eskisinin gözden düşmesi

Pabucunu ters giydirmek: Karşısındakini yanıltarak istediğini yaptırmak

Pabuç eskitmek: Bir işin yapılması için peşinden çok koşturmak

Paçaları sıvamak: Bir işi yapmaya girişmek

Paçası düşük: Kıyafeti bozuk

Paçavrasını çıkarmak: Çok hırpalamak

Paçayı kurtarmak: Kendisini içinde bulunduğu zor durumdan kurtarmak

Padişah yasağı üç gün sürer. Yetki sahibi olanlar bazen katlanılması zor emirler verse de zamanla bu emirler gevşer aynı sıkılıkta sürüp gitmezler.

Paha biçmek: Değerini tespit etmek

Pahalıya mal olmak: Çok harcamayla gerçekleştirmek

Palas pandıras: Çok acele, hazırlanmaya fırsat bulamadan

Pamuk ipliği ile bağlamak: Çok zayıf bir şekilde her an bozulabilecek şekilde işi sonuçlandırmak

Pantolon ıslanmadan balık tutulmaz. İnsan zahmete girmeden yorulmadan emek vermeden başarıya ulaşamaz

Papaz her zaman pilav yemez. İnsan her zaman her istediğini yapamaz. Şartlara göre iyi de olur kötüde

Papaz öldükten sonra dök başına pilavı. İş olacağına vardıktan sonra akıl vermenin çare bulmanın bir anlamı yok hepsini boş ver.

Papara yemek:  İyice azarlanmak

Para elin kiridir. Para elde durmaz çok kolay harcanır. İnsan para yüzünden birçok şeye bulaşabilir. İnsana prensiplerini bozdurabilir.

Para canlısı: Parayı çok seven

Para dökmek: Harcama yapmak

Para etmemek: Değerden düşmek

Paragözlü: Her şeyi para ile ölçen, paraya çok değer veren, Parayı çok seven

Para kesmek: Yaptığı işte çok para kazanmak

Para sızdırmak: Birinden değişik hileler yaprak fark ettirmeden parasını almak

Para ile imanın kimde olduğu bilinmez. Para zor kazanılır ama kimde vardır kimde yoktur bilinmez çünkü herkes kazancını gizli tutar. Aynı şekilde imanda gizlidir. Kimse yaptığı ibadeti söylemez kul ile Allah arasındadır.

Para parayı çeker. Para kazanmanın yolu yine paradan geçer varlık insana daha fazla kazanç kapısını açar.

Paran varsa kefil ol, aklın varsa vekil ol. İnsan bilip bilmediği yere başkalarına kefil olmamalı kefil olduğu kişi borcunu ödemezse kendi ödemek zorunda kalır. Bu nedenle parası varsa kefil olmalı yoksa uzak durmalı. Aynı şekilde akıllı ise başkalarına akıl vermeli.

Paranın gittiğine değil işinin bittiğine bak. İnsan yapmak istediği işin olup olmadığına bakmalı, bu uğurda harcadığı paranın hesabını yapmamalı. Önemli olan yaptığı harcamaya karşılık işinin gerçekleşmesidir.

Paranın yüzü sıcaktır. İnsan birçok şeye hayır diyebilir ama paraya hayır demek zordur. Parayı gören insan ilkelerinden prensiplerinden taviz verebilir.

Parası ucuz olanın kendisi kıymetli olur. Paraya önem vermeyen eli açık olana insanlar daha çok değer verir. Cömertliğinden dolayı eli açık insanlar daha saygın ve sevimlidir.

Parayı koyuna, karıyı kayına. İnsan parasını en sağlam yer olarak koynunda saklamalı aynı şekilde en değerli varlığı olan eşini de gurbet veya uzun süreli ayrılıklarda kardeşine teslim etmeli.

Parayı veren düdüğü çalar. Eğer bir işinin olmasını istiyorsan mutlaka karşılığını da peşin ödemelisin sözle yapılan işlerden sonuç alınmaz.

Parayı zapt etmek deliyi zapt etmekten zordur. Para kazanması zor harcaması çok kolay ve zevklidir. Bu nedenle insan çok zor kazandığı parayı çok kolay harcar. İşte insanın harcamasını kısması parasını saklaması deliyi zapt etmekten zordur.

Paraya kıymak: Parayı harcamak

Park etmek: Bir yere çekilip durmak

Parmak ısırmak: Şaşırıp kalmak

Parmak yalamak: Hakkı olmadığı halde bir işten menfaat elde etmeye çalışmak

Parmakla gösterilmek: Çok önemli olmak

Parsayı başkası toplamak: Yapılan işin karşılığını yapan değil başkasının alması

Paşa paşa: Akıllı uslu, seve seve

Patırtı koparmak: Kavga çıkarmak

Patlak vermek: Birden ortaya çıkmak

Pay bırakmak: Daha sonra yapılacak değişiklikler için yer ayırmak

Pekmez gibi malın olsun, sinek Bağdat'tan  gelir. Önemli olan kişinin değerli malı olmasıdır. O oldukta sonra müşteri her yerden gelir.

Pekmezi küpten,  kadını kökten al. İnsan yiyeceğini asıl kaynağından temiz ve sağlıklı almalı aynı şekilde hayat arkadaşını seçerken de onun aslını asaletini araştırıp öyle almalı.

Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir. Bir işin sonunun ne olacağı nereye varacağı onun başlangıcından bellidir.

Perde arkasında: Gizlice, Başkalarının haberi olmadan

Peşine düşmek: Ardından gitmek, işin peşini bırakmamak, işi  sonuçlandırmak için uğraşmak

Peynir ekmek hazır yemek. Çok uzun uzadıya uğraşıp yemek hazırlamaktansa peynir ekmeği hazır olarak alıp yemek daha kolay ve pratiktir.

Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın. İnsan bir şeyi yapmayı kesin olarak kafasına koyduktan sonra ne olursa olsun onu gerçekleştirmekten Vaz geçmez.

Pire için yorgan yakılmaz. İnsan küçük bir çıkar veya menfaat için her tarafı velveleye vermemeli. Akıl içinde mantıklı hareket etmeli.

Pis pis gülmek: Ahlaksızca gülmek

Pisipisine: Boş yere, gereksiz yere

Pişmiş aşa su katmak: Olmuş olan işi bozmak

Pişmiş kelle gibi sırıtmak: Karşısındakine dişlerini gösterip sinir bozucu şekilde gülmek, sırıtmak

Pişmiş aşa su katılmaz. Bir iş olup bittikten sonra artık yeniden aynı şeyin gündeme getirilmesinin bir anlamı yok.

Pot kırmak: Bilerek veya bilmeyerek hata yapmak

Puan tutturmak: Gereken puanı kazanmak

Punduna getirmek: Hile ile mağlup etmek, Bir işte karşısındakini bir oyuna getirip alt etmek

Pusulayı şaşırmak: Ne yapacağını şaşırmak

Put kesilmek: Kıpırdamadan hareketsiz kalmak

Püf noktası: İşin en önemli yeri, işin asıl yeri

Püsküllü bela: İstenmediği halde büyük zarar veren iş

Ödü patlamak: Çok korkmak

Ödünç güle güle gelir ağlaya ağlaya gider. Ödünç verilirken insanların yüzü güler çünkü bir ihtiyacı karşılamıştır ama ödeme zamanı gelipte ödenemeyince huzursuzluğa tatsızlıklara yol açar.

Öfke baldan tatlıdır. İnsan sinirlenince kendine hâkim olamaz bağırıp çağırır içini boşaltır. Rahatlar hatta bağırıp çağırmak ona çok tatlı gelir.

Öfkeyle kalkan ziyanla oturur. Düşünmeden sinirle yapılan bir iş bizi hiç aklımıza gelmeyecek zorluk ve zararlara sürükleyebilir. Bir anlık öfkemize kapılarak yapacağımız bir davranış başımızın derde girmesine yol açar.

Öğleni kıl akşamı bil. Öğlen olunca artık akşamın gelmekte olduğunu hesaplayarak işini yap.

Öksüz hırsızlığa çıkmış gün akşamdan doğmuş. Fakir bir iş yapmaya niyet etse şanssızlıklar aksilikler üst üste gelir onu bulur. Yakasını bırakmaz.

Öküze boynuzu yük olmaz. İnsanın yardım edecek elinden tutacak kimsesi yoksa her işini kendi görmek zorundadır.

Ölçü almak: Bir işi yapmak için değerini tespit etmek, alınacak şeyin boyunu ölçmek

Ölecek ile olacağa çare olmaz. İnsan her karşılaştığı sorunun çözümü için çalışır gayret eder ama her zaman her istediği olmaz. Her iş olacağına varır. Ölüm geldikten sonra artık onu önlemeye kimsenin gücü yetmez.

Ölenle birlikte ölünmez. İnsanın bir tanıdığının ölmesi büyük üzüntü ve kedere sebep olur ama yaşayanlar için hayatın sonu değildir. Sağ olanlar için hayat devam ediyor. Sağ olanlar çalışmak ve geleceklerini yaşamlarını devam ettirmek zorundadır.

Ölmek var dönmek yok: Yapılacak işte ne pahasına olursa olsun geri dönüş yok. Sonuna kadar gidilecek.

Ölmüş eşek kurttan korkmaz. Her şeyini kaybetmiş çaresiz kalmış bir insanın artık kimseden korkusu da kalmaz. Kim ne kadar saldırırsa saldırsın

Ölü fiyatına: Çok ucuza, bedavaya, değerinin çok altında

Ölü mevsim: İşlerin çok durgun olduğu mevsim

Ölüm hak miras helal. Ölüm herkes içindir. Her insan ölümü yaşayacaktır. Ölenin malı da varislerine helaldir. Onlarda kendi paylarına düşeni almalıdır.

Ölüm ile öç alınmaz. İnsan düşmanı da olsa birinin ölümüne sevinmemeli öcüm alındı gözü ile değerlendirmemeli.

Ölüm kalım meselesi: İşin sonunda yok olma ölmek ya da başarmak meselesi

Ölümü göze almak: Yapılan iş uğruna ölmekten bile olsa korkmamak

Ölümüne susamak: Ölümü arar gibi tehlikeli bir işe girişmek

Ölümü gören hastalığa razı olur. İnsanın hasta olması zor günlerin başlaması demektir ama daha zoru ölümdür. Ölüm olmaktansa insan hastalığı tercih eder.

İnsan büyük bir zarar görecekse bu zarar karşılık küçük bir zararı kabul eder.

Ölüp ölüp dirilmek: Bir işi başarıncaya kadar tehlike atlatmak, ağır hastalık geçirmek

Ölürse yer beğensin kalırsa el beğensin. İnsan evladını iyi eğitmeli kendine ailesine ve çevresine faydalı bir insan olarak yetiştirmeli ki yaşarsa da ölürse de beğenilen takdir edilen bir insan olsun

Ölüsü olan bir gün delisi olan her gün ağlarmış. Ölüsü olan insan belli bir üzüntü ve yastan sonra alışır. Artık açı ve üzüntü unutulur kapanır gider. Fakat akılsız bir ahbabı varsa her zaman onun yaptığı yanlışlıklardan dolayı sıkıntı yaşar. Dert çeker üzülür.

Ölüsü olan gülmüş de delisi olan gülmemiş. Bir insana akılsız bir ahbabının verdiği sıkıntı bir tanıdığının ölümünden doğacak üzüntüden fazladır.

Ölüye varan ağlar, düğüne varan oynar. Bu dünyanın düzeni insan ölü evine varınca üzüntüsünde ağlar. Diğer yandan düğüne varanda orda ki insanların sevinç ve mutluluklarına ortak olarak oynar.

Ömür sürmek:  Rahat ve iyi yaşamak

Ön tekerlek nereye giderse arka tekerlekte oraya. Büyükler nasıl yaşarsa nasıl hareket ederse küçüklerde onları örnek alır onlar gibi yaşar.

Ön ayak olmak: Yapılacak işte lider olmak, öncülük etmek

Öne almak:  Öncelik tanımak

Öne sürmek: Bir konu hakkında iddia da bulunmak, yapılacak işte kişiyi öne geçirmek

Önü alınmak: Kişinin yapacağı işte onu önlenmek

Önüne bakmak: Utancından cevap veremeyip başını öne eğmek

Önüne dikilmek: Yapacağı işe engel olmaya çalışmak

Önüne geçmek: Yolunu kesmek, yapacağı işe engel olmak.

Önce iğneyi kendine batır dayanabilirsen, sonra başkasına batırırsın. Yapacağımız bir işi ve sonuçlarını iyi düşünmeliyiz. Karşımızdaki insana yapılmasını istediğimiz bir davranışın çok daha hafif olanını kendimize yapalım dayanabilirsek sonra karşımızdaki insana yapalım ama kendimiz dayanamayacağımız veya kabul edemeyeceğimiz bir şeyi başkasına yapmamalıyız.

Öpülecek el ısırılmaz. Kişi eğer saygı görmesi gereken biri ise ona saygısızlık değil hürmet ve saygı göstermek gerekir.

Örtbas etmek:  Yapılan işi hatayı gizlemek, yokmuş olmamış gibi davranmak

Örümcek kafalı: Yeniliklere karşı, eski düşünceli kişi

Özen göstermek: Yapılan işe çok itina göstermek

Özü sözü bir: Düşündüğü gibi olan söyleyen ya da söylediği gibi düşünen

Özür dilemek: Bağışlanmasını istemek

Öz ağlamayınca göz ağlamaz. İnsan gerçekten ve içten duygulanmadıkça, ağlamadıkça gözünden yaş gelmez.

Ocağı batmak: Mahvolmak, büyük zarara uğramak

Ocağı sönmek: Soyu tükenmek, evinde canlı kalmamak

Ocağına düşmek: Birine korunmak için sığınmak, yardım istemek

Ocağına incir dikmek: Birinin evini parkını dağıtmak

Oduncunun gözü  omçada,(dilencinin gözü çömçede).Herkes ihtiyaç duyduğu şeyi elde etmeye gayret eder. bir yolunu bulmaya çalışır. Âmâ değerli ama değersiz.

Oflayıp  puflamak: Sıkıntıda olduğunu çok sıkıldığını göstermek

Oğlan atadan öğrenir sofra açmayı, kız anadan öğrenir biçki biçmeyi. Nasıl ki kız evlat biçip dikmeyi anadan öğrenirse erkek evlat ta sofra açmayı ikramda bulunmayı cömert olmayı atadan öğrenir.

Oğlandır oktur, altın direktir, her eve bir oğlan gerektir. Erkek çocuk evin temelidir. Her işe gider sıkıntısı olmaz. Eğer bir babanın oğlu varsa soyunu devam ettirir. Soyun devam etmesi için erkek evlat her eve gerektir.

Oğullu baba ölmez. Oğlu olan baba Kendisi ölünce oğlu sayesinde soyunu devam ettirir.

Oh demek: Rahatlamak

O kapı senin bu kapı benim: Bir iş için kapı kapı dolaşmak, avare avaregezmek boş boş gezmek

Ok yaydan çıkmak: Yapılan işte artık geriye dönüş olmamak

Okkalı kahve: Bol kahveli, büyük fincana konulmuş kahve

Okumak insanın cehaletini alır eşekliği baki kalır. İnsan okul okumakla huyunu değiştirmez sadece cahilliğini bırakır bilgisini artırmış olur. Huyu inadı karakteri aynı kalır. Okumakla değişmez.

Olacakla öleceğe çare olmaz. Her şeye çare bulunurda iki şeyin çaresi yoktur biri ölüm birde olacak bir şey olacaksa olacağına varır, ölüm gelince de çaresi yoktur.

Olan dört bağlar, olmayan dert bağlar. Malı mülkü olan keyfine ve ihtiyacına göre giyinir kuşanır. Fakir ise yokluğu yüzünden bir şey bulup giyinemez.

Oldum bittim: Eskiden beri başından beri

Olmaz olmaz deme, olmaz olmaz. Olmaz diye bir şey yoktur. Mutlaka her işin bir çaresi vardır.

Olsayı bulsaya vermişler hiç doğmuş. Gerçekten bir işi istiyorsak veya gerçekten bir şeye sahip olmak istiyorsak olsa bul sayı bırakıp ona ulaşmak için çalışacağız.

On para on aslanın ağzında. Para kazanmak her devirde zordur ama şimdi daha da zor hale geldi. Öyleki on parayı kazanmak için on aslanın kapısını çalmak bin bir zorluğa katlanmak zorundasın.

On paraya on takla atmak: Küçük bir çıkar uğruna her şeyi yapmak, çok sevinmek

On parmağında on marifet: Çok becerikli her işi becerebilen

Onu benim külahıma anlat: Söylediğin söz inandırıcı değil sana inanmıyorum

Onmadık hacıyı deve üstünde yılan sokar. Bir insanın dileği gerçekleşmeyecekse onun başına hiç olmayacak, hiç tahmin edilmeyecek işler gelir.

Orman yağmurun yularıdır. Orman hem yağmurun yağmasına vesile olur hemde yağmurla olabilecek sellere en büyük engeldir.

Oralı olmamak: Önemsememek, ciddiye almayıp ilgilenmemek, ilgi duymamak

Ortalık ağarmak: Gecenin bitmesi günün ağarması

Ortalık karışmak:  Kargaşa çıkarmak

Ortaya çıkmak: Aniden görünmek

Ortaya dökmek: Gizli ne varsa açıklamak

Ortaya koymak: Herkesin görebileceği yere koymak

Ortak gemisi yürümüş, elti gemisi yürümemiş. Bir erkeğin kuma olan iki karısının birbiriyle anlaşıp işlerini yürütmesi eltilerin birbirleri ile anlaşmalarından zordur hatta imkânsızdır.

Osmanlı, tavşanı araba ile avlar. Osmanlıda devlet düzeni bozulunca yapılan ayaklanmaları veya kanunsuz işleri düzeltmekle görevli kişiler rahatlarını bozmadan işleri halletmeye kalkışır.

Osmanlı kurnazdır karşısındakinin oyununu daha kurnaz bir oyun ile alt eder.

Osmanlı'nın ayağı üzengide gerek. Gerek düşman saldırıları gerekse ayaklanmalar yüzünden Osmanlı her zaman at üstünde ve savaşa hazır olmak zorundadır.

Ot kökü üstünde biter. Çocuk ailesinin verdiği eğitime aile yapısına ailenin eğitimine göre yetişir.

O tarakta bezi olmamak: O konularla ilişiği olmamak

Ot taş altında kalmaz. Bir şey olacaksa ona hiçbir engel hiç kimse mani olamaz o olacağına varır.

Otu çek kökü üstüne bak. Kişinin kimliğini huyunu aslını öğrenmek için onun soyunu sopunu iyice araştırmak gerekir.

Oturan aslandan gezen tilki yeğdir. İnsan tembel tembel oturmakla bir yere varamaz oturmaktansa kalkıp dolaşmalı çalışmalı rızkını aramalı.

Otuz iki dişten çıkan otuz iki mahalleye yayılır. Bir ağızdan çıkan bir laf ağızdan ağza her tarafa yayılır.

Oy birliği: Yapılan iş ile ilgili Herkesin oyunu almak

Oynaşına inanan avrat, ersiz kalır. Önemli işlerini ayakçılarına yaptıracağına inanalar işinden de dostundan da olur.

Oynayamayan gelin yerim dardır der. Kişi bir işi yapmayı bilmezse veya beceremezse ona başka mazeretler uydurur.

Oyunbozan: Yapılan işte düzen bozucu, uyumsuz

Oyun çıkarmak: Çok iyi bir oyun oynamak

Oyun etmek: Karşısındakini aldatmak

Oyuna gelmek: Karşısındaki tarafından aldatılmak

Nabza göre şerbet: Başkasının gönlüne göre hareket

Nabzını yoklamak: Kişinin düşünce veya davranışını öğrenmeye çalışmak

Nalları dikmek: Vefat etmek, Ölmek

Namazda gözü olmayanın ezanda kulağı olmaz. Kişi bir şeyi yapmak istemezse onun ayrıntıları ile hiç ilgilenmez.

Nara atmak: Bağırmak

Nasihat isteyen tembele iş bulursun. Tembele nasihat etmektense ona iş bulup çalışmasını sağlamak daha doğru bir davranıştır.

Nato kafa nato mermer: Çok aptal, çok anlayışsız, kafası hiç bir şey anlamayan

Nazar insanı mezara hayvanı kazana sokar. Nazar öyle büyük bir musibettir ki insanı öldürür hayvanı hasta eder sonunda kesilip kurban edilmesine kadar varır.

Naza çekmek: İsteksiz hareket etmek

Nazara gelmek: Nazarlanmak

Nazar taş çatlatırNazar her yere etki eder taşı bile çatları.

Ne doğrarsan aşına o çıkar kaşığına. İnsan elinde imkân varken ne yaparsa onu karşılık olarak görür.

Ne ekersen onu biçersin. İnsan ne yaparsa ne kadar çalışırsa onun karşılığını alır.

Ne idiğü belirsiz: Aslı, soyu belli olmayan

Ne karanlıkta yat, ne kara düş gör. Tehlikeli işlere karşı tedbir alan kişi ilerde doğabilecek problemleri önlemiş olur.

Ne kokar ne bulaşır: Herkesten uzak duran, hiçbir şeye karışmayan

Ne oldum dememeli ne olacağım demeli. İnsan bu gününe bakıp böbürlenmemeli bugün iyi olabilir ama asıl insan geleceğin düşünüp ona göre hareket etmeli geleceğin ne olacağını kimse bilemez.

Ne selam ne sabah: İki dost arasında ki dostluğun sona ermesi, ilişkiyi kesmesi

Ne sihirdir ne keramet el çabukluğu marifet. İnsanın bazı işleri yapması için illa da sihir veya keramet sahibi olması gerekmez ama çabuk olması gerekir. İşini hızlı yapması gerekir.

Ne verirsen elinle o gelecek seninle. İnsan ne yaparsa onun karşılığını görür. İyilik yaparsa iyilik kötülük yaparsa kötülük.

Ne yardan geçer ne serden: Elde etmek istediği şey ile elindeki arasında tercih yapamamak ikisini de istemek

Nefes etmek: Hastayı iyileştirmek için okuyup üflemek

Nefes nefese: Koşmaktan veya yorgunluktan soluya soluya

Nefesi kesilmek: Çok yorulmak, yorgunluktan nefes alamamak, hareket edecek hali kalmamak

Nefsini köreltmek: Kendini dünya zevklerinden arındırmak

Nefesin el verirse borazancı başı ol. İnsan gücü yetiyorsa olabileceğinin en üstü olmalı çıkabileceği en üst makama çıkmalı.

Nerede hareket orada bereket. Bir yerde bolluk bereket olması için oradakilerin çalışması iş yapması gerekir. Çalışmadan üretmeden bereket olmaz.

Nereye gitsen okka dört yüz dirhem. Kimi ürünler bazı yerde ucuz bazı yerde pahalıdır. Bakarsın ucuz olan düşük niteliktedir. Kimi yerde işçilik ucuzdur kimi yerde pahalıdır. İşlerde ona göre hafif ya da ağırdır. Sonuçta her birinin kendine göre bir durumu vardır, ama sonuçta ürünün gerçek fiyatı her yerde aynıdır.

Nevri dönmek:  Sinirlenmek, sinirden bir anda ne yapacağını şaşırmak.

Neylesin köpek gümüş halkayı, dingilderken düşürür. Kişiye kıymetini bilmediği bir şeyi hediye etmenin bir gereği yok çünkü onun kullanmasını dahi bilmez.

Nezaket para ile satılmaz. Maddi olan her şey insan parası karşılığı satılan yerden değerini ölçerek alır, ama nezaket ahlak kibarlık o para ile satılmaz insanın kendisindendir, Aslındandır, Ailesindendir, Soyundandır.

Nikâhta keramet vardır. Sözlüler nikâhlandıktan sonra aralarındaki muhabbet daha bir artar daha samimi bir hal alır bu muhabbet te nikâha bağlanır.

Nisan yağar sap olur, Mayıs yağar göç olur. Nisan ayında yağarsa ekinlerin sapı gelişecek demektir, Mayıs ayında yağarsa başaklar olgun olacaktır, demektir.

Nisan yağmursuz, mayıs güneşsiz yakışmaz. Nisan ayında yağmur bol olmalı mayıs ayında da güneş bol olmalı

Nisan yağmuru ambara yağar. Nisanda yağmur yağıyorsa bereket çok olacak demektir.

Nisan yağmuru; altın araba, gümüş tekerlek. Nisanda yağmur yağıyorsa bereket çok olacak demektir.

Niyet hayır akıbet hayır. İnsanın niyeti hayırlı ise yaptığı işte hayırlı olur.

Nokta kadar menfaat görüp virgül kadar eğilme. İnsan küçük menfaatler karşısında boyun eğip kişiliğinden taviz vermemeli. Küçük menfaatler insanın karakterini dürüstlüğünü etkilememeli.

Nuh der peygamber demez: Düşüncelerinde direnir, bir türlü düşüncelerini değiştirmez

Nuh nebi den kalma: Çok eski zamandan kalma

Numara yapmak: Karşısındakini aldatmaya çalışmak

Nutku kurumak: Heyecandan ağzı kurumak, Korkudan heyecandan bir şey söyleyememek

Nutku tutulmak: Heyecandan, korkudan konuşamamak  , Korkudan heyecandan bir şey söyleyememek .

Madik atmak: Beraber iş yaptığı kişiyi tuzağa düşürmek, onu oyuna getirmek

Mahkeme kadıya mülk değil. Kimse için devlet makamı ebedi değildir. Gün gelir herkes gider. Başkaları gelir. Bu devran böyle devam eder.

Makas almak: Parmakla yanağı sıkıştırmak

Mal adama hem dost hem düşmandır. İnsanın malı hem dostu hem de düşmanıdır. Dostudur. Çünkü ihtiyacını karşılar onu başkalarına muhtaç etmez. Geçimini sağlar. Düşmanıdır. İhtiyaç sahiplerine yardım etmez. Muhtaçların elinden tutmaz ihtiyaç sahiplerinin nefretini kazanır. Hatta soyguncunun hırsızın hedefidir.

Mal canın yongasıdır. İnsanlar için canı çok önemlidir ama malı da önemlidir. Kolay kolay malından vazgeçemez.

Mal melameti örter. Zenginlik varlık insanın kusurlarını ayıplarını kapatır, örter

Malı mala, canı cana ölçmeli. Herksin malı mülkü canı kendine göre çok değerlidir. Önemli olan insanın herkesi aynı oranda değerlendirmesidir. Bizim için değerli olan başkaları içinde değerlidir. Buna göre düşünüp değerlendirme yapmalıyız. Canımız malımız bizim için ne kadar değerde ise başkalarının canı malı da o kadar değerlidir.

Malın iyisi suya yakın, daha iyisi eve yakın. Köylü için bir malın iyiliği kalitesi suya yakınlığı ile ölçülür. Çünkü suya yakın olursa kolay ve bol sulanır daha çok mahsul verir. Daha iyisi ise eve yakın olanıdır. Çünkü eve yakın olan mal hem kolay gidilir gelinir, hem kolay çapalanır kolay taşınır.

Malını yemesini bilmeyen zengin her gün züğürttür. İnsan malı mülkü var ve bunu değerlendirmeyi, yerine göre, ihtiyacına göre kullanmayı bilmiyorsa ömür boyu sefalet çekmeye mahkûmdur. İnsan malını mülkünü nasıl değerlendirileceğini bilmeli ve ona göre kullanmalıdır.

Malum olmak: İçine doğmak

Mana çıkarmak: Her söze ve her davranışa, kişinin aklından geçmeyecek bir anlam vermek

Mangalda kül bırakmamak:  yapamayacağı şeyleri söylemek

Mantara basmak: Tuzağa düşürmek, oyuna getirilmek

Mart ayı dert ayı. Mart ayı hastalıkların sıkıntıların yoğunlaştığı her gün havaların değiştiği ve soğuğun kendisini en fazla hissettirdiği aydır.

Mart çıkmadıkça dert çıkmazmış. Kış mevsimi hastalıkları kış mevsiminin çıkmasına rağmen mart ayı çıkmadıkça bitmez. Ancak mart bitince havalar ısınmaya kış hastalıkları bitmeye başlar.

Mart dokuzunda çıra yak, bağ buda. Mart ayı dokuz dedi mi bağların budanması çok önemlidir. Bağların budanmasına zamanımız yetmediyse çıra yakıp gece karanlığında budamaya devam etmeliyiz.

Mart kapıdan baktırır kazma kürek yaktırır. Mart ayı gelince herkes baharın geldiğini zanneder ama mart ayının soğuğu insana ne varsa yakıp ısınmasını sağlatır.

Mart yağar nisan öğünür, nisan yağar, insan övünür. Mart ayı yağmurluysa nisan ayıda yağmurlu geçecek demektir. Nisan ayının yağmurlu geçmesi demek mahsulün bol olması demektir.

Martta sürmez eylülde ekmezsen sabanı bırak. Eğer geçimini tarımla yapıyorsan mart ayında tarlayı sürmeli eylül ayında ekmelisin ki bol mahsul alasın. Eğer yapmayacaksan mahsul de yok tarımla uğraşmayı bırak.

Martta tezek kuruysa, nisanda seller yürüye. Mart ayında yağmaz nisanda da bol yağmur varsa çiftçinin keyfine değme artık mahsul bol demektir.

Maskesi düşmek: Kişinin gerçek niyetinin ortaya çıkması

Masraf görmek: Alışveriş etmek

Maşa varken el ateşe sokulmaz. Bir işi yaparken daima kendimize zarar vermeden, en iyi nasıl yapabileceğimizi düşünüp ona göre hareket etmeliyiz. Sonucunu düşünmeden veya nasıl olması gerektiğini düşünmeden akılsızca yapılan bir iş bize zarar verebilir.

Matrak geçmek: Karşısındaki insanla dalga geçmek

Mayası bozuk: Huyu kötü, ahlaksız

Maymun iştahlı: Sevgi, heves ve arzularında sınır tanımayan kararlı olamayan çok oynak olan

Mazereti dünden belli: İş yapmaya hiç niyeti yok, iş yapmamak için mazereti hazır

Mazlumun ahı, İndirir şahı. İnsan ne olursa olsun kim olursa olsun mazlumun ahını almamalı sonra iflah olmaz. Allah’tan başına büyük belalar gelebilir.

Mazlumun ahı yerde kalmaz. İnsan mazlumun bedduasını almasın eninde sonunda beddua gelip onu bulur.

Mecliste dilini sofrada elini kısa tut. İnsan mecliste fazla konuşmamalı hele hele gereksizse hiç konuşmamalı bir davette de yemek yerken adabına uygun hareket etmeli ki görenler onu iyi değerlendirsin.

Mekik dokumak: İki, yer arasında sık sık gidip gelmek

Merak sarmak: Bir konuya ilgi duymak, bir konuyla ilgilenmek

Merdiven dayamak: Hayatta belli bir yaşa veya aşamaya gelmek

Merhabası olmak: Önceden tanışıklığı olmak

Mesele çıkarmak: Hiçbir şeyden anlaşmazlık çıkarmak

Meramın elinden bir şey kurtulmaz. İnsan bir şeyi öğrenmeye merak etmişse bir yolunu bulup onu mutlaka öğrenir.

Merdiven basamak basamak çıkılır. İnsan bir makama tepeden değil de aşama aşama gelmeli sindire sindire gelmeli ki o yerin hakkın verebilsin. Tepeden gelinen yerden çok kolay inilir.

Merhametten maraz doğar. İnsan iyilik yaparken dikkatli olmalı. Bir gün gelir iyilik yaptığı insandan kötülük görebilir.

Merkebe "cilve et" demişler, art ayağıyla kulağını kaşımış. Haddini bilmeyen nerede nasıl davranacağını bilmeyen insanlara biraz yüz verirsen iyice şımarır. Ne yapacağını bilemezler.

Meydan okumak: Kendisini başkalarından güçlü görmek

Meydana atılmak: Ortaya atılmak

Meyhaneciden şahit istemişler, bozacıyı göstermiş. Kişi yaptığı işlerde kendisine tanık olarak en yakınında olan ve huyu en fazla kendine benzeyen en iyi anlaşacağı kişileri gösterir.

Meyve veren ağacın başı eğik olur. İnsanlara faydalı olacak kimseler kendinden emin ama mütevazı olur, her şeyde kendini ortaya atmaz. Bilgisi becerisi olan insan kendini her yerde ortaya çıkarmaz. Yerine göre hareket eder.

Meyvesi olmayan ağaç taşlanmaz. Nasıl meyvesi olmayan ağaca kimse taş atmazsa hiçbir faydası olmayan hiçbir işe yaramayan elinden hiçbir şey gelmeyen insanlara da kimse bir şey demez.

Meyvesi olmayan ağaç başını eğer İnsanın bir becerisi başarısı yoksa yeri geldiğinde çaresiz kalır mahcup olur. Kişi uğraşıp ortaya bir eser koymamışsa başkaları karşısında boynunu eğer.

Mezar kaçkını: Çok zayıf, bitkin

Mezar taşıyın an övünülmez. Kişi ölmüş büyükleri ile değil kendi başarıları ile kendi yaptıkları ile öğünmeli.

Mırın kırın etmek: Nazlanmak, İstenileni yapmamak için bahaneler uydurmak

Mısıra "yağmur geliyor" demişler, “çapan birlik  mi" demiş. Mısırdan bol ürün almak istiyorsan yağmur gelince onu çapa ile çapalamalısın yoksa gelen yağmurun bir faydası olmaz.

Mızıkçılık etmek: Oyunda sürekli itirazda bulunmak ikilik çıkarmak

Mızrak çuvala sığmaz. Herkesin gördüğü aşikâr olan bir şey inkâr edilemez. Yalanlanamaz.

Mide bulandırmak: Mideyi kusacak duruma getirmek, yapılan işte hoşlanılmayan durum olması

Minareyi çalan kılıfını hazırlar. Kişi yaptığı hırsızlığın veya işlediği suçun kabahatin gerekçesini önceden hazırlar.

Minareyi yaptırmayan yerden bitti sanır. Bir iş yapmamış her şeye hazırdan konmayı alışkanlık haline getirenler karşılaştıkları işlerin nasıl olduğunu hangi zahmetlerle meydan geldiğini bilmezler. Yapılan işleri çok basit görürler.

Misafir ev sahibinin gülüdür ister koklar ister başına takar. Anadolu insanı misafirperverdir. Onu nasıl ağırlayacağını ona ne ikram edeceğini şaşırır. Burada da misafir bir gül olarak yorumlanıyor ister koklar kısa bir ağırlama ardından uğurlar isterse de onu alır evinde konaklatır. İzzet ikramda bulunur. Baş tacı yapar

Misafir kısmeti ile gelir. İnsan evine gelen misafire ne ikram edeceğim diye dert etmemeli misafir berekettir. Mutlaka gittiği yere de bereket getirir.

Misafir misafiri sevmez ev sahibi ikisini de sevmez. Misafir gittiği yerde başka bir misafir olsun istemez. Çünkü büyük izzet ve ihtimamın kendisine gösterilmesini ister. Ev sahibi ise hiç birini istemez hiç misafir olmasa da rahat olsam der.

Misafir on kısmetle gelir birini yer dokuzunu evde bırakır gider. Misafir gelince ne yiyecek ne içecek diye ev sahibi düşünmemeli çünkü misafir gittiği yere kısmetiyle gider. Gittiği yere bolluk bereket getirir.

Misafir umduğunu değil bulduğunu yer. Misafirliğe gide ev sahibinin kendisini çok iyi ağırlayacağını bol bol ikramda bulunacağını düşünebilir ama ev sahibi elinde ne varsa onu ikram eder. Misafirde onunla yetinmek zorundadır.

Misafirlik üç gündür. İnsan misafirliğe gittiğinde ziyareti kısa tutmalı. Fazla uzun süreli misafirlik ev sahibine eziyettir.

Mola vermek: Ara vermek, Dinlenmek

Mortoyu çekmek: Ölmek, vefat etmek

Mum dibine ışık vermez. Mum yanarken nasıl ki dibini aydınlatmazsa toplumdaki aydın, önder kişilerde topluma yol gösterirler fakat kendilerine bir faydaları olmaz.

Mumla aramak: Bulmak için bütün gayretiyle aramak, önceden sahip olduğu ama kaybedince de istediğine büyük özlem duymak

Muradına ermek: İsteğine kavuşmak, dileğinin yerine gelmesi

Müflis bezirgân eski  defterleri karıştırır. Borca batmış esna feksi defterlerini karıştırarak acaba bir alacağım var mı? diye bakar.

Durumu çok iyiyken batan tüccar eski defterlerini karıştırarak geçen günleri anar.

Müflisten medet, münafıktan nasihat beklenmez. Topluma en zararlı insanlardan biride münafıklardır. Onlar toplumda daima kargaşa ve huzursuzluğa sebep olurlar onun için böyle insanların nasihati olmasın daha iyidir. Aynı şekilde müflis insandan da dara düşünce bir medet bir yardım beklemek boş bir beklentidir. Çünkü o insanların böyle bir huyu yoktur.

Mühür kimde ise Süleyman odur. Bir yerde kime yetki verilirse orada yönetici odur. Herkes yönetici olamaz.

Mürekkep yalamış: Okumuş, eğitim görmüş

Mürüvvetini görmek: Evliliğini görmek

Mürüvvete endaze olmaz. Cömertlikte yardımda fedakârlıkta bir ölçü olmaz. Kişi ne kadar isterse o kadar yardım yapmalı.

Müslüman’ın dini aşikâre. Müslümanın gizli saklı bir işi olamaz o her şeyi açık ve doğru olarak yapar.mangal mortoyu mumla muradına müflisten mühür mürekkep mm

Laçka olmak: Çok gevşeyip kullanılamaz hale gelmek

Laf lafı açar. Konuştukça sohbet koyulaşır. Konuşulacak şeyler ard arda gelir.

Laf torbaya girmez. İnsan mutlaka yaptığı anlaşmayı bir belge ile ispatlamalı, garantiye almalı resmiyete dökmeli. Sözle yapılan anlaşmanın hiçbir değeri yoktur.

Laf anlamaz: Anlayışsız, nasihat dinlemez

Laf dokundurmak: Dolaylı olarak uyarmak, hakaret etmek, iğnelemek

Laf düşmemek: Başkaları varken kendisine konuşacak söz kalmaması

Laf ebesi: Çok konuşan, her söze karışan

Laf lafı açar: Bir sözden başka söze geçiş

Laf ola beri gele: Söylenen saçma sapan söz

Lafa tutmak: Konuşturup avara etmek

Lafı ağzına tıkamak: Karşısındakini yaptığı konuşma ile susturmak, Sesini kesmek

Lafı ağzında gevelemek: Sözü sağa sola dolaştırıp söylemesi gerekeni bir türlü söyleyememek

Lafı ağzında kalmak: Karşısındakinin konuşmasını sözünü bitirmeden kesmek

Lafı ağzından kaçırmak: Söylememesi gereken bir sözü nasılsa ağzından kaçırıp söylemek

Lafı ağzından kaçırmak: söylenmemesi gereken, İstemediği bir sözü kazaen söylemek

Lafını bilmek: Ne konuşacağını iyi bilmek, bilerek konuşmak

Lafını esirgemek: Konuşmamak, çok az konuşmak

Lafını şaşırmak: Ne söyleyeceğini bilmemek

Lafını  etmek: Bir konu hakkında ileri geri konuşmak

Lafla peynir gemisi yürümez. Eğer laf söylemekle iş olsaydı her şey kolay olurdu. Önemli olan söyleneni gerçekleştirmektir. Uygulamaktır. İnsan söylemek yerine yapmaya çalışmalı.

Lafla pilav pişerse deniz kadar yağı benden. Eğer laf söylemekle iş olsaydı her şey kolay olurdu. Önemli olan söyleneni gerçekleştirmektir. Uygulamaktır. İnsan söylemek yerine yapmaya çalışmalı.

Laka lukayı bırak: Boş fuzuli konuşmayı bırakmak, Gereksiz şeyler konuşmayı bırak

Lakırdı bilmeyen hödükler, sönmüş ateşi körükler. İnsan konuşmasını bilmezse neyi nerede konuşacağını bilmezse unutulmuş düşmanlıkları konuşup insanlar arsında düşmanlıklara yol açar.

Lakırdı bilmeyen meclisten kaçar. Topluluk içinde konuşmasını bilmeyen topluma girmez.

Lakırdı ile ağız aşınmaz. İnsan konuşmakla sohbet etmekle ağzı zarar görmez.

Latife latif gerek. İnsan despot somurtkan ol kaba olmamalı güler yüzlü neşeli hoş görülü olmalı

Leb demeden leblebiyi anlamak: Sözü söylemeden ne demek istediğini anlamak

Leyla olmak: Sarhoş olmak sarhoşluktan kendini  bilmez davranışlarda bulunmak

Leyleği kuştan mı sayarsın yazın gelir kışın gider. Sözünde durmayan kararsız insana kimse güvenmez.

Leyleğin ömrü vakvakla geçer. Bir iş yapmasını bilmeyen insanların ömrü boş konuşmakla boş laflarla geçer.

Lodosun gözü yaşlı olur. Lodos rüzgârı esiyorsa yağmur gelecek demektir.

Lokma karın doyurmaz, şefkat artırır. Muhtaç kimsenin karnını doyurmak veya bir ihtiyacını karşılamak veya eksiğini gidermek onun ebedi olarak eksiklerini gidermez ama insanlar arasında saygı şefkat ve sevgiyi artırır.

Lokmasını saymak: Çok yiyeceğinden kaygılanmak

Lokmasını saymak: Yiyenin yediğin saymak, Çok yiyeceğinden korkmak

Lügat paralamak:   Bol  fakat bir şey ifade etmeyen sözlerle konuşmak

Kabahat samur kürk olsa kimse üzerine almaz. Kimse suçu üzerine almaz değil suç kürk bile olsa kimse istemez, kabullenmez. Herkes uzak durur.

Kabak başına patlamak: Bir işin kötü gitmesi sonucunda doğacak zararın birkaç kişiden birinin üzerine kalması

Kabak tadı vermek: Bıktırmak, usandırmak

Kabına sığamamak: Sevinçten yerinde duramamak

Kabir azabı çekmek: Çok sıkıntı çekmek

Kabul olmayacak duaya âmin denmez. Gerçekleşmesi imkânsız bir işi yapmaya kalkmak akıllıca bir davranış değildir. Gereksizdir. Uğraşmaya değmez

Kaçan balık iri olur. Kişi elindeki küçük bir fırsatı kaçırınca onu gözünde büyütüp çok değerli hale getirir.

Kaçanın anası ağlamazmış. Kişi kavgada dayak yemekten veya ölmekten kurtulmak için kaçmakla hem kendine zarar verilmesini önlemiş olur hem de eşi dostunun üzülmesini önlemiş olur. En azından ihtimal kendini kurtarmış olur.

Kaçın kurası: Çok tecrübeli her şeyi bilen, kolay kolay geçilemeyen

Kaderine küsmek: Kötü bir durumla karşılaşıp her şeye küsmek

Kadı anlatana göre fetva verir. Kişi haklıda olsa haksızda olsa kadı anlatanın beyanına göre hüküm verir.

Kadı ekmeğini karınca yemez. Toplumda hak ve hukuk kadıların hükmüyle sağlanır ama onlar adaletle hükmetmez insanlara hüküm verirken haksızlık yaparlarsa onların ekmeğini karıncalar bile haram kabul eder yemezler.

Kafa dengi: Aynı düşüncelere sahip olanlar

Kafa patlatmak: Çok düşünüp zihni yormak

Kafa tutmak: Karşı çıkmak, itiraz etmek

Kafadan atmak: Düşünmeden saçma sapan şeyler söylemek

Kafadan atmak: Bir konu hakkında rasgele konuşmak

Kafadan sakat: Akılsız, aklı noksan

Kafası almamak: Anlayamamak, aklının almaması

Kafası çalışmak: Zeki, akıllı

Kafasına koymak: Bir işi yapmaya kararlı olmak, kesin karar vermek

Kafasını kullanmak: Bir işin yapılmasında zekâsını kullanmak, Akıllıca hareket etmek

Kafasını kurcalamak: Bir işi düşünmek, kafasını kurcalamak

Kafayı çekmek: İçki içmek sarhoş olmak

Kafayı tütsülemek: İçki içip sarhoş olmak

Kâğıda dökmek: Alınan kararları yazmak, düşüncelerini yazmak

Kâğıt üzerinde kalmak: Uygulamaya geçirmemek, hayata geçirmemek, unutulup gitmek

Kahvenin yüzü kara ama yüz ağartır. Kahveden amaç dostluktur. Dostluklarda amaç insan ilişkiler yakınlaşma samimi olmaktır. Bunu sağlamanın yolu da ikramdan geçer dostuna yapacağın bir kahve ikramı onunla başlayacak çok uzun ömürlü bir dostluğun başlangıcı olur. Rengi kara olsa da dostluğunda başlangıcıdır.

Kalbin temiz değilse keşiş ol, Şıh ol. Kişinin içinde kötülük varsa kalbi temiz değilse ne olursa olsun yine de temiz olamaz. Keşişte olsa Şıh te olsa durum değişmez. Kişinin kalbi temiz değilse ne olduğu hiç önemli değildir.

Kalbin yolu mideden geçer. Eğer kişinin sevgisini itimadını kazanmak istiyorsanız ona bol bol yemek veya şölenle karnını doyurmalısınız.

Kalayı Basmak: Küfür etmek

Kalbine göre: Başkasına beslediği duygulara göre

Kalbini kırmak: Karşısındakini konuştuğu kişiyi gücendirecek üzecek Hareket etmek

Kalburüstü olmak: Emsallerinden üstün olmak

Kaldırım mühendisi: İşsiz, sokakta avare gezen

Kâle almamak: Ciddi bulmamak, önemsememek, dikkate almamak

Kalem kılıçtan keskindir. Kılıç öldürür tehlikelidir ama etkisi kısa sürer. Kalem ise insana fiziki zarar vermez ama etkisi asırlar boyu sürer. İnsanları her zaman etkiler, yönlendirir.

Kalın incelene kadar ince üzülür. Herkesin bir olaya dayanma gücü farklıdır. Bir şişmanla bir zayıf bir kuvvetli ile bir cılız aynı oranda zorluğa dayanamaz. Güçlü olan dayanır zayıf olan dayanıncaya kadar ölür.

Kalın kafalı: Anlatılanı anlamıyor, Karşısındaki ne söylerse söylesin bir türlü söyleneni anlamıyor manasında kullanılır.

Kalp kalbe karşıdır. İnsanlar birbirlerini gerçekten seviyorsa biri diğeri için ne düşünüyorsa o da onun için aynı şeyi düşünür.

Kalp kırma kırılırsın, yer yarılır gömülürsün. İnsanların kalbini kırmamak en büyük güzelliktir. Gün olur yaptığın davranışlar yüzünden çok utanılacak durumlara düşebilirsin.

Kan ağlamak: Çok büyük üzüntü duymak

Kan akıtmak: Kurban kesmek

Kan alacak damarı bilmek: Nereden ya da kimden menfaat sağlayacağını iyi bilmek

Kan dökmek: Yaralamak, öldürmek, öldürücü eylem yapmak

Kan tutmak: Kanı görünce bayılmak

Kana susamak: Öldürme hırsı içinde olmak

Kanadı altına sığınmak: Koruyuculuğuna girmek

Kanına dokunmak: Çok sinirlendirmek, hiddetlendirmek

Kanına girmek: Birini öldürmek ya da öldürtmek, birine istediği işi yaptırmak için onu kandırmak

Kanını kurutmak: Her şeyini harcatarak fakir duruma düşürmek

Kan kus kızılcık şerbeti içtim de. Ne kadar zorda olursan ol sıkıntını karşındakilere belli etme.

Kapana düşmek:   Hile yapılarak tuzağa düşmek

Kapı dışarı etmek: Kovmak, Bulunduğu yerden kovmak

Kar yağar nisan öğünür, nisan yağar insan öğünür. Karın yağması nisan ayında havaların ısınmaya başlaması ile birlikte eriyen kar toprağı besler bu da tarımla uğraşanlar için daha çok mahsul daha çok verim demektir. Nisan ayında yağması ise tarladaki ürünün daha iyi sulanması toprak sahibinin daha çok ürün alması demektir.

Kar yılı var yılı. Eğer kar fazla yağmışsa o yıl çok mahsul olacak bolluk olacak demektir.

Kar zararın kardeşidir. İnsan bir iş yapmaya kalktığında kar da, zararda edebileceğini düşünerek hareket etmelidir.

Karadut açtı mı soyun, döktü mü giyin. Karadut açtığı vakit artık havalar ısındı demektir. Yazlık kıyafetler giymeli, yaprağını dökünce de artık havalar soğudu kışlık kıyafetler giymek gerekir. Bir nevi mevsim habercisi.

Kara gün kararıp kalmaz. İnsan bir şeye takılıp kalmamalı. Üzüntüler dertler sıkıntılar her zaman vardır ama gelip geçerler bir yere takılıp kalmazlar.

Kara haber tez gelir. İnsanlara üzüntü veren haberler kötü haberler hiç gecikmeden tez zamanda yerine ulaşırmış

Kara cahil:  Çok bilgisiz, hiçbir şey bilmeyeni

Kara haber: Üzücü haber, Kötü haber

Kara kara düşünmek: Çok üzüntülü olarak düşünmek

Karanlıkta göz kırpmak: İsteğini karşısındakine iyi anlatamamak

Karı ağızlı: Karısının sözlerine göre davranan, Karışının sözleri ile hareket eden

Karınca kararınca: Elinden geldiği kadar

Karnı burnunda: Hamile, Doğurması çok yakın

Karnı zil çalmak:  Çok acıkmak

Karalar içerden beyazlar dışardan. İnsan aile içerisinde veya dostlar arasında kırgınlıkları anlaşmazlıkları saklı tutmalı iyilikleri güzellikleri herkese göstermeli.

Karda yürü izini belli etme. İnsan bir işi yapmaya niyet edince onu yapmalı ama kimseye de sırrını vermemeli.

Kardeş kardeşi atmış, yar yar başında tutmuş. İnsanın en zor günüde kardeşi dahi tarafına bakmaz ondan uzaklaşırken yâri eşi en zor anda imdadına koşar. Onu terk etmez.

Kardeş kardeşin ne olduğunu ister ne öldüğünü. Kardeş kardeşin ne çok varlıklı iyi olmasını ister nede darda kalmasını ister.

Kardeşi olmayan garip olur. İnsanın en büyük dayanağı dostu kardeşidir. İyi gününü ve kötü gününü önce kardeşiyle paylaşır. Eğer kardeşi yoksa onu anlayacak dertlerini paylaşacak sıkıntılarına yardımcı olacak kimsesi yok demektir.

Kardeşin büyüğü peder, küçüğü evlat yerine geçer. Ailede kardeşin büyüğü baba yerine geçer baba gibi sayılmalı küçük kardeşse insanın evladı yerine geçer o da evlat gibi sevilip kollanmalı.

Kardeşin düşmanlığı karşıdan düşman çıkıncaya kadardır. Kardeşler arasındaki düşmanlık bir başkasının düşmanlığı oluncaya kadardır. Karşılarına bir düşman çıktığı an kardeşler arasındaki düşmanlık biter dayanışma başlar.

Karga yavrusuna bakmış benim ak pak evladım demiş. Kişi başkaları ne derlerse desin kendi çocuğunu çok üstün çok masum görür.

Karga kekliği taklit edeyim derken kendi yürüyüşünü şaşırmış. Kişi görgüsüzlüğü yüzünden başkalarını taklit edeyim derken kendi bilgi ve becerisini de kaybeder.

Kargadan korkan darı ekmez. İnsan basit şeylerden korkup yapacağından geri dursa aç kalır. Basit şeylerden korksak aç kalırdık.

Kargaya yavrusu Şahan görünür. Herkese kendi yavrusu çok güzel çok alımlı çok zeki herkesten üstün gözükür.

Karıncadan örnek al, yazdan kışa hazırlan. İnsan karınca gibi çok çalışmalı yazdan kış mevsimi için gerekli ihtiyaçlarını karşılamalı.

Karışma devletin işine, düşme zenginin peşine, boynunu kır bak kendi işine. Bu öğüt mahiyetinde söylenen bir söz. Devletin işine karıma ne emrederse yerine getir. Zenginin peşine takılma çünkü ona ayak uyduramazsın kendi işinden de olursun. En akıllı iş kendi işine bakmandır.

Karpuz kabuğunu görmeden denize girme. Zamanı gelmeden bir işi yapma. Her şeyin bir zamanı vardır. Havalar ısınmadan denize girme havanın ısındığının da en belirgin özelliği karpuzdur.

Karpuz yata yata büyür. Tembeller için söylenir. Tembel ancak yatar başka bir iş yapmaz.

Kart tavuktan çorba olmaz. Nasıl bayatlamış üründen yemek olmazsa insanında yaşlanmışından işe yarayacak bir fayda olmaz. O ancak kendi derdini çeker.

Kartala bir ok değmiş yine kendi yeleğinden. Güçlü kişilere en büyük kötülük yine kendi çevresindekilerden gelir.

Kasımdan on gün evvel ek on gün sonra ekme. Her şey zamanında yapılmalı zamanı geçtik ten sonar yapılan işten bir hayır gelmez. Boşuna uğraşırsın. Kasım ayından önce toprağa ne ekersen ek ama kasım ayı geldikten sonra toprağa tohum ekmek boşuna emektir. Ondan bir şey elde edemezsin.

Kaş ile göz gerisi söz. İnsan bakınca önce karşısındakinin kaşı ile gözünün güzelliğine bakar öteki özellikler güzellikler daha sonra gelir.

Kavgada kılıç ödünç verilmez. İster kavgada isterse başka bir işte olsun kişi kendisi için hayati önemi olan araç gerecini malzemesini başkasına veremez.

Kavurganın yananı sıçrar. Bir toplulukta zarar görenlerden en çok canı yanan bağırır itiraz eder.

Kaya uçmazsa dere dolmaz. Büyük ihtiyaçlar için büyük fedakârlıklar gerekir. Yoksa kolay kolay başarıya ulaşamayız.

Kayış bilir, tutan ne çeker. Bir işin ne zahmetlerle yapıldığını ancak onu yapan bilir, işin aslını zorluğunu öğrenmek için ona sormalıyız. Diğerleri ancak anlatır ve ya hayal eder.

Kaymağı seven mandayı yanında taşır. İnsan bir şeyi gerçekten istiyorsa ona ulaşmak için gerekli araç gereci yanında taşımak elinin altında bulundurmak zorundadır.

Kaypakla pazarlık olmaz. Sözüne güvenilmeyen insanlarla hiçbir zaman anlaşma yapılmaz. Verdiği sözü tutmaz çabuk unutur veya sözünden cayar.

Kaz gelen yerden tavuk esirgenmez. Eğer bir işte bol kazanç bol getiri varsa oraya küçük bir harcama yapmaktan kaçınılmamalı

Kaza geliyorum demez. İnsan her zaman her şeye hazırlık ve dikkatli olmalı yoksa aniden karşısına aksilikler çıkabilir.

Kazanırsan dost kazan düşmanı anan da doğurur. Önemli olan insanın dost kazanmasıdır. Çünkü dost kazanmak dostluğu devam ettirmek zordur bunun için bütün amacın dost kazanmak üzerine olmalıdır. Düşman kazanmaksa çok kolaydır.Düşmanı her yerde bulursun.

Keçi şarabı içince dağda kurt arar. Kişiye olmayacak şekilde motive eder yönlendirirsen kendini herşeyi yapabilecek güçte zanneder. Kişi iyi yönlendirilirse olmayacak işleri bile yapma cesareti bulur yapmaya kalkar.

Keçiye can kaygısı kasaba yağ kaygısı. Biri çok büyük bir derdin içinde ondan kurtulma telaşında diğeri ise ondan en iyi nasıl faydalanırım hesabında.

Kedi şarap içmiş, dağda kurt aramaya çıkmış. Zayıf cılız güçsüz insanlar en küçük bir destek görünce veya kendini az güçlü hissedince sonunun ne olacağını düşünmeden etrafına meydan okumaya başlar.

Kedi uzanamadığı ciğere pis der. İnsan bir şeye sahip olmak isteyip te ona sahip olamadığı vakit ona bin bir mazeret ve kusur bulur.

Kedinin boynuna ciğer asılmaz. Kişiye zarar verebileceğini düşündüğümüz şeyi emanet edemeyiz. Eğer emanet ediyorsak karşılaşacağımız durumlara da hazırlıklı olmak zorundayız.

Kedinin kabahatini önüne koyarlar öyle döverler. Suçlu olan kişiyi cezalandırırken ona kabahatini iyi anlatmalı ki bir daha aynı suçu işlemesin.

Kedinin kanadı olsaydı serçenin adı kalmazdı. Toplumda başkalarına zarara verebilecek yapıda olanların gücü olsaydı insanlara huzur vermezlerdi. Herkesi canından bezdirirlerdi.

Kedinin yürüklüğü samanlığın kapısına kadardır. Yanlış işler yapanların planları ne olursa olsun gidecekleri yer bellidir.

Kel kız teyzesinin saçıyla övünür. Kişi kendisinin elinde olmayanlar için yakınlarının varlığından pay çıkarmaya çalışır.

Kel ölür, sırma saçlı olur; kör ölür, badem gözlü olur. Kişi elindeki değersiz bir şeyi kaybedince onu çok değerli gibi anlatmaya çalışır.

Kel yanında kabak anılmaz. Bir kişinin yanında onun ayıbını veya kusurunu çağrıştıracak söz söylenmez.

Kelin ayıbını takke örter. İnsanların kurularını bulundukları makam veya zenginlikleri bulundukları makam kabadır.

Kelin melhemi olsa kendi başına sürer. İnsanın elinde imkân olsa kendi işi için kullanır. Başkalarına başvurmaz. Başkalarından yardım istemez.

Kem söz sahibine aittir. Kötü söz onu söyleyenin ayıbıdır. Ahlaklı dürüst insan kötü söz söylemez. Kötü sözün kendisine geleceğini bilir.

Kenarın dilberi nazik de olsa nazenin olmaz. Kenar yerlerde yetişenler ne kadar nazik olursa olsun yine de çok kibar olamaz. Mutlaka bir yerlerde bir hata bir kabalık yapar.

Kendi düşen ağlamaz. İnsan kendi yaptığı hatadan dolayı düştüğü zorluktan şikâyet edemez. Çünkü kendi hatasıdır. Başkalarının suçu yoktur.


Kendin ata binip babanı merkebe bindirme. Kişi kendisi bir makama mevkie gelince bir şey oldum sanıp yaptığı davranışlarla ailesini büyüklerini mahcup etmemeli. Onları alçaltmamalı.

Kendin tok olacağına çevren tok olsun. İnsanın tok olması hiçbir şeyi çözmez. İnsanı rahat ettirmez. Önemli olan çevrendekilerin dok olmasıdır. Çevrendekiler yok olunca hem sana yük olmaz hem de ihtiyaç durumunda onlardan faydalanabilirsin.

Kepenek altında er yatar. İnsanları dış görünüşlerine bakarak değerlendirmemek lazım. Bizim kıyafetine bakarak basit gördüğümüz nice insanlar aslında çok zeki ve yetenekli insanlar olabilecek kişilerdir.

Keskin akıl keramete kıç attırır. İnsan akıllı olunca karşısındaki kim olursa olsun onun hakkından gelir. Ama işini bilmezse aklını kullanmayı bilmezse başkalarına oyuncak olur.

Keskin sirke küpüne zarar verir. İnsan yaptığı davranışlarda gösterdiği aşırı hırçınlıkla sonuçta kendine zarar verir.

Kestirme yoldan giden çok dolaşır. İnsan emin olmadığı işte kolaya kaçmamalı. Eğer kolaya kaçarsa daha çok yorulabilir.

Kıl tane tane sakal olur. Her şeyin azı bir araya gelerek çoğu oluşturur. Hiç bir şey birden ortaya çıkmaz.

Kılı kırk yarmak: Bir işi yaparken en ince teferruatına kadar incelemek çok itina göstermek

Kılavuzu karga olanın burnu ............. Çıkmaz. İnsanın örnek aldığı kişi kötü kişi olursa başı dertten kurtulmaz. Hep yanlış işler yapar.

Kırk hırsız bir çıplağı soyamamış. Soyguncular ne kadar maharetli olursa olsun kaç kişi olursa olsun soyulacak kişinin bir şeyi yoksa neyini alacaklar.

Kırk kere ölç bir kere biç. İnsan yaptığı işten dolayı pişman olmak istemiyorsa iyi hesaplayıp öyle yapmalı sonra yaptığından pişman olabilir.

Kırk yıllık gani olur mu yani. Ömrünü iyi güzel şeylerle geçiren insan yaşlandıktan sonra huyunu değiştirmez.

Kırkından sonra azanı teneşir baklar. Her şeyin bir zamanı vardır. Yapılacak her iş zamanında zamanı geçtik ten sonra yapılan iş insana ya utanç getirir ya da insanı öldürür. İnsan yaşlandıkça ahlakını bozmamalı bozulan ahlak ancak ölünce çıkar.

Kırkından sonra saza başlayan ancak mezarda çalar. İnsan yapmak istediğini zamanında yapmalı yaşlandıktan sonra yapılan işin bir önemi yoktur ondan bir fayda görmez.

Kısmet gökten zembile inmez. Her şey çalışarak gayret göstermekle gerçekleşir hiçbir şey kendiliğinden meydana gelmez.

Kısmetinde ne varsa kaşığına o çıkar. İnsanın kaderinde ne varsa hayat boyu karşısına o çıkar.

Kış kışlığını kuş kuşluğunu yapar. Herkes zamanı gelince kendisine düşen görevi yapar. Bundan dolayı kimse kimseye kızmamalı alınmamalı veya niçin böyledir diye düşünmemeli.

Kıyamet günü ibadet olmaz. Bir işin olması için önceden n hazırlanmalı gayret edilmeli iş olduktan sonra yapılacak çalışma boşa uğramaktır.

Kız anasından görmeyince sofra kaldırmaz. Kız çocuğu kendisine annesini örnek alır. O ne yaparsa oda onu yapar. Anne bunu bilip evladını ona göre eğitmeli.

Kız beşikte çeyiz sandıkta. Eğer kız evladın varsa doğar doğma çeyizini hazırlamaya başla sonra geç kalırsın

Kız evi naz evi. Kız istemeye gidildiğinde kız tarafının istek ve arzuları çok olur. Onların isteklerine nazlarına katlanmak boyun eğmek sabırla karşılamak gerekir.

Kız evlat öz evlattır. Kız evladı ailesine çok bağlıdır. Herkes bir tarafa gitse de kız evlat ailesini terk etmez. Hastalıkta ailesinin en yakındaki kişidir. Bu tutum ve davranışları nedeniyle kız evlat ailesine en yakın kişi kabul edilir.

Kız kendi havasına bırakılınca ya davulcuya varır ya zurnacıya. Kız çocuğu kendi başına buyruk bırakılırsa aklına estiği gibi davranmaya başlar.

Kızı olan tez kocar. Kız çocuğu ne kadar iyi olursa olsun mutlaka yetişinceye kadar birçok sorun yaşayacaktır. Bu sorunları çözmek en az düzeye düşürmek ailenin görevidir. Aile kız çocuğunu istediği gibi eğitinceye kadar yaşlanır bunalır.

Kızı soyundan alacaksın. Alacağın kızın nasıl olacağını bilmenin yolu onun soyunu bilmekle olur. Soyuna bakarak nasıl bir karaktere, nasıl bir ahlaka sahip olduğunu ancak anlarsın

Kızım var deme el koynuna girmedikçe, oğlum var deme muhtaç olmadıkça, karım var deme borç para almadıkça. İnsan çevresindekilerin ne derece dost ve samimi olduklarını gerçek durumlarla karşılaşmadıkça bilemez. Bunlar aile bireyleri bile olsa.

Kızını dövmeyen dizini döver. Kız evladını iyi eğitmeyen onu disiplin altına almayan, ileride kızının yaptığı yanlış davranışlardan dolayı başına birçok dert açar. Sıkıntı çeker.

Kimi arabasını dağdan aşırır kimi de düz ovada yolunu şaşırır. İşini bilen insan şartlar ne olursa olsun her ortamda işini başarmayı engelleri aşmayı bilir. İşini bilmeyen insansa şartlar ne kadar müsait olursa olsun bir şey beceremez. Her şeyi berbat eder.

Kimse ayranım ekşidir demez. Kimse kendi malını kötülemez. Herkes kendi malının iyi ve kaliteli olduğunu söyler.

Kimsenin yaptığı yanına kar kalmaz. İnsan eninde sonunda yaptığının karşılığını görür. İyilikse iyilik kötülükse kötülük.

Kocan koca olursa hanım Ayşe Hanım olursun, kocan koca olmazsa deli Ayşe Hanım olursun. Eğer evin erkeği işini bilen çalışan ailesini başkalarına muhtaç etmeyen biri olursa kadında çevresinde hanım görünür. Yok, eğer eğer ailenin erkeği görevini yapmayan biri ise evin hanımı çektiği çileler yaşadığı sıkıntılar nedeniyle yıpranır deli olur.

Kocasından sonra kalkan karıdan, Hazirandan sonra ekilen darıdan hayır gelmez. Anadolu insanın kendine özgü düşüncesi kadın daima erken kalkmalı evini hazırlamalı her şeyi yemeği hazırlamalı geç kalkan kadın tembel kadındır. Ondan aileye hayır gelmez. Aynı şekilde haziran ayından sonra ekilen darıdan da hayır gelmez. Çünkü zamanı geçmiştir. Yetişmesi için gereken şartlar gitmiştir.

Kol kırılır yen içinde kalır. Bir aile içinde olan sorunlar yine aile içinde kalmalıdır. Dışarıya sızdırılmamalıdır veya yansıtılmamalıdır.

Komşu boncuğunu çalan ancak gece takar. Hırsızlıkla bir şeye sahip olanlar onu diledikleri gibi kullanamazlar çünkü sahipleri görür ve bizi anlar. Onun için ancak başkalarının görmeyeceği yerde çalınan mal kullanılabilir.

Komşu komşunun külüne muhtaçtır. Durumu şartları ne kadar iyi olursa olsun insanın mutlaka yakınındakilere işi düşer muhtaç olabilir.

Komşuda pişer bize de düşer. Eğer bizim yakınımızdaki insanlar bizim ihtiyacımız olan bir şeye sahip olmuşsa gün olur bize de faydası dokunur. Bizde ondan faydalanabiliriz.

Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür. Komşu komşusunu çekemez. Birinin sahip olduğu mal diğerini gözüne çok büyük ve değerli gözükür.

Kork Allah'tan korkmayandan. İnsan ya Allah’tan korkmalı ya da insandan utanmalı eğer bir insanda bu özelliklerden bir yoksa ondan her tehlike gelebilir.

Kork soysuzun soylusundan, korkma soylunun soysuzundan. Aslı asaleti olmayan görmemiş insanın yönetiminden başında olmasından kork çünkü ondan her şey gelebilir. Soylu insandan düşmanında olsa korkma çünkü onun her davranışında bir asillik bir asalet vardır. Yaptığı her şeyi düşünerek yapar.

Korkağı fazla zorlama, cesur olur. Korkak insanın üzerine fazla gidersen yapacak bir şeyi kalmadığını düşünüp var gücüyle sana saldırır.

Korkak bezirgân ne kar eder ne zarar. İnsan ticarette korkak olursa kolay kolay kazanamaz. Zarar etmez belki ama karda edemez. İnsan ticarette cesur olmalı ve riski göze almalıdır.

Korkak bezirgân ne kar eder ne zarar. Ticaretle uğraşan insan cesur olmalı risk almayı bilmeli yoksa acaba zarar Eder miyim diye düşünüp her şeyin hesabını yapmaya kalkarsa kolay kolay ne kar eder nede zarar bir şey yapamaz.

Korkmuş kişiye koyun başı çift görünür. Kişi korkunca gördüğü her şeyi yanlış değerlendirir. Yaptığı değerlendirmeler sağlıklı güvenilir olmaz.

Korku dağları bekler. İnsan bir şeyden korkarsa ondan kurtulmak için her çareye başvurur. Kişi korktuğundan kurtulmak için dağlara çıkar, saklanır.

Korku olmayan yerde nizam olmaz. Bir yerde eğer düzen huzur istiyorsak orada bir şeylerin etkisi korkusu olmalı yoksa herkes kendi başına buyruk hareket eder. Düzen bozulur.

Korkulu rüya görmektense uyanık yatmak yeğdir. İnsan başına bir şey gelmektense zorda olsa tedbirli davranması daha doğrudur.

Korkunun ecele faydası yoktur. İnsan başına bir şey gelecekse ne kadar korku çekerse çeksin onu önleyemez. Onun için fuzuli yere korku çekmenin bir anlamı yoktur.

Korkuyorsan kediden niye çıktın delikten. Kişi bir iş yapmaya korkuyorsa o işe girmemeli veya yaparım diye ortaya çıkmamalı.

Koyun can derdinde kasap et derdinde. Bu herhalde insanların değişmez huyu biri karşılaştığı sorunu nasıl atlatacağının sıkıntısında ilken diğeri ondan nasıl faydalanabileceğinin hesaplarını yapar.

Koyun gezmekle keçi kemirmek ile karnını doyurur. Düşünmeyen aklını kullanmayan sadece başkalarının sözüyle hareket esen insan başkalarının kendisine verdiğiyle, inat edenlerde yaptıkları inatla zamanını harcayarak yaşar.

Koyuna çoban, tarlaya sapan. Koyundan verim alabilmen için ve onlara sahip çıkıp beklemek için çobana ihtiyaç vardır. Tarladan verim alabilmek içinde sapanla sürülmesi gerektir.

Koyunu çok olan korkusunu geniş etmeli. Malı mülkü çok olan onları korumak için onlara sahip olabilmek için çok tedbirli olmak zorundadır.

Koyunun olmadığı yerde keçi ye Abdurrahman Çelebi denir. Eğer ihtiyaç duyulan şeyin kalitelisi yoksa kalitesizi de değere biner.

Kömürcü ile dost olanın eline kara bulaşır. İnsan dostunu güvenilmez kişilerden seçerse gün gelir insanlar ona da güvenmez olur.

Köpeğe gem vurma kendini at sanır. Kişiye layık olduğundan daha fazla değer verirsen kendini bir şey sanır. Hat tini aşar davranışlarda bulunmaya başlar.

Köpeği dövmeli ama sahibinden utanmalı. Sana sataşan kişiyle kavga yap onu hırpala döv ama onun büyüklerini veya sahiplerini de incitmemeye çalış.

Köpeğin hatırı yoksa sahibinin hatırı vardır. Sana sataşan kişiyle kavga yapar onu hırpala döv ama onun büyüklerini veya sahiplerini de incitmemeye çalışmalısın.

Köpek ekmek veren kapıyı tanır. İnsan kendine yardım edenleri iyilik yapanları tanır bilir.

Köpek havlamadan kimse kaçmaz. İnsan çevresindekilerden tehdit görmedikçe onlardan kaçmaz, uzak durmaz.

Kopek neylesin takkeyi, dingilderken düşürür. Kişi işine yaramayacak yada kıymetini bilemeyeceği malı eşyayı ne yapsın. Kendisi için kıymetsiz  malı en basit bir zorlanmada dahi elinden çıkarır.

Köpeksiz sürüye kurt dalar. İnsan malını mülkünü korumak için tedbir almazsa her türlü tehlike veya zararla karşılaşabileceğini unutmamalı.

Kör sadece ağzının yolunu bilir. Şartlanmış insanı düşüncelerinden döndürmek çok zordur. Bu gibi inşanlar ne olursa olsun sadece kendi bildiğine inanır kendi bildiğini söyler.

Kör malın kör alıcısı olur. Kalitesiz kusurlu bir malı ancak beceriksiz, cahil ne yaptığını bilemeyen insan alır.

Körle yatan, şaşı kalkar. İnsan arkadaşını yanlış zararlı kişilerden seçerse bir gün kendisi de yanlış işlere bulaşır. Yanlışlıklar yapar.

Körün istediği bir göz Allah'ın verdiği iki göz. Kişi çok ihtiyaç duyduğu bir şeye istediğinden fazla sahip olursa daha çok sevinir.

Köseyle alay edenin top sakalı kara gerek. Başkalarını yaptıklarıyla, davranışlarıyla, yapısıyla alay edenlerin kendileri de her yönüyle dört dörtlük olmalı

Köşe taşı köşede yakışır. Büyük şahsiyetler büyük kişiler büyük makamlara büyük işlere yaraşır.

Kötü karı, kötü komşu, kötü at; birini boşa, birini boşla, birini sat. İnsan çevresindekileri iyi seçmeyi bilmeli en azından onlara karşı nasıl hareket edeceğini bilmeli başını derde sokmamalı. Bu kadınsa boşamalı, komşusuysa uzak durmalı samimi olmamalı atı ise onu satıp kurtulmalı

Kötü komşu insanı mal sahibi yapar. İnsan komşusuna her zaman muhtaçtır bir şeyin eksikliğini duyunca elinde yoksa ilk başvuracağı kimse komşusudur. Eğer komşusundan ihtiyacını karşılayamıyorsa onu gider alır. O mala sahip olur.

Kötüden iyilik beklenmez. Bir insan kötü niyetli art niyetli ise ondan hiçbir zaman çevresindekiler iyilik iyi bir davranış beklememeli.

Kötülerin sözü, ölümünden güçtür. Kötü kişilerin bizim için ettiği bir çirkin söz kolay kolay unutulmaz. Kendi ölümü bile bir süre sonra unutulur ama sözü unutulmaz devamlı üzecek şekilde hatırlanır.

Kötülük eden pişmanlık biçer. İnsan başkalarına kötülük etmekle kendisine kötülük etmiş olur. Gün gelir yaptığı kötülük gelir kendini bulur.Yaptığı kötülüklere kendini pişman eder.

Kötürümden aksak, hiç yoktan torlak değildir. Bir şeyin kalitesizi, sakatı da olsa hiç bulunmamasından daha iyidir.

Kötüye yapılan iyilikten köpeğe atılan kemik daha hayırlıdır. Kötü insan kendisine yapılan iyiliği bilmez çevresindekilere her zaman zarar verir. Onun için kötü insana iyilik yapmaktansa köpeğe bir kemik at daha iyidir. En azından sana havlamaz.

Köyden köye it ürümez. Kişiyi ilgilendirmeyen bir konuya dışardan karışması doğru olmaz.

Köylü misafir kabul etmeyiz demez, konacak konak yoktur der. Köylü veya insan bir işi yapmak istemeyince onu doğrudan söylemezde bin bir mazeret uydurur.

Kuduz ölür amma, daladığı da ölür. Topluma zararlı kişi yaptıklarının cezasını görürü ama ondan zarar görenlerde acılarını çekmeye devam eder.

Kul azmadan bela inzal olmazmış. İnsanlar kötülüğe sapmadıkça doğru yoldan ayrılmadıkça başlarına kötü bir şey gelmez. Eğer gelmişse bunun sebebi yine insanın kendisidir. İnsanlar sapkınlığa düşmüşse artık başlarına bir şeyin geleceğini de düşünmelidirler

Kul sıkışmayınca Hızır yetişmez. Kişi gerçekten dara düşmeyince bir yardım eden olmaz.

Kulaklardı etmek: İşi yapmamak boş vermek, unutmak önemsememek

Kuma anlaşmışta elti anlaşamamış. Kuma olanlar birbirileriyle anlaşamazlar birbirlerini çekemez ve düşman görürler ama Eltiler onlardan daha fazla birbirileriyle hasımdırlar. Onlar hiç birbirleriyle anlaşamazlar. Kumadan beterdirler.

Kundakta giren teneşirde çıkar. İnsanın doğuştan gelen huyu zorla değiştirilemez ondan vazgeçemez, ancak ölünce huyundan vazgeçer.

Kurbağaya bir vurursan iki sıçrar. İnsan kendisini ilgilendirmeye bir işe uzaktan uzağa karışmamalı.

Kurda neden boynun kalın demişler; kendi işimi kendim görürüm demiş. İnsan ancak kendi işini kendi görürse başkalarına minnet etmeden zorda kalmadan minnet etmeden yaşar.

Kurdun boğazına ciğer asılmaz. Kişiye zarar verebileceğini tahmin ettiğimiz şey emanet edilmez.

Kurt ihtiyarlayınca köpeğin maskarası olur. İnsan güçlü iken zengin iken herkesin karşısında itibarlıdır. Ama zayıf duruma düşünce herkese alay konusu olur.

Kurt komşusunu yemez. Kişi ne kadar kötü olursa olsun çok yakınındakilere dokunmaz zarar vermez.

Kurt sisli havayı sever. Toplumda kargaşa çıkarmak isteyenler çevresini rahatsız etmeyi alışkanlık haline getirenler isteklerine ulaşmak için kargaşa ortamını beklerler

Kurt yağmurdan korksaydı, kürk yapardı. Kişi yapacağı işten korkarsa ona göre tedbirini alır. Hazırlık yapar.

Kuru bakla kuru taşa yapışmaz. Kişiye yapmadığı bir işi yamamaya kalkışmak boşuna uğraşmaktır.

Kuru laf karın doyurmaz. Laf söylemekle bir yere varılmaz karın doyurulmaz, ancak çalışarak insan ihtiyaçlarını giderir.

Kurunun altında yaş ta yanar. Toplumda zararlı insanlar varsa, içindeki iyi insanlarda onların yüzünden zarar görürler.

Kuşkanadına kira istemez. İnsan kendi için yapacağı bir işinden dolayı başkasından ayrıca bir ücret istemez.

Kuş taneden kaçmaz. Kişi menfaatine olan bir işten kaçmaz eğer kaçarsa o işte bir aksilik görmesindendir.

Kuşa süt nasip olsa anasından olurdu. Eğer kişiye bir şey nasip değilse ne kadar uğraşırsa uğraşsın ondan faydalanamaz.

Kuşkulu uyku evin bekçisidir. En ufak bir tıkırtıya uyanan kişi evin güvenliği için önemlidir. Çünkü en küçük bir tıkırtıda dahi uyanıp halkı haberdar eder.

Kuştan korkan darı ekmez. İnsan bir iş yapmak için başkalarından korksa hiçbir iş yapamaz aç kalır

Kuzusuna kıymayan kebap yiyemez. İnsan iyi şeylere ulaşmak istiyorsa bazı şeylerden de fedakârlık etmeyi bilmelidir.

Kürk ile börk ile adam olunmaz. Kişi kılık kıyafetle süslü elbiselerle topluma kendini kabul ettiremez. Eğer kendini kabul ettirmek istiyorsa bilgi beceri ve davranışlarını geliştirmelidir.

Icığını çıkarmak: En ince noktasına kadar incelemek

Ikınıp sıkınmak: Çok sıkılmak.

Irgat gibi çalış bey gibi ye. İnsan çalışarak kazandığının değerini ve kıymetini bilmeli dilediği gibi harcamamalı.

Irak yerin haberini kervan getirir. Uzaklardan bize haberin ulaşması için mutlaka bir aracıya ihtiyaç vardır. Ancak onunla haberleşebiliriz.

Irmak kenarına çeşme yapılmaz.Bir şey yapmak istiyorsan onu ihtiyaç duyulan yere yap, rast gele yere yaparsan bir kıymeti olmaz.

Isıracak it dişini göstermez. İnsan düşmanıyla savaşacaksa kalkıp ona silahını göstermez.

Isıtıp ısıtıp önüne koymak: Aynı konuyu tekrar tekrar gündeme getirmek.

Iskartaya çıkarmak : Eskitmek, kullanılmaz hale getirmek.

Ismarlama hac, Hac olmaz.İnsan eğer bir işi hakkıyla yapmak istiyorsa onu bizzat kendisi yapmalı tamamlamalı, başkasına havale edilen işten bir hayır gelmez.

Işık tutmak : Bir konu hakkında faydalı bilgiler söylemek, Konunun açıklanmasında güzel fikirler söylemek.

İbadette gizli kabahat da.İnsan kendi şahsı için yaptığı şeyleri gizli yapmalı bu ibadette olsa kabahatte olsa böyledir.Aşikare yapılan işin ancak dedikodusu olur.

İcabına bakmak : Bir işin yapılması için gerekenleri yerine getirmek.

İçi çekmek : Çok arzulamak

İçi dışına çıkmak : Mide bulantısından kusmak.

İçi erimek : Sıkıntıdan üzüntüden zayıflamak.

İçi sızlamak : Çok üzülmek

İçi yanmak : Üzüntüsünü dışarı vuramadan çok üzülmek

İçinden çıkmak : Yapılan işi bir şekilde halledip o işten ayrılmak.Başarılı sonuca varmak.

İçine atmak : Üzüntüsünü kimseye söyleyememek içinden üzülmek.

İçine doğmak : Olacak olayın önceden olabileceğini hissetmek.

İçini dökmek : Derdini anlatmak.

İçini kemirmek : Üzüldüğü bir konu hakkında sürekli rahatsızlık duymak.

İçli dışlı olmak : Çok samimi olmak.

İki eli kanda olmak : İşlerinin yoğunluğu ne kadar fazla olursa olsun.

İki aslan bir posta sığmaz.Aynı güce veya aynı yetkiye sahip iki kişi aynı yerde barınamaz.

İki baş bir kazanda kaynamaz.Değişik düşüncelere ve zevklere sahip ayrı insanlar bir yerde barınamaz.Mutlaka aralarında anlaşmazlıklar olur.

İğreti ata binen tez iner . İnsan küçük hesaplar peşinde koşmamalı veya fırsattan istifade ne yapabilirsem kardır ,diye düşünmemeli.Anlık kazançlar en ufak bir sarsıntıda elimizden gider bizi de başkalarına mahcup eder.

İki cambaz bir ipte oynamaz. İki uyanık iki hilekar bir iş üzerinde olamazlar.Çünkü ikisi de aynı yapıya sahiptir.Birbirlerini alt etmek için her yola başvuracaklarından kendilerine zarar verirler.

İki çıplak bir hamama yaraşır. Evlenen iki kişiden en az birinin idare edecek kadar malı mülkü olmalı ki başkalarına muhtaç olmadan yaşayabilsinler.Yoksa sıkıntı sefalet çeker açlığa mahkum olurlar.

İki desti çarpışınca elbet biri kırılır. İki rakip birbirleri ile karşılaşırsa mutlaka bir yenilir. Bu kaçınılmaz sondur.

İki dinle bir söyle. İnsan bir şey söyleyecekse mutlaka iyi düşünmeli iyi hesap yapmalı, sonra söylediği sözden dolayı pişman olabilir.

İki el bir baş içindir. Allah insana iki eli çalışıp kazanması ihtiyaçlarını karşılaması başkalarına muhtaç olmaması için vermiştir. İnsan onların kıymetini bilmeli.

İki gönül bir olunca samanlık seyran olur. İki kişi anlaşmış ve gerçekten birbirini sevmişse onların için zorluk diye bir şey olamaz. Dünyayı tozpembe görürler.

İki karpuz bir koltuğa sığmaz. İnsan iki işi birden yürütemez. Bir yerde kalır.

İliğine işlemek: Tamamen ıslanmak, Konuya en ince noktasına kadar vakıf olmak.

İllet olmak: Çok sinirlenmek, çok kızmak.

İlk göz ağrısı: İlk sevgili.

İmam evinden aş, ölü gözünden yaş çıkmaz. Almak, istediğin şeyi alınabilecek yerden almak gerekir alınamayacak yerden almaya uğraşmak boşa emektir. Sonuç çıkmaz.

İmamın dediğini yap yaptığını yapma. Toplumda önder olan kişiler daima bizlere doğru şeyleri yapmamızı öğütlerler biz onların söylediklerini yapmalıyız. Onlarda hata yapabilirler, hatalarını kendimize örnek almamalıyız.

İnanma dostuna, saman doldurur postuna. Kişi dostumdur deyip çevresindekilerin her söylediğine inanırsa sonra başı derde girer.

İncir babadan, zeytin dededen. İncir ağacı yaşlanarak babadan oğula zeytin ağacı da yaşlanarak deden toruna kalırsa daha değerli olur.

İneğin sarısı, toprağın karası. Çiftçiler için ineğin sarı olanı tarlanın kara olanı daha verimlidir.Her şey beleşten gelmiş hiç emek harcamadan kazanılmış

İnleyenin dinleyeni vardır. İnsan ümitsizliğe kapılmamalı hasta olur, derde düşer tüm bunları mutlaka duyan bilen biri vardır. Bu kendi çevresindekiler olmasa bile, yüce yaratan her şeyi görür bilir ve bir kolaylığını verir.

İnsan ayaktan, at tırnaktan kapar. İnsanların bir kısım hastalıklara yakalanması ayağını üşütmesinden kaynaklanır yine atlara da tırnağını zedelenmesinden hastalık bulaşır.

İnce eleyip sık dokumak: Bir işin yapılmasında çok titiz davranmak.

İnsan beşer kuldur şaşar. İnsanoğlu ne kadar dürüst doğru olursa olsun gün olur şaşırıp yanlış işlerde yapabilir. Bunu anlayışla karşılamak gerekir.

İnsan sarrafı olmak: İnsanları çok iyi tanımak.

İnsan doğduğu yerde değil, doyduğu terde yaşar. İnsan karnını nerede doyuracak iş aş bulursa orada yaşar. Yoksa baba ocağıdır dede ocağıdır deyip boş yere bekleyemez.

İnsan göre göre, at süre süre öğrenir. İnsanın bir şeyi öğrenmesi için onu görmesi gerekir. Hayvanın bir şeyi öğrenmesi için sahibinin ona sürekli bir işi yaptırması gerekir ki öğrensin.

İnsan insanın rahmanı insan insanın şeytanı. İnsanı yanlıştan doğru yola da getiren insanı doğru yoldan da ayıran yine insandır. İnsana doğruyu da yanlışı da yaptıran yine insandır. Öyle insan vardır ki insanı kötülükten kurtarıp doğru yola döndürür. Öyle insan vardır ki insanı doğru yoldan yanlış yola döndürür.

İnsan umduğu yere küser. Kişi elinde olmayan bir şeyi herkesten değil ancak olmasını ümit ettiği kişiden ister eğer o kişide umduğunu vermezse ona en azından içinden küser.

İnsana dayanma ölür, ağaca dayanma kurur. Kişi bir iş yapmaya niyet ederken başkalarına güvenip işe başlamamalı nasıl ağaç kurursa aynı şey insanlar içinde vardır. Ölümlü dünya da güvendiğin insanlar ölür de, seni yarı yolda bıraka bilirde.

İnsanın başında ottan gayrisi biter. İnsan sağ oldukça başına her şey gelebilir. Bunu bilmeli ve buna göre kendini hazırlamalı.

İnsanın soyu bir huyu bindir. İnsanların hepsi aynı soydan gelmiştir. Ama huyları hepsinin farklıdır. Çeşit çeşittir.

İnsanın söylemezinden, suyun şarlamazından korkulur. İnsanın sessiz olanından kork çünkü o suskunluğunun ardında çok büyük bir tepki olabilir. Hiç ummadığın bir anda sana çok büyük tepkiler gösterebilir. Aynı şekilde suyun sessiz akanından korkacaksın sesli akan sulara karşı insanlar tehlikeli deyip önlemlerini alırlar fakat sessiz sakin akan sulara karşı bir tedbir alınmadığından getirecekleri büyük afetlerde insanlara çok büyük zararlar verecektir.

İnsanlar konuşa konuşa, hayvanlar koklaşa koklaşa. İnsanlar birbirlerini anlamak için dertlerini anlatmak için oturur konuşur anlaşırlar. Hayvanlarda birbirleri ile uyum sağlamak için koklaşırlar.

İnsanlık olsaydı taç ile hırka, bende alırdım otuza kırka. İnsan manevi bir varlıktır. Onun özellikleri para pulla alınmaz. Eğer parayla pulla alınsaydı herkes parayı verir eşya gibi insanlığı alırdı.

İnsanoğlu toraktan yaratılmış suyunu fazla verirsen çamur olur. Kişiye değerinden fazla önem vermemek gerekir, fazla güvenmemek gerekir kalkıp olduğundan fazla değer verirsen veya şımartırsan istenmeyen durumlarla karşılaşabilirsin, Kişiye gereğinden fazla değer vermenin sonunda kişiliğini kaybedebilir seni hayal kırıklığına uğratabilir.

İp koptuğu yerden bağlanır. Bir iş yıkıldığı yerden yapılır. İş nerede kalmışsa oradan devam etmek gerekir.

İpe un sermek: İşin olmasında zorluk çıkarmak. Engel çıkarmak.

İpi kırmak: İşi bırakıp gitmek, ortalıktan kaybolmak

İnsan ile sohbet etmek dürri gevher incidir, nadan ile sohbet etmek tende canı incitir. Konuşmasını bile insanla kültürlü insanla veya öyle insanlar vardır ki onlarla sohbet etmek insana çok büyük bir zevk ve heyecan verir, ama öyleleri de vardır ki onlarla sohbet etmek insana deyil zevk vermek ancak insana işkence verir. Istırap verir.

İslam’ın şartı beş altıncısı insaf demişler.      İslam Dini' nin beş ana şartı vardır: Kelime-i Şahadet getirmek, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek. Bunlara altıncı olarak 'insafı' da eklemek yerinde olur. Çünkü İslam Dini, insaflı olmayı da gerektirir. İnsan davranışlarının en sonu insaflı olmaya dayanır

İstanbul'da yumurtaya bile kulp takarlar. İstanbul öyle bir yer ki her şeye bir hile bir fesat bir kanca bir fitne takarlar bu yumurta bile olsa aynıdır.

İstediğini söyleyen istemediğini işitir. İnsan aklına estiği gibi düşünmeden konuşursa karşısındakilerde ona göre kendine cevap verir. Artık söylenene katlanmak zorundadır.

İstemem diyenden korkmalı. İstemem diyen bir şey verince ne var ne yok hiçbir şey bırakmaz hepsini alır.

İş anlatılıncaya kadar baş elden gider. Kavga eden insanlara meram anlatıncaya kadar olan olur.

İş bitirmek: Yapılan işi iyi bir sonuca getirmek.

İş olacağına varır. Biz ne yaparsak yapalım sonunda her şey olacağına varır. Biz sonucu değiştiremeyiz.

İş den değil dişten artar. İnsan sadece çalışarak kazanabileceğini düşünmemeli kazancın en sağlam yolu tasarruf etmektir.

İşi azıtmak: Yapılan işte aşırılıklara varmak.

İşi tıkırında olmak: Yapılan işlerin düzenli ve istenildiği gibi gitmesi.

İşi olamayanın aşı olmaz. İnsan evinde bolluk bereket yemek istiyorsa mutlaka çalışmalı çalışmayan insan yiyecekte bulamaz.

İşine hor bakan, boynuna torba takar. İnsan yaptığı işi hor görür beğenmez çalışmadan gezerse sonunda aç kalıp ele güne muhtaç olur, dilenir.

İşini kış tut, yaz çıkarsa bahtına. Sen işini en zor şartlarda olabilecek şekilde hesapla eğer kolay çıkarsa şansına

İşleyen demir pas tutmaz. Tembel insanlar oturmaktan yan gelip yatmaktan hantallaşır. Bir şey yapamaz olur. Ama çalışan insanlar devamlı zindedir. Vücutları sağlamdır. Kolay kolay dış etkenlerden etkilenmezler.

İşte parmağı olan: İş ile alakası olan yapılan işle her ne şekilde olursa olsun bir alakası olan

İşten artmaz dişten artar. İşimiz ne denli iyi olursa olsun, ne denli çok kazanırsak kazanalım, geleceğimizi güvenceye alabilmek için savurgan olmamalı ve tasarrufta bulunmalıyız. Yani para biriktirmeliyiz. Bunun için de yiyip içmede, giyinip kuşanmada, gezip eğlenmede ölçülü olmamız gerekir. Kısaca, tutumlu olmazsak, kazandığımızı yiyip bitirirsek geleceğimizi de güvence altına alamayız.

İt ağzını kemik tutar. Ahlaksız ve haram yemeyi alışkanlık haline getirenleri ancak bir menfaat karşılığı susturabilirsiniz.

İt de semiz ama eti yenmez. İnsanın dış görünüşüne bakıp karar vermemeliyiz. Dıştan çok iyi görünen biri zamanla tanıyınca hiçte göründüğü gibi olmadığını anlarız.

İt iti ısırmaz. Kişi kendinden olana zarar vermez.

İt itin kuyruğuna basmaz. Kişi kendinden olana zarar vermez

İt kağnı gölgesinde yürür de kendi gölgesi sanırmış. Kendini bilmeyenler başkalarının desteği ile bir iş yaptıklarında bunu başkasının desteği ile değil de kendi gücü ile yaptığını sanır.

İt korktuğuna ürer. Kişiye zarar vereceğini bildiğimiz şey emanet edilmez. Edilirse kabahat emanet edenlerindir.

İt ulur birbirini bulur. Karaktersiz veya art niyetli veya şahsi menfaat peşinde koşanlar bir toplumda konuşunca aynı zihniyette olanlar birbirini bulunur bir araya gelir.

İt ürür kervan yürür. Bir iş yapılırken mutlaka çevrede insanlar birçok şey söyleyecektir. Onlar ne söylerse söylesinler iş olacağına varır.

İte dalanmaktansa, çalıyı dolanmak daha iyidir. Bir işi kısa yoldan yapmak için ahlaksız kendini bilmezlerle uğraşmaktansa uzun yoldan uğraşıp kendimizin işimizi halletmesi daha doğrudur.

İte pastırma bekletilmez. Kişiye zarar verebileceğini bildiğimiz şeyin emanet edilmesi yanlıştır.

İte kalka: Zorla zorlaya zorlaya işin yapılması.

İti an çomağı hazırla. İnsan sevmediği biriyle karşılaşacaksa onu nasıl karşılaması gerektiğini de bilmelidir.  Ona göre hazırlık yapmalıdır.

İti öldürene sürütürler. Berbat işleri yine yapana temizletirler.

İven sinek süte düşer. İşi zamanından önce yapmaya kalkanlar başlarına olmadık dertler açarlar.

İyi dost kara günde belli olur. İnsanın gerçek dostu zor zamanlarında belli olur iyi günde herkes herkesin dostudur. Önemli olan zor günde dostları hatırlamak onların yardımına koşmaktır.

İyi gün dostu: İyi günde yanında olmak.

İyi olacak hastanın doktor ayağına gelir. Eğer hasta iyileşecekse durum ne olursa olsun mutlaka bir kolayı olur. İnsan bir işi yapmaya niyet edip başladıktan sonra şansı varsa mutlaka bir kolaylık olup iş başarılır

İyiliğe iyilik her kişinin Kötülüğe iyilik er kişinin karıdır. İyilik yapanlarla dost olmak onlara iyi davranmak herkesin yapabileceği iştir. Önemli olan kötü kişilere karşı iyi olabilmektir. Bunu başarabilmek herkesin değil gerçekten yiğit dürüst ahlaklı kişilerin işidir.

İyiliğe iyilik olsaydı, koca öküze bıçak olmazdı. Her zaman iyiliğe iyilik olmaz bunu en güzel örneği koca öküzdür. Ömrü boyunca sahibine hizmet etmesine rağmen yaşlanınca sahibi tarafından kesilir.

İyiliğe nereye gidiyorsun demişler, kötülüğe demiş. İnsanlar yaptıkları birçok iyiliğin karşısında kötülük görürler.

İyilik et denize at, balık bilmezse Halik bilir. Sen iyilik yap sonra ne olacak diye düşünme mutlaka gün gelir birileri yapılan iyiliği bilir karşılığını verir. Yapılan iyiliği kimse bilmese bile Allah bilir karşılığını verir.

İyilik et kele, övünsün ele. Sen birisine yaptığın iyilikle onu yanlışlıktan alıkoyarsın ama o yapılanı bilmez kalkar başkalarına yaptığı güzel şeylerle övünür.

İyilik iki baştan olur. İyilik karşılıklı olur hiç bir şey tek taraflı olmaz. Kişi iyilik bekliyorsa kendisi de karşısındakilere iyilikle davranmalıdır.

İzi silinmek: Yapılanların etkisinin kaybolması.

İzini sürmek: Takip etmek.

İzinde gitmek: Yaptığı işleri aynen yapmak. Direktifleri doğrultusunda gitmek.

Ha bire: Durmadan, Devamlı, sürekli, ara vermeden, ardı ardına

Hacıağa: Eğlence yerlerinde barda pavyonda zevk ve eğlence için bol bol para harcayan

Haddini bilmeyene bildirirler. İnsan bulunduğu toplulukta nasıl hareket etmesi gerektiğini insanlarla nasıl konuşması gerektiğini bilmezse veya kasıtlı olarak çevresindekilere yanlış davranışlarda bulunursa çevresindekiler sonunda ona gereken cevabı verir. Gereken uyarıyı yapar.

Haddini bilmek: Yetki ve sorumluluk açısından gidebileceği sınırları bilmek

Hafif giyinmek: İnce elbiseler giyinmek.

Hafife almak: Önemsememek. Ciddi bir rakip olarak görmemek

Hakkın rahmetine kavuşmak: Ölmek, Vefat etmek

Hali duman olmak: Çok kötü duruma düşmek.

Halis muhlis: Saf katışıksız

Hallaç pamuğu gibi atmak: Darmadağın etmek, dağıtmak

Halvet olmak: Kapalı bir yerde baş başa görüşmek

Hamama giren terler. Kişi bir iş yapmaya niyet etti mi mutlaka onun zorlukları ile karşılaşacaktır.

Hamur yoğurmak istemeyen kadın akşama kadar un eler. İnsanın bir işi yapmayı canı istemezse o kendini meşgul edecek bin bir bahane bulur.

Hangi gün vardır ki akşam olmasın. Nasıl gün sonunda akşam oluyorsa her şeyinde bir sonu vardır. Sonsuz olan hiçbir şey yoktur.

Hanım evladı: Nazik, kibar

Har vurup harman savurmak: Hesapsız harcama yapmak. Aklına estiği gibi harcama yapmak.

Harcı olmak: Yapılacak işe bir şekilde katkıda bulunmak

Haramın binası olmaz. Haram parayla kazanılan maldan bir hayır gelmez. Eninde sonunda insandan kat kat fazlasıyla çıkar.

Haremlik selamlık olmak: Kadın erkek ayrı ayrı oturmak.

Harfi harfine: Bütün istenildiği şekliyle

Harmanda dirgen yiyen sıpa, yılına kadar acısını unutmaz. Bir işten ceza alan veya bir işi yaparken ağır bir darbe alan kişi bunu kolay kolay unutmaz.

Harmana giren tozsuz çıkmaz. Kişi bir iş yapmaya niyet etti mi mutlaka onun zorlukları ile karşılaşacaktır.

Hasta olan ölmez, eceli gelen ölür. İnsan eceli gelmedikçe ölmez. Hastalıkla ölüm gelmez.

Haşır haşır olmak: Fazla içli dışlı olmak, çok samimi olmak.

Havanda su dövmek: Boşu boşuna uğraşmak.

Havaya savurmak: Boş yere hesapsızca para harcamak.

Hatasız kul olmaz. İnsanoğlu mutlaka hata yapar. Önemli olan hatadan ders almak ve bir daha yapmamaktır. Eğer hatasız insan arasak zor buluruz.

Hatır için çiğ tavuk bile yenilir. İnsan dostunun hatırı için birçok zorluğa katlanmasını bilmeli.

Hatır için deli katıra binilmez. İnsan başkasının hatırı için kendisini tehlikeye atmamalı

Haydan gelen huya gider. Çalışmadan terlemeden emek vermeden kolay yolla kazanılan mal mülk para aynı şekilde bir faydası olmadan gider. Sahibine bir fayda sağlamaz.  Kolay kazanıldığı için kolay harcanır.

Hayırlı iş dura dura şerre döner. Bir işe niyet edil dimi ne kadar faydalı olursa olsun fazla bekletmeye gelmez. Zamanında yapılmalı fazla beklerse insanların sabrı tükenir dedikodular çıkar ve iş kötüye gider.

Hazıra dağ dayanmaz. İnsan çalışıp kazanmalı yoksa hazırdaki varlık ne kadar bol olursa olsun çok kolay biter.  İnsan hazır malı har vurup harman savurur kısa zamanda bitirir.

Hekimden sorma çekenden sor. Bir hastalığın insana ne kadar ıstırap verdiğini hekim değil hastalığı çeken bilir. Hastanın ne çektiğini hastaya sormak gerekir.

Hekimsiz, hâkimsiz, memlekette oturma. İnsan için huzurlu ve sağlıklı bir yaşam için iki şey çok önemlidir, sağlığımız için doktor adil ve düzenli bir yaşam için hukuk. Eğer bunlar bir yerde yoksa orada insanın başına her şey gelebilir. Böyle yerlerden uzak durmalıyız.

Helal kazanç ile pilav yenmez. Ahlakı değerleri koruyarak yasalara uyarak insan zengin olamaz.

Her ağacın meyvesi olmaz. Kişi dışardan bakınca çok müspet bir görüntü verebilir ama onu yakından tanıyınca tam aksi ile karşılaşabiliriz. Hiç bir becerisi yeteneği olmayabilir. Yaptığı işte hiç de verimli olmayabilir.

Her ağaçtan kaşık olmaz. Beceri ve yetenek isteyen bir için herkes ten aynı beceri beklenmez. Herkes aynı beceriyi gösteremez.

Her ağlamanın bir gülmesi olur. İnsan hiçbir zaman umudunu yitirmemeli. Üzüntülerin sıkıntıların acıların sonunda mutlaka güzel günlerde gelir.

Her akıl bir olsa, sürüye çoban bulunmaz. İnsanlar zekâ olarak ta akıl olarak ta farklı farklıdır. Bir yerde hem doktora hem öğretmene hem hâkime hem çöpçüye hem ırgata hem ameleye hem çobana velhasıl her türlü işi yapacak insana ihtiyaç vardır. Eğer herkesin aklı bir olursa, herkes doktor olursa bu işleri kim yapar. Çobanlığı kim yapacak.

Her arı bal yapmaz. Her insanın bir becerisi mahareti vardır ama herkes yaptığı işte verimli olmaz.

Her başın derdi vardır, değirmencinin ki sudur. Herkesin bir derdi bir sıkıntısı mutlaka olur bu dert ve sıkıntı kişinin kendi yaşayışı ve kendi hayat düzeni ile ilgilidir.

Her bildiğini söyleme, her söylediğini bil. İnsana her bildiğini başkalarına söylememeli sırrını saklamalı olur ki söylediği şey daha sonra karşısına bir problem olarak çıkar. Aynı şekilde insan bir şeyi söyleyeceği vakitte söyleyeceğini iyi düşünüp öyle söylemeli olur ki karşısındakileri kıracak üzecek incitecek söz söyleyebilir. Bunları düşünmeli ve öyle söylemeli.

Her çiçek koklanmaz. İnsan her gördüğü güzelliğe aldanmamalı. O güzelliğin altında bin bir hile bin bir yanılma olabilir. Önce bakmalı değerlendirmeli ona göre hareket etmeliyiz.

Her çok azdan olur. İnsan hiçbir şeyi hazır bulmamıştır. Eğer elinde bir şey varsa bunu azar azar biriktirerek yapmıştır. Parçaları sabırla bir araya getirerek yapmıştır.

Her dilden gelen elden gelmez. İnsan çok şey söyler çok şey anlatır ama anlatmak başka anlatılanlar gerçekleştirmek başka şeydir. Kişi çok şey anlatır ama anlattıklarını yapmayı söylediklerini gerçekleştirmeyi beceremez.

Her düşüş bir öğreniş. İnsan düşe kalka hata yapa yapa yeni şeyler öğrenir. Eğer ders almasını bilirsek her hatadan bir ders çıkarırız ve bir daha aynı hatayı yapmayız.

Her geleni Hızır bil, her geceyi kadir bil. İnsan kapısına gelen kim olursa olsun onu eli boş geri çevirmemeli, Hızır bilmeli ve ona kapısını açmalı ikramda bulunmalı. Aynı şekilde her geceyi de kadir gecesi gibi kıymetli bilip ibadetini yapmalı.

Her gidişin bir gelişi vardır. İnsan bir olumsuzluk karşısında ümitsizliğe kapılmamalı öldüm yıkıldım bittim diye düşünmemeli, her olumsuzluktan sonra mutlaka Allah bir kapı açar çok daha iyi günlere ulaşırız.

Her gönülde bir aslan yatar. Her insanın mutlaka bir ideali bir düşüncesi ulaşmak istediği bir hedefi vardır. İnsanın ideali yoksa o artık beyin olarak bitmiş demektir.

Her güzelin bir kusuru vardır. Hiçbir şey dört dörtlük bizim istediğimiz gibi olmaz, mutlaka bir kusuru bir hatası bir eksikliği olur.

Her horoz kendi çöplüğünde öter. Herkesin yiğitliği de cesareti de bilgeliği de kendi bulunduğu bölgede veya onu tanıyan kendi çevresinde geçer.

Her inişin bir yokuşu var. Her iyi günün her mutluluğun birde kötü, zor günü vardır. İnsan bunu düşünerek hareket etmeli.

Her inleyen ölmez. Her zorluğun sonunda yıkım ölüm var diye bir şey olmaz. Her hastalığın sonunda ölüm yoktur.

Her işin azı karar çoğu zarardır. İnsan yaptığı her işte bir ölçü bilmeli yemek yerken de su içerken de konuşurken de uyurken de, çalışırken de eğer yaptığımız işte aşırıya kaçarsak bu bizim için zararlı olur.

Her işin başı sağlık. İnsana para mal mülkte lazımdır ama en önemlisi her şeyden önce sağlıklı olmalı sağlık olduktan sonra insan her şeyi halleder.

Her işte bir hayır vardır. İnsan karşılaştığı bir sorundan umutsuzluğa kapılmamalı onun da bir hayrı veya ders alınabilecek bir yönü olabileceğini düşünmeli.

Her kazılan yerden su çıkmaz. İnsan her yaptığı işten mutlaka bir verim beklememeli

Her kaşığın kısmeti bir olmaz. Herkes aynı işi yapabilir ama herkesin kısmeti bir olmaz kimi az kazanır kimi çok kazanır bu nasip kısmet meselesidir.

Her kuşun eti yenmez. Öyle insanlar vardır ki istediğimiz yaptırırız, ama öyleleri de vardır ki tam aksi çıkar değil ona her söyleneni yaptırmak tam aksine o bize her dediğini yaptırır.

Her sakaldan bir tel verseler köseye sakal olur. Fakire herkes bir lokma verse bir eşya verse o da zengin olur.

Her şeyin yenisi dostun eskisi makbul dur. Alınan her türlü malın eşyanın yenisi tercih edilir daha uzun ömürlü olması daha kaliteli olması için yeni olmasına özen gösterilir. Ama dostun eskisi makbul dur. Eski dostlar gerçek dostlardır. Onlarla çok şey yaşayıp çok şeyi görmüşüzdür ve onları her yönüyle tanımışızdır. Bizi yarı yolda bırakmazlar İyi günde kötü günde yanımızda olurlar. Kadir kıymet bilirler. Onlarla birçok sırrımızı paylaştığımız için ortak yönlerimiz fazladır.

Her yiğidin gönlünde bir aslan yatar. Her insanın mutlaka bir hayali gerçekleştirmek istediği bir ideali vardır.

Her yüze güleni dost sanma. İnsan her yüzüne güleni dost bilmemeli. Nice insanlar vardır ki yüzümüze güldüğü halde arkamızdan bin bir fitne ve fesatlık çevirirler.

Her zaman gemicinin istediği rüzgâr esmez. İnsanın isteğinin gerçekleşmesi için her zaman istediği ortam olmaz.

Her ziyan bir öğüt olur. Kişi her uğradığı zarardan bir ders çıkarır ve bu yanlış davranıştan vazgeçer.

Herkes kaşık yapar ama sapını ortaya götüremez. Bir işi birçok kişi yapar ama her biri aynı sanatkârlığı aynı beceriyi gösteremez.

Herkes kendi ölüsü için ağlar.  İnsanlar üzücü olaylar karşısında ne kadar üzülseler de sonuçta kendi başlarına gelen üzücü olaylara daha içten ağlarlar.Herkes kendi acısına ağlar başkasının acısını aynı acıda hissetmez.

Herkes sakız çiğner ama çıtlatamaz. Herkesin bir marifeti bir becerisi bir yeteneği vardır  ama  ne kadar başarılı olsalar da bazı marifetleri herkes gösteremez.

Herkese yorulduğu yerde han yaptırmazlar. Kişiye yapması için bir görev verilince onu dilediği zaman dilediği yerde dilediği şekilde yapması için fırsat vermezler.

Herkesin aklı bir olsa koyuna çoban bulunmaz. Herkes kendi zekâsına becerisine göre iş yapar eğer herkes aynı zekâda beceride akılda olsaydı diğer işleri yapacak insan bulunmazdı.

Herkesin ettiği yoluna gider. Kişi başkalarına ne yaparsa aynı şeyi kendisi de görür ama iyilik ama kötülük.

Herkesin geçtiği köprüden sen de geç. Herkes bir işe evet demişse sende artık itiraz etme kabul et.

Herkesin hamuru ekmeğine göredir. Herkes yapacağı işe göre kendini hazırlar veya hazırlık yapar.

Herkesin tenceresi kapalı kaynar. Herkesin geçimi kendine göredir. Birinin durumunu diğeri bilemez.

Hesaba katmak: Olabilecek ihtimalleri düşünmek.

Hesabını bilmek: Nasıl harcama yapacağını çok iyi düşünüp ona göre harcamak. Gereksiz yere harcama yapmamak.

Hesabını görmek: Öldürmek, Aralarındaki husumeti bitirmek

Hesap günü: Kıyamet günü

Hesapsız kasap ya bıçak kırar ya masat. İnsan hesabını yapmadan gelirini giderini hesaplamadan ticarete girerse aklına estiği gibi alıp satarsa dağıtırsa harcarsa sonunda batar. Elinde avucunda bir şey kalmaz.

Hır gür ya ölüm getirir ya zulüm. Bir yerde kargaşa varsa kavga ve huzursuzluk varsa orada yaşamak zordur. Bunun da sonu ya zulümdür ya da ölümdür.

Hırlı ol hırsız ol insafı elden bırakma. İnsan ne olursa olsun iyi kötü zengin fakir hiçbir zaman insafı elden bırakmamalı her işin kendine göre bir insafı bir ölçüsü vardır. Bu ölçüyü bırakmamalı.

Hırsız evden olursa mandayı bacadan aşırır. Ev içinde yapılan hırsızlığı önlemek zordur. Hırsız evi bilir hırsızlık için ne yapması gerektiğini hesaplar ve bir yolunu bulup hırsızlığını yapar.

Hırsıza kilit olmaz. Eğer kişi aklına bir şeyi çalmayı koymuşsa onu engellemek zordur. Ne yaparsan yap bir yolunu bulup hırsızlığını yapacaktır.

Hızlı giden yorulur. İnsan kendisine bir görev verilince veya bir iş yapmak isteyince acele etmemeli kapasitesi neyse ona göre hareket etmeli yoksa işi bitiremez yarı yolda kalır.

Hızını alamamak: Çok fazla sinirlenip istek dışı hareket etmek

Hiçe saymak: Önem vermemek, Yok saymak, önemsememek.

Hor bakmak: Önem vermemek, Aşağılamak

Hor kullanmak: Bir şeyi gerektiği gibi değil de onu çok kaba yada lakayt kullanıp ona zarar vermek.

Horona giren terler. İnsan bir işi yapmaya niyetlendiğinde mutlaka bazı zorluklarla karşılaşacağını bilmeli.

Horoz ölür gözü çöplükte kalır. Kişi ulaşmak istediği şeye ulaşmak için ölene dek uğraşır. Varını yoğunu ortaya koyar.

Horozu çok olan yerde sabah geç olur. Bir iş yapılmasına karar verildiğinde her kafadan ayrı bir ses çıkarsa o işin yapılması gecikir.

Hoş görmek: anlayışla karşılamak

Hoşafına gitmek: Hoşlanmak, keyiflenmek

Huylu huyundan vazgeçmez. Kişinin huyu ne ise öyle yaşar. Ne yaparsan yap onu huyundan vazgeçiremezsin.  Ancak ölünce huyundan vazgeçer.

Hurdaya çıkmak: İyice eskimek kullanılmaz hale gelmek.

Hükmü geçmek:  Zaman olarak kullanım süresini geçirmek, Zaman aşımına uğramak.

Hüküm vermek: Bir şey hakkında karar vermek.

Hüner ehlini takdir etmek, hünerdir. İnsan belki bir işi başaramayabilir veya işi başaracak becerisi olmayabilir, ama onun başaramadığı işi başaranları takdir etmek oda bir başarıdır hünerdir.

Okullarda Kutlanılan Belirli Günler Ve Haftalar

İlköğretim Haftası (Eylül Ayının 3. Haftası)
Gaziler Günü  (19 Eylül)
Hayvanları Koruma Günü (4 Ekim)
Ahilik Kültürü Haftası (8–12 Ekim)
Birleşmiş Milletler Günü (24 Ekim)
Kızılay Haftası (29 Ekim–4 Kasım)
Lösemili Çocuklar Haftası (2–8 Kasım)
Atatürk Haftası (10–16 Kasım)
Afet Eğitimi Hazırlık Günü (12 Kasım)
Dünya Felsefe Günü  (20 Kasım)
Öğretmenler Günü  (24 Kasım)
Dünya Aids Günü  (1 Aralık)
İnsan Hakları Ve Demokrasi Haftası(10 Aralık Gününü İçine Alan Hafta)
Tutum, Yatırım Ve Türk Malları haftası (12–18 Aralık)
Enerji Tasarrufu Haftası (Ocak Ayının 2. Haftası)
Sivil Savunma Günü (28 Şubat)
Yeşilay Haftası   (1 Mart)
Girişimcilik Haftası  (Mart Ayının İlk Haftası)
Bilim Ve Teknoloji Haftası (8–14 Mart)
İstiklâl Marşı'nın Kabulü Ve Mehmet Akif Ersoy'u Anma Günü (12 Mart)
Tüketiciyi Koruma Haftası (15–21 Mart)
Çanakkale Şehitlerini Anma Günü (18 Mart)
Türk Dünyası Ve Toplulukları Haftası
(21 Mart Nevruz Gününü İçine Alan Hafta)
Orman Haftası  (21–26 Mart)
Dünya Tiyatrolar Günü  (27 Mart)
Kanserle savaş haftası
Şehitler Haftası (14 Nisan)
Turizm Haftası  (15–22 Nisan)
Dünya Kitap Günü Ve Kütüphaneler Haftası
(23 Nisan Gününü İçine Alan Hafta)
Bilişim Haftası  (Mayıs Ayının İlk Haftası)
Trafik Ve İlk Yardım Haftası Mayıs Ayının İlk Haftası)
Vakıflar Haftası  (Mayıs Ayının 2. Haftası)
Engelliler Haftası(10–16 Mayıs)
Müzeler Haftası (18–24 Mayıs)
Hava Şehitlerini Anma Günü (15 Mayıs)
Çevre Koruma Haftası     
(Haziran Ayının 2. Haftası)
Mahallî Kurtuluş Günleri Ve Atatürk Günleri İle
Tarihî Günler (Gerçekleştiği Tarihlerde)

Millî Eğitim Bakanlığı Eylül 2005 Tarih ve 2576 Sayılı Tebliğler Dergisinde Yayınlanan Millî Eğitim Bakanlığı İlköğretim ve Ortaöğretim Kurumları Sosyal Etkinlikler Yönetmeliği Çerçevesinde İlköğretim ve Ortaöğretim Kurumlarında Kutlanacak Belirli Gün ve Haftalar Çizelgesi.


İLKÖĞRETİM HAFTASI
(Eylül ayının 3. Haftası)

Eylül ayının üçüncü haftası okulların açıldığı ilk gün ile başlayan haftayı tüm yurtta İlköğretim haftası olarak kutluyoruz. Hafta boyunca eğitimle ilgili tanıtım ve etkinliklere yer verilir. Eğitimin önemini anlatan şiirler okunur ve konuşmalar yapılır.

Bir ülkedeki halkın kültür ve kalkınmışlık düzeyi o ülke insanlarının okuryazar oranı ile ölçülür. Hiç bir kalkınmış ülkede okuryazar oranı düşük değildir, tam aksine okuryazar oranları en yüksek düzeylerdedir. I.Dünya Savaşı ve ardından gelen Türk Kurtuluş savaşı bizim millet olarak okuryazar açısından en geri milletler arasında olmamıza yol açmıştır. Cumhuriyetin ilanı ardından tüm yurtta büyük bir okuma ve yazma hamlesi başlatılmış ve Her Türk vatandaşına ilköğrenim ücretsiz ve zorunlu hale getirilerek bu alandaki eksiklikler giderilmeye çalışılmıştır.

Yurdumuzda İlköğretim parasız ve mecburidir. Mecburi öğrenim çağı 6 – 14 yaşları arasındadır ve sekiz yıldır. Ayrıca yetişkinlere yönelik zaman zaman eğitim çalışmaları düzenlenerek halkın büyük oranda okuryazar olmasına çalışılmıştır ve çalışılmaktır.

Okulların açıldığı hafta, ilköğretim okullarımızda İlköğretim Haftası olarak kutlanır. Genel olarak bu hafta, Milli Eğitim Bakanı'nın radyo, televizyon konuşması ile açılır. Okullarımızda törenler düzenlenir. Törende konuşan okul müdürü ve öğretmenler; Eğitimin ve öğretimin değerini, yararlarını anlatırlar. Okuma - yazma bilmenin önemi üzerinde dururlar. Öğrencilerden okula yeni başlayanlar, düşüncelerini anlatırlar. Gerçekten, birey olarak başarılı olmak için en başta okumayı ve yazmayı öğrenmek zorundayız. Bilmediklerimizi okuyarak öğreniriz. Kişilerin, önce kendisine, sonra aile ve çevresine sonrada yurduna ve insanlığa faydalı olması ancak okumakla mümkündür. Okuma - yazma bilmeyen bir kişinin bilgili olması düşünülemez.

Bize yaşam boyu gerekli olan bilgi ve becerilerin temeli ilköğretimde atılır. İlköğretim Haftası; bu gerçeklerin konuşulduğu, ilköğretimin, okuma - yazma öğrenmenin kişiye, topluma sağladığı yararların anlatıldığı bir haftadır.

Öğrenme, iyiyi kötüden, faydalıyı zararlıdan, doğruyu yanlıştan ayırmamızı sağlar. Bilgisiz, eğitimsiz insanlar daha çok suç işleme ve daha fazla yanlış yapma eğilimindedirler.

İlköğretimin temel amacı olan vatandaşlarımıza okuma yazmayı öğretmek, gün olacak hem vatandaşlarımızı istenilen düzeye yükseltecek hemde ülkemizin sosyal refah ülkesi olmasında önemli bir rol oynayacaktır.

İkinci Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü'nün dediği gibi " İlköğretim davası insan olma, ulus olma davasıdır."

İlköğretim haftası ile hem eğitimin önemi anlatılmaya çalışılırken aynı zamanda eğitim kurumlarının  eksikliklerinin giderilmesine ve eğitime hazır hale getirilmesine çalışılır.

İlköğretim haftamız hepimize kutlu olsun

İlköğretim haftası

Değerli öğretmen arkadaşlarım, sayın veliler, sevgili öğrenciler,

Her yıl Okulların açıldığı İlk haftayı İlköğretim haftası olarak kutluyoruz.

İlköğretim haftasının kutlandığı bu günde, Atatürk’ün bize hedef gösterdiği çağdaş uygarlık düzeyinin ancak bilgi ile mümkün olacağının bilinciyle 2010-2011öğretim yılına başlıyoruz

Hepimize kutlu olsun!..

Yeni bir eğitim yılının ilk gününde, sizlerle birlikte olmanın, Türkiye'nin    aydınlık geleceği olan çocuklarımızı yetiştirecek değerli öğretmenlerimizle ve  ülkemizin geleceği çocuklarımızla birlikte olmanın farklı  heyecanı ve gururu içinde sizleri saygıyla selamlıyorum.

İLKÖĞRETİM, öğrencileri ilgi ve yetenekleri doğrultusunda hayata ve üst öğrenime hazırlayan; 6-14 yaşları arasında zorunlu eğitim çağını kapsar. Cumhuriyetimizin kuruluşundan itibaren Başöğretmen ATATÜRK’ÜN önderliğinde başlatılan okuma-yazma ve eğitim seferberliği 80 yıl geçmesine rağmen devam etmektedir. Atatürk'ün Türk ulusuna hedef olarak gösterdiği çağdaş ülkeler seviyesine ulaşmanın tek yolu toplumun eğitilmesinden geçer. Bu nedenle İlköğretim Haftası 83 yıldan beri ülkemizde anlamını artırarak kutlanmaktadır.

Saygıdeğer Veliler;

Devletimizin, öğretmenlerimizin ve sizin ortak amacı öğrencilerimizi geleceğe en donanımlı şekilde hazırlayabilmektir. Bu ortak amacı gerçekleştirmede sizlerin görevi Öğretmeninize, öğrencinize, okulunuza sahip çıkmak ve desteklemektir. Bu nedenle sürekli okullarınızı, öğretmenlerinizi ziyaret ediniz. Öğrencinizle ilgili olunuz. Öğrencinizin yalnızca öğretim yönünden değil, eğitim yönünden de gelişmesi için imkânlarınızı sonuna kadar kullanınız.

Sözlerimi Atatürk' ün Söylevinde yer alan ve bize eğitim anlayışımız açısından ışık tutan hedef gösteren şu sözleriyle son veriyorum; "Milli Eğitim ülkümüz, Türk milletinin bütün fertlerini kaderde, kıvançta ve tasada ortak, bölünmez bir bütün halinde milli şuur etrafında toplamak; milli, insani, ahlaki üstün değerlerini geliştirmek ve milletimizi hür ve demokratik düşüncenin hakim olduğu ve kişisel teşebbüse ve toplum sorumluluğuna değer veren bir hava içinde bilgi, teknik, güzel sanatlar ve ekonomi bakımından çağdaş uygarlığın yapıcı, yaratıcı, seçkin bir ortağı haline getirmektir"

2010–2011 Eğitim-Öğretim yılının, veli, öğrenci, öğretmen, yönetici ve Milletimize hayırlı olmasını diler, sevgi ve saygılarımı sunarım.

İlköğretim Haftası kutlu olsun.

Bir on ve yüz yıl

Düşünüyorsan bir yılı hiç durma tohum ek!

Tasarlıyorsan on yılı, hemen bir ağaç dik!

Yüz yıllık zamansa, başla halkı eğit!

Ekersen bir defa tohum, bir ürün alırsın.

Dikersen bir sefer ağaç, on defa alırsın.

Eğitirsen milleti sen, yüz olur ürünün.

Birine balık ver, doyar bir defalık.

Öğret balık tutmasını doysun her defalık.

(Bin Yıl Önceki Bir Çin Şiiri)

Okula dönüş

Okuldan çıkınca akşamları,
Hüzünlü hüzünlü bakar arkamdan,
Sınıfımın kara tahtası.
Okuldan çıkınca akşamları,
Bana arkadaşlık eder yollarda,
Kuş sesleri, bahar havası.

Okuldan çıkınca akşamları,
Beni karşılamaya gelir uzaktan,
Mahallenin küçük çocukları.
Biri çantamı alır elimden,
Bir başkası sefer tasımı.

Okuldan çıkınca akşamları,
Hep bakar pencerelerinden,
Komşu kadınları.

Şükrü Enis Regü

Okulum

Evimden, ocağımdan,

Seni çok seviyorum.

Bize her şeyi sunan,

Sensin güzel okulum.

Evimde annem, babam,

Birde kardeşlerim var.

Senin sıcak koynunda,

Yüzlerce kardeş yaşar.

Ne kadar sevdiğimi,

İmkân yok anlatamam.

Nasıl döksem içimi,

Bilmem ki güzel yuvam?

İ.Hakkı Talas

Okulum

Öğrenci oldum,

Seninle doldum,

Cici okulum.

Ne mutlu bana,

Kavuştum sana,

Güzel okulum.

Bilgi seninle,

Gönlüm sevginle,

Benim okulum.

H.Rafet Tanışık

Okul yolunda

Umutlar yürür,

Okul yolunda.

Yarınlar büyür,

Okul yolunda.

Kitap elimde,

Okul dilimde.

Düşüm düşüncem,

Okul yolunda.

Minik başıma,

Birkaç yaşıma.

Dünyalar sığar,

Okul yolunda.

Küçüktür yaşım,

Büyüktür düşüm.

Benim gülüşüm,

Okul yolunda.

Düşünemezdim,

Konuşamazdım.

Okuyup yazdım,

Okul yolunda.

Yürürüm şimdi,

Yarın koşarım.

Tam olur yarın,

Okul yolunda.

Şerif Ertuna

Okula dönüş

Gezdik, eğlendik, koştuk bütün yaz

Ah ne güzeldi dereler, dağlar,

Topladık, yedik vişne, dut, kiraz,

Ah ne şirindi bahçeler, bağlar,

Bugün uslandı dünkü yaramaz,

Artık sekiz ay çalış, oku, yaz.

Fazlası eder çocuğu haylaz,

Dört ay eğlence yeter bize,

Ne tatlı, ne hoş geçti bütün yaz,

Gidelim artık okulumuza.

Bugün uslandı dünkü yaramaz,

Artık sekiz ay çalış, oku , yaz.

Çocuğuz, ama biliriz ki yaz,

Saf hava, uyku, su , oyun demek

Böyle olursa hastalık olmaz,

Okul açıldı, başladı emek.

Bugün uslandı dünkü yaramaz,

Artık sekiz ay çalış, oku, yaz.

Aka GÜNDÜZ

       Atatürk’ün eğitim ve öğretimle ilgili görüşleri

       Çocuklarımız ve gençlerimiz yetiştirilirken onlara özellikle varlığı ile, hakkı ile, birliği ile çatışan ve tüm yabancı öğelerle savaşma gereği ve ulusal değerleri tam bir coşku ile, her karşıt düşünce önünde şiddetle ve özveriyle savunma zorunluluğu iyice öğretilmelidir (1921). (Atatürk’ün Milli Eğitimimizle İlgili Düşünce ve Buyrukları - TDK - 1970)

Geleceğe hazırlanan yurt çocuklarına hiçbir güçlük karşısında boyun eğmemelerini, olanca güçleriyle bıkmadan ve yılmadan çalışmalarını ve okumakta olan çocuk­larımızın ana babalarına da yavrularının öğrenimlerini bitirmeleri için ellerinden gele­ni esirgememelerini öğütlerim. Mustafa Kemal-1921

Milli eğitim alanında ne pahasına olursa olsun tam bir başarıya ulaşmak gerektir. Kurtuluş ancak bu yolla olur. M. Kemal - 1922

Milli eğitim politikamızın temel ilkesi, bilgisizliğin yok edilmesidir. Bu yapılmadıkça yerimizdeyiz... Yerinde duran bir şeyse geri gidiyor demektir. M. Kemal- 1922

Eğitimdir ki, bir ulusu ya Özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir toplum olarak yaşatır ya da tutsaklığa ve düşkünlüğe sürükler. (Atatürk)

Herkesin kendine göre bir zevki vardır: Kimi bahçe ile uğraşmak; güzel çiçekler yetiştirmek ister; kimi de adam yetiştirmekten hoşlanır. (Atatürk)

İlköğretimin yayılması için, sade ve kullanışlı Önlemler almak zorundayız.  İlköğretimde amacımız, bunun genel olmasını bir an Önce gerçekleştirmektir. Bu sonuca varmak, ancak aralıksız önlem almakla ve bunları sistemli uygulamakla sağlanır. Ulusumuzun başlıca işi olarak, bu konuda direnmeyi gerekli görüyorum.        Atatürk - 1936

Eğitim işlerinde kesinlikle zafer kazanmış olmak gerekir. Bir ulusun gerçek kurtuluşu ancak bu yolla olur. Bu zaferin kazanılması için hepimizin tek bir can, tek bir düşünce olarak temeli bir program üzerinde çalışması gerekir. Bence bu programın te­mel noktaları ikidir:

1.Eğitim, toplumsal yaşamımızın gereklerine uymalıdır.

2. Eğitim, çağın gereklerine uymalıdır. M.Kemal –1922

Okul türküsü

Çok severiz biz okulu,

Kitabımız bilgi dolu.

Okur, yazar her Türkoğlu.

Yükselmenin budur yolu.

Biz okullu çocuklarız,

Hem çalışır, hem oynarız.

Kağıt, kalem, kitap, defter,

Bizi bunlar adam eder.

Öğretmeni candan dinler,

Öğreniriz pek çok şeyler,

Biz okullu çocuklarız,

Hem çalışır, hem oynarız.

Hasan Ali YUCEL

İlköğretim haftası

Okulları açıyor,
Bize neşe saçıyor,
Hafta sonu kaçıyor,
İlköğretim Haftası.

Yaşın yediyse tamam,
Okul çağın gelmiş tam,
Bize en büyük bayram,
İlköğretim Haftası.

Çocuklar seni ister,
Bilgi yolunu göster,
Bütün yurda ışık ver,
İlköğretim Haftası.

Fahrünissa ELMALI


GAZİLER GÜNÜ

(19 Eylül)

Atatürkçü Düşünce Derneğince yapılan açıklama;

"Türk vatanının ulusu ile Devleti’ni sonsuza kadar varlığını devam ettirmek, ulusal birliğini ve bölünmez bütünlüğünü korumak amacıyla Türkiye’nin her karış toprağını kanları, canları pahasına savunan ve tarihimize altın sayfalar yazdıran gazilik onuruna erişenlere minnet ve şükranlarımızı sunmak üzere 19 Eylül “ Gaziler Günü”nü kutluyoruz.

Yaşama hakkının onuruyla elde eden ulusumuz, tarihin her döneminde bölünmez bütünlüğünü ve yurt topraklarını koruma ve karşısına çıkarılan engelleri aşma kararlığını göstermiş, bu uğurda canı pahasına savaşım vermekten kaçınmamıştır.

Ulusunun, bağrından çıkan vatan evlatlarından oluşan kahraman Türk ordusu, ülkesine ve dünya barışına yönelik saldırılar karşısında gerektiğinde canını ortaya koyarak vatanı uğurunda şehit ve gaziler vermekten çekinmemiştir. Yurt sevgisini tüm değerlerin üstünde tutan, bağımsız ve özgür yaşama ülküsünden hiçbir zaman ödün vermeyerek, vatanları için hayatlarını feda etmeyi göze alarak, şehitlik ve gazilik onuruna erişen Türk askeri, Türk polisi, öğretmenlerimiz ve vatandaşlarımız ulusumuzun haklı gurur kaynaklarıdır. Gazilerimizi ve gazilerimizin dul ve yetimlerinin hatıralarını yüceltmek, onlara sahip çıkmak ve saygılı olmak, ulusumuzun tarihine ve mazisine olan bağlılığının ifadesidir. 19 Eylül 1921 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi, ulusu adına vefa duygusunun en güzel örneğini göstererek, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Atatürk'e 'Gazi' unvanını verip, yüce ulusumuzun vefa duygusunun en büyük örneğini sunmuştur.

Bugün özgür yurttaşlar olarak geleceğe güvenle bakabiliyorsak, bunu yurdu için üstlendikleri görevleri uğruna canını ortaya koymaktan kaçınmayan, ülkesine ve ulusuna inanan şehit ve gazilerimize borçluyuz. Gururumuz ve kıvanç kaynağımız olan şehitlerimize, gazilerimize borcumuzu ödeyebilmenin tek yolu; Atatürk ilkellerinin aydınlığı ve yol göstericiliğinde Cumhuriyetimizi sonsuza değin savunma, yaşatma ve geliştirme kararlılığında, Cumhuriyetimizin çağdaşlaşma çabalarını sürdürmek, laik ve demokratik Cumhuriyet'i yeni eserlerle daha da yücelterek, geleceğe taşımaktır.



Bağımsızlığın ve özgürlüğün öneminin ve bedelinin bir kez daha anımsandığı bu günlerde birlik ve bütünlüğümüzün, yurt sevgimizin, bağımsızlık ve özgürlüğümüzün ölümsüzleşen simgeleri Gaziler günün bu duygularla kutluyor, vefat eden gazilerimizi minnet ve gönül borcuyla anıyor, hayatta bulunan gazilerimizi de saygıyla şükranlarımızı sunuyoruz."

Türk Silahlı Kuvvetleri Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi’nde tedavi görmekte olan Gaziler ve aileleri ile diğer hastalarımızın, 2004–2005 eğitim yılı içerisinde, Mesleki Rehabilitasyon Bölümü’ndeki kurslara katılarak oluşturdukları,11 ayrı dalda (seramik, metal işleri, metal rölyef, ağaç işleri, ağaç yakma, ahşap boyama, resim, ebru, fotoğrafçılık, kumaş boyama, halıcılık) ürünlerin sergilendiği “19 EYLÜL GAZİLER GÜNÜ” adlı karma sergiyi onurlandırmanızdan ötürü şükranlarımızı sunuyoruz.

Gazilerimizin ondördüncüsünü düzenledikleri karma sergi,19–22 EYLÜL 2005 tarihleri arasında Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde sanatseverlerin beğenisine sunulacaktır. Sergimizde, çeşitli uzuvlarını kaybeden ama hayata olan inançlarını, bağlılıklarını ve sevgilerini hiç yitirmeyen 49 Gazi ve ailesi ile onlara bilgi ve tecrübeleriyle yol gösteren 16 eğitmenin emek vererek oluşturdukları  973 adet ürün yer almaktadır.

TSK Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi’ndeki tıbbi, mesleki ve sosyal rehabilitasyon çalışmalarını desteklemek gayesiyle yürütülmekte olan mesleki ve beceri kazandırma  faaliyetlerinin amacı,  başta gazilerimiz  olmak üzere tüm  hastalarımızın  kendilerine olan özgüvenlerini artırmak, zihinsel ve sosyal becerilerini geliştirmek, onları sürekli eğiterek çalışan ve üreten bireyler olarak topluma kazandırmaktır.

“Bir Konuşma”

Gaziler günü

Yaşadığımız dünyada her şeyin bir bedeli vardır. Neyi almaya kalksak bizden mutlaka onun bedeli istenir. Bu bedeli ödemeden de istediğimizi alamayız. Üzerinde hür olarak yaşadığımız gelenek göreneklerimizi örf ve adetlerimizi inançlarımızı eğitimimizi hür olarak gerçekleştirdiğimiz bu vatanında bir bedeli vardır. Hem bu bedel maddi değerlerle ölçülemeyecek kadar büyük bir bedeldir. Bu bedel şehitlerimizin canıdır, bu bedel Gazilerimizin kanıdır.

Şöyle bir düşünelim kim hayatının baharında, en güzel çağlarında kendi özgürlüğünü, kendi canını feda eder ve bu değerler ne amaçla feda edilir. Hem bu fedakârlık hiçbir maddi karşılık beklemeden severek isteyerek gözünü kırpmadan yapılan bir fedakârlıktır. Çanakkale de, Sarıkamış’ta, Sakarya’da, Dumlupınar’da daha dün Kıbrıs’ta bugün Doğu ve Güneydoğu Anadolu da yüzlerce binlerce vatan evladı inanç ve idealleri uğruna seve seve hayatlarının baharında cepheye koşmuş gerektiğinde cananı vermiş gerektiğinde de düşmanla gözünü kırpmadan göğüs göğse çarpışmış yaralanmış sakat kalmıştır.

Bizler yeni yetişen nesiller olarak bu vatanın hürriyetin bağımsızlığın hiçte kolay kazanılmadığını huzur ve barış ortamında yaşamanın bir bedelinin olduğunu bilmeli ve bu değerlerin kazanılması için hayatlarını çekinmeden feda eden insanları unutmamalı ve nerede hangi şartlarda olursak olalım onlara mutlaka gereken saygıyı ve ilgiyi göstermeyi bir görev bilmeliyiz. Bizim inanç ve ideallerimiz uğruna kendi hayatlarını feda edenleri en azından yeri geldiğinde saygı ile anmak, yeri geldiğinde elinden tutmak hem bir vatandaşlık hemde bir insanlık görevimizdir.

Her yıl 19 Eylül günü yurdumuzda Gaziler Günü olarak ilan edilmiş ve gazilerin en azından yılda bir kez de olsa saygıyla anılmaları ve sorunlarının dile getirilmeleri amaçlanmıştır. Bizler Türk gençliği olarak Gazilerimizi saygıyla anıyor ve onlara bizim için yaptıkları fedakârlıktan dolayı sonsuz minnet ve şükranlarımızı sunuyoruz ve onlara diyoruz ki sizler bizler için hayatınızın en güzel günlerini ve vücudunuzu feda ettiniz bizse size laik olamamışsak lütfen bizleri affediniz.

Bizler

Şerefli bir tarihin, sahibi bizler,
yalçın kayalarda bir yel gibiyiz,
şahlanan, coşan, dağlar denizler,
deryalar önünde, bir sel gibiyiz.

Kalkın barbaroslar, kalkın fatihler
bir şeref uğruna ölen yiğitler,
gene kahramanlık gene fetihler,
hamaset tacını giyen şehitler.

Ey bu güzel yurdun, kulu kölesi,
ey dağların çiçeği, kırların gülü,
sınır boylarının çelik kalesi,
mertlik diyarının öten bülbülü.

Cihan tarihinde büyüktür adın,
ecdadımız oğuzlara ulaşır.
Bir şeref tacıdır, âlemde yadın,
mertlik kahramanlık sana yaraşır.

Sırrı Güler.

Ölüme yakın.

Akşamüstüne doğru, kış vakti;

Bir hasta odasının penceresinde;

Yalnız bende değil yalnızlık hali;

Deniz de karanlık, gökyüzü de;

Bir acayip, kuşların hali.

Bakma fakirmişim, kimsesizmişim;

— akşamüstüne doğru, kış vakti

— benim de sevdalar geçti başımdan.

Şöhretmiş, kadınmış, para hırsıymış;

Zamanla anlıyor insan dünyayı.

Ölürüz diye mi üzülüyoruz?

Ne ettik, ne gördük şu fani dünyada kötülükten gayri?

Ölünce kirlerimizden temizlenir, ölünce biz de iyi adam oluruz;

Şöhretmiş, kadınmış, para hırsıymış, hepsini unuturuz. .

Orhan Veli Kanık


HAYVANLARI KORUMA GÜNÜ
(4 Ekim)

Varlığı belgide insanoğlunun varlığı ile eşit olan hayvanları, insanoğlu ancak ya etinden sütünden ya derisinde faydalanmak için yâda kendini veya yükünü taşımak için zamanla da savaşlarda bir savaş aracı olarak kullanmak için değerlendirmiş fakat hiçbir zaman hayvanların yaptığı sonsuz iyiliklere karşılık onların yaşam hakları konusunda bir etkinlik göstermemiştir.

Yine bu konudaki en büyük hayvan hakkı kutsal kitaplar ve dini kurumlar tarafından sağlanmıştır. Her kutsal din insan hakkı gibi hayvan hakları ile ilgili olarak insanları uyarmış ve onlara zulüm ve kötülük yapılmaması karnının doyurulması ve hayvanlara yapılacak kötü davranışların günah olduğu konusunda insanları uyarmıştır.

Osmanlı imparatorluğu döneminde ise hayvanlarla ilgili çeşitli vakıflar kurularak hayvanların ihtiyaçları giderilmeye çalışılmıştır.

Hayvan severler örgütlü olarak ilk kez İngiltere’de 1822 yılında Hayvanları Koruma Birliği’ni kurdular. Yurdumuzda ise Hayvanları Koruma Derneği 1908 yılında kuruldu ve çeşitli illerde aynı isimde dernekler açılmaya devam etti, hala da çalışmaları sürmektedir. Benzer amaçlı derneklerin birleşmesiyle Hollanda’da Dünya Hayvanları Koruma Federasyonu oluştu ve 4 Ekim, Hayvanları Koruma Günü olarak ilan edildi.

Hayvanları Koruma Günü’nün amacı; hayvanlara karşı sevgi ve ilgi duyguları uyandırmak, onları korumak ve haklarına saygı duyulmasını sağlamaktır.

15 Ekim 1978’de Paris UNESCO evinde ilan edilen Hayvan Hakları Evrensel Bildirisi ile onların da belirli hakları oldu.

Her canlının, doğadaki dengenin korunmasında bir rolü var. Soyları bilinçsizce tüketilen canlılardan sonra, doğada büyük sorunlar yaşanmaya başlandı. Artık günümüzde, nesilleri tükenmekte olan hayvanları korumak için büyük gayretler gösteriliyor.

Hayvanların hakları

4 Ekim, "Dünya Hayvan Hakları Günü". 15 Ekim 1978'de Paris UNESCO evinde ilan edilen Hayvan Hakları Evrensel Bildirisi ile onların da hakları oldu.

Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi metni, Uluslararası Hayvan Hakları Birliği ve ona bağlı ulusal birlikler tarafından 21–23 Eylül 1977 tarihinde Londra'da hayvan hakları konusunda yapılan üçüncü uluslararası toplantıda kabul edildi. Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi ise, Paris'te UNESCO Sarayında 15 Ekim 1978 tarihinde törenle ilan edildi.
Tüm hayvanlar eşit doğar ve eşit yaşama hakkına sahiptirler.
Tüm hayvanların saygı görme hakkı vardır. Bir tür hayvan olan insan, diğer hayvanları yok edemez. Hayvanları kendi çıkarı için karşılıksız kullanamaz.
Hiçbir hayvana kötü ve zalimce davranılamaz. Bir hayvanın öldürülmesi zorunlu ise bu, bir anda ve acı çektirilmeden yapılmalıdır. Vahşi hayvanlar kendi doğal çevrelerinde yaşama ve çoğalma hakkına sahiptir. Eğitim amacıyla bile olsa vahşi hayvanlar özgürlüklerinden mahrum bırakılamaz. Evcil hayvanlar, uyumlu bir biçimde ve özgürlük içinde yaşama hakkına sahiptir. İnsanların kendi çıkarları için evcil hayvanların yaşama koşullarında yapacakları her türlü değişiklik, haklara aykırıdır.

Evcil hayvanlar, doğal yaşama sürelerine uygun uzunlukta yaşama hakkına sahiptir. Tüm çalışan hayvanlar (at, eşek.) iş süresinin sınırlandırılması, işin daha az yorucu olması, güçlerini artırıcı bir beslenme ve dinlenme hakkına sahiptir. Hayvanlara fiziksel ya da psikolojik acı çektiren deney yapmak, hayvan haklarına aykırıdır.

Beslenmek için bakılan hayvanlar barındırılmalı, taşınmalı ve ölümleri de korkutmadan ve acı çektirmeden olmalıdır.

Hayvanlar, insanlar tarafından eğlence amaçlı kullanılamazlar. Hayvanların seyrettirilmesi ve hayvanlarla gösteri yapılması, hayvan onuruna aykırıdır. Zorunlu olmaksızın bir hayvanın öldürülmesi, yaşama karşı işlenmiş bir suçtur. Çok sayıda vahşi hayvanın öldürülmesine neden olan safariler ve av partileri, hayvanlara karşı yapılmış bir soykırımdır. Doğal çevrenin kirletilmesi, yıkılıp yok edilmesi de soykırıma eşdeğerde alçakça bir davranıştır. Hayvanların ölüsüne de saygı göstermek gerekir.              Hayvanların öldürüldüğü şiddet sahneleri, sinemalarda ve televizyonlarda yasaklanmalıdır. Ama hayvanlara yapılan saldırıları kınamak amacında olan filmlerde bu sınırlama yoktur.

Hayvanları koruma kuruluşları, devlet katında temsil edilmelidir. Hayvan hakları da insan hakları gibi yasayla korunmalıdır.

Türkiye'de hayvan hakları

Çevre Bakanlığı'nca hazırlanıp ve TBMM Genel Kurul gündeminde bulunan "Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısı", hayvanların korunması ve yaşama haklarının güvence altına alınması amacıyla hazırlandı. Kanun tasarısının amacı, başta evcil hayvanlar olmak üzere tüm hayvanların, insan ve doğa kaynaklı mağduriyetlerinin önlenmesini, gözetilmesini, bakımlarını, kötü muamelelerden uzak tutulmalarını, üremelerini, canlarının ve sağlıklarının korunmasını sağlamak.

Bu amaca ulaşmak için hayvanların korunmasına ilişkin geliştirilen temel ilkeler şunlar:

Bütün hayvanlar eşit doğar ve bu kanun hükümleri çerçevesinde yaşama hakkına sahiptir. Ancak kanuni istisnalar ve insan gıdası olarak yararlanılan hayvanlar bu hükmün dışında tutulmuştur.

Geleneksel olarak insanların çevresinde yaşayan türden olan evcil hayvanlar, türüne özgü hayat şartları içinde yaşama özgürlüğüne sahiptir. Sahipsiz hayvanların da sahipli hayvanlar gibi yaşamaları desteklenir. İnsanlar, hayvanların korunmaları, gözetilmeleri, bakımları ve kötü muamelelerden uzak tutulmaları için gerekli önlemleri alırlar.

Hiçbir maddi kazanç ve menfaat amacı gütmeksizin sadece insani ve vicdani sorumluluklarla hayvan besleyen ve koruyan gerçek ve tüzel kişilerin desteklenmesi esastır.

Yabani hayvanların yaşama ortamlarından koparılmaması, doğada serbestçe yaşayan bir hayvanın yakalanıp özgürlükten yoksun bırakılmaması esastır. Tasarıda yer alan düzenlemelerden bazıları şunlar:

Hayvan sahiplenen veya ona bakan kişi, hayvanı barındırmak, türüne ve üreme yöntemine uygun olarak ihtiyaçlarını temin etmek, sağlığına dikkat etmek ve aşılarını yaptırmakla yükümlüdür.

Hayvan sahiplenecek kişi, hayvanın sağlığı ve yaşam koşulları ile ilgili insan-hayvan etkileşimi ve çevre sağlığı açısından sorumludur. Hayvan sahipleri çevreye ve insanlara verecekleri zararları ve rahatsızlıkları tazmin etmekle yükümlüdür.

Çevre Bakanlığı, hayvan bulundurma ve sahiplenme şartları ile rahatsızlıkları önleyici tedbirleri, çıkaracağı bir yönetmelikle belirleyecektir. Sağlık nedenleri ile gerekli olmadıkça, bir hayvana zor kullanarak yem yedirmek, acı, ızdırap ya da zarar veren yiyecekler ile alkollü içki, sigara, uyuşturucu vb. bağımlılık yapan yiyecekler veya içecekler verilmesi yasaktır. Hayvanları taşıyan ve taşıtanlar, onları türüne ve özelliğine uygun ortamlarda ve şartlarda taşımak, taşıma esnasında bakmakla yükümlüdür. Hayvanların kendi mekânlarında yaşamalarının desteklenmesi esas olup, sahipsiz ve güçten düşmüş hayvanların öldürülmesi yasaktır. Hayvanlarda acı veren müdahalelerin uyuşturmaksızın yapılması yasaktır. Sadece veteriner hekimler acil ve zorunlu müdahalelerde bulunabilirler. Hayvanların bilimsel olmayan tedavi ve deneylerde kullanılması yasaktır. Hayvanlara acı, ızdırap, korku veren tıbbi, ticari ve bilimsel deneylerin yerine alternatif yöntemlerin kullanılması esastır.

Hayvanların ticareti esnasında sağlıklarının iyi, satıldıkları ve yaşadıkları yerin temiz ve sağlık şartlarına uygun olması zorunludur. Hayvanların doğal kapasitelerini veya gücünü aşacak ve yaralanmalarına ya da acı çekmelerine yol açacak yöntemlerle eğitmek, başka bir hayvan üzerinde şiddetini denemek, onların acı çekmesine, yaralanmasına, sakatlanmasına ve ölümüne neden olabilecek şekilde dövüştürmek yasaktır. Her ilde valinin veya görevlendireceği bir vali yardımcısının başkanlığında, ilgili bakanlık ve gönüllü kuruluşların da temsil edildiği "il hayvan koruma kurulu" oluşturulacaktır.

Kanun'un yürürlüğünü müteakiben her türlü hayvan bulunduran tüzel kişiler, işletmeleri ile ilgili belgelere dayalı bilgileri altı ay içerisinde il hayvan koruma kuruluna bildireceklerdir.

Denetim konusunda Çevre Bakanlığı ve mülki amirler yetkilidir.
Hayvanları koruma amacıyla kontrollerde bulunarak bu kanuna aykırı hususları tespit, görevlilere haber vermek ve kötü muameleyi engellemek üzere hayvan koruma gönüllüleri görevlendirilecektir. Kanun’un amaç ve kapsamına uygun faaliyet ve çalışmalarda bulunmak ve finansmanı sağlamak için Türkiye Hayvanları Koruma Vakfı kurulacaktır. Eğitici yayınlar, trafik kazaları, hayvanat bahçeleri, yasak ve izinler, koruma alanları, koruma altına alma ile ilgili düzenlemeler yapılacaktır. Kanun hükümlerine uyulmaması durumunda para cezalarını içeren ceza hükümleri devreye girecektir.

Hayvanları seviyorum

Hayvanları seviyorum, hemde çok

Onlarda hiç kötülük yok, yalan yok!

Dost olurum en küçük bir hayvanla;

Sev onları benim gibi ve anla!

Arı gibi çalışkan ol, topla bal,

Karıncadan tutumluluk dersi al,

Her bir hayvan sana bir şey öğretsin,

Onlar senin eksiğini tam etsin!

Rakım Çalapa

Serçeler

Bir gün gelir, geçer bu geceler

Tırtıllar tırmanır yapraklara

Damla damla sızmaz dudaklara

Kalbin kaynağından bu heceler

Alnı işleyerek düşünceler

Gözyaşı döker zambaklara

Ve üşüşür olgun başaklara

Akşamın dallarından serçeler.

Ahmet Muhip DIRANAS

Göçmen kuşlar

Gittiniz hep dizi dizi,

Bıraktınız ülkemizi,

İlkbaharda gene gelin,

Unutmayın sakın bizi.

Gelmeden kış yağmadan kar,

Gidin gidin güzel kuşlar.

Uzak güney illerinde

Bol yiyecek bol güneş var.

Türkülerle gidersiniz,

Kim gösterir size yol iz?

Ürkütmez mi kalbinizi,

Yüce dağlar coşkun deniz.

Gökte olup sıra sıra,

Kayboldunuz ufuklarda.

Göçmen kuşlar, güzel kuşlar,

Yine gelin ilkbahara!...

Zeki Tunaboylu

Köpeğim

Köpeğimin adı cici,

Dişleri var sanki inci.

Gözleri de boncuk boncuk,

Güzel incim daha çocuk.

Papara yer şapır şapır,

Süt de içer lıkır lıkır.

Etrafında havlar hav hav,

Sanki arar şimdiden av.

Köpek sadık bir hayvandır,

Hem usludur hem yamandır.

Güzel cici’m, benim cici'm,

Gel gezelim beyaz incim.

Aka Gündüz

Kuşlar Kuşlar

Güzellikler ormanında uçuşan

Kanat açan sevgi bahçelerine

Buram buram sevgiyle umut kokan

Kuşlar güzel kuşlar sevimli kuşlar.

Yuvasında yavruları bulunan

Yem peşinde dönüp dönüp dolaşan

Bazen zalim avcılarca avlanan

Kuşlar güzel kuşlar sevimli kuşlar.

Karda kışta açıklarda yuvası

Yok kimseyle senli benli kavgası

Avcı vurmuş görülmez hiç kavgası

Kuşlar güzel kuşlar sevimli kuşlar.

Hayvanları seveceğiz ne zaman

Yandı canım avcılardan el aman

Gidin buradan zalim avcı bulmadan

Kuşlar güzel kuşlar sevimli kuşlar

Ayhan Nasuhbeyoğlu


AHİLİK KÜLTÜRÜ HAFTASI(8–12 Ekim)

AHİLİK

Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Anadolu Türklerine sanat, ticaret ve ekonomi alanlarında yaklaşık olarak 630 yıl yön verip, ışık tutmuş olan Ahilik, örgüt olarak, kendi kural ve kurullarıyla, III. Sultan Ahmet dönemine dek sürmüştür. III. Ahmet döneminde 1727 yılında ise ‘’Gedik’’ denen yeni bir düzen uygulanmaya başlanmıştır. Bu tarz esnaflık ve sanatkârlık, 1860 yılına kadar sürmüştür. Bu yeni sisteme göre, çıraklıktan ve kalfalıktan yetişmedikçe veya açık bulunmadıkça yâda bir ustalık makamına geçmedikçe, yani gedik sahibi olmadıkça dükkân açarak sanat ve ticaret yapılamazdı. Ancak ellerinde imtiyaz fermanı olan kişiler sanat veya ticaret yapabilirdi. Bu fermanlar esnafın sayılarının arttırılıp eksiltilmemesi, mülk sahiplerinin eski kiralarını arttırmaması, gediği olmayanların sanat ve ticaret yapamaması, açık olan gediklerin esnafın çırak ve kalfalarına verilmesi, dışarıdan esnaflığa kimsenin kabul edilmemesi gibi hükümleri kapsarlar. Esnaftan birinin ölümü durumunda hem ustalık payesi hemde alet edevatı para karşılığında kendisinden sonra gelen birine para karşılığı devredilerek hem hakkı korunmuş olur hemde yeri boş bırakılmazdı. Bu sisteme Gedik denirdi.

Yapılan araştırmalarda: Ahilere tarih, önemli kişilerin, bilginlerin yaşam öyküleri, tasavvuf, Türkçe, Arapça, Farsça ve edebiyat öğretilirdi. Bir kişi ahi olmadan önce sanat, ticaret yâda bir meslek sahibi olmak zorundadır. Bu uğraşılardan hiçbirinde çalışmayan kişi ahi olamaz.

Anadolu ahilerinin örgütlü bir güç haline gelmesini sağlayan Ahi Evren hazretlerinin asıl ismi Nasıruddin Mahmut B. Ahmet’tir.(1171–1262). 1220’li yıllarda Moğol istilası sonucu Anadolu ya gelmiştir. Ahi Evren, Anadolu’ya geldikten sonra Konya’ya gitmiş ve orada, Mevlana Celaleddin Rumi’nin can dostu Şems Tebrizi’ye biat ederek tasavvuf dersi almış ve bir derviş olmuştur. Konya uleması bu halden gücenmiş, Ahi Evren de ulemaya ve sultana gücenerek Kayseri’ye gitmiş, Debbağlık’la geçinmeye başlamıştır. Ancak ardında, Selçuklu başkenti Konya’da çok güçlü bir örgüt bırakmıştır. Ahi zaviyelerine işçi ve çıraklardan başka, öğretmenler, müderrisler, kadılar, hatipler, vaizler, emirler, yani bölgenin saygılı ve ulu kişileri devam ederdi. Ahiliğe kabul şartı, iyi ahlaklılık, yardım severlik ve cömertlik olduğundan teşkilata girenler, temiz, ahlaklı ve iyiliksever kişilerdi. Ahiler arasından yüksek sırada yöneticiler, tabipler, valiler, komutanlar, müderrisler ve kadılar yetişmiştir.

Ahilikte bilgi edinme, sabır, ruhun arındırılması, sadakat, dostluk, hoşgörü yasaklara uyma gibi vasıfların verildiği aşamalardan geçilir. Bu vasıflara sahip olmanın dışında Ahiliğin önde gelen altı ilkesi şunlardır:

Elini açık tut, Sofranı açık tut, Kapını açık tut, Gözünü bağlı tut, Beline sahip ol, Diline sahip ol.

Ahilerin ahlak dışı saydığı, ahiyi ahilikten çıkaran şeyler şunlardı:

1.      İçki içen,

2.      Zina işleyen

3.      Münafıklık, dedikodu ve iftira eden

4.      Gururlanan, kibirlenen

5.      Merhametsizlik eden

6.      Kıskanan

7.      Kin besleyen

8.      Sözünde durmayan

9.      Yalan söyleyen

10.  Emanete hıyanet eden

11.  Kişinin ayıbını örtmeyen, bu ayıbı yüzüne vuran

12.  Cimrilik, eli sıkılık eden

Ahilik sisteminde para sadece geçimi temin etmek için kullanılan bir araçtı bu nedenle sadece kendi geçimlerini değil çevrelerindeki yardıma muhtaç insanlarında geçimlerine yardımcı olmak onların önemli ilkelerinden biri idi.

Ahiler müşteri velinimetimizdir düşüncesiyle son derece dürüst ve de ilkeli bir esnaflık anlayışını benimsemiş ve kendilerine rehber edinmişlerdir.

İşyerleri, aynı sanat dallarında faaliyet gösteren esnafın bir yerde toplandığı “arasta” veya "çarşı" ismini taşıyan iş merkezleriydi. Bu sayede tüketici aradığı mala rahatlıkla ve ucuz yolla sahip olma imkânına kavuşurdu.

Dayanıklı tüketim malları cinsindeki çeşitli demir, bakır gibi madenlerden imal edilen eşyalar üzerine üreticinin bir işareti konulurdu. Bu işaret imal edenin "patendi-amblemiydi". Bu amblem o ürünün adeta kalite belgesiydi, çünkü bu ürün aynı zamanda onu yapan ustanın, çalışanların ve işyerinin övünç kaynağı ve şerefiydi.

Bu bakımdan işyerinde çalışan çırak, kalfa ve ustalar bu şerefi birlikte paylaşırlar ve kendi ürünlerinin en iyi olması için gayret gösterirlerdi. Üretim esnasında çırağın veya kalfanın herhangi bir hatası derhal ustasına bildirir ve yapılan hata derhal düzeltilirdi.

Yapılan araştırmalarda hileli mal imal edenlere cezalar verildiği ve yine de düzelmeyenlerin meslekten ihraç edildiğine dair belgelere rastlanılmıştır. Esnaflıkta dürüstlük esas olup hileli mal satanların mallarını geri iade edildiği kendilerinin cezalandırıldığına dair kaynaklarda bilgilere rastlanmaktır.

Sattığı süte su katan bir sütçünün kuyuya basıldığı, bozuk kantar kullananların ibret-i alem için çarşı-pazar dolaştırıldığı, ekşi pekmez satanın pekmezinin başına geçirildiği bilinmektedir.

Elbise diktirmek isteyen birisi dükkâna geldiğinde terzi müşterisinin ölçüsünü aldıktan sonra kumaşı tartar ve ölçünün yanına bunu da not ederdi. Elbise hazır olduktan sonra, artan parça ve kırpıntılarla birlikte elbiseyi tekrar tartar ve ondan sonra müşteriye verirdi.

Sekiz asırdan beri Müslüman Türkler arasında kullanılmakta olan "Pabucun dama atılması" deyimi örnek bir ahi uygulamasından kalmadır.

Ahiliğin kurucusu ve esnaf ve sanatkârların piri olan Ahi Evran, ayakkabıcı esnafının bulunduğu çarşıdan geçerken onların yaptığı ayakkabıları inceleyerek, hileli gördüklerini kesip dama atar, dükkân kapatılır ve ayakkabı ustasının peştamalı kapının kilidine bağlanırdı. Müşteriye de yeni bir ayakkabı verilerek tüketicinin mağduriyeti önlenirdi.

Böyle bir olay çok kısa bir zamanda esnaf arasında yayılır, "filanca ustanın pabucu dama atıldı" denilirmiş. Pabucu dama atılan usta, utancından haftalarca insan içine çıkamaz, kimsenin yüzüne bakamaz, kendini affettirmek için elinden geleni yaparmış hatta bazen de olduğu çevreyi terk etmek zorunda dahi kalırdı.

Ahilik ahlâkıyla yetişmiş Osmanlı esnaf ve sanatkârında doğruluk esastır. Hileli satışa kesinlikle müsaade edilmezdi. Yabancı bir kumaş tacirinin Osmanlı ülkesine gelerek bir kumaş imalathanesinin mallarını beğenip hepsini almak istedikten sonra, mal sahibinin kumaş toplarını denklerken bir top kumaşı ayırdığını görüp bu hareketinin sebebini sorması üzerine, Osmanlı esnafı “Onu sana veremem, kusurludur” cevabını verince;

Yabancı tüccarın bütün ısrarlarına rağmen hayır cevabını verir ve bunu ben size söylememe rağmen siz kendi ülkenize gidince yanlış söylersiniz benim size hileli mal sattığımı söylersiniz o nedenle veremem cevabı ile doğruluk ve dürüstlüğünü ahilikteki ve Osmanlı ülkesindeki önemini ve tebaanın ahlaki durumunu göstermiştir.

Bu örnek bile bize Gerek Selçuklu gerekse Osmanlıda ki esnaflık ahlak anlayışı hakkında ve ahilik teşkilatının esnafa kazandırdığı davranışlar ve beriler hakkında bilgi vermek için yeterlidir. Bu ve benzeri örnekleri daha da çoğaltabiliriz.

Ahilik Haftası - Ekimin 2. Pazartesi İle Başlayan Hafta

Gerek Cumhuriyetimiz gerekse üzerine kurulduğu Osmanlı imparatorluğu ve gerekse Selçuklularla ilgili olarak tarihin yapraklarını karıştırdığımızda bize bir ahlak ve dayanışma abidesi olan Ahiliği, onun üstün örgüt yapısını ve ahlaki değerlerini hatırlatmaktadır.

Türk milletinin binlerce yıldır tarih sahnesinde oluşunun önemli bir sebebi kültür değerlerini korumalarından ileri gelir. Bu kültür değerlerinin özü Ahilik Kültürü biçimine dönüştüğü XI. yüzyıldan sonra yeni bir anlayışla devam eder.

Çok büyük bir coğrafya ya yayılmış ve değişik dinlerle muhatap olmuş olan Türk milleti daima kendi inanç ve felsefi yaşamına en uygun değerleri benimsemiş bu dışındaki dünya görüşlerini ise reddetmiştir.

TÜRK MİLLETİ’NİN Rönesans ı olan ahilik aynı zamanda insanlar arasında saygı sevgi ve yardımlaşmanın da temelini oluşturur.

Ahilik anlayışında din, dil, ırk farkı gözetmeksizin herkese eşit muamele yapılmıştır. Bir toplumda sosyal tabakalaşma olabilir. Kimi zengin, kimi fakir olabilir; fakat ikisi arasındaki fark fazla olmamalıdır. Ahilik zenginliğe karşı değildir. Çalışmak ve üretmek, alın teri ile kazanmak Ahilikte bir ahlak kuralıdır. Bunun için herkesin mutlaka bir mesleği ve işi olmalıdır. Ahilik, halkın sırtından geçinenlere, bir köşeye çekilip miskin miskin oturanlara karşıdır.

Ahilikte iş ve meslek ahlakı, kabul edilmesi mecburi kurallar haline gelmiştir. Kendinden önce başkalarını düşünmek ve kollamak, hak ettiğinden fazlasını istememek, kanaat ve tevazu ölçüleri içerisinde "hırs" ve "tamah”tan uzaklaşmak, kendi yeteneğine uygun bir işle meşgul olmak, sanatını mutlaka bir 3 üstaddan öğrenmek ve birliğin, beraberliğin korunması için dayanışma içerisinde bulunmak ahiliğin mutlaka uyulması şart olan ahlak kaideleridir. Bu kaideler, Ahileri tekke ve türbelerde çöreklenerek, el açıp halkın kutsal duygularını sömürerek onların sırtından bedava geçinen asalak zümrelerden ayıran farklardır. Ahiler yeniliğe açık insanlar olup, halka sanat, meslek ve genel bilgiler öğretmek için var güçleriyle çalışırlar.

Ahiliği araştırdığımızda işyeri hem bir okul hem bir aile ocağı hemde geçim kapısıdır. İşyerinde çalışanlar arasındaki ilişki bir aile ilişkisini baba evlat ilişkisini çağrıştırmaktadır.

Günümüzde toplam kalite, müşteri beklentileri, tüketici korunması, standart üretim gibi kavramların önemi yeni yeni anlaşılmaya başlanmıştır. Bugün kaliteli üretim için başvurulan ve Toplam Kalite Yönetimi dediğimiz tedbirlerle tüketicinin daha ucuz, daha kaliteli mal alma imkânı doğmuştur. Ahilik sisteminde bir malın üretimden tüketicinin eline geçene kadar üretimin her safhası bütün çalışanların sorumluluğu altındadır. Çıraklar, kalfalar ve ustalar hep birlikte malın kalitesinden sorumludur. Ayrıca oto kontrol sistemi ile malın kalitesi sürekli denetlenir. Bugün de toplam kalite yönetimi kapsamında kalitede mükemmellik, verimlilik, hatasız üretim, kalite güvenliği, ülke ve uluslararası standartlara uyum, ISO 9001, tüketiciye cevap verme hattı, tüketici tatmini gibi konular henüz yeni yeni işyerlerinde gündeme gelmeye başlamıştır. Üretime katılan her kademedeki personelin eğitimi, işletme içi tüm personelden faydalanma, tam kapasite çalışma gibi tedbirler yanında işyerinde her türlü üretim ve hizmetlerden işyeri çalışanları sorumlu tutulmaktadır.

Ahilik düşüncesinin kurduğu Ahi Birlikleri'ni batıdaki ve doğudaki benzer teşkilatlardan ayıran özellik, din adamlarının da devlet adamlarının da Ahiler üzerinde herhangi bir etkisinin olmayışıdır. Bunun sonucu olarak Ahilik sivil toplum kuruluşlarının en eski bir modelidir. Ahiler, daima toplum yararına hizmet yapmışlardır.

Gelişmiş batı toplumlarındaki sivil toplum örgütlerinin bir benzerinin Türk topluluklarında yüzlerce yıl önce Ahilik teşkilatı ile var olduğunu anlamak hiçte zor değil.

Bugün gelişmiş birçok batılı sanayi ülkesinin kalkınmışlığının temelinde “Ahilik” teşkilatı gibi bir teşkilatlanmanın olduğu kolaylıkla anlaşılabilir.

Ülkemizde yeni yeni oluşan Rekabet Kurulu, Patent Enstitüsü, KOSGEB, Reklâm Kurulu yanında Ticaret ve Sanayi Odaları, İşçi ve İşveren Sendikaları, Kooperatifler, Esnaf Odaları, Belediye, Bağ-Kur gibi sosyal hizmet veren kurumlar Ahilik sisteminden günümüze yansıyan kuruluşlardır.

Dünyada her şeyin maddiyat ve çıkar ilişkisi ile yoğrulduğu günümüz dünyasında Ahilik anlayışının daha iyi araştırılıp incelenmesi ve de uygulanması hem yurdumuz insanının hem de tüm insanlığın yararına olacağı kanısındayım.


Türk standartları haftası

(Ekim ayının 3.haftası)

Türk Standartlar Enstitüsünün 19.8.1993 tarihli teklifi üzerine. Millî Eğitim Bakanlığınca her yıl ekim ayının üçüncü haftası Standartlar Haftası olarak kutlanmaktadır. Hafta boyunca; Türk Standartlar Enstitüsünün kuruluş amaçları ve görevleri, Standardın ne olduğu ve yararları, Tüketicinin korunması, bilinçlendirilmesi ve sağladığı yararları, TSE ve kalite konuları hakkında öğrencilere bilgi verilir, halkın aydınlatılması yoluna gidilir. Toplumun daha bilinçli bir toplum olabilmesi için ne gibi davranışlar kazanması haklarını arayabilmeleri için neler yapmaları gerektiği konusunda bilinçlendirilmesine çalışılır. Radyo ve televizyonlarda basın ve yayım kurumlarında Türk Standartları Enstitüsü hakkında halk bilgilendirilir. Hatalı ve bozuk mal alındığında ne yapılması gerektiği açıklanır. Aldatıcı ve haksız reklâmların zararları, TSE damgası ve garanti belgesinin önemi açıklanır. Alınan ürünlerde TSE damgasının bulunması ve kalite konusunda tüketicilerin aydınlatılmasına çalışılır.

Belirli bir hizmetin, ihtiyaçları karşılayacak üretimin, ekonomiye ve teknik amaçlara uygun ölçüde üretmek için; özelliklerini belirleme ve tek biçime sokma işlemine "Standardizasyon" denir.

Standardizasyon çalışmaları sonucu ortaya çıkan; belge, doküman veya esere "Standard" adı verilmektedir.

Ülkemizde standardizasyon çalışmaları 1930 yılında başlamış, 1936'da "Standar -dizasyon dairesi", 1954'de de "Türk Standartları Enstitüsü" kurulmuştur. 18 Aralık 1960 yılında yürürlüğe giren bir yasa ile TSE yeniden oluşturulur ve 16 Mayıs 1985 tarihli 3205 sayılı yasa ile TSE Kurumu bugünkü yapışma kavuşturulur. TSE'nin görevi; her türlü standardizasyonu hazırlamak ya da hazırlatarak, uygun bulduklarını Türk Standartları olarak kabul etmektir.



Standardizasyonun amaçları:
1. Üretimde ve malların değişiminde işgücü, malzeme, güç kaynağı vb. faktörlerde en yüksek düzeyde tasarruf sağlamak.
2. Tatmin edici mal ve hizmet üretimini sağlayarak tüketici çıkarlarını korumak.
3. İnsan yaşamının sağlık ve güvenliğini korumak.
4. İlgili grupların, birbirleriyle olan bilgi alışverişini ve anlaşmalarım kolaylaştırmak.

İyi bir tüketici satın aldığı ürünün. TSE veya TSEK markalı yani, Türk Standartlar Enstitüsü Kurumu işareti olmasına dikkat etmelidir.
Ülkemizi gelecekte yönetecek olan çocuklarımızın ve gençlerimizin kalite ve standardizasyon bilinç ve kültürünün oluşması için; Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu'nun aldığı kararla; ilköğretim, lise ve dengi okullarda "Tüketicinin Korunması Kolunun” her yılın "Ekim ayının 3. haftasının "Standartlar Haftası" olarak kutlanmasını, Ota öğretim kurumlarında seçmeli ders olarak okutulmasına imkân sağlanmıştır.

Ayrıca tüketicileri korumak ve bilinçlendirmek amacıyla bu yönde çeşitli dernek ve kurumlar oluşturularak ve tüketicinin haklarının korunmasına ve bilinçlendirilmesine çalışılmaktadır.

Bizlerde hafta boyunca Türk standartları ile ilgili çalışmalara ağırlık vererek halkımızın ve ya en azından çevremizdeki insanların bilinçlendirilmesi konusunda gerekli gayreti göstermeye çalışalım. Tüketiciler tarafından alınan ürünlerde TSE damgasının bulunmasına, TSE damgası bulunmayan ürünlerin alınmamasına bozuk ve kalitesiz ürünlerin ucuz olsa bile kalite açısından zararlı olabileceğine çevremizdeki insanları inandırmalı ve onları bu gibi ürünlerden doğabilecek zararlara karşı bilinçlendirmeli ve korumalıyız. Alınan bir ürün sakat veya arızalıysa bu ürünü üreten kuruluş veya firmalarla ilgili nerelere ve nasıl müracaatta bulunabileceğimiz konusunda çevremizdeki insanları uyarmalı ve eğitmeliyiz. Bu hem bizim insanlık hemde görevimiz bilinçli bir yurttaşlık görevimizdir.

TSE

Her ülkenin kendine ait standartları vardır. Her yiyecek, giyecek ve daha binlerce çeşit ürün o standartlara göre değerlendirilir. Bizim ülkemizin de kendine ait standartları var ve bu standartların herhangi bir üründe olup olmadığını denetleyen bir kuruluşumuz var. Bu kuruluşun adı Türk Standartları Enstitüsü.

Türk Standartları Enstitüsü ülkemizde yapılan bir ürünün bizim standartlarımıza uygun olup olmadığını denetleyen bir kuruluştur. Bu kuruluş yapılan ürünün sağlıklı olup olmadığına, bize uygun olup olmadığına, bir zararının dokunup dokunmayacağına dikkat eder ve bu şartlara uygun olan ürünlerin yapılıp, satılmasına izin verir. Burada bizim görevimiz ise TSE damgalı yani Türk Standartları Enstitüsü tarafından onaylanmış ürünleri almaktır. İstersek almayabiliriz fakat bunu kendi iyiliğimiz için yapmalıyız. Eğer kendimizi önemsiyorsak TSE damgalı ürün almalıyız. TSE damgalı ürünleri almamızın bir başka nedeni ise TSE damgalı ürünlerin bizim sağlığımıza zarar vermemesi aksine sağlıklı olmamızı sağlamasıdır. Eğer bu ürünleri alırsak kendimize iyilik etmiş oluruz. TSE damgalı ürün değil de korsan ürün alırsak hem devletimize hem de kendimize zarar vermiş oluruz. Tabi ki kimse kendine zarar vermek istemez. Bu nedenlerden dolayı TSE damgalı ürün alalım kendimizi ve devletimizi koruyalım.

Utku BORA 7/A 241Behramağa İ.Ö.O


BİRLEŞMİŞ MİLLETLER GÜNÜ

(24 Ekim)

Birleşmiş Milletler Örgütü 24 Ekim 1945 tarihinde kurulmuştur. Örgüte üye tüm ülkelerde 24 Ekim, Birleşmiş Milletler Günü olarak kutlanır. Dünyada barışı korumak için kurulmuş en büyük örgüttür. Bugün Birleşmiş Milletlerin 200 üzerinde üyesi vardır. Bu sayı ülke sayısı arttıkça dahada artmaktadır.

24 Ekim günü kuruluşa üye ülkelerin basın yayın organları Birleşmiş Milletlerle ilgili yayınlar yapar. Okullarda Birleşmiş Milletlerin kuruluş amacı, organları tanıtılır, çalışmaları, çabaları anlatılır.

Çelişkilerin baş gösterdiği bir dünyada BM, hükümetlere anında görüşme ve tartışma imkânı sağladığı gibi, uzun vadeli sorunları aşmada onlar için bir platform da oluşturuyor. Görüşmeler çıkmaza girdiğinde ise, Genel Sekreter tarafsız üçüncü kişi olarak kolaylaştırıcılık yapıyor. BM Genel Sekreterinin tarafsızlığı, örgütün en önemli özelliklerinden birini oluşturur. Devletlerarası bir çelişki doğduğunda, devletler, BM aracılığıyla ateşkes öngörerek veya çatışan güçler arasında tampon görevi yaparak barışı kollamakla yükümlüdürler.

Fakirlik, işsizlik, çevresel tahribat, uluslar arası suç, AIDS, uyuşturucu ticareti, uluslar arası göç gibi dünyayı ilgilendiren birçok küresel problemin çözülmesi ancak uluslararası işbirliği ile mümkündür. Birleşmiş Milletler bu işbirliğini sağlamada ve sürdürmede en iyi mekanizma olmaktadır.

BM ve (Dünya Bankası da dahil olmak üzere) birimleri, gelişmekte olan ülkelere yılda 25 milyar dolardan fazla yardımda bulunmakta veya borç vermektedir. Mültecileri korumakta, yiyecek yardımı yapmakta ve doğal afetler karşısında çabuk hareket etmektedir.   Finanssal piyasalarda istikrar sağlamada ve gelişmekte olan ekonomileri inşa etmede, BM ülkelere yardımcı olmaktadır.

Tarih boyuca süregelen savaşlar ve özellikle de ı.ve ll dünya savaşları insanlığın felaketi olmuş milyonlarca insanın ölümü yaralanması ve ekonomilerin felaketine yol açmıştır.

Artık insanlık bu felaketlerin ancak barış ve anlaşma yoluyla çözülebileceğini anlamıştır. Bunun için aralarında 28 Nisan 1919'da Milletler Cemiyeti Antlaşmasını imzalayarak Milletler Cemiyeti'ni kurdular. Milletler Cemiyeti'nin az üyesi olduğundan önemsenmedi, gelişmedi. Bu nedenle İkinci Dünya Savaşı'nın başlaması Milletler Cemiyeti'nce engellenemedi. İkinci Dünya Savaşı sürerken 26 ülkenin temsilcileri Amerika'nın San Fransisko kentinde toplanıp insanlığı savaşların yıkımından korumak için karar aldılar. Ortak bir bildiri yayınladılar. Birleşmiş Milletler Yasası hazırlandı. Yasanın onaylanması ile 24 Ekim 1945 tarihinde Birleşmiş Milletler Örgütü kuruldu.

Birleşmiş Milletlerin amaçlarını bağlı olduğu ilke ve hedefleri belirleyen antlaşma 111 maddeden oluşur. Türkiye bu antlaşmayı 15 Ağustos 1945 tarih ve 4801 sayılı yasa uyarınca 28 Eylül 1945 günü onaylamıştır.

Birleşmiş Milletler tanımak için örgütün kuruluşunu, amaçlarını, ilkelerini, çalışma organlarını yakından inceleyelim.

Birleşmiş Milletlerin Amaçları:

Uluslararası barış ve güvenliği sürdürmek.

Ülkeler arasında iyi ilişkileri pekiştirmek.

Uluslararası ekonomik, sosyal, kültürel işbirliğini sağlamak.

İnsanlık sorunlarının çözümünde, temel hak ve özgürlüklerin geliştirilmesinde birlikte çalışmalar yapmak.

Birleşmiş milletlerin ana organları

Birleşmiş Milletler Örgütü yukarıda sayılan amaçlara ulaşmak için ana organlar oluşturmuştur. Bu organların başlıcaları şunlardır: Genel Kurul, Güvenlik Konseyi, Ekonomik ve Sosyal Konsey, Uluslararası Adalet Divanı, Genel Sekreterlik.

Genel Kurul:

Üye devletlerden oluşur. Her üyenin Genel Kuruldaki temsilcileri beş kişiden çok olamaz. Genel Kurulun Görevleri Şunlardır;

Silahsızlanma ve silah denetimi konusunda önerilerde bulunmak.

Barış ve güvenliği etkileyecek görüşmeler yapmak, her konuda önerilerde bulunmak.

Ülkeler arasındaki iyi ilişkileri bozucu sorunların, barışçı yollarla çözümü için önerilerde bulunmak.

Güvenlik Konseyi:

Siyasal alanda bir yürütme organıdır. 11 üyesi olan bu kurulun görevleri şunlardır;

Birleşmiş Milletlerin amaç ve ilkelerine uygun biçimde barış ve güvenliği korumak.

Uluslararası bir anlaşmazlığa yol açabilecek her türlü çekişmeli durumu soruşturmak.

Uluslararasında çekişmeli konularda anlaşma koşullarını önermek.

Silahlanmayı denetleyecek planlar hazırlamak.

Barışa karşı bir tehlike veya saldırı olup olmadığını araştırarak, izlenecek yolu önermek.

Saldırganlara karşı askeri birlikler kurularak önlemler almak.

Ekonomik ve Sosyal Konsey:

Genel kurulca seçilen 27 üyeden oluşur. Üyelikleri sona erenler yeniden seçilebilirler. Başlıca görevleri şunlardır;

Birleşmiş Milletlerin ekonomik ve sosyal çalışmalarını yürütmek.

Uluslararası ekonomik, sosyal, kültürel konularda raporlar hazırlamak.

Uluslararası Adalet Divanı:

Uluslararası Adalet Divanı, Birleşmiş Milletlerin yargı organıdır. Ülkeler, istedikleri davayı Adalet Divanı'na götürürler. Divan 15 yargıçtan oluşur. Yargıçlar, Genel Kurul ve Güvenlik Konseyi'nce seçilirler. Görev süreleri dokuz yıldır. Divanda bir devletten iki yargıç bulunamaz. Uluslararası Adalet Divanı, Hollanda'nın başkenti Lahey'dedir.

Genel Sekreterlik:

Genel Sekreterlik, Birleşmiş Milletlerin öbür organlarının çalışmaları için gerekli ortam ve koşulları sağlar. Ortaya konan program ve politikaları uygular. Uluslararası barış ve güvenliği bozucu olaylar konusunda raporlar hazırlayıp Güvenlik Konseyi'ne sunar.

Birleşmiş milletler örgütüne yardımcı kuruluşlar

UNESCO: Birleşmiş Milletler Örgütü'ne üye ülkelerin bilim, kültür ve sanat alanındaki çalışmalarına yardımcı olur.

FAO: Uluslararası besin örgütüdür. Yoksul ülkelere gerekli besin yardımı yapılmasında öncülük eder.

UNRA: Yurdundan ayrılıp başka ülkelere göç edenlerin sorunları ile ilgilenir. Göçmenlere yardımcı olur.

WHO: Dünyada sağlık problemlerinin çözümü için çalışır.

ILO: Uluslar arası iş güvenliği konularında birliğin sağlanmasına yardımcı olur.

UNICEF: Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu'nun kısaltılmış adıdır. Amacı yeni doğan, büyümekte olan çocukların, gençlerin sorunları ile ilgilenmektir.

Evimiz hür vatan gibi

Esirliği kitaplardan öğrendim,
İstekleri bağlı insanlar varmış,
Sundum hürriyeti, kendi kendime
Hür olan insanlar çok bahtiyarmış.

Anam türküsünü pervasız söyler,
Tüter bacamızda mavi dumanlar
Bizimdir kardeşçe sevilen gökler,
Bizden bire parçadır geçen zamanlar.

Nasıl öz verirse toprak çiçeğe
Bize de hürriyet verir bu toprak,
Benzedi evimiz altın peteğe
Baba oğul, ana, bal taşıyarak...

Eşyamız sevimli, en yakın dosttur
Sandıklar, bohçalar hep vatan kokar,
Beş odaya birden tüneyen huzur,
bize vatan gibi gönülden bakar.

İ.Zeki Burdurlu

Birleşmiş milletler günü - güzel sözler

En kötü barış, en iyi savaştan iyidir.

Birlikten güç doğar.

Birleşmiş Milletler barısı ve güvenliği sağlayarak insanlığa hizmet eder.

Adam adama, ulus ulusa gereklidir.

Ülkeler birlik ve beraberlikle kalkınabilirler.

Dostluk

Bereketli bir bulutsun sen,
insanlığa susamış,
özlemlerle yanan dileklere
teselli taşıyan,
mutluluğun ellerinden...
Bir yüce umutsun sen;
sevgiden mahrum kalmış.
Kanayan yüreklere
Büyük aydınlıklar sağam
sevenlerin gönüllerinden...

Melih Özer

Birleşmiş milletler günü

Birleşen milletlere,
dünyada barış vardır!
Bilgi alanlarında,
Topluca yarış vardır!

Savaş için hazır ol,
bu birliğin içinde!
Milletler yaşamalı,
bu dirliğin içinde!

M.Faruk Gürtunca

Birleşmiş milletler

Birlikten kuvvet doğar,

Demiş bize atalar.

Dostlar hep birleşirsek,

Güçlükler bizden yılar.

Geçinmek ve anlaşmak,

En güzel şeydir yavrum.

Birleşmiş milletlerdir,

Barış isteyen kurum.

Bize her kim saldırsa,

Dostlarımız bir olur.

Kötü kalpli düşmanlar,

Yurdumuzdan kovulur.

Kore'de Türk askeri,

Sulh için vuruşmuştur.

Birleşmiş milletlerin,

Yeminini tutmuştur.

F.Taylan



CUMHURİYET BAYRAMI
29 EKİM

Kurtuluş savaşı döneminde Ankara’da kurulan hükümet ve meclis Cumhuriyet rejimine inanmış fakat henüz ortamın bu duruma müsait olmaması nedeniyle cumhuriyeti ilan etmemiştir. Kurtuluş savaşı ardından sıra cumhuriyeti ilan etmeye gelmişti. Atatürk yeni devletin şeklinin cumhuriyet olması gerektiğine inanıyordu. Hatta Erzurum ve Sivas Kongrelerinin kararlarıyla   Büyük Millet Meclisi’nin programları tamamen demokrasiye dayanmaktaydı. Saltanatın kaldırılması ve padişahın yurttan ayrılması ortamı daha müsait hale getirmişti. Artık Cumhuriyetin resmen ilan edilmesi zamanı gelmişti.

Atatürk, 28 Ekim 1923 akşamı birkaç arkadaşını Çankaya’daki köşküne davet ederek  yemek sırasında arkadaşlarına:

- Yarın, cumhuriyeti ilan edeceğiz, dedi. Misafirler hiç şaşırmadılar. Zaten böyle bir hareketi bekliyorlardı. Atatürk, Teşkilat-ı Esasi’ye ( Anayasa’ya ) konmak üzere şu öneriyi hazırladı:

“ Türkiye Devletinin şekli cumhuriyettir. Türkiye Devleti Büyük Millet Meclisi

Tarafından idare olunur.” Böylelikle yeni devlet şeklinin cumhuriyet olacağına kesin olarak kara verildi.

29 Ekim 1923 akşam saat: 18.45’te TBMM oturumu açıldı. Atatürk’ün önceden hazırlattığı Anayasa maddesinin görüşülmesine geçildi. Görüşmeler sonunda öneri kabul edildi. Milletvekilleri ayağa kalkarak üç kez “Yaşasın Cumhuriyet !” diye bağırdılar.

29 Ekim 1923 Pazartesi günü saat: 20.30’da Cumhuriyet ilan edildi.

Cumhuriyetin ilanından sonra yapılan seçimlerde ilk cumhurbaşkanlığına M. Kemal Atatürk seçildi.

Cumhurbaşkanlığına seçilen Atatürk kürsüye gelerek bir konuşma yaptı. Heyecanlı ve kararlı konuşmasını şu sözlerle noktaladı:

— Türkiye Cumhuriyeti, cihanda işgal ettiği mevkie layık olduğu eserleriyle ispat edecektir. Türkiye Cumhuriyeti, mesut, muvaffak ve muzaffer olacaktır.

Türkiye, Cumhuriyet'in ilanından sonra, Atatürk inkılâbı ile hızla  kalkınma sürecine girmiş ve bugün de aynı hızla ilerlemesine ve  gelişmesine devam eden, böylece kendisine layık bir yer edinen güçlü bir devlet ve bayındır bir ülke durumuna gelmiştir.

Türk milleti, her zaman tarihteki büyüklüğüne ulaşacak karakterde ve yapıdadır. Yükselmeye azimli ve kararlıdır.

Nüfusu azalmış, her türlü hastalık ve geri kalmışlıkla boğuşan Türk milleti artık kendi silahını kendi makinesini kendi teknolojisini üretir konuma gelmiştir.

Vaktiyle iğne yapmaya muhtaç bu millet, bugün kendi savaş uçaklarını yapacak, gemilerini inşa edecek hale gelmiş, diğer ağır sanayinde gelişmiştir. Bunun yanında eğitim, öğretim, kılık kıyafet hukuk ve daha pek çok alanda yaptığı inkılâplarla çağdaş bir görünüm  kazanmıştır.

Türk Milleti 79 yıl önce düşmanlarına karşı sergilediği birlik ve  beraberliğini bu günde iç ve dış düşmanlarına karşı gösterecektir. Doğu ve Güneydoğu illerimizde, Türkiye Cumhuriyetini bölmek için çalışan bir avuç eşkıya, er geç Türk Milletinin demir yumruğunu başında hissedecek ve Ermeni uşakları Türk Milletinin çelikten bağrına çarparak parça

Parça olacaktır. Türkiye Cumhuriyeti bugün, 81 yıl önce gurbete bıraktığı Orta Asya Türk dünyasını bağrına basacak, kucaklayacak güç ve kuvvete ulaşmıştır. Dünya Türk'ün adaletine ve himayesine muhtaçtır. Bekle dünya geliyoruz.

Cumhuriyet

Biziz bu memleketin

Kanı, kemiği, eti.

29 Ekim'de,

Kurduk Cumhuriyeti.

29 Ekim'de,

Yeni bir ay parladı.

İşte bu parlak ayın,

Cumhuriyettir adı.

Cumhuriyet yolların

En iyisi, en düzü

Atatürk'ün zekâsı,

Ak etti yüzümüzü.

Yirmi dokuz ekim'de,

Bütün ışıklar yansın.

Caddeler baştanbaşa

Bayraklarla donansın.

Şerefimiz var, yurdun

Toprağında, taşında.

Dinç Cumhuriyetimiz,

Altmış iki yaşında.

El ele tutuşalım,

Hiç değişmez bu niyet.

Yaşasın Türk milleti,

Yaşasın cumhuriyet.

Halil Soyuer

Cumhuriyet

Yıl 1923,

Bir savaş sona ermiş,

Kurtulmuş millet, fakat

Yapılacak iş daha güç

İşte büyük Atatürk,

Buna çare aradı,

Önce kovdu düşmanı;

Ve kurtardı vatanı.

Sonra 29 Ekim günü,

Kurdu cumhuriyeti,

Sıra ile devrimler

Sevindirdi milleti.

Bugün 50.yılı

Kutlarken neşeliyiz,

Nice 50 yıllara

Hızla koşuyoruz biz

Serhan

29 EKİM

Cumhuriyet bayramı,

Geldi bize ne mutlu!

Bayraklar la donattık,

Güzel okulumuzu.

Sokaklarda evlerde,

Al bayrak dalgalanır,

Onun o al rengini,

Bütün bir dünya tanır.

Yirmi dokuz ekim'i,

Karşılarız neşeyle,

Çünkü bugünle erdik,

Büyük cumhuriyete.

Yürüyün arkadaşlar,

Hep ileri koşalım,

Bugün bayramımız var,

Gelin bayramlaşalım.

Ali Püsküllüoğlu


KIZILAY HAFTASI

(29 Ekim–4 Kasım)

Türkiye Kızılay Derneği 11 Haziran 1868 tarihinde "yaralı ve hasta askerlere yardım cemiyeti" adıyla kurulmuştur.14 Nisan 1877 de "Osmanlı Hilal_i Ahmer Cemiyeti ",1923  te "Türkiye Kızılay Cemiyeti" ve 1947 de  "Türkiye Kızılay Derneği" adını almıştır. Kısaca Kızılay diye anılan derneğe adını yüce Önder Atatürk vermiştir.

Genel merkezi Ankara'da bulunan Kızılay, Kızılay-Kızılhaç topluluğunun belirlediği "insaniyetçilik" ayrım gözetmemek,"tarafsızlık, bağımsızlık, hayır kurumu niteliği, birlik, evrensellik kavramları temelinde faaliyetlerini yürütmektedir.

Yurdumuzun en eski ve en büyük yardım kurumlarından  biri Kızılay’dır. Sel, deprem, yangın, savaş, salgın, hastalık, su baskını gibi felaketlerle insan her an karşılaşabilir. İşte bu gibi durumlarda insanların yardımına koşan kurum Kızılay’dır. Kızılay milli felaketlerde zarar görenlere yiyecek, giyecek, ilaç, yakacak ve çadır yardımı yapar. Hasta ve yaralıları tedavi ettirir.

Kızılay yoksul halka hizmet amacıyla   gezici hastaneler kurar. Hastaları tedavi ettirmek için hemşire v hasta bakıcı yetiştirir. Kimsesi olmayanlara aş evleri tarafından yemek verir. Dinlenme evleri açar. Yoksul halka kan vermek için kan merkezleri kurar. Kızılay’ın tüm bu yardımları yapabilmesi için paraya ihtiyacı vardır. Kızılay’ın geliri halkın bağışlarından (para, mal, kan) ve gezi, konser, müsamere, pul elde edilen para ile sağlanır.

Kızılay haftası 29 Ekim–4 Kasım tarihleri arasında kutlanır.131.kuruluş yılını kutladığımız  Kızılay'ın gönüllü gayretleri ve insanlık sevgisinin ürünüdür. Bir hafta boyunca bu gönül kuruluşunun faydaları anlatılır, bu gönül kuruluşuna, yardımlar toplanır. Çalışmaları sergilenir.

Sevgili öğrenciler: Bu örgüt bizim için var. Kızılay’a yapılan her yardımın en kötü günümüzde bize döneceğini unutmayalım. Kızılay örgütüne her konuda bizimde katkılarımız olsun. Şunu utmayın! Yapılan her türlü yardımın, bize bir gün geri döneceğine, bize kucak açacağını hatırlayalım.

Vidan AKÇAY
2A Sınıfı Öğretmeni

Kızılay'ın görevleri ve çalışmaları
1.   Doğal afetlerde (Deprem, sel, Yangın, toprak kayması s.) zarar görenlere çadır, battaniye, giysi ve yiyecek yardımları yapar. Bunun için önceden bu maddeleri depo eder.

2.   Yoksul, kimsesiz ve düşkünler için aşevleri açar.
3.   Sağlık merkezleri kurar. Kurduğu kan bankası ile halkın yaptığı kan bağışlarını kabul eder, gereksinme duyanlara bu kanları verir.
4.   Hemşire ve sağlık personeli yetiştirmek için okullar açar.
5.   Savaşta geçici sağlık merkezleri kurar.
6.   Gerekli durumlarda gezici hastaneler kurarak halka sağlık hizmeti götürür.

Kızılay'ın gelir kaynakları

1.   Yardımsever yurttaşların bağışları,
2.   Üyelerin ödentileri,
3.   Kızılay pullarının satışından elde edilen gelirler,
4.   Rozet dağıtımından sağlanan gelirler,
5.   Devletin her yıl yaptığı yardımlar,
6.   Gümrükte alıkonulan eşyaların satışından elde edilen gelirler,
7.   Oyun kâğıtlarının satışından elde edilen gelirler,
8.   Kızılay aracılığı ile dışardan alınan ilaçların, röntgen filmlerinin satışından sağlanan gelirler,
9.   Afyonkarahisar Maden Suyu'nun satışından sağlanan gelirler.

Kızılay haftası - güzel sözler

Acılar paylaşıldıkça azalır.

Küçük yardımlar büyük işler görür.

Kızılay kara gün dostudur.

Ateşi söndüren su, acıyı dindiren Kızılay'dır.

Kızılay'ı unutma, sana da acılı günlerinde yardımcı olur.

Kızılay'a bağışlayacağınız bir damla kan, bir candır.

Kızılay üyelerin yardımı ile yaşar.

Acılı günlerin en yakın dostu Kızılay'dır.

Kızılay'ı sevmek, insanlığı sevmektir.

KIZILAY

Yangın, deprem, sel, savaş.
Nice felaket olur.
Yaralı olsun yurttaş,
Onunla teselli bulur.

Her derde devadır o,
Hastaya şifadır o,
Açlara gıdadır o,
Muhtaçları o korur.

Sarsılsa birer birer,
Faydası neler neler,
Yıkılan viraneler,
Yeni baştan kurulur.

Ona yardım ödevin,
Hem kutsal bir görevin,
Felaket adlı devin,
O zaman kalbi durur.

M.İhsan Bulur

Kara gün dostu kızılay

Yangın olur,

Deprem olur,

Sel olur,

Yakar, yıkar her yeri,

Felaket ne zaman gelir

Kim bilebilir ki?

Bakarsın bir anda,

Dolup taşar ortalık,

Yaralı, hasta, aç insanlar

Ya çocuklar, ya çocuklar

Kim koşar onları yardımına?

Kim koşar Kızılay’dan başka

Kim sarar yaraları?

Kara gün dostu Kızılay'dan

Esirgemeyelim yardımı

İzlem Turpf.t.ilköğretim okulu

“Bir konuşma”

Kızılay haftası

Her yıl 29 Ekim 4 Kasım tarihleri arasında Kızılay haftasını kutlarız. Kızılay bir yardım kurumudur. Yardım insancıl bir duygudur. İnsanları yücelten bir düşüncedir. Bu düşüncenin yaygınlaşması dünyamızı güzelleştirir. Barış içinde bir arada yaşamamızı sağlar. İnsanlar arasında birlik ve beraberlik duygularını geliştirir.

Felakete uğrayanlara dil, din, ırk gözetmeden yardım edilmesi gerektiği görüşünü ilk olarak İsviçreli bir yazar savundu. Tek tek yapılan yardımın yeterli olmadığı görüşünde birleşen Avrupalı devlet adamları  İsviçre'nin  Cenevre kentinde toplandılar 1869 yılında ilk yardım derneğini kurdular. Bağımsız, yansız, uluslar arası   bir kuruluş olan bu dernek daha sonra Kızılhaç adını aldı.

Ülkemizde 1868 yılında “Hilal_i Ahmer” derneği kuruldu. Cumhuriyet döneminde adı “Türkiye Kızılay Derneği” oldu.

Kızılay, savaş, deprem, sel baskını, yangın, salgın hastalık gibi felaketlere uğrayanlara yardım eder. Depremden, yangından, selden zarar görenlerin yardımına koşar. Felakete uğrayanların barınmaları için çadır, battaniye, yiyecek, giyecek dağıtır. Yaralıların tedavisi için hastaneler kurar, iyileşmeleri için çaba sarf eder. Onlara her tür yardımda bulunur.

Kızılay salgın hastalık durumlarında hastalara yardım eder. Aşevleri açar. Aşevlerinde yoksul, kimsesiz, düşkün, yurttaşlara yiyecek ve giyecek verir.

Yurt içinde yâda yurt dışında deprem, sel baskınını, savaş olur olmaz, Kızılay depolarını açar. Felaket bölgesine çadır, battaniye, giyecek, yiyecek, kan ve ilaç gönderir ve bu yardımların dağıtımını yapar. Kızılay ülke içinde ve dışında yaptığı bu yardımları; Üyelerin ödentileri, yardımseverlerin bağışları ve öğrencilerin satın aldıkları Kızılay pullarından elde ettiği gelirlerle karşılar.

Türkiye Kızılay Derneği’nin beyaz zemin üzerine kırmızı aydan oluşan bir bayrağı vardır. Kızılay bayrağındaki beyaz renk yaralı askerlerin gömleklerini, kırmızı ay ise kan izlerini simgelemektedir.

Yeşim Yağlıcı
6c   1377

Kızılay haftası

Yaralar sarar eli bir anne sevgisiyle
Hepimiz tanırız Kızılay'lı bayrağı ile
Kucağını açmaktadır kırkkat düşmana bile
İnsanlık onurumuz, İnsancı Kızılay'ımız.

Savaşta, barışta, her ulusal felakette
Örgütü, kolları var tüm yurtta, her bir kentte
Hemen koşar yetişir kim varsa başı dertte
Ona muhtaç olanın inancı Kızılay'ımız.

Dil, din, ırk ayrımı gözetmez hizmetinde
Hepsini dağıtmakta ne var ise elinde
Kızılay'a üye ol, bağış yap sen de
En güçlü ulusal dernek olsun Kızılay'ımız.

Kızılay güçlü ise muhtaç olan el açmaz
Vatanı, ulusu seven asla yardımdan kaçmaz
El verelim çocuklar, güçlensin alayımız
Felaketin düşmanı olsun Kızılay'ımız.

Ali Hallaç

KIZILAY

En kara günümüzde,

Bizi Kızılay korur,

Yoksulların, dertlinin,

Derdine derman olur.

Sel, deprem ve yangının

Devasıdır Kızılay

Kimsesiz yetimlerin

Babasıdır Kızılay.

İyi günlerde yardım

Ederiz Kızılay'a

Bütün felaketlerden

Kurtuluruz bedavaya

Biz de öyle olalım

Yardım edelim her ay,

Yapılan yardımlarla

Yaşayacak Kızılay.

Mehmet GÜLSEREN


LÖSEMİLİ ÇOCUKLAR HAFTASI
(2–8 Kasım)

Çocukluk çağında lösemiler:
Lösemi nedenleri henüz tam olarak aydınlatılamamış fakat günümüzün en önemli ve acil olarak öğrenilmesi gereken hastalıklarından biri. Sitogenetik ve moleküler tekniklerdeki yeni gelişmelerle; genetik yatkınlıklar, radyasyon, benzen ve türevleri (bali, vs.), böcek ilaçları gibi kimyasal maddeler, bazı kalıtsal hastalıklar ve bazı viral hastalıkların hep birlikte lösemiye neden oldukları çalışmalarla gösterilmiştir. Lösemi her yaşta görülmektedir. En sık çocukluk çağında 2–5 yaşlarında artmaktadır. 1 yaşın altında, 10 yaşın üstündeki yeni vakalarda tedaviye cevap azalmaktadır.

Çocukluk çağındaki kanser vakalarının %35'ini lösemiler oluşturur ve birinci sıradadır. Türkiye’de her yıl 16 yaşın altında 1200–1500 yeni lösemili çocuk vakası tespit edilmektedir.

Herhangi bir etkiyle damarlarımızda dolaşan kanın esas yapım yeri olan kemik iliğimizdeki ana hücrelerde oluşan şifre değişikliği ile blast adını verdiğimiz olgun olmayan kan hücrelerinde artış meydana gelmektedir. Bu hücreler hızla yayılarak kemik iliğini, lenf bezlerini, dalağı, karaciğeri, beyin ve merkezi sinir sistemini tutmaktadır.

Çocuklarda lösemi hastalığının belirtileri:

İştahsızlık Kansızlık Zayıflama Bacaklarda kemik ağrıları Cilt altında kanamaları (kırmızı noktalar veya morarmalar) Burun ve dişeti kanamaları Ateş

İlk gözlenen bulgulardır. Ayrıca yayıldığı organlara ait belirtiler, örneğin baş ağrısı, kusma, karın ağrısı, görme bozuklukları önem taşıyabilir. Bu yakınmalarla müracaat ettikleri çocuk hematoloji (kan hastalıkları) uzmanlarınca yapılan muayenede çoğunlukla karaciğer ve dalak büyümesi, lenf bezlerinde genişleme, kanama bulguları tespit edilebilir.

Yapılan kan, kemik iliği, hücre tipini belirleme ve genetik tetkikler sonucu kesin tanı konulabilir.

Tanıdaki ayrıntılı testler genellikle lösemi tiplerini, tedavi prensiplerini belirlemede yardımcı olacaktır.

Her yıl okullarda 2–8 Kasım tarihleri asında lösemi hastalığına dikkat çekmek, bu konuda halkı bilinçlendirmek ve hastalara maddi ve manevi destek sağlamak amacıyla “Lösemili Çocuklar Haftası” kutlanır. Çeşitli basın yayın organlarından faydalanılarak halkın Lösemi hakkında bilinçlendirilmesine çalışılmaktadır.


ATATÜRK HAFTASI

(10–16 Kasım)

Atatürk’ün ölüm tarihi olan 10 Kasım 1938 yılının her yıldönümü ile başlayan haftayı Atatürk’ü anma haftası olarak anıyoruz. Atatürk 10 Kasım 1938 yılında İstanbul da Dolma bahçe sarayında sabah saat 09.05 geçe hayata gözlerini yumdu. Onun ölümü Türk milleti için çok açı ve üzüntü verici bir ölümdür. Fakat onun Türk gençliğine bırakmış olduğu en büyük eseri olan Cumhuriyet ve onun ilkeleri her Türk gencinin hayatı pahasına dahi olsa yaşatacağı temel ilkeler olmuştur. Biz Türk gençleri Atatürk’ün bize göstermiş olduğu çağdaş uygarlık yolunda geçmişimizden aldığımız kuvvet ve geleceğimize olan inancımızla emin adımlarla yürüyeceğiz. Bizler her 10 Kasım günü Atatürk için ağıt yakmak değil onun ilke ve idealleri uğrunda neler yaptığımızı hangi başarılara ulaştığımızı ve dünya ile aramızdaki farkın kapatılması için neler yapmamız gerektiğini daha mantıklı olarak düşünüp bu uğurda çalışmanın azmi ve gayreti içinde olacağımızı gür bir sesle tüm dünyaya haykırmalıyız.

Atatürk Türk gençliğine hedef olarak göstermiş olduğu çağdaş uygarlık yolu hepimizin yoludur. Eğer bu yolda çalışıyor gayret ediyor ve hedeflerimize ulaşıyorsak biz o zaman Atatürk’ü anmış ve onun çalışmalarına gayretlerine layık bireyler olduğumuzu göstermiş oluruz. Eğer bilimde teknikte, kalkınmada, sanayileşmede, dünyada barış ve huzurun sağlanması yolunda dünya standartlarını yakalamış ve geçmişsek o zaman Atatürk’e layık nesiller olduğumuzu göstermiş oluruz.

Atatürk

1881–1938 T.C.Kurucusu ilk Cumhurbaşkanı. Selanik’te Kasımı ye mahalle’sinde doğdu annesi Zübeyde Hanım Babası gümrük kolcusu Aliriza Efendi’dir. Ailesinin beş çocuğu olmuşsa da makbule dışındakiler yaşamamıştır. Mahallesinde başladığı öğrenimine babasının ölümü üzerine bir süre ara vermek zorunda kaldı.1893 yılında Selanik Askeri Rüştiyesi'ne başladı.1896 yılında Mustafa Kemal Manastır Askeri lisesi'ne girdi. Makedonya’nın bu önemli kenti onu derinden etkiledi. Lise sonrası 1899 da İstanbul'da harp okuluna başladı. Derslerindeki başarı ve ardından 11 Ocak 1905 te kurmay yüzbaşı rütbesiyle orduya katıldı.
Bu arada siyasal etkinliklerini sürdürdüğü gerekçesiyle tutuklandı. Serbest bırakıldıktan sonra Şam'da 30.süvari alayı'na atandı."Vatan ve hürriyet" cemiyetini kurdu. Ekim 1906.Cemiyetin bir şubesini kurmak için Selanik'e gitti. Dönüşünde Makedonya'da ki Manastır 3.ordu kurmay başkanlığına atandı. Manastır'a giderken Selanik'teki karargâhta görevlendirildiğini öğrendi. Selanik’te İttihat ve terakki cemiyetine girdi.

Kısa bir süre sonra ll. meşrutiyet ilan edildi.31 Mart olayından sonra İstanbul'a gelen Harekât ordusunda Kurmay heyetinde yer aldı. Ordunun siyasetten uzak olmasını isteyen M.Kemal çeşitli dış görevler alarak İstanbul'dan uzak kalmayı yeğledi.
İtalyanların Trablus’u işgal etmeleri üzerine M.Kemal Mısır üzerinden gizlice Trablus garp’a geçti. Orada gizlice buluştuğu Osmanlı subayları ile  İtalyanlar a karşı savaştı.9 Ocak 1911 de Tobruk savaşı'nın kazanılmasında büyük katkısı oldu. Bu nedenle binbaşılığa yükseltildi.

Balkan savaşları ile Edirne yakınlarına kadar gelen Bulgar ordusundan Edirne'yi geri alan ordunun oluşturulmasında önemli rol oynadı.

Balkan savaşının bitiminden 1.Dünya Savaş'ının başlamasına kadar olan dönemde Sofya'da Askeri ateşe olarak görev yaptı. Burada yarbaylığa yükseltildi.
1.Dünya Harbi'ne girilmesine karşı olan Mustafa Kemal bir oldubitti ile Osmanlı Devletinin savaşa girmesi üzerine aktif görev isteyen Mustafa Kemal 19.Tümen komutalığı ve ardından katıldığı Çanakkale Savaşları'nda  Koca çimen, Arıburnu ve Conk bayırını güçlü bir dirençle savundu. Bu başarısı sonucu Haziran 1915 te albaylığa yükseltildi. Anafartalar Grubu komutanlığına getirildi.1916 da Doğuya giderek Bitlis ve Muş'u Ruslardan geri aldı. Mirlivalığa yükseltilerek Suriye'ye Yıldırım Orduları Grubu komutanlığına atandı.1917 de Vahdettin'in Almanya gezisinde görevlendirildi.1918 de Vahdettin Padişah olunca M.Kemal Padişah tarafından yeniden Suriye'deki ordu komutanlığına atandı. Ordu sununun çölde kırılmasını önleyerek Şam'a çekilmesini sağladı. Sağlam bir savunma hattı kurdu.30 Ekim 1918 de Mondros Ateşkes antlaşması ile Osmanlı devletinin yok olma fermanı hazırlanmış bu durumu İçine sindiremeyen M.Kemal Padişah ve ülkenin ileri gelenleriyle yaptığı görüşmelerden istediği sonucu alamayınca  tek çıkar yolun bir kurtuluş savaşı olduğunu fakat bunun için Anadolu'ya geçilmesi gerektiğini planlayıp  ardından da Anadolu'daki Pontus çetelerinin hareketlerini takip ve bastırması için 3.Ordu müfettişliğine atandı.

19 Mayıs 1919 da Samsun'a çıktı. İlk olarak Müdafaa-,hukuk Cemiyetlerinin birleşmesini sağlamaya çalıştı. Çalışmalarından rahatsız olan İstanbul hükümeti  onu geri çağırınca görevinden istifa etti.23 Temmuz–7 ağustos 1919 da Erzurum Kongresi ardından 4–7 Eylül 1919 da Sivas Kongresi toplandı burada Anadolu ve Rumeli Müdafaa i hukuk cemiyeti kuruldu. Böylece cemiyetler arasında birlik sağlandı.27 Aralık 1919 da Ankara 'ya geçti. İstanbul’da toplanan Millet Meclisi Misak-ı Milliyi kabul etti. İtilaf devletlerinin İstanbul'u işgal etmelerinin  ardından Millet Meclisi de dağıtıldı.

23 Nisan 1920 de Ankara’da T.B.M.M. toplandı M.Kemal İlk başkan seçildi.30 Nisan da da TBMM Türkiye’nin tek temsilcisi oldu. Yunanlıların Anadolu'da ilerleyip Sakarya'ya dayanması üzerine Mustafa Kemal'e Meclis tarafından Başkomutanlık ve tam yetki verildi.22 gün ve 22 gece süren savaşta Yunan ordusu perişan bir halde geri çekildi. Meclis bu büyük zaferden sonra M.Kemal'e MAREŞAL  RÜTBESİ VE GAZİLİK UNVANI VERDİ.

Bir yıl boyunca Baş Komutanlık yetkisi üçer aylık sürelerle uzatıldı.

26 Ağustos 1922 de büyük Taarruz başlatıldı. Baş Komutan M.Kemal Paşa harekâtı yönetmek üzere Kocatepe'ye geldi.30 ağustos günü Dumlupınar Meydan Muharebesi kazanılınca Yunan Ordusu'nun kaçışı başladı. Türk ordusu 9 Eylülde İzmir'e girdi.11 Ekim 1922 de Mudanya Mütarekesi'nin imzalanmasıyla savaş sona erdi. Bunu 11 ay süren diplomatik mücadelelerden sonra imzalanan Lozan Antlaşması izledi.24 temuz1923
9 Eylül 1923 te cumhuriyet Halk Fırkası'nı kurdu.29 Ekim 1923  te Cumhuriyet ilan edildi. M.Kemal İlk Cumhurbaşkanı seçildi.26 Kasım 1934 de meclis tarafından kendisine Atatürk soyadını verdi."Yurtta sulh cihanda sulh" ilkesini benimsedi.10 Kasım 1938  sabahı saat 09.05 te Yaşama gözlerini yumdu.

Onuncu yıl söylevi (nutku)

Türk Milleti!
Kurtuluş savaşına başladığımızın 15'inci yılındayız. Bugün cumhuriyetimizin onuncu yılını doldurduğu en büyük bayramdır.
Kutlu olsun!
Bu anda büyük Türk milletinin bir ferdi olarak bu kutlu güne kavuşmanın en derin sevinci ve heyecanı içindeyim.
Yurttaşlarım!
Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti'dir.
Bundaki muvaffakiyeti Türk milletinin ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak azimkârâ ne yürümesine borçluyuz.
Fakat yaptıklarımızı asla kâfi göremeyiz. Çünkü daha çok ve daha büyük işler yapmak mecburiyetinde ve azmindeyiz. Yurdumuzu dünyanın en mâmur ve en medenî memleketleri seviyesine çıkaracağız. Milletimizi en geniş refah vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız. Millî kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız.
Bunun için, bizce zaman ölçüsü geçmiş asırların gevşetici zihniyetine göre değil, asrımızın sürat ve hareket mefhumuna göre düşünülmelidir. Geçen zamana nispetle, daha çok çalışacağız. Daha az zamanda, daha büyük işler başaracağız. Bunda da muvaffak olacağımıza şüphem yoktur. Çünkü, Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır. Türk milleti zekidir. Çünkü Türk milleti millî birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Ve çünkü, Türk milletinin yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir. Şunu da ehemmiyetle tebarüz ettirmeliyim ki, yüksek bir insan cemiyeti olan Türk milletinin tarihî bir vasfı da, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Bunun içindir ki, milletimizin yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, fıtrî zekâsını, ilme bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini, millî birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek inkişaf ettirmek millî ülkümüzdür.
Türk milletine çok yaraşan bu ülkü, onu, bütün beşeriyete hakikî huzurun temini yolunda, kendine düşen medenî vazifeyi yapmakta, muvaffak kılacaktır.
Büyük Türk Milleti, on beş yıldan beri giriştiğimiz işlerde muvaffakiyet vadeden çok sözlerimi işittin. Bahtiyarım ki, bu sözlerimin hiçbirinde, milletimin hakkımdaki itimadını sarsacak bir isabetsizliğe uğramadım.
Bugün, aynı inan ve katiyetle söylüyorum ki, millî ülküye, tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk milletinin büyük millet olduğunu bütün medenî âlem, az zamanda bir kere daha tanıyacaktır.
Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medenî vasfı ve büyük medenî kabiliyeti, bundan sonraki inkişafı ile, âtinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.
Türk Milleti!
Ebediyete akıp giden her on senede, bu büyük millet bayramını daha büyük şereflerle, saadetlerle huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim.
Ne mutlu Türk'üm diyene!

29 Ekim 1933

Atatürk

Şimdi bir deniz varsa

Pamuk tarlaları

Rüzgârlar altında

Şimdi bir tren geçiyorsa ovalardan.

Buğday sarısı güneşte

Bir kuş uçuyorsa

Şimdi bir bayrak dalgalanıyorsa

Aylı yıldızlı...

Yaşamak eninle güzel

Yaşamak bunun için büyük

Sevgili Atatürk

Adnan  Ardağı

Atatürk

Türk gücünü dünyaya

Yine duyuran sensin.

Yıkılmış bir devleti,

Yeniden kuran sensin.

Sensin tüm güçlükleri

Kolaylıkla aştıran.

Sensin yenilikleri

Bizlere ulaştıran

Böyle büyük bir insan

Kolay gelmez diyorum.

Seni her gün daha çok,

Daha çok seviyorum.

Mehmet Şahin

Resim

Her gün,

Enginlerden engin,

Yücelerden yüce

Bir duygu sarar bizi

Bu sınıfa girince.

Yanda bir uçtan bir uca,

Mavi deniz,

Odanın içinde güneşleri bulunca,

Isınırız.

Enginlerin engini deniz olsa

Deniz ufak!

Yücelerin yüzesi güneş olsa

Güneş küçük!

İlk günü gördük,

Nereden geldi:

Duvardaydı

Denizleri, güneşleri

Küçülten büyüklük.

Kürsünün üstünde bir resim:

Gözleri denizden mavi,

Bakışları güneşlerden sıcak,

Dört mevsim.

Kürsünün üstünde:

Atatürk’üm arkasında al bayrak,

Kollarını kavuşturmuş göğsünde.

Bu resimle başlar bizim günümüz,

Karşımızda Atatürk’ü görünce

Kıvançla dolar, taşar gönlümüz.

Öğretmenimizin kürsüde

Verdiği dersi,

Dinler bizimle birlikte

Atatürk'ün resmi.

Çalışkanız çünkü

Çalışınca gülümse.!

Bir yanlışlık yapsak,

Bulutlanır gözleri.

Anlarız Atatürk üzüldü.

.................................
.................................
.................................

Yaprak yaprak dökülürken önümde

Her yıl, dört mevsim;

Sınıflar içinde yanlız bir sınıf,

Resimler içinde yanlız bu resim!

Behçet Necatigil

Atatürk Anadolu'da

Atatürk altında bir doru at,

Bütün yurdu gezdi.

Ne Erzincan’ı kaldı ne Afyon'u,

Dileğince biçim verdi.

O kurtuluş savaşı günleri,

Atatürk memleketin havasında,

Şenliğinde, öfkesinde,

Saymakla bitmez emekleri.

Yurdun her taşına

O hünerli eli değdi.

Umut verdi yüreğinden halka,

Hürlüğü öğretti.

Sabahattin Kudret Aksal

Zefer türküsü

Yaşamaz ölümü göze almayan,

Zafer, gözünü yummadan koşana gider.

Bayrağa kanının alı çıkmayan,

Gözyaşı boşana boşana gider.

Kazanmak istersen sen de zaferi,

Gürleyen sesinle doldur gökleri,

Zafer dedikleri kahraman peri,

Susandan kaçar da coşana gider.

Bu yolda herkes bir; ey delikanlı,

Diriler şerefli, ölüler şanlı.

Yurt için dövüşen, başı dumanlı,

Her zaman bu şandan o şana gider.

F.Nafiz Çamlıbel


 

AFET EĞİTİMİ HAZIRLIK GÜNÜ
(12 Kasım)

Ülkemizin coğrafi konum olarak deprem kuşağında yer alması nedeniyle deprem gibi doğal afetlerde ülkemizde çok fazla can ve mal kaybına yanı sıra sanayi tesislerinin tahrip olmasına, yol, su, elektrik, kanalizasyon gibi alt yapı tesislerinin büyük oranda tahrip olmasına ve zarar görmesine yol açmaktadır.

Bu nedenle; olabilecek depremlerden en az şekilde etkilenip can ve mal kaybını en aza indirmenin yollarından bir tanesi de toplumun her kesiminde deprem bilincini oluşturmaktır. Bu amaçla yurdumuzda her yıl 12 Kasım günü “Deprem Eğitimi Hazırlık Günü” olarak ilan edilmiş ve bu amaçla okullarımızda çeşitli etkinlikler düzenlenmesi yoluna gidilmiştir.

Deprem bilinci oluşturmanın en önemli yollarından bir tanesi de eğitimdir. Ülkemizde deprem bilincini oluşturmak için değişik zamanlarda çeşitli eğitim faaliyetleri gerçekleştirilmiştir.

Halkın eğitimi ve bilinçlendirilmesi amacıyla M.E. Bakanlığı yaptığı ortak çalışmalar çerçevesinde; İstanbul, Bursa, Çanakkale, Sakarya, Afyon ve Yalova illeri ve ilçelerinde 4000'den fazla öğretmen "Temel Afet Bilinci Eğitmen Eğitimi" programına katılıp başarılı olmuş ve bu eğitimi 30.000'den fazla öğretmene ve okul çalışanına, 1,5 milyondan fazla öğrenciye ve on binlerce veliye aktarmıştır.

Eğitimle ilgili nüfusun deprem bölgelerinde bir hayli yoğun olması ve deprem bilincinin oluşturulmasında ana görevin eğitime düşmesi sebebiyle Millî Eğitim Bakanlığı ile Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü arasında "TÜRKİYE TEMEL AFET BİLİNCİ EĞİTİMİ PROJESİ" adı altında bir çalışma başlatılmıştır. Proje, ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı Yabancı Ülkeler Afet Destek Ofisi (USAID/OFDA-US Agency for International Development/The Office of Foreign Disaster Assistance) tarafından desteklenecektir.

İşyeri ve Organizasyonlar İçin Afete Hazırlık Kaynakları

Deprem, bir dakikadan daha kısa bir sürede insanları işlerinden ve işyerlerinden edebilir. Depreme hazırlanma kararını vermek için de bir dakikadan az bir zaman yeterlidir. Depreme karşı hazırlık çalışmaları ön bilgi ve küçük önlemlerden ibarettir. Afet zararlarının azaltılması iyi bir yatırımdır. Geri dönüşü çok yüksektir. Yüksek sismik risk içeren bölgelerde deprem hazırlık planlaması öncelikli iş olarak algılanmalı ve gereği yapılmalıdır! Aksi takdirde deprem iş, işyeri ve gelir kayıplarına neden olabilir.

Bu eğitim kaynaklarının amacı; kendimizi ve çevremizdekileri gelecek bir afete hazırlamak için; depreme hazırlık konularının, sorumlulukların ve planlama işleminin genel çerçevesini vermek, afet bilincini yükseltmek, pek çok küçük adım atarak alınan önlemlerle afet riskinin azaltılabileceği bilgisini yaygınlaştırmaktır.

Aileniz için bir deprem anında nasıl hareket edeceğinizi düşünün ve kendinize göre planlama yapın. Bu amaçla; Evinizin her odasındaki güvenilir yerleri belirleyin.

Evin tehlikeli noktalarını bilin, (pencereler, aynalar, asılı eşyalar, şömineler ve yüksek mobilya)

Pratik egzersizler yapın. Çocuklarınızla evin içerisindeki güvenilir noktalara yerleşin.

Bölgenizdeki Kızılay, Sivil Savunma veya diğer toplum kuruluşlarından ilkyardım kurallarını öğrenin.

Birbirinizden ayrı olmanız halinde ailenizin nerede buluşacağını belirleyin; Bu yerler herkesin bildiği yakın çevreden olsun. Örneğin; Komşunun veya size yakın oturan akrabaların evi, mahallenizdeki okul ve camilerin avluları ile parklar.... gibi.

Belirlemiş olduğunuz bu yerlerde buluşmanız mümkün olmayabilir çünkü bu yerler de depremden zarar görmüş olabilirler. Bu sebeple oturduğunuz şehirden en az 100 km. uzakta yaşayan bir akrabanızı haberleşme aracı olarak seçin.

Yukarıdaki bilgileri içeren kartlardan hazırlayın. "AİLEYLE TEKRAR BİR ARAYA GELME" kısmındaki boşlukları doldurun ve tüm aile bireyleri için çoğaltın. Evde herkese cüzdanlarında, çantalarında veya ceplerinde taşımaları için verin. Bu isim ve telefon numaralarını daima yanınızda taşıyın. Tüm aile üyelerinin, depremden sonra en kısa sürede, önceden belirlemiş olduğunuz bu kişiye haber vermelerini söyleyin. Ve sizde aynı şekilde bu kişiye nerede ve nasıl olduğunuzu söyleyin. Eğer tüm aile üyeleri seçmiş olduğunuz kişiye haber verebilirse, birkaç gün bir araya gelemezseniz dahi, birbirinizin nerede ve nasıl olduğundan haberdar olabilirsiniz. Birbirinizden haberdar olabilmek kaygı ve stresinizi oldukça azaltacaktır.

Sizin için önemli olan telefon numaralarını en kolay şekilde ulaşabileceğiniz bir yerde saklayın.

Aileniz için önemli olan tapu senet sözleşme gibi belgeleri sağlam bir yerde veya naylon poşet içine koyarak dış etkilerden zarar görmeyecek şekilde ayarlayın

Bu belgelerin arasına bir de ÖNEMLİ AİLEVİ BİLGİLER çizelgelerini doldurarak saklarsanız yararlı olacaktır.

Aile bireyleri için; bilek veya boyunda taşınabilen madeni künyeler (Adı, soyadı, doğum yeri, doğum tarihi, dini ve kan grubu) hazırlayın.

Aileniz için taşınabilir bir ilkyardım çantası hazırlayın ve ulaşılabilir bir yerde hazır bekletin

Evlerimizi sağlam zemin üzerine müsaade edildiği kat sayısı kadar sağlam malzeme kullanarak yapmalıyız.

Hatların zarar görmemesi halinde, gaz, su ve elektriğin nasıl kapatılacağını öğrenin.

Evinizdeki bütün odaların en güvenli yerlerini önceden belirleyin. Bu yerler arasında: İki duvarın birleştiği köşe, sağlam bir masanın altı veya yanı, kaloriferlerin veya buzdolaplarının yanı, çekyat veya kanepelerin yanı olabilir. Deprem anında panik yaşayabilir ve doğru düşünemeyebilirsiniz. Böyle bir durumda önceden nerelere saklanabileceğiniz belirlemeniz, bunu ailedeki herkese öğretmeniz ve zaman zaman denemeniz faydalı olacaktır.

Evinizde hasar görebilecek ve/veya verebilecek eşyaları planın uygun yerine not edin.

Acil durumlar için yiyecek, su, ilaç, ilkyardım çantası, alet ve giyecek bulundurun.

Büyük bir deprem eşyalarınıza önemli zarar verebilir. Aslında, deprem zararlarının üçte birinin bina ile ilgili olmayıp, içindeki eşyalardan ve aletlerden kaynaklandığı tahmin edilmektedir. Bu mobilyalar, ev aletleri ve diğer eşyaları kapsar.

a   Ağır Eşyaları ve Su Tanklarını Sabitleme;

Evimizin içinde bulunan ağır eşyaları ve su depolarını sabitleyelim ki deprem anında bunlar sallanıp devrilmesin geçiş yolumuzu kapamasın veya çıkış kapışlarının önünü kapayıp çıkışımıza engel olmasın

b    Eşyaları Raf Üstlerine Sabitleme;

Televizyon, müzik seki, bilgisayar ve mikrodalga fırın gibi raf üzerindeki eşyaları deprem esnasında depremlere beraber ileri geri hareket ederek devrilmelerine veya yaralanmalara sebebiyet vermemesi için oldukları yerlere bant veya kanca ile sabitlenmeli.

c    Ayna ve Tablo ve asılı duran eşyayı Sabitleme;

Evimizde bulunan ayna tablo avize gibi eşyaları deprem anında salınım sonunda düşüp kırılmamaları ve etrafa cam parçaları saçmamaları için sabitleyelim.

d    Mutfak ve Banyo Dolaplarını Sabitleme;

Mutfak ve banyo dolap kapakları yer hareketi ile birlikte genellikle kendiliğinden açılır ve içindekilerin hepsi yere düşer. Sürgü takmak dolapların içindekileri yerinde tutmaya yardım eder.

Acil durumlar için yiyecek, su, ilaç, ilkyardım çantası, alet ve giyecek bulundurun.

Aile bireylerinin kimliklerini gösteren bir tablo sağlık malzemeleri, önemli telefon numaraları içeren notlarınızı unutmayın mutlaka kolay ulaşabileceğiniz bir yerde olsun arada bir örnek uygulamalar yaparak deprem anında ki heyecan ve telaştan kendinizi koruyun ve bilinçli hareket edin.

DEPREM ŞİDDET CETVELİ

Şiddet cetvellerinin açıklamasına geçmeden önce, burada kullanılacak terimlerin belirtilmesine çalışılacaktır. Özel bir şekilde depreme dayanıklı olarak projelendirilmemiş yapılar üç tipe ayrılmaktadır:

A Tipi: Kırsal konutlar, kerpiç yapılar, kireç ya da çamur harçlı moloz taş yapılar.

B Tipi: Tuğla yapılar, yarım kâgir yapılar, kesme taş yapılar, beton briket ve hafif prefabrike yapılar.

C Tipi: Betonarme yapılar, iyi yapılmış ahşap yapılar.

Şiddet derecelerinin açıklanmasında kullanılan az, çok ve pek çok deyimleri ortalama bir değer olarak sırasıyla, %5, %50 ve %75 oranlarını belirlemektedir.

Yapılardaki hasar ise beş gruba ayrılmıştır:

Hafif Hasar: İnce sıva çatlaklarının meydana gelmesi ve küçük sıva parçalarının dökülmesiyle tanımlanır.

Orta Hasar: Duvarlarda küçük çatlakların meydana gelmesi, oldukça büyük sıva parçalarının dökülmesi, kiremitlerin kayması, bacalarda çatlakların oluşması ve bazı baca parçalarının aşağıya düşmesiyle tanımlanır.

Ağır Hasar: Duvarlarda büyük çatlakların meydana gelmesi ve bacaların yıkılmasıyla tanımlanır.

Yıkıntı: Duvarların yarılması, binaların bazı kısımlarının yıkılması ve derzlerle ayrılmış kısımlarının bağlantısını kaybetmesiyle tanımlanır.

Fazla Yıkıntı: Yapıların tüm olarak yıkılmasıyla tanımlanır.

Şiddet çizelgelerinin açıklanmasında her şiddet derecesi üç bölüme ayrılmıştır.

Bunlardan;

a) Bölümünde depremin kişi ve çevre,

b) Bölümünde depremin her tipteki yapılar,

c) Bölümünde de depremin arazi üzerindeki etkileri belirtilmiştir.

MSK Şiddet Cetveli:

I- Duyulmayan

(a) : Titreşimler insanlar tarafından hissedilmeyip, yalnız sismograflarca kaydedilirler.

II- Çok Hafif

(a) : Sarsıntılar yapıların en üst katlarında, dinlenme bulunan az kişi tarafından hissedilir.

III- Hafif

(a) : Deprem ev içerisinde az kişi, dışarıda ise sadece uygun şartlar altındaki kişiler tarafından hissedilir. Sarsıntı, yoldan geçen hafif bir kamyonetin meydana getirdiği sallantı gibidir. Dikkatli kişiler, üst katlarda daha belirli olan asılmış eşyalardaki hafif sallantıyı izleyebilirler.

IV- Orta Şiddetli

(a) : Deprem ev içerisinde çok, dışarıda ise az kişi tarafından hissedilir. Sarsıntı, yoldan geçen ağır yüklü bir kamyonun oluşturduğu sallantı gibidir. Kapı, pencere ve mutfak eşyaları v.s. titrer, asılı eşyalar biraz sallanır. Ağzı açık kaplarda olan sıvılar biraz dökülür. Araç içerisindeki kişiler sallantıyı hissetmezler.

V- Şiddetli

(a) : Deprem, yapı içerisinde herkes, dışarıda ise çok kişi tarafından hissedilir. Uyumakta olan çok kişi uyanır, az sayıda dışarı kaçan olur. Hayvanlar huysuzlanmaya başlar. Yapılar baştan aşağıya titrerler, asılmış eşyalar ve duvarlara asılmış resimler önemli derecede sarsılır. Sarkaçlı saatler durur. Az miktarda sabit olmayan eşyalar yerlerini değiştirebilirler ya da devrilebilirler. Açık kapı ve pencereler şiddetle itilip kapanırlar, iyi kilitlenmemiş kapalı kapılar açılabilir. İyice dolu, ağzı açık kaplardaki sıvılar dökülür. Sarsıntı yapı içerisine ağır bir eşyanın düşmesi gibi hissedilir.

(b) : A tipi yapılarda hafif hasar olabilir.

(c) : Bazen kaynak sularının debisi değişebilir.

VI- Çok Şiddetli

(a) : Deprem ev içerisinde ve dışarıda hemen hemen herkes tarafından hissedilir. Ev içerisindeki birçok kişi korkar ve dışarı kaçarlar, bazı kişiler dengelerini kaybederler. Evcil hayvanlar ağıllarından dışarı kaçarlar. Bazı hallerde tabak, bardak v.s.gibi cam eşyalar kırılabilir, kitaplar raflardan aşağıya düşerler. Ağır mobilyalar yerlerini değiştirirler.

(b) : A tipi çok ve B tipi az yapılarda hafif hasar ve A tipi az yapıda orta hasar görülür.

(c) : Bazı durumlarda nemli zeminlerde 1 cm. genişliğinde çatlaklar olabilir. Dağlarda rasgele yer kaymaları, pınar sularında ve yeraltı su düzeylerinde değişiklikler görülebilir.

VII- Hasar Yapıcı

(a) : Herkes korkar ve dışarı kaçar, pek çok kişi oturdukları yerden kalkmakta güçlük çekerler. Sarsıntı, araç kullanan kişiler tarafından önemli olarak hissedilir.

(b) : C tipi çok binada hafif hasar, B tipi çok binada orta hasar, A tipi çok binada ağır hasar, A tipi az binada yıkıntı görülür.

(c) : Sular çalkalanır ve bulanır. Kaynak suyu debisi ve yeraltı su düzeyi değişebilir. Bazı durumlarda kaynak suları kesilir ya da kuru kaynaklar yeniden akmaya başlar. Bir kısım kum çakıl birikintilerinde kaymalar olur. Yollarda heyelan ve çatlama olabilir. Yeraltı boruları ek yerlerinden hasara uğrayabilir. Taş duvarlarda çatlak ve yarıklar oluşur.

VIII- Yıkıcı

(a) : Korku ve panik meydana gelir. Araç kullanan kişiler rahatsız olur. Ağaç dalları kırılıp, düşer. En ağır mobilyalar bile hareket eder ya da yer değiştirerek devrilir. Asılı lambalar zarar görür.

(b) : C tipi çok yapıda orta hasar, C tipi az yapıda ağır hasar, B tipi çok yapıda ağır hasar, A tipi çok yapıda yıkıntı görülür. Boruların ek yerleri kırılır. Abide ve heykeller hareket eder ya da burkulur. Mezar taşları devrilir. Taş duvarlar yıkılır.

(c) : Dik şevli yol kenarlarında ve vadi içlerinde küçük yer kaymaları olabilir. Zeminde farklı genişliklerde cm. ölçüsünde çatlaklar oluşabilir. Göl suları bulanır, yeni kaynaklar meydana çıkabilir. Kuru kaynak sularının akıntıları ve yeraltı su düzeyleri değişir.

IX- Çok Yıkıcı

(a) : Genel panik. Mobilyalarda önemli hasar olur. Hayvanlar rasgele öte beriye kaçışır ve bağrışırlar.

(b) : C tipi çok yapıda ağır hasar, C tipi az yapıda yıkıntı, B tipi çok yapıda yıkıntı, B tipi az yapıda fazla yıkıntı ve A tipi çok yapıda fazla yıkıntı görülür. Heykel ve sütunlar düşer. Bentlerde önemli hasarlar olur. Toprak altındaki borular kırılır. Demiryolu rayları eğrilip, bükülür yollar bozulur.

(c) : Düzlük yerlerde çokça su, kum ve çamur tasmaları görülür. Zeminde 10 cm. genişliğine dek çatlaklar oluşur. Eğimli yerlerde ve nehir teraslarında bu çatlaklar 10 cm.den daha büyüktür. Bunların dışında, çok sayıda hafif çatlaklar görülür. Kaya düşmeleri, birçok yer kaymaları ve dağ kaymaları, sularda büyük dalgalanmalar meydana gelebilir. Kuru kayalar yeniden sulanır, sulu olanlar kurur.

X- Ağır Yıkıcı

(a) : C tipi çok yapıda yıkıntı, C tipi az yapıda yıkıntı, B tipi çok yapıda fazla yıkıntı, A tipi pek çok yapıda fazla yıkıntı görülür. Baraj, bent ve köprülerde önemli hasarlar olur. Tren yolu rayları eğrilir. Yeraltındaki borular kırılır ya da eğrilir. Asfalt ve parke yollarda kasisler oluşur.

(b) : Zeminde birkaç desimetre ölçüsünde çatlaklar oluşabilir. Bazen 1 m. genişliğinde çatlaklar da olabilir. Nehir teraslarında ve dik meyilli yerlerde büyük heyelanlar olur. Büyük kaya düşmeleri meydana gelir. Yeraltı su seviyesi değişir. Kanal, göl ve nehir suları karalar üzerine taşar. Yeni göller oluşabilir.

XI - Çok Ağır Yıkıcı

(a) : İyi yapılmış yapılarda, köprülerde, su bentleri, barajlar ve tren yolu raylarında tehlikeli hasarlar olur. Yol ve caddeler kullanılmaz hale gelir. Yeraltındaki borular kırılır.

(b) : Yer, yatay ve düşey doğrultudaki hareketler nedeniyle geniş yarık ve çatlaklar tarafından önemli biçimde bozulur. Çok sayıda yer kayması ve kaya düşmesi meydana gelir. Kum ve çamur fışkırmaları görülür.

XII- Yok Edici (Manzara Değişir)

(a) : Pratik olarak toprağın altında ve üstündeki tüm yapılar baştanbaşa yıkıntıya uğrar.

(b) : Yer yüzeyi büsbütün değişir. Geniş ölçüde çatlak ve yarıklarda, yatay ve düşey hareketlerin yön miktarları izlenebilir. Kaya düşmeleri ve nehir versanlarındaki göçmeler çok geniş bir bölgeyi kaplarlar. Yeni göller ve çağlayanlar oluşur.

Kaynak: http://www.deprem.gov.tr


 

DÜNYA FELSEFE GÜNÜ
(20 Kasım)

Türkiye Felsefe Kurumu tarafından getirilen öneri sonucu UNESCO tarafından kabul edilen Dünya felsefe günü her yıl kasım ayının üçüncü Perşembe günü kutlanmaktadır. Bu önerinin ülkemiz tarafından dünya gündemine taşınması ayrı bir övünç kaynağımızdır. Ama en önemlisi dünya sorunlarına savaşarak değil de düşünerek çözüm bulma yönünde atılacak atımlara vesile olmak insanlık adına daha büyük bir övünç kaynağı olsa gerektir.

1946 yılında resmen yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu (United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization: UNESCO), savaş ve çatışmaların ilk çıkış yerinin insan zihni olduğunu belirtir. Dünyamızdaki olumsuz gelişmelerin önce zihinlerde başlaması nedeniyle, UNESCO'nun birtakım ilkeleri yaygınlaştırmayı amaçladığını görüyoruz. UNESCO Eski Genel Direktörü Federico Mayor, 17 Aralık 1996'da ''UNESCO için Felsefi Ufuklar'' konulu toplantıda yaptığı konuşmada, UNESCO'nun özel olduğunu, çünkü kuruluşundan beri hep felsefe eğitiminin önemini bildiğini vurgulayarak şunları dile getirmektedir:

''İleri teknoloji ile aç çocukların hala yan yana bulunduğu, sürekli olarak yeni ve çok defa önceden kestirilemeyen ilerlemelere tanıklık ettiğimiz bir dünyada, kişisel özerkliğe, düşünce özgürlüğüne ve etik yargıda bulunmaya gitgide daha çok önem vermeliyiz. İşte bu bakımdan felsefe eğitimi açıkça yirmibirinci yüzyılın anahtarlarından biridir.''

 

UNESCO, felsefî bilinci yaygınlaştırmak amacıyla 18 Kasım gününü Dünya Felsefe Günü olarak ilân etmiştir. Gün dolayısıyla, ülkemizde çeşitli kurum ve okullarda günün anlam ve önemini belirten açıklamalara yer verilmesi insanlık ve dünyamızın geleceği açısından sevinilecek bir gelişmedir.

Felsefe bize ezbere kaçmadan insanca yaşamak için düşünmeyi daha önemlisi doğru düşünmeyi öğreten temel bilimdir. Eğer insanoğlu bir eylemi yapmadan önce mantıklı bir düşünce ile hareket etmeyi öğrenirse mutlaka doğabilecek birçok sorun doğmadan ortadan kalkabilecektir. Bunu sağlayabilecek en büyük kaynak ta felsefe olduğunu bilmeliyiz.

Savaşların, çatışmaların bitmek bilmediği ve savaş tacirlerinin her türlü yolu ve yöntemi kullanmaktan çekinmedikleri günümüz dünyasında, barış, özgürlük, insan hakları, insan onuru, insanın değeri, eşitlik, adalet vb. kavramların ve değerlerin savunulmasında ve insan eylemlerinin ilkelerini ve ereklerini oluşturmasında, felsefenin temellendiriciliği ve aydınlatıcılığı büyük önem taşımaktadır. Günümüzün sorunları karşısında, bilim insanları ve sanatçılar kadar felsefecilerin/filozofların sorumlulukları da büyümektedir. Çünkü bu dünyanın daha iyi, daha insancıl bir dünyaya dönüştürülmesinde ve uygarlık maskesiyle gizlenmeye çalışılan modern barbarlıklara başkaldırmada felsefenin işlevi yaşamsal bir önem taşımaktadır. Unutulmamalıdır ki, felsefe insanlık ve uygarlık tarihinde önemli bir tarihsel güçtür.

Dünya Felsefe Günü, dünya sorunlarına felsefe ile bakma bilincinin yaygınlaştırılmasında önemli bir işlev oluşturacaktır. Böyle bir günün saptanmasında, Uluslararası Felsefe Kurumları Federasyonu'nun çok değerli çabaları olmuştur. Türkiye Felsefe Kurumu sözü edilen federasyonun aktif bir üyesidir. Dolayısıyla Kurum sivil toplum kuruluşu olarak, gerek ülkemizde gerekse dünyada felsefe ve insan haklarının bilincinin yaygınlaştırılmasında önemli sorumluluklar üstlenmiştir.

Dünya felsefe günü nedeniyle, felsefenin gündeme gelmesi felsefenin öneminin vurgulanması felsefe ile ilgili cevaplar bulunması her yönüyle faydalı olacaktır.

Unesco dünya felsefe günü

Günümüzde felsefe eğitimi görmenin her insan için bir hak olduğu çağdaş filozoflarca  öne sürülüyor. Boston'da  yapılan 20. Dünya Felsefe Kongresi'ne konu başlığı olarak " İnsanlığın Eğitiminde Felsefe” , İstanbul’da bu yıl yapılan 21. Dünya Felsefe Kongresi’ne “ Dünya Problemleri Karşısında Felsefe” adının verilmesinin ve bu başlıkla ilgili konuların ağırlık kazanmasının nedenlerine dikkat etmek gerekir.

Küreselleşen dünyamızda, verili bir değerler sistemi içine doğan, büyük ölçüde onun tarafından belirlenen kişinin, verileni  eleştiri süzgecinden geçirebilen, olanı biteni düşünme ve değerlendirme konusu yapabilen biri olabilmesi, nitelikli bir felsefe eğitimine bağlıdır. 1995 de Paris'te  UNESCO tarafından düzenlenen “Dünyada Felsefe ve Demokrasi” konusundaki uluslararası toplantının sonuç bildirgesi, toplantıya katılan tüm ülkelerin imzasıyla uluslararası toplumun  felsefe eğitiminin yaygınlaştırılması konusundaki kararlılığının önemli bir göstergesi olmuştur. Seminerde, demokrasi ile felsefe eğitimi arasında sıkı bir bağ olduğu, her yaştan çocuklar ve gençler arasında felsefeye ilginin arttırılmasına yönelik çabaların desteklenmesi gerektiği dile getirilmiştir.  Bu kararlılığın bir sonucu olarak “Dünya Felsefe Günü” kutlamaları üç yıldır dünyaca kutlanıyor. Bu yıl 17 Kasım 2005 Perşembe günü böyle bir kutlamayı gerçekleştiriyoruz.

UNESCO’dan gelen çağrı yazısının   önsözü şöyle diyor:

UNESCO neden  “Felsefe Günü”nü kutluyor, felsefeye neden  yer ve zaman ayrılıyor? Çünkü  felsefe her şeyin üstünde olan bir düşünme süreci, düşünce özgürlüğü ve özgür bir zihin alıştırmasıdır. Çünkü felsefe,  bütün diğer disiplinlerin kalbindeki itici güçtür.  Zorbalığa karşı koruyan eleştirinin en temel öğesidir. O, aklın kendi kendisinin efendisi kalmasını sağlar, böylelikle otoritenin kör ve her türlü temelsiz tezlerinin çürütülmesine olanak sağlar.

Felsefi düşünceyi geniş kitlelere açmak, felsefeyi özel bir  merak ve ilgi  konusu yapmaktan çıkararak  istenilen bir konu haline getirmek  başlıca amacımızdır. 21 Kasım 2002’yi 1. UNESCO günü ilan edişimizin nedeni budur.

Bilgi sevgisiyle bir araya gelen öğrenciler, öğretmenler ve akademisyenler için UNESCO’nun çatısı altında toplanmaktan daha iyi bir şey düşünebiliyor musunuz? Bu  belgede, her yıl başarıyla kutlayacağınızı umduğumuz bu gün için planlanan etkinlikler özetlenmiştir. Gelecek yıllarda UNESCO’yu bir felsefe forumu, özgür konuşma yeri haline getirmek Felsefe  ve İnsan Bilimleri Biriminin amacıdır.”

Türkiye Felsefe Kurumunun,  1993 yılında kurduğu "Çocuklar İçin Felsefe Birimi”,  ülkemizin  bu konudaki duyarlılığını gösteren önemli bir adımdır.  Felsefe eğitiminin  gençlerin çoğu için yalnızca lise son sınıfta başlayıp  bitmesi ve üstelik son sınıf olmanın getirdiği üniversite sınavları stresi dolayısıyla daha da yetersiz kalması başka çözüm arayışlarını gerektirmiştir. Çözüm olarak ders sınırlarını aşan eğitsel çalışmalar yaparak bu açığın kapatılması hedeflenmiştir.

Türkiye Felsefe Kurumu, UNESCO’nun bu amaçlarını her ülkeden önce hayata geçirmiştir.

Türkiye Felsefe Kurumu, 1993 yılından bu yana her yıl lise düzeyindeki Uluslararası Felsefe Olimpiyatlarına öğrencilerimizin katılmasını sağlamakta ve 1996 yılından bu yana bu yarışmaların Ulusal bölümünü meydana getiren Türkiye Felsefe Olimpiyatlarını, Milli Eğitim Bakanlığı onayı ve desteğiyle sürdürmektedir. Öğrencilerimiz şimdiye kadar bu yarışmalarda birincilik, üçüncülük, beşincilik  gibi çok iyi dereceler almışlardır. Kolaylıkla tahmin edileceği gibi bu derecelerin yalnızca liselerdeki felsefe derslerinin katkılarına rıza göstererek alınması mümkün değildi. Bu pratik kaygı, okullarda felsefe kollarının kurulmasını bir gereklilik haline getirdi. Ancak başlangıçta olimpiyata hazırlanmak için başlayan bu girişim, zaman içinde bu hazırlığın yanında öğrencilerin girdiği bir arayışın ürünü olarak felsefe öğretmenlerimizin de desteğiyle  felsefenin kendisi için yapılır hale gelmesini sağlamıştır.

Nuran Direk –Türkiye Felsefe Kurumu Çocuklar İçin Felsefe Birimi Başkanı


 

ÖĞRETMENLER GÜNÜ
(24 KASIM)

Öğretmenler Gününün Kısa Tarihçesi


Türkler, ilk önceleri Göktürk ve Uygur alfabelerini kullanmışlardır.
8. Yüzyıldan itibaren, İslamiyet’in kabul edilmesiyle birlikte Uygur alfabesi bırakılarak Arap alfabesine geçilmiştir.

Kurtuluş Savaşı'nı kazandıktan sonra, 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet'i kuran Mustafa Kemal Atatürk, askeri ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda birçok yeniliği başlatmıştır. Bu yeniliklerden biri de, 1 Kasım 1928 tarihinde çıkarılan 1353 sayılı kanunla, Arap alfabesi yerine Latin alfabesinin kabulü olmuştur.

Bu tarihten itibaren yeni harflerin öğrenilmesi ve okuryazar sayısının artırılması konusunda büyük bir seferberlik başlatılmıştır.

24 Kasım 1928 tarihinde açılan, Millet Mektepleri'nde, yaşlı, genç, çocuk, kadın... herkese yeni harflerle okuma yazma öğretilmiştir.

Millet Mektepleri'nin açılışı ve Atatürk'ün Başöğretmenliği kabul tarihi olan 24 Kasım günü, 1981 yılından beri Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır.

Öğretmenler günü - güzel sözler

Ulusları kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir.
Dünyanın her yanında öğretmenler, insan topluluğunun en fedakâr ve en değerli varlığıdır.
Öğretmen bir sanatkârdır, yarının temelini o attığı gibi, değerli kişilik hamuruna da biçim verir.
Öğretmenler, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır.
Gelecek gençlerin, gençler ise öğretmenlerin eseridir.
Öğretmen, geçmişin öğreticisi, geleceğin kurucusudur.
Toplumların uygarlık düzeyi, öğretmene verdiği değerle ölçülür.
Geleceğin güvencesi eğitime, eğitim ise öğretmene dayalıdır.

“Bir konuşma”
24 kasım öğretmenler günü

İnsan, dünyaya geldiğinde, daha bebek iken gözlerini açar açmaz çevresindekileri hissetmeye çalışır. Yemeği, içmeyi, emeklemeyi, yürümeyi, koşmayı ve konuşmayı öğrenir. Kendisini ve çevreyi algılamaya çalışır. Tüm bunlara karşın yine de yardıma muhtaçtır.

İnsanın yaşamdaki ilk yardımcıları anne, baba, abla, ağabey, nine ve dedesidir. Büyüyüp gelişen çocuk bilgilenme sürecine girer. Bu nedenle aile içi eğitim ve öğretim yetersiz kalır. Çocuğun bu döneminde ihtiyaç duyduğu bilgileri, ancak okulda öğretmen kılavuzluğu da sistemli bir eğitimle olacağı ve yönlendirileceği somut olarak ortaya çıkmıştır. Okulun ve öğretmenin devreye girmesiyle ailenin de bu konuda sorunu çözülür.

Bir ulusun çağdaş ülkeler düzeyine erişebilmesi; eğitim ve öğretimin kaliteli ve bilimsel yöntemlerle yürütülmesi ile ancak mümkün olabilir.
Eğitim sorunlarını çözen uluslar; kültür, sanat, bilim, teknoloji, sosyo-ekonomik alanında da kalkınmış ve ilerlemiştir. Eğitime gereken önem ve ilgiyi göstermeyen uluslar, başka ulusların kölesi olmaya mahkûmdurlar. Kalkınmanın temel şartı eğitim ve öğretimdir.

Öğretmen; insanları eğitmeyi ve öğretmeyi meslek edinen, eğitim kurumlarında çocuk ve gençlerin eğitim öğretimlerine rehberlik eden, yön veren ve yaşam hazırlayan kimsedir. Öğretmenler gününün amacı öğretmenin toplumdaki yeri ve rolü önemi ve değeri nedir, sorunlarını belirlemek ve öğretmeni olması gerekli yüce oruna oturtmaktır. Öğretmenlerin kendi aralarında bağı kuvvetlendirmek, öğrencileri ile aralarındaki sevgi, saygı ve dayanışmayı güçlendirmektir. Emekli olan öğretmenleri saygıyla anmak ve yeni atanmış öğretmenlere mesleklerinin kutsal bilincine varmalarını sağlamaktır. İşte, Öğretmenler Günü, bu fedakâr öğretmenlerimizin kıymetini bir kez daha düşünüp anlamamızı sağlayan önemli bir gündür.

Öğretmenlerimize duyduğumuz saygı, sevgi ve şükranlarımızı dile getirmek için bu günü fırsat bilmeli ve bu duygularla, onların ellerini öpmeliyiz. Okulu bitirip hayata atıldığımız zaman, bizi bu günlere hazırlayan öğretmenlerimizi hatırlamak, ziyaret etmek ya da bir telefon, kart veya mektupla hatırlarını sormak onlar için en büyük ve en değerli armağan olacaktır.



Öğretmenin vedası

Gidiyorum... Bir yanımda emeklerim,
Bir yanımda
Uçsuz bucaksız hayallerim.
Sizlerde yaşayacak onlar şimdi.
Bir damla gözyaşına kıyamadığım,
İçimin derdi, saçımın akı çocuklar...
Yavrularım... Evlâtlarım,
Kınalı kuzularım,
Avucu reyhan kokulu küçük dağlarım.
Kiminiz büyüdü, heybetiyle
Nam saldı, kâh korku yedi âleme,
Hatta bana bile!...
Kiminiz kurudu, kara saban arkasında
Ufalandı eller, parçalandı yürekleriniz
Toprakla beraber... Sevgisiz...
Kiminiz, daha çiçek açmadan meyve verdiniz...
Bu ihtiyarın derdi nedir bilir misiniz?
Dört adam,
Çıkacak mı benim dört kolluyu taşıyan?...
Ve olacak mı acep öbür tarafta
Yepyeni bir kara tahtam...
Benimle zamanı gelince oynadın da hazla
Alışamadığım dört duvar arasında ne işin vardı!
Hep benden önce oradaydın ne yazın ne kışın vardı...
İlk harfler, heceler, sözcükler derken
Ve o mabede seninle gelip giderken
Tutuştu ellerimiz birleşti gözlerimiz.
Karga seslerinin rüzgârlara karıştığı bir son yazdı
Son göz göze gelişimizde...
Buruk tebessümlerinle beni ağlatmıştın
ÖĞRETMENİM,CANIM....

Fatma AYDEMİR
Asarcık Emirmusa Karaköseoğlu
İlköğretim Okulu Öğretmeni / SAMSUN

Sevgili öğretmenim

Sevgili öğretmenim,

İnan sen bir ışıksın.

Yanarsın gece gündüz.

Aydınlatırsın bizi.

Doğruyu, güzeli,

Bize sen öğretirsin.

Vatanıma sevgiyi,

Kalbimize sen korsun.

Çevreni aydınlatır,

Bir mum gibi erirsin.

Anne - baba gibisin,

Bizi, bağrına hep basarsın.

Fethi BOLAYIR

Ve düşünür öğretmen

Eylülde sararan yapraklarla beraber,
Öğretmenler vurulur, boş tarlaların ıssızlığında.
Ve düşünür öğretmen, ölümle yaşam arasında.
Kim, neden sıkmıştır, kahpe kurşunları, kahpece?
Yarar kurşunların sesi karanlığı bir gece.

Akan her damla kan, yaklaştırır ölümü.
Gurbetin kanlı tozu tutuşturur gönlünü.
Eğitim ordusunda olunca şanlı nefer,
Başlamıştır gurbete gitmek için bir sefer.

Ölümün beklediğini bilemezdi bu yerde.
Çare diye gelmişti, cehalet denen derde.
Böyle mi olmalıydı öğretmenin kaderi?
Alırlardı sılada elbet kara haberi.

Yaşlı ana sarılır cansız duran bedene.
Lânetler yağdırılır, ona ateş edene.
İntikam yeminleri edilir hep bir dilden.
"Rahat uyu öğretmen! Çıkmazsın gönüllerden."
Derler de unuturlar, adın kalır.

Murat ARICI

Erdemli Çıraklık Eğitim Mrk. Md. Yrd. / İÇEL

Başöğretmen

Atatürk benim,

Başöğretmenim,

Ne öğrendimse,

Ondan öğrendim.

Yenilikleri,

Hep o düşünmüş,

Milleti için,

Ağlamış, gülmüş.

Çocuk kalbimle,

İlk onu sevdim,

Atatürk benim,

Başöğretmenimdir.

Tarık ORHAN

ÖĞRETMENİM

Ben bir gülüm, sen bahçıvan
Çok açarsam eser senin
Mis kokarsam hüner senin
Ama bir de solarsam
Günah senin, günah senin
Öğretmenim.

Ben tohumum, çiftçi sensin
Çok sularsan, ürün senin
Bol olursam, verim senin
Ama bir de çürütürsen
Hata senin, hata senin
Öğretmenim.

Ben elmasım, sarraf sensin
Pırlanta isem, emek senin
Parlıyorsam, yaldız senin
Ama bir de parçalarsan
Kırık senin, kırık senin
Öğretmenim.

Ben boş defter, kalem sensin
Doğru yazsan, yarın senin
Güzel yazsan, ikbal senin
Ama bir de karalarsan,
Vicdan senin, vicdan senin
Öğretmenim.

Ben öğrenci, sen öğretmen
Başarırsam hüner senin,
Kazanırsam zafer senin,
Ama bir de kaybedersem,
Yok diyecek başka sözüm,
Yorum senin, yorum senin
Öğretmenim.

Gönderen: Ahmet Anıl AKTAŞ
TED Ankara Koleji Öğrencisi

ÖĞRETMENİM

Ben,
Seni ilk defa
Okul duvarının dışından
Okula gitmezken tanıdım.
Kirli suratım, karışmış saçlarım
Çapaklanmış gözlerimle
Hep sana bakardım...

Anasızlığımın özlemini
Senin çocuklarla ilgilenmenle
Kapardım...

Okula başladığımda,
Cızlavat lâstik ayakkabılarımın içinde
Donarcasına ıslanmış ayaklarımı,
Sıcacık bakışlarınla kurutur
Bana bir kerecik dokunman için
Her türlü yaramazlığı yapardım...

Ben,
Sevdalarımın en büyüğünü
Sana bakarak yaşadım...

Sevgili öğretmenim.

Ragıp SARI
Atatürk İlköğretim Okulu Öğretmeni
BALIKESİR

BEN BİR ÖĞRETMENİM

Ben bir öğretmenim

Okulların birinde

Duymayı, düşünmeyi öğretirim

Derslerimde.

Bir söz yumağıdır, ders dediğin de,

İnsan göklerinden, rahmet yerine

Kitaplar dolusu yağar da yağar...

Fikrin ve duygunun bahçelerinde.

Benim çocuklarım bu bahçelerde

Bu yağmur altında ıslanmadılar...

Bir yağmur sonrası gelin, seyredin!

Her taraf tepeden tırnağa bahar...

Bulutsuz, masmavi dünyalarına

Sevginin, sevincin güneşi doğar.

Böyle çocuklarla dolar her yanım.

Çocuklar kardeşim,

Çocuklar arkadaşım,

Canım...

Onlarda toplanmıştır

Geçip giden zamanım.

Bir parıltı görsem gözlerinde.

Bilgiden anlayıştan yana,

Bir hal olur bana.

Zannedersiniz ki,

Dünyalar benim.

Çocuklar, kitaplar, yazı tahtası,

Enine boyuna bütün zamanlar...

Dört duvar arası bir dershanede

Her dinden, her dilden gelmiş, insanlar,

Bizimle konuşur, hayal ederler...

Bağlanır kalırız kendilerine.

Hikâye anlatır, şiir söylerler,

Mutluluk üstüne, ümit üstüne.

Kurtulup çıkarız dar dünyamızdan!..

Sonsuz bir güzellik sarmıştır bizi,

Pırıl pırıl yanan gözlerimizi.

Her türlü yapmacıktan uzakta,

Temiz ve aydınlık dolu bir dünyada

Özlediğimiz hayatla

Yaşadığımız hayat canlanır

Karşımızda.

M.Gündüz Göktürk

Benim gecelerim

Ben Bir Muzdarip Öğretmenim Ama

Kısa Bir Yol Bilirim

Güneşe, Aya...

Bir Yol Bilirim

Hıçkırıktan Kahkahaya...

Yedi Sekiz Yıldan Biridir,

Hamamda Türkü Söyler Gibidir,

En Güzel Derslerimi

Geceleri Veririm Yatağımda...

Yumurcaklar Beni Dinler Uzağımda,

Hepsi Kulak Kesilmiş!

Sınıf Alabildiğine Geniş Mi Geniş...

Geceler Benim Karatahtamdır,

Parmaklarım Tebeşir.

Ben Bir Muzdarip Öğretmenim Ama

Fecrimde Devler Güreşir.

Kısa Bir Yol Bilirim

Güneşe, Aya...

Bir Yol Bilirim

Hıçkırıktan Kahkahaya...

Asral Suat Salih

Öğretmen

Öğretmenimin aklı ve kalbi

Güllerle doludur.

Defteri ve kitabı

Güllerle doludur.

Bize her ders

Oralardan derdiği gülleri dağıtır.

Öğretmenim kara tahtaya

Ak güller yazar.

Konuşur;

Konuştukça kelimeler ağzında

Gül olur.

Gülümser;

O zaman onun  yüzünde

Ve bizim kalbimizde güller açar.

Ellerini saçlarımızda gezdirir,

Saçlarımız gül kokar.

Öğretmenim, bize "güllerim" diyor.

Anlıyorum:

Biz birer gül fidesiyiz.

Ve ülkemizin

Dünyamızın

Güllere ihtiyacı var.

Renk renk güllere

Kat kat güllere...

Öğretmenim bize "güllerim" diyor.

Anlıyorum:

O bizi sulayacak budayacak

Büyütecek...

Ve biz dünyamızın kirli havasını

Değiştireceğiz.

Ve biz dünyamızın rengini

Değiştireceğiz.

Dünyamız gül gibi olacak

Akbaş A.Vahap


 

1 aralık dünya aıds günü

Ortaya ilk çıktığında çağın vebası olarak adlandırılan ve tedbir alınmadığı taktirde gelecekte özellikle Afrika kıtasında insan yaşamını otuz yaşın altına düşüreceği tahmin edilen Aids hastalığına dikkat çekmek ve insanları bu hastalığa karşı bilinçlendirmek amacıyla tüm dünyada ve yurdumuzda 1 Aralık gününün “Dünya aids günü” olarak ilanına ve devam eden hafta boyunca da insanları bu hastalığa karşı tedbirli ve bilinçli olmaya hazırlamak amacıyla gerekli açıklama ve bilgilendirmelere ayrılmıştır.

Tarih boyunca her yüzyılın kendine has bir salgına tanıklık ettiğini görüyoruz. Christopher Colombus Amerika’dan döndükten hemen sonra Fransız ordusu Napoli’yi işgal edince şehir bir salgına yakalanmıştı. Fransızlar buna Napoliten hastalığı, İtalyanlar ise Fransız hastalığı adını vermişlerdi. Aynı yıllarda benzer bir salgın kuzey Hindistan’da da görülmüş, bu kez Müslümanlar Hinduları, Hindular da Müslümanları suçlamaya başlamışlardı. Ama çok kişi frenginin Avrupa’ya colombus'un gemileriyle ulaştığını söylüyordu. Frengiye yakalananlar tarih boyunca lanetlendiler. Ne de olsa cinsel ilişki ile bulaşan bir hastalıktı. Etken olan mikrobun belirlenmesi için 20. Yüzyıl beklenecekti.

18. Yüzyılda beliren tüberküloz, tamamen aşağı sınıfın hastalığı olarak bilindi. 19. Yüzyılda Yahudilerin bu hastalığa genetik olarak dirençli olduğu iddia ediliyordu. Yine o yıllarda ortaya çıkan gut hastalığı ise yüksek sınıfın bir rahatsızlığıydı. Kolera ise Asya’nın Avrupa’nın başına bela ettiği bir hastalıktı. Tamamen geri kalmış toplumlarda görülüyordu.

20. Yüzyıl başlarında beliren kanser ise sigara ile oluşmaktaydı. Dolayısıyla sigara içenler toplum için birer hastalık kaynağıydı. Hitler kanserin Ari ırkı zedelemek için özellikle oluşturulmuş bir hastalık olduğunu bile iddia etti.



1980'lerde ortaya aids çıktı. Önceleri bir çeşit homoseksüel hastalığı olarak biliniyordu. Kökeni Afrikalılar veya Haitililerdi. Allah'ın günahkârlara verdiği bir ceza olmalıydı. Ama hastalık Amerika ve Avrupalıların da başına bela olunca işin rengi değişti. Yine dünyayı kurtarma görevi onlara düştü. Dünya sağlık örgütü aids için seferber edildi ve Ocak 1999'da 'hangi ülkeden gelmiş olursa olsun hıv/aids ile yaşayan insan sınır dışı edilemez, aşağılayıcı muamele ya da ayrımcılık uygulanamaz' diye bildirge bile yayınladı. 2002 raporunda ise her gün 6000 yeni gencin bu hastalığa yakalandığı ve bu yıl toplam 68 milyon yeni hasta beklendiği belirtildi. Halen dünyada 40 milyon kişinin aids hastası olduğu veya virüs taşıyıcısı olduğu sanılmaktadır.

Hıv enfeksiyonu sadece erişkinleri değil, bebek, çocuk, genç, yaşlı demeden herkesi tehdit edebilen, henüz tam kür sağlayabilecek tedavisinin ve aşısının bulunamadığı bir hastalıktır. Kullanım şemaları karışık, yan etkileri fazla ve ekonomik olarak büyük yük getiren tedavi protokollerine rağmen, hastalıktan ölüm hemen hemen tamamen ortadan kalkmış, hıv enfeksiyonu ölümcül hastalık olmaktan çıkıp, yaşam boyu ilaç kullanımını gerektiren bir tür kronik hastalığa dönüşmüştür.

Hıv ancak 3 yolla bulaşabilir:

1.       Korunmasız yapılan her türlü cinsel temasla,

2.       Kan ve kan ürünleriyle,

3.       Anneden bebeğe gebelikte, doğumda ve emzirmekle bulaşabilmektedir.

Bu yolların dışında dokunmak, el sıkışmak, sarılmak, aynı yerde oturmak, aynı havayı teneffüs etmek, aynı tabaktan yemek yemek, aynı çatal-bıçak-kaşık-bardağı kullanmak, aynı saunayı, havuzu, banyoyu, tuvaleti paylaşmak, giysileri ortak kullanmak, telefon kulaklığı, gözyaşı, ter ile sivrisinek, böcek, arı sokması ile hıv bulaşmamaktadır.

Tüm dünyada hıv pozitif vakalarının hızla arttığı gözlenirken Türkiye’nin bu salgının dışında kalması beklenmemektedir. Ülkemizde ilk defa 1985 yılında iki hıv/aids vakası olduğu bildirilmiş, daha sonra her yıl vaka sayılarında giderek artma gözlenmiştir. T.C. sağlık bakanlığı Haziran 2004 verilerine göre ülkemizde 1802 hıv/aids hastası bulunmaktadır. En sık görülen bulaşma yolu korunmasız yapılan Heteroseksüel cinsel temas (%50–60), ikinci sırada damar içi uyuşturucu madde kullananların ortak paylaştığı enjektör (%9) ve üçüncü sırada ise homoseksüel cinsel temas (%8) gelmektedir. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de en sık görülen yaş 20–49 yaş arasıdır.

Gerekli önlemlerin alınmaması, korunma yöntemlerinin yaygın olarak uygulanmaması ve gizli kalan olguların da ortaya çıkacağı dikkate alındığında, HIV enfeksiyonunun dünyada olduğu gibi ülkemiz için de önümüzdeki yıllarda sorun olarak karşımıza çıkacağı düşünülmektedir.

Tüm enfeksiyon hastalıkları gibi hıv/aids hastalığı da önlenebilir bir hastalıktır ve her hastalıkta olduğu gibi korunma önlemleri tedaviden daha ekonomiktir. Eğitim ile korunmayı öğrenmek, öğretmek ve davranış değişikliğinde bulunulmasını sağlamak hastalığın yayılmasını önlemede en etkili yol olarak kabul edilmektedir. Toplum tarafından dışlanma, işini ve çevresini kaybetme korkusu, hıv enfekte kişilerin kendilerini gizlemesine yol açan nedenlerdendir. Bu korku tedavilerinin gecikmesine de neden olmaktadır. Önemli olan hıv enfekte kişileri dışlamadan hep beraber elele vererek yaşayarak bu hastalığa karşı mücadele edebilmektir.

"Bir konuşma

1 Aralık 2002
Dünya Aids günü mesajı
Dr. Peter piot, unaıds icra direktörü

Dünya AİDS’le birlikte üçüncü on yıla girerken, insanlığın, tarihin en yıkıcı hastalığı ile karsı karsıya olduğu gerçeği daha açık bir biçimde ortaya çıkmaktadır. Damgalama ve eşitsizlik ile körüklenen bu küresel salgın, insanların güvenliği için de ciddi bir tehdit oluşturmaya başlamıştır.

Salgının ortaya çıkmasında bugüne kadar ilk kez, dünyada hıv virüsü taşıyan kadınların erkeklere oranı % 50'nin üzerine çıkmıştır. Dünya Aids gününde kendimize şunları hatırlatmamız gerekmektedir: damgalama ve eşitsizlik kadınları tedavide sıranın gerisine itmektedir, bu durum hıv yayılımı riskini artırmaktadır, cinsel istismar ve şiddetin sürmesine imkân sağlamaktadır, kız çocuklarının okula devamını engellemektedir. Buna karsın, kadınlar tarafından organize edilen bakım, destek ve topluluk eğitimi çalışmaları salgına karsı yürütülen mücadelede başarıyı artıran temel unsurlardır.

Afrika'da, Aids gıda güvenliği açısından son derece önemli bir tehdit haline gelmiştir. Aids sebebiyle milyonlarca insanin öldüğü veya hasta olduğu bu kıtada, tüm topluluklar kuraklıkla birlikte tamamen savunma siz durumda kalacaklardır. Bu kötü gidişatın engellenmesine yönelik acil girişimler başlatılmıştır. Birleşmiş milletler sistemi ve diğer yardım kuruluşları gıda yardımı ile birlikte, AİDS’in önlenmesi ve aıds'lilerin bakimi konusuna özel önem vermektedirler.

Bu kötü gidişata karşın, iyi gelişmeler de söz konusu olabilmektedir. Hıv salgının en ağır etkilerinin görüldüğü yerlerde bile hükümetlerin, toplum kuruluşlarının, dini kurumların ve is çevrelerinin tam desteği alınabildiği ve böylece toplumun her kesimi ile işbirliğinde hiv'in önlenmesine yönelik çabalar ciddi bir biçimde başlatılabildiği takdirde salgının ilerlemesi engellenebilmektedir. Dünyada tüm kıtalarda, kentlerden kırsal alanlara kadar tüm yerleşimlerde, güvenli davranışların hıv artış hızını önemli ölçüde düşürdüğünü gösteren örnekler mevcuttur. Tedavi ve bakim imkânlarının artırılması yavaş yavaş hız kazanmakta ve milyonlarca insana ümit vermektedir.

2002–2003 dünya Aids kampanyası, damgalama ve ayırımcılık konusunu islemektedir. Bu kampanya ile birlikte aıds'e karşı savaşımı kazanma yolunda önemli bir adim atılmış olmaktadır. Böylece her birinizi, karsılaştığınız her yerde -bu yer işyeriniz, kasabanız veya köyünüz, okulunuz, vb. Her hangi bir yer olabilir- hıv/aıds'le ilgili ayırımcılığa karsı mücadele etmeye çağırıyorum. Hıv/Aids salgınına karsı küresel mücadeleyi, sadece virüsten etkilenmiş olanlar olarak değil, ancak ve ancak virüsü ortak düşmanımız yaparak kazanabiliriz.

Bir Konuşma

1 ARALIK DÜNYA AİDS GÜNÜ

Çağımızın vebası olan aids tespit edildiği 1981 yılından bu yana yaklaşık 40 milyon kişinin yakalandığı ve 29,6 milyon kişinin ölümüne neden olduğu Aids, özellikle kadınları ve gençleri tehdit etmektedir.

BM, çağın vebası sayılan aids'in, dünya güvenliği açısından terörizm kadar tehlikeli olduğunu bildirdi. BM genel sekreteri Kofi Annan'ın isteği üzerine hazırlanan raporda, enfeksiyon hastalıklarından yakın zamanda dünyamızda milyonlarca insanın ölebileceği rapor edildi.

Aids'in en fazla güney Afrika ve Asya ülkelerinde yayıldığı hatırlatılan raporda, en zengin ülkelerin sağlık güvenliğinin, en yoksulların salgın hastalıkları önleme becerisine bağlı olduğu vurgulandı.

İspanyol gribinden 1919'da yüz milyon kişinin öldüğü anımsatılan BM raporunda, benzer bir virüsün de ''kısa sürede on milyonlarca kişinin ölümüne yol açabileceği'' uyarısında bulunuldu. Raporda, aids'in uzun vadeli etkilerini bertaraf etmeye yönelik bir strateji belirlenmemiş olmasının kaygı verici olduğu da kaydedildi ve güvenlik konseyi'nin, ''barış ve uluslararası güvenlik açısından savaşlar, nükleer yayılma ve terörizm kadar tehlikeli olan'' aids konusunda özel oturum yapması önerildi.

Aidsle mücadele için birçok kaynak olmasına rağmen BM e göre yılda en az 10 milyar dolar gibi bir kaynağa ihtiyaç bulunmaktadır.

Esas adı "Kazanılmış Bağışıklık Yetmezliği Sendromu" olan ve çağın vebası olarak nitelendirilen AİDS'e karşı sağlıklı bir mücadele vermek hepimizin ortak görevi olmalı.  Virüs yoluyla bulaşan AİDS'in, vücudun savunma gücünü zayıflattığını, hastanın mikrop ve hastalıklara karşı sağlıklı kişilerden daha duyarlı hale geldiğini bilmemizin yanında:

AİDS'in, kan ve kan ürünlerinden, organ ve doku naklinden, sterilize edilmemiş iğne, enjektör ve jilet gibi araç-gereçlerden, korunmasız cinsel ilişkiden, gebelik, doğum veya emzirme sırasında anneden bebeğine bulaşabileceğini unutmamalıyız.

"Güvenli Bir Cinsel Yaşam Sürdürme: Tek eşli olma. Her türlü şüpheli cinsel ilişkide prezervatif kullanma. İyi tanınmayan kişilerle özel ilişkiden sakınma.

Kan Yoluyla Bulaşmayı Önleme: Kontrol edilmemiş kan ve kan ürünü kullanmama. Şırınga, iğne, cerrahi aletler, jilet, dövme aletleri, akupunktur iğneleri gibi delici, kesici aletleri sterilize edilmeden kullanmama, paylaşmama.

AİDS'li Bebek Doğumlarını Önleme: AİDS mikrobu taşıyan kadınların doğum yapmaması. Hamilelik öncesi AİDS tahlili yapılması."


 


İnsan hakları ve demokrasi haftası

(10 Aralık gününü içine alan hafta)

İnsan hakları haftası

İnsanoğlu var olalıdan beri sürekli savaşlar doğal afetler açlık ve sefaletle boğuşmak zorunda kalmış. Güçlü olanlar zayıf olanları kendi tahakkümleri altına almış bir kısmı güç ihtişam ve varlık içinde yaşarken bir kısmı yokluk sefalet zulüm ve esaret altında yaşamak zorunda kalmıştır. İnsanlar sırf derilerinin renklerinden dolayı horlanmış aşağılanmış köle olarak alınıp satılmıştır. Sanayileşme öncesi tarım alanlarında sanayileşmeden sonra fabrikalarda veya alt yapı çalışmalarında köle gibi çalıştırılmış fakat hiçbir hak ve hukuk kuralı bu insanlar için işletilememiştir.

Hâlbuki şunu unutmamalıyız insan insandır ve Allah insanları eşit olarak yaratmıştır. Irkı, rengi, dili, dini ve düşüncesi ne olursa olsun, kimsenin kimseye en küçük bir üstünlüğü yoktur. İnsanoğlu belgide bu düşüncenin farkında hep olmuş ama derdini anlatacak veya yardımına koşacak bir el bulmakta her zaman zorlanmıştır.

Böyle giden bir işleyişe "dur" diyebilmek için 1215 yılında İngiltere Kralına kabul ettirilen bildirge, Magna Charte (Magna Karta) İnsan Hakları kavramının ilk belgesi sayılır. İnsan hakları konusunda yayınlanan bir diğer önemli bildirge, Osmanlı padişahı II. Abdülhamit'in girişimiyle imzalanan Sened-i Umumi anlaşmasının köle ticaretinin kısıtlanmasına ilişkin ilk anlaşma olduğudur. Yine bir diğer önemli bildirge, Amerika’da yayınlanan Bağımsızlık Bildirgesi'dir. Özgürlük, eşitlik, kardeşlik gibi kavramlar, 1789 yılında gerçekleşen Fransız Devrimi'nden sonra yayınlanan "İnsan Hakları Bildirgesi"nde gerçek yerini alacaktır.

II. Dünya Savaşı'ndan sonra, devletler; bireylere tanınan hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması gerçeğinde birleştiler. Çünkü insanlar özgür olmazlarsa savaşlar sürüp gidecek bu da uygarlıkların sonunu getirebilecekti. İnsanın değişimi ve gelişmesinin sonucunda 10 Aralık 1948 yılında yayınlanan İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi doğmuştur. Türkiye, Birleşmiş Milletlerin kurucu üyelerinden birisi olarak İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'ni ilk onaylayan ülkeler arasında yer almış ve insan hakları konusundaki önemli sözleşmelerin büyük bölümüne taraf olmuştu İnsanın bu noktaya varmak için verdiği mücadelenin temelinde düşünülebilmesi yatıyor. İnsanı insan yapan en büyük değerlerden biridir düşünebilmek. Bu nedenle, özgürce düşünme hakkı, yaşama hakkından sonra gelen en önemli haklardan biridir. Böylesi hak ve özgürlükleri yaşayan bireylerden oluşan bir toplumda haksızlıklardan, eşitsizliklerden, adaletsizliklerden söz edilebilir mi? İnsan hakları ihlallerinden de... İnsanın en önemli hakkı yaşama hakkıdır. Yaşama hakkını düşünme, eğitim-öğretim, çalışma, iletişim... Hakları desteklemektedir. Tüm bunlar da eğitim hakkıyla beslenebilir. Anayasamızda "Kimse eğitim ve öğretim hakkından mahrum bırakılamaz" denilmektedir. Millî Eğitim Temel Kanunumuz da bunu desteklemektedir. Eğitimciler olarak, insanı haklarının bilincine ve sorumluluğuna vardırmak da en önemli görevlerimiz arasındadır. İnsan hakları ve temel özgürlükler alanında diğer demokrasilerle aynı değer ve amaçları paylaşan Türkiye, insan hakları standartlarının en yüksek düzeye getirilmesi amacıyla son yıllarda birçok önemli adım atmıştır. 09 Nisan 1997 tarihinde kurulan ve insan hakları konularıyla görevli Devlet Bakanı başkanlığında, Başbakanlık, Adalet, İçişleri, Dışişleri, Sağlık ve Millî Eğitim Bakanlıkları Müsteşarlarının katılımıyla faaliyetlerini sürdüren İnsan Hakları Koordinatör Üst Kurulu'nun (İHKÜK) çalışmalarına hız verilmiştir. Öte yandan İnsan Hakları Komisyonu (İHK) bugüne kadar 150'ye yakın karar almış ve bu kararların büyük bir bölümü uygulamaya geçirilmiştir.

İnsan hakları evrensel bildirgesi

Önsöz

İnsanlık topluluğunun bütün üyelerinde bulunan onurun; eşit ve başkasına aktarılamaz hakların tanınması, dünyada özgürlük, adalet ve barışın temeli olduğu, İnsan haklarının tanınmaması ve hor görülmesi insanlık vicdanını isyana yönelten zorbalıklara yol açmış olduğu ve insanları korku ve yoksulluktan kurtulmuş, söz ve inanç özgürlüğüne kavuşmuş bir dünya kurulması insanoğlunun en yüksek ideali olarak ilan edilmesi olduğu, İnsanın baskıya, baskı yönetimine karşı son çözüm olarak ayaklanmak zorunda kalmaması için, insan haklarının bir hukuk düzeniyle korunması bir zorunluluk olduğu, Devletlerarasında dostça ilişkilerin geliştirilmesi zorunlu olduğu, Birleşmiş Milletleri Halkları Antlaşmada, insanın temel haklarına, insan kişiliğinin onur ve değerine, erkek ve kadınların eşitliğine olan inançlarını bir kez daha açıklamış oldukları ve toplumsal ilerlemeyi kolaylaştırmaya, daha geniş bir özgürlük içerisinde, daha iyi yaşam koşulları oluşturmaya karar verdiklerini bildirmiş bulundukları, Üye devletler, Birleşmiş Milletler örgütü ile işbirliği yaparak, insan haklarına ve temel özgürlüklere bütün dünyaca saygı gösterilmesinin sağlanmasını üstlenmiş oldukları, Bu hak ve özgürlüklerin herkesçe özdeş biçimde anlaşılması, yukarıdaki üstlenmenin yerine getirilmesi açısından çok büyük önem taşıdığı için, Genel Kurul Toplumun her bir birey ve her bir organının, bu Bildirge'yi her zaman göz önünde tutarak, söz konusu hak ve özgürlüklere saygıyı geliştirmek için eğitim ve öğretim yoluyla ve gerek üye devletlerin halkları arasında, gerek üye devletlerin yönetimi altındaki bölgelerin halkları arasında bu hak ve özgürlüklerin evrensel ve etkin biçimde benimsenmesi ve uygulaması için giderek gelişen ulusal ve uluslararası önlemler aracılığıyla harcayacağı çabalarda bütün halklar ve devletler için ortak standart olarak

İşbu Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi'ni ilan eder.

Madde 1: Bütün insanlar özgür; onur ve hakları yönünden eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler ve birbirlerine karşı kardeşçe davranmalıdırlar.

Madde 2: Herkes, ırk, renk, cins, dil, din, siyasal ya da her hangi bir başka inanç, ulusal ya da toplumsal köken, varlıklılık, doğuş ya da herhangi bir başka ayrım gözetilmeksizin bu Bildirge'de açıklanan bütün haklardan ve bütün özgürlüklerden yararlanabilir. Bundan başka, ister bağımsız ülke uyruğu olsun, isterse bağımlı, özerk olmayan ya da başka bir egemenlik kısıtlamasına bağlı ülke uyruğu olsun, bir kişi hakkında, uyruğu bulunduğu devlet ya da ülkenin siyasal, adli ya da uluslararası durumu bakımından hiçbir ayrım gözetilmeyecektir.

Madde 3: Yaşamak, özgürlük ve kişi güvenliği herkesin hakkıdır.

Madde 4: Hiç kimse köle ya da kul olarak kullanılamaz; kölelik ve köle alım satımı her türlü biçimiyle yasaktır.

Madde 5: Hiç kimse işkenceye ya da acımasız, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza ya da muameleye uğratılamaz.

Madde 6: Herkes, nerede olursa olsun, kişiliğinin tanınması hakkına sahiptir.

Madde 7: Yasa önünde herkes eşittir ve herkes ayrım gözetilmeksizin yasanın koruyuculuğundan eşit olarak yararlanma hakkını taşır. Herkesin, bu Bildirge'ye aykırı her türlü ayrıma ve bu tür ayrım gözetici işlemler için yapılacak her türlü kışkırtmaya karşı eşit korunma hakkı vardır.

Madde 8: Her kişinin, kendisine Anayasa ya da yasa ile tanınan temel haklara aykırı işlemlere karşı ilgili ulusal mahkemelerin etkin koruyucu önlemlerinden yararlanma hakkı vardır.

Madde 9: Hiç kimse, keyfi olarak tutuklanamaz, alıkonulamaz, sürülemez.

Madde 10: Herkes, haklarının ve ödevlerinin ya da kendisine yöneltilen ve ceza niteliği taşıyan herhangi bir suçlamanın saptanmasında, davanın bağımsız ve tarafsız bir mahkemece, tam bir eşitlikle, adil ve açık olarak görülmesi hakkına sahiptir.

Madde 11: (1) Bir suç işlemekten sanık herkes, savunması için kendisine gerekli bütün güvencenin sağlanmış bulunduğu açık bir yargılama ile yasaca suçlu olduğu saptanmadıkça, suçsuz sayılır.
(2) Hiç kimse, gerçekleştiği sırada ulusal ya da uluslararası hukuka göre suç oluşturmayan eylem ya da ihmalden dolayı mahkûm edilemez. Yine hiç kimseye, suçun işlendiği sırada uygulanan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.

Madde 12: Hiç kimse, özel yaşamı, ailesi, konutu ya da yazışması konularında keyfi müdahaleye, onuruna ve adına karşı saldırıya uğrayamaz. Herkesin, bu müdahale ve saldırılara karşı yasa ile korunmaya hakkı vardır.

Madde 13: (1) Herkes, herhangi bir devletin sınırları içinde özgürce dolaşma ve oturma hakkına sahiptir.
(2) Herkes, kendi ülkesi dahil herhangi bir ülkeden ayrılma ya da kendi ülkesine yeniden dönme hakkına sahiptir.

Madde 14: (1) Herkesin, zulüm karşısında, başka ülkelere sığınma hakkı vardır.
(2) Bu hak, adi bir suçla ya da Birleşmiş Milletler ilke ve amaçlarına aykırı eylemlerle ilgili kovuşturmalar halinde, ileri sürülemez.

Madde 15: (1) Herkesin bir yurttaşlığa hakkı vardır.
(2) Hiç kimse, yurttaşlığından ya da yurttaşlığını değiştirme hakkından keyfi bir biçimde yoksun bırakılamaz.

Madde 16: (1) Evlenme çağına gelen her erkek ve kadın, ırk, uyruk ya da din bakımından hiçbir sınırlamaya bağlı olmaksızın evlenme ve aile kurma hakkına sahiptir. Söz konusu kişiler, evlenme konusunda, evlilik süresince ve evliliğin sona ermesinde eşit haklara sahiptirler.
(2) Evlenme ancak, evleneceklerin özgür ve tam rızası ile gerçekleştirilebilir.
(3) Aile toplumun doğal ve temel öğesidir ve toplum ve devletçe korunur.

Madde 17: (1) Herkesin, tek başına ya da başkalarıyla birlikte mal ve mülk edinme hakkı vardır.
(2) Hiç kimse keyfi olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılamaz.

Madde 18: Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne hakkı vardır; bu hak din ya da inanç değiştirme; dinini ya da inancını tek başına ya da topluca, açık ya da özel olarak öğretim, uygulama, tapınma ve anma bağlamında açığa vurma özgürlüğünü içerir.

Madde 19: Herkesin düşün ve anlatım özgürlüğüne hakkı vardır; bu özgürlük düşüncelerinden dolayı rahatsız edilmemek, ülke sınırları söz konusu olmaksızın bilgi ve düşünceleri her araçta arama, elde etme ve yayma hakkını içerir.

Madde 20: (1) Herkesin barışcıl biçimde toplanma ve dernek kurma özgürlüğü vardır.
(2) Hiç kimse bir derneğe girmeğe zorlanamaz.

Madde 21: (1) Herkesin, doğrudan ya da özgürce seçilmiş kişiler aracılığıyla ülkesinin kamu yönetimine katılma hakkı vardır.
(2) Herkes ülkesinin kamu hizmetlerinden eşit olarak yararlanma hakkına sahiptir.
(3) Halkın iradesi, hükümet erkinin temelidir; bu irade, gizli ya da buna denk bir yöntemle yapılacak ve genel ve eşit oy verme yoluyla gerçekleşecek olan dönemsel ve dürüst seçimle belirir.

Madde 22: Her kişinin, toplumun bir üyesi olarak, sosyal güvenliğe; onuru için ve kişiliğinin özgürce gelişmesi için zorunlu olan ekonomik, toplumsal ve kültürel hakların, ulusal çaba ve uluslararası işbirliği yoluyla ve her devletin örgütleriyle ve kaynaklarıyla orantılı olarak gerçekleştirilmesine hakkı vardır.

Madde 23: (1) Herkesin çalışmaya, işini özgürce seçmeye, adil ve elverişli çalışma koşullarına ve işsizlikten korunmaya hakkı vardır.
(2) Herkesin hiçbir ayrım gözetilmeksizin, eşit çalışma karşılığı eşit ücrete hakkı vardır.
(3) Çalışan herkesin, kendisine ve ailesine insanlık onuruna uygun bir yasayış sağlayan, gerekirse her türlü sosyal güvenlik araçlarıyla da desteklenen bir ücrete hakkı vardır.
(4) Herkesin, çıkarlarının korunması için başkaları ile birlikte sendika kurmaya ve kurulu bir sendikaya katılmaya hakkı vardır.

Madde 24: Herkesin, çalışma saatlerinin makul ölçüde sınırlandırılması ve belirli aralıklarla ücretli izin dahil olmak üzere, dinlenme ve boş zamanlarını değerlendirme hakkı vardır.

Madde 25: (1) Herkesin gerek kendisi, gerek ailesi için yiyecek, giyecek, konut, sağlıksal bakım, gerekli toplumsal hizmetler de içinde olmak üzere sağlığına ve esenliğine uygun bir yaşam düzeyine; işsizlik, hastalık, sakatlık, dulluk, yaşlılıkta ya da geçim olanaklarından kendi iradesi dışında yoksul kaldığı başka durumlarda, güvenliğe hakkı vardır.
(2) Analık ve çocukluk özel bakım ve yardım hakkı doğurur. Bütün çocuklar, ister evlilik içinde, ister evlilik dışında doğsunlar, eşit sosyal güvenlikten yararlanırlar.

Madde 26: (1) Herkesin eğitim hakkı vardır. Eğitim hiç olmazsa ilk ve temel eğitim evrelerinde parasız olmalıdır. İlk eğitim zorunludur. Teknik ve mesleki eğitimden herkes yararlanabilmeli ve yüksek öğretim, başarıya göre, herkese tam bir eşitlikle açık olmalıdır.
(2) Eğitim, insan kişiliğinin tam gelişmesini, insan haklarıyla temel özgürlüklere saygının güçlenmesini amaç olarak almalıdır. Eğitim bütün uluslar, ırklar ve dini topluluklar arasında anlayış, hoşgörü ve dostluğu güçlendirmeli ve Birleşmiş Milletler'in barışın sürdürülmesi yolundaki çalışmalarını geliştirmelidir.
(3) Ana baba, çocuklarına verilecek eğitim türü için öncelikli seçme hakkına sahiptir.

Madde 27: (1) Herkes, toplumun kültürel etkinliklerine özgürce katılma, güzel sanatları tatma, bilim alanındaki ilerlemelerden ve bunların nimetlerinden yararlanma hakkına sahiptir.
(2) Herkesin, sahibi bulunduğu her türlü bilim, yazın ya da sanat yapıtlarından kaynaklanan ahlaki ve maddi çıkarlarının korunmasına hakkı vardır.

Madde 28: Herkesin, bu Bildirge'de yer alan hak ve özgürlüklerin tam olarak uygulanmasını sağlayacak bir toplumsal ve uluslararası düzene hakkı vardır.

Madde 29: (1) Herkesin, kişiliğinin özgürce ve tam gelişmesine olanak sağlayan topluluğa karşı ödevleri vardır.
(2) Herkes, haklarını kullanmak ya da özgürlüklerinden yararlanmak konusunda, salt başkalarının hak ve özgürlüklerinin tanınmasını ve bunlara saygı gösterilmesini sağlamak amacıyla ve demokratik bir toplumda törenin, düzenin ve genel esenliğin haklı gereklerini karşılamak için yasa ile saptanmış olan sınırlamalara bağlıdır.
(3) Bu hak ve özgürlükler, hiçbir biçimde, Birleşmiş Milletler'in amaç ve ilkelerine aykırı olarak kullanılamaz.

Madde 30: Bu Bildirge'nin hiçbir unsuru, içinde açıklanan hak ve özgürlüklerin bir devlet, topluluk ya da bireyce ortadan kaldırılmasını amaçlayan bir etkinlik ya da girişime hak verir biçimde yorumlanamaz.

İnsan

Gelin yüzlü papatyalar

Kırın en güzel süsüdür;

Ondan daha güzeller var,

Bu gülen insan yüzüdür.

Yaz ağaca küpe takar,

Gümüş dere durmaz akar,

Akan sudan güzeli var,

Bu, gülen insan sesidir.

Artık hava kararınca,

Yuvasındadır karınca,

Ölüm menzile varınca,

Yaşlanan insan özgürdür.

Ne solan çiçek, duran su,

Ne karıncanın uykusu,

İnsana ilk dokunan şu

Küsen insanın sözüdür.

İlhami Bekir tez

Biz düya çocukları

Bizler çiçekleriyiz

Umudun ve sevincin,

Habercileriyiz biz

Gelen mutlu günlerin.

Biz hepimiz kardeşiz.

Hep dünya çocukları,

Kuracağız birlikte

Yaşanası dünyayı.

Her ülkeden her ırktan,

Biz dünya çocukları,

Verelim hep el ele

Dünyanın her yerinde.

Haydi, çocuklar gelin bizimle,

Yürüyelim biz yarına,

Haydi, çocuklar gelin bizimle

Mutluluğa ve barışa.

Gülsüm Akyüz


 

Tutum, yatırım ve türk malları haftası
(12–18 Aralık)

Günlük yaşamımızda, pek çok eşya, araç gereç ve besin maddelerine ihtiyaç duyuyoruz. Yurdumuzda çok nitelikli mallar üretilmektedir. Bu gün evimizde işyerimizde kullandığımız araçlar, televizyonlar otomobiller, makineler, buzdolapları yurdumuzda üretilmektedir. Her tür besin maddesi ise yurdumuzda bolca yetiştirilmektedir.

Yurdumuzda üretilen malların çoğu, yurt içinde pazarlanıyor, bir kısmını da dış ülkelere satılıp, döviz girdisi sağlanıyor. Ülkeye giren döviz ihtiyaç duyulan malların ithalatında kullanılıyor.

Hızla artan ülke nüfusunun ihtiyaçlarını karşılamak, yeni iş sahaları açmak, alt yapı yatırımlarını gerçekleştirmek, yeni doğan ve eğitim çağına gelen çocuklara okuma imkânı  sağlamak için çok çalışmalıyız. Paramızı ölçülü harcamalıyız, eşya ve elbiselerimizi temiz tutmalı tutumlu olmalıyız her tür savurganlıktan kaçınmalıyız. Besinlerimizi ihtiyacımıza göre düzenli ve sağlığa uygun bir şekilde almalıyız. Boşa kesinlikle besinlerimizi atmamalı savurganlıktan kaçınmalıyız. Sağlığımıza dikkat etmeli hasta olmamaya dikkat etmeliyiz. En büyük sermayemiz olan zamanımızı çok iyi değerlendirmeli boşa vakit harcamamalıyız. Zamanımızı dinlenme eğlenme çalışma uyku olarak düzenlemeliyiz.

Atatürk 1923 yılında İzmir İktisat Kongresini topladı. Bu kongrede yurdun bağımsızlığının korunması, yerli mallar üretilmesi ve kullanılması kararlaştırıldı. Dönemin başbakanı İsmet İnönü 12 Aralık 1929 tarihinde T.B.M.M.’de bir konuşma yaptı. Konuşmasında ulusal ekonomi, yerli malı ve tutumlu olma konularını anlattı.

12 Aralığı kapsayan hafta “Tutum Yatırım ve Türk Malları Haftası” olarak kutlanmaktadır. Cumhuriyet döneminde temelleri atılan kendi kendine yeter bir toplum olmadaki ilk adım bugün de devam etmektedir.

Tutum ve yatırım alışkanlığı küçük yaşlarda kazanılır. Ders araçlarını, giysilerini, harçlığını tutumlu kullanan çocuk bu güzel alışkanlığı büyüyünce de devam ettirir. Küçükken boşa akan su musluğu, gereksiz yanan lambayı kapatan çocuk bu güzel alışkanlığı büyüyünce de devam ettirir. Okul çağlarında zamanı iyi değerlendirme alışkanlığı kazanan insan bu huyundan vazgeçmez. O nedenle çocukları küçük yaşlarda tutumlu olmaya özendirmeliyiz.

Tasarruf yapmak, milli kaynakların işletilmesi, yerli fabrikalar kurulması, paranın dış ülkelere gitmesini önlemek, temel tüketim maddelerini öz kaynaklardan karşılamak, ekonomimizi geliştirmek bu haftanın belli başlı amaçları içindedir.

Okullarımızda 12 – 18 Aralık tarihleri arasında kutlanan bu haftada tutum, yatırım ve Türk malları hakkında bilgi verilir. Şiirler okunur, konuşmalar yapılır, skeçler ve oyunlar oynanır. Yerli mallarımız tanıtılmaya çalışılır. Yurdumuzda üretilen tarım ürünleri ve gıda maddelerinden temin edebildiklerimiz sınıfa getirilerek tanıtılır ayrıca öğrencilere dağıtılarak alamayanların almasına ve arkadaş ortamında paylaşımın ve dayanışmanın nasıl yapılması gerektiği konusunda hepimizin eğitilmesine çalışılır.

Tutumlu çocuk

Damla damla akan sudan,

Koca göller dolup taşar.

Tutumsuzlar kalır yolda,

Tutumlular dağı aşar.

Biz tutumlu çocuklarız,

Para dolu kumbaramız.

İnsan olan, kara günde,

Kimseye el açmamalı.

Çalışmalı, kazanmalı,

Hiçbir işten kaçmamalı.

Biz tutumlu çocuklarız,

Para dolu kumbaramız.

Hakkı Sunat

Yerli malı

Eğer avuç açmamak,

İstersen hiç kimseye,

Muzu, hurmayı, bırak;

Üzümü, inciri ye.

Ey Türk kızı, Türkoğlu,

Budur kurtuluş yolu.

Fındık, ceviz, hepsi var;

Yok, eşi yün, ipeğin,

Yurduna sevgisi var;

Yerli malı giyenin.

Ey Türk kızı, Türkoğlu,

Budur kurtuluş yolu.

Vatanımız bu toprak,

Cennet gibi her yanı,

Yerli malı kullanmak,

Kurtaracak vatanı.

Ey Türk kızı, Türkoğlu,Budur kurtuluş yolu.

Nafiz Edgüer

Cırcır böceği ile karınca

Cırcırböceği çaldı saz, bütün yaz,
Derken kış da geldi çattı.
Bizimkinden şafak attı.
Baktı ki yok yiyecek.
Ne bir sinek, ne bir böcek.

Kalktı karıncaya gitti.
Yandı, yakıldı, ah etti.
Üç beş buğdaydan ne çıkar,
Gelecek mevsime kadar....
Birkaç tane borç istedi.
"İnayet buyurun,dedi.
Eylüle kalmaz öderim."

İşin kötüsü karınca
Borca hiç alışmamıştı.
Bu ricaya çıkıştı:
-"Ne yaptınız yaz boyunca?"
-"Ne mi yaptım?Saz çaldım saz!"
-"Ya öyle  mi?Demek ki siz
Yazı sazla geçirdiniz,
Şimdi de oynayın biraz!"

La Fontain

EKMEK

Çiftçi sürer tarlayı,

Sonra eker buğdayı,

Boy verir azar azar,

Saplar gittikçe uzar.

Başaklar olgunlaşır,

İçleri dolgunlaşır.

Yazın artınca sıcak,

Sararır her bir başak.

Biçerler ekinleri,

Şenlenir harman yeri.

Olup bitince harman,

Ayrılır buğday saptan.

Bitmedi işler gene,

Oradan değirmene,

Buğdayı götürürler.

Değirmen taşı döner,

Ezer un yapar bunu.

Fırınlar alır unu,

Su, maya kor yoğurur,

Yapar bir güzel hamur,

Sonra fırına atar,

Pişirir, bize satar.

Güzel kokulu ekmek,

Olmaz seni sevmemek,

Sensin yemeklere baş,

Her yemeğe arkadaş.

Hasan Ali YÜCEL


 

VEREMLE SAVAŞ EĞİTİMİ HAFTASI
Ocak ayının ilk haftası

İnsanların sağlığı için en tehlikeli hastalıklardan biri de veremdir. Verem hastalığına halk arasında ince hastalık, tıp dilinde tüberküloz olarak bilinir. Bulaşıcı bir hastalık olan verem mikrobunu Robert Koch adında bir Alman doktoru bulmuştur. Onun için verem mikrobuna Koch Basili denir.
Bu mikrop insan vücuduna solunum ve sindirim yoluyla girer. Çabuk fark edilip önlem alınmazsa vücudu kemirir, zayıflatır. Ölüme neden olur.
Mikroplar hangi organa yerleşirse hastalık o organın adı ile anılır. Akciğer veremi, kemik veremi, gırtlak veremi, deri veremi, ilik veremi.. gibi.
Verem, insandan insana, hayvandan insana geçer. En yaygın olanı akciğer veremidir. Tıp bilimi ilerledikçe verem mikrobunu yok edici ilaçlar yapıldı. İnsanları bu hastalıktan korumak için aşılar bulundu. Verem aşısına B.C.G. aşısı denir.
Verem aşısı ülkemizde ilk kez 22 Aralık 1952 tarihinde yapılmaya başlanmıştır. Bu aşıyı sağlık kuruluşlarında bütün insanlar ücretsiz olarak yaptırabilir. Zaman zaman kent, kasaba ve köylerde B.C.G. aşı kampanyaları açılır, aşı yapılır. Bu aşı okullarda öğrencilere de uygulanır.
Cumhuriyetin kuruluşu ile beraber yapılan çok planlı ve sıkı çalışmalar sonucunda bu hastalık büyük oranda kontrol altına alınarak tehlike olmaktan çıkarılmıştır.

Yurdumuzda veremle savaşmak, kişilerin vereme yakalanmasını önlemek, hasta olanları sağlığa kavuşturmak amacı ile Verem Savaş Dernekleri kurulmuştur..verem Savaş Dernekleri; halkı verem tehlikesine karşı uyarır. Onları bu konuda aydınlatır. Hastalanmamak içi neler yapılması, nelerin yapılmaması konusunda bilgi verir.
Veremli hastaların sanatoryum denilen verem hastanelerinde iyileştirilmelerini sağlar. Ayrıca zayıf yapılı, kolaylıkla vereme yakalanabilir kişilerin prevantoryum denilen dinlenme yerlerinde bakımlarına yardımcı olur.

VEREMDEN KORUNMAK İÇİN ALINACAK ÖNLEMLER

  1. Havasız yerlerde kalmamalıyız.
  2. Dengeli beslenmeliyiz.
  3. B.C.G. verem aşısını yaptırmalıyız.
  4. Veremli hastaların eşyalarını kullanmamalıyız.
  5. Veremli hastanın tabağından yemek yememeli, bardağından su içmemeli, kaşık ve çatallarını kullanmamalıyız.
  6. Öksüren, hapşıran insanlardan uzak durmalıyız.
  7. Açık ve temiz havada dolaşmalıyız.

VEREM HASTALIĞININ BELİRTİLERİ

  1. Geceleri terleme ve hafif ateşlenme,
  2. Kesik kesik öksürükler,
  3. Halsizlik ve devamlı yorgunluk hali.
  4. İsteksizlik
  5. İnsan vücudunda zayıflama belirir. Zayıflama ilk iki ay içerisinde yavaş, sonraki aylarda daha hızlı görülür.

VEREM AŞISINI BULAN (Robert Koch)

Robert Koch 1843 Aralığında Orta Almanya’nın bir köyünde doğdu. Bu dağ köyünde çocuklar oyun oynamak için kalabalık gruplar meydana getirirlerdi. Bir madencinin oğlu olan Koch da bunlarda biriydi, fakat bu çocuk bütün arkadaşları gibi gruplar içinde oynamanın yanı sıra sık sık yalnız başına kalıp çevresini incelemekten çok hoşlanırdı. Robert Koch çiçeklerin, böceklerin adlarını öğreniyor, kelebekleri inceliyor ve bu hayvanları hareket ettiren gücü araştırıyordu. Bir hamam böceği nefes alıp verebiliyor muydu ? Yüreği var mıydı ? Küçük Koch gelecekte bunları öğrenmeyi kafasına koymuştu.

İlk, orta öğrenimini başarıyla tamamladıktan sonra Tıp Fakültesine yazıldı. Ciddiliği ve çalışmasıyla dikkati çekiyor, eğlenceye hiç zaman ayırmayarak durmadan okuyor ve sistemli bir şekilde araştırıyordu. 1862’de Tıp Fakültesini başarıyla bitirerek Hamburg Hastanesi doktor yardımcılıklarından birine atandı.

Sabırlı, çalışkan bir kişi olan Doktor Koch, çevresindeki insanların kendisine üstün bir değer verdiklerini görüyor ve bu saygıyı kötüye kullanmayarak tükenmez bir çabayla araştırmalarına devam ediyordu. İnsanların hastalıkların pençesine düşmelerinden, birden bire sararıp solarak mum gibi eriyip gitmelerinden hayrete düşüyor, bunun nedenlerini öğrenmek istiyordu.

Bu soruların cevaplarının laboratuarındaki mikroskopta gizli olduğunu biliyordu. 1880 yılında Berlin Sağlık Kurulu’na atandı. Bu atama onun araştırmalarını genişletmesine yaradı. Gerçekten de işe başladıktan iki yıl sonra verem hastalığıyla ilgili ilk önemli araştırması yayınlandı.

1882 yılında bir gece hasta bir akciğer parçacığının dokuları içinde boyama usulüyle kahverengine boyanmış birçok canlının kıpırdadığını gördü. İşte bunlar insanların bela olan verem hastalığının mikrobuydu.

Bu önemli buluş bütün dünya bili alanında büyük bir ilgiyle karşılandı ve büyük yankılar uyandırdı. Bu arada birçok bilgin ve doktorla birlikte Hindistan, Afrika ve Japonya’ya geziye çıkan Koch, uyku hastalığı, malarya, tifüs gibi hastalıklar üzerinde incelemeler yaptı. Kolera hastalığını meydana getiren vibrion basilini buldu. Bütün bu keşiflerinden ötürü de 1905 Nobel ödülünü kazandı.

Yaşadığı sürece tıp konusundaki araştırmalarıyla insanlığa hizmet eden, birçok eser yayımlayan Dr. Koch, 67 yaşındayken 1910 yılında kalp yetersizliğinden öldü.

Veremli hastaların sanatoryum denilen verem hastanelerinde iyileştirilmelerini sağlar. Ayrıca zayıf yapılı, kolaylıkla vereme yakalanabilir kişilerin prevantoryum denilen dinlenme yerlerinde bakımlarına yardımcı olur. Onları bu konuda aydınlatır. Hastalanmamak içi neler yapılması, nelerin yapılmaması konusunda bilgi verir.

VEREMLE SAVAŞ

Verem hastalığı çok eski yıllardan beri insan sağlığını tehdit etmektedir. Bulaşıcı bir hastalıktır. Bu nedenle erken teşhis edilmesi hastalığın yayılmasını önlemek açısından önemlidir. Verem halk arasında “ince hastalık” diye adlandırılır. Tıp dilinde ise “Tüberküloz”dur. Alman bilim adamı Robert Koch, 1882 yılında vereme neden olan mikrobu keşfetmiştir. Bu buluşundan dolayı verem mikrobuna “KOCH” basili denir. Verem mikrobunun tanınması, hastalığı öldürücü olmaktan çıkarmıştır. Günümüzde verem, tedavi edilebilir bir hastalıktır. Halk arasında verem denince akla ilk gelen akciğer veremidir. Oysa verem mikrobu vücuttaki birçok dokuya yerleşebilir. Örmeğin: Karaciğer, böbrek ve yumurtalıklarda görülebilir. Beyin zarı iltihabı, kalp dış zarı iltihabı ve eklem iltihabına neden olabilir. Kemik ve lenf bezlerinde hastalığa neden olabilir. Ama en çok akciğerlerde görülür.

Cumhuriyet kurulmadan önce ve kurulduktan sonra, verem hastalığı ülkemizde oldukça yaygındı.2. Dünyam Savaşı’nda dünyada ve ülkemizde verem hastalığı yayıldı ve ölümlere neden oldu. Bu nedenle hastalıktan korunmak ve tedavi yollarını öğretmek amacıyla yurdumuzda dispanserler açıldı.1948 yılında “Türkiye Verem Savaş Derneği” kuruldu. Derneğin ciddi çalışmaları sonucunda verem hastalığının yayılması önlendi; hastalık gecikti.1930’da Seminerlerde Korunmayla İlgili Konuşmalardan Bazıları:

*Dengeli ve düzenli beslenmeliyiz; yiyeceklerimizin temiz olmasına dikkat etmeliyiz.

* Sık sık temiz ve açık havaya çıkmalıyız. Güneşten yararlanmalıyız.

*Öksüren ve hapşıran insanlardan uzak durmalıyız.

*Ellerimizi sık sık yıkayıp, her yılda bir kez dispansere gidip kontrolden geçmeliyiz.

Veremin Belirtileri

1)Yorgunluk, bitkinlik ve halsizlik

2)Geceleri terleme ve ateşleme

3)Hastalık ilerlerledikçe zayıflama

4)Öksürme

VEREMLE SAVAŞ

Karar verdik ulusça

Veremi yok etmeye

Oda tam sıtma gibi

Yüz tutuyor bitmeye

Sayısız dernek kurduk

Veremden kurtulalım diye

Aşılara saldırdık

Verem denen düşmana haddini bildirdik.

Gözlerimiz açıldı

Artık millet uyandı

Köy kasaba her bucak

Ne güzel aydınlandı.

Yıkacağız yakında

Gizli kalelerini

Karar verdik, and içtik

Yok, etmeye veremi

Didem EMRE 6\A 54

Verem savaşı eğitim ve propaganda haftası (2 - 8 Ocak 2011)

Verem (tüberküloz) hastalığı, “Mycobacterium tuberculosis” basili tarafından oluşturulan ve solunum yoluyla bulaşan bir hastalıktır.
Verem ile ilgili olarak toplumun bilgilendirilmesi ve bu hastalığa karşı bütün kesimlerin dikkatinin çekilmesi amacıyla her yıl ocak ayının ilk pazar gününden başlayan hafta Verem Savaşı Eğitim ve Propaganda Haftası olarak belirlenmiştir. Bu yıl da 02-08 Ocak 2011 tarihleri arasında “64. Verem Savaşı Eğitim ve Propaganda Haftası”nda ilerde konu ile ilgili çeşitli etkinlikler düzenlenecektir.

Dünya’da ve Türkiye’de Verem Hastalığı

Verem insanlık tarihi kadar eski bir hastalık olmasına rağmen hala tüm dünyada bir halk sağlığı sorunu olarak önemini korumaktadır. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) raporlarına göre, günümüzde dünya nüfusunun yaklaşık üçte biri (2 milyar kişi) tüberküloz mikrobu ile enfektedir. Bu insanların % 10’unun yaşamlarının bir döneminde vereme yakalanma ihtimali bulunmaktadır. Dünyada her yıl yaklaşık 9 milyon kişi verem hastalığına yakalanmakta ve her yıl 1,7 milyon insan bu hastalıktan ölmektedir.

Ülkemizde, 2009 yılında verem savaşı dispanserlerine (VSD) kayıtlı 17.402 verem hastası bulunmaktadır. Bu hastaların %60’ı erkek, %40’ı kadındır. Hastaların yaklaşık %66’sında akciğer tutulumu, %34’ünde akciğer dışı organ (Lenf bezleri, plevra, kemik, böbrek, beyin vb.)  tutulumu vardır. 2009 yılı verem hastalarının %43’ü 15-34 yaş grubundadır.

Verem Hastalığının Belirtileri

Verem hastalığının genel belirtileri arasında; halsizlik, iştahsızlık, kilo kaybı, ateş, gece terlemesi, çocuklarda kilo alamama bulunmaktadır. Akciğer tüberkülozunda; öksürük, balgam, öksürükle kan tükürme, göğüs-sırt-yan ağrısı, nefes darlığı şikayetleri bulunabilmektedir. İki-üç haftadan uzun süre devam eden öksürüğün olması durumunda veremden şüphelenmek gerekir. Bu yakınmalar diğer bir çok hastalıkta da rastlanabilen şikâyetler olması sebebiyle bu tür şikayetleri olan hastaların aile hekimine veya en yakın verem savaşı dispanserine müracaat etmesi gerekmektedir.

Veremle Savaşıyoruz, Kararlıyız!

Tüberküloz tüm dünyanın bir sorunu olup, yine tüm dünya ile birlikte mücadele ile bu sorunun üstesinden gelinebilir. Dünya Sağlık Örgütü’nün tüm ülkelere önerilerini içeren ve tüm ülkeler tarafından kabul edilen “Berlin Deklarasyonu” kapsamında “Tüberkülozu Durdurma Stratejisi”ni ülkemiz de  taahhüt etmiş ve strateji gerekleri uygulamaya konmuştur.

Bu strateji kapsamında: “1.Doğrudan Gözetimli Tedavi Stratejisinin uygulanması, 2.”HIV birlikte tüberküloz”un ve “Çok İlaca Dirençli-Tüberküloz”un tehlikesine dikkat edilmesi ve bu durumlara karşı mücadele edilmesi, 3.Tüberküloz ile mücadelede sağlık sisteminin güçlendirilmesinin sağlanması, 4.Kamu ve sivil toplum örgütlerinin de bu mücadeleye katkılarının sağlanması, 5.Hastaları  ve halkı tüberküloz hastalığına karşı bilinçlendirerek mücadelenin güçlendirilmesi, 6.Tüberküloz ile ilgili araştırmaların desteklenmesi” konuları ülkemizdeki Ulusal Tüberküloz Kontrol Programı’nın esaslarını oluşturmakta ve uygulanmaktadır.

Doğrudan gözetimli tedavinin uygulanması sayesinde ülkemizde tüberkülozla mücadele hız kazanmış, tedavi başarısı yeni vakalarda % 92’lere ulaşmıştır. Dünyanın birçok ülkesinde HIV/AIDS’li hasta sayısının ve yine dirençli tüberküloza sahip hasta sayısının yüksek olmasına karşın ülkemizde bu sayının az olması ülkemiz için bir avantaj olmuştur. Dirençli tüberküloz hastalığı ile de gerekli mücadelemizi sürdürmekte, bu hastalarımıza ücretsiz olarak gereken tedaviyi sağlamaktayız. Bu amaçla ülkemizde olmayan ilaçlar dahi yurt dışından temin edilmekte ve ücretsiz olarak doğrudan gözetimli tedavi kapsamında hastalarımıza ulaştırılmaktadır.

Sağlıkta Dönüşüm Projesi ile tüberküloz hastalarına ulaşmak kolaylaşmıştır. Sosyal güvencesi olmayan hastalara Sosyal Yardımlaşma Fonları ve diğer devlet imkânları kullanılarak sağlık hizmetlerine ulaşımda tüm engeller aşılmıştır. Yine bu proje kapsamında sosyal güvenlik sistemleri birleştirilerek tüm sağlıkta hizmeti sunan birimlere ulaşımı kolaylaştıran Sosyal Güvenlik Kurumu oluşturulmuş, bu güvence ile sağlıkta özel hizmet sunumlarına ulaşım da mümkün olmuştur. Yine yeşil kart uygulaması ile sosyal güvencesi olmayan vatandaşlarımız da devletimizin imkânları ile sağlık problemlerine çözüm bulmuştur. Bu imkânlara sahip olmakla birlikte hastalıklara karşı halkımızda farkındalık artmıştır. Bundan tüberküloz hastalığı ile mücadele de payını almış, halkımızın artan farkındalığı ve duyarlılığı, mücadelemizi daha da güçlendirmiştir.

Tüm sağlık kurum ve kuruluşlarında bulunan hemen her mikrobiyoloji laboratuarında rutin tetkikler arasında en basitinden tüberkülozun mikroskobik tanısı yapılabilmektedir. Yine birçok sağlık kurumunda daha ileri tanı yöntemleri ile birlikte kültür ve ilaç duyarlılık testleri yapılmaktadır. Bu hizmet artık tüm sağlık kurum ve kuruluşlarında verilebilen bir tanı hizmeti olmuştur. Bu durum, veremle mücadelenin artık sağlık hizmetlerinde tabana kadar yayıldığını göstermektedir.

Aile hekimliği uygulamasıyla dispanserlerde çalışan deneyimli verem savaşı dispanseri personelinin bir kısmı aile hekimliğine geçmiş, ancak il sağlık müdürlüklerinin duyarlılıkları sayesinde  yerleri doldurulmuş, yine bu kapsamda dispanserde yeni göreve başlayan hekimlerimize Verem Savaşı Dairesi Başkanlığı tarafından “Mesleki Gelişim Eğitimleri” verilmiş ve verilmektedir. Verem savaş dispanseri hekimlerine 2009 yılında ”mesleki gelişim eğitimi” verilmeye  başlanmış olup; 2009 yılında 43 hekimimize, 2010 yılında da 198 hekimimize  (toplam 241 hekime) eğitim verilmiştir.

Doğrudan Gözetimli Tedavi (DGT) Strateji’si ülkemizde bugünkü veremle savaş politikasının temel taşlarından birini oluşturmaktadır. Doğrudan Gözetimli Tedavi Stratejisi’nin en önemli unsurlarından olan Doğrudan Gözetimli Tedavi; verem hastasının ilaçlarının tüm tedavi süresince her dozunu, DGT uygulaması konusunda bilgilendirilmiş ve yetkilendirilmiş bir görevlinin gözetiminde içmesi ve bu durumun kayıt altına alınmasıdır.  Ülkemizde 2003 yılında dört verem savaşı dispanserinde pilot olarak başlanan Doğrudan Gözetimli Tedavi (DGT) uygulaması, 2006 yılı Haziran ayından itibaren tüm ülke geneline yaygınlaştırılmıştır. 2010 yılında verem hastalarının % 98’inin tedavileri doğrudan gözetim altında uygulanmıştır.

Sağlık Bakanlığı, bugün itibariyle 198 verem savaşı dispanseri, 22 bölge tüberküloz laboratuarı, 4’ü eğitim-araştırma hastanesi olmak üzere 17 göğüs hastalıkları hastanesi ve diğer tüm birinci, ikinci ve üçüncü basamak sağlık kurum ve kuruluşları ile verem savaş hizmetlerini sürdürmektedir.

Verem savaşı dispanserlerinde 2009 yılı içinde; 2.557.787 adet poliklinik, 1.783.560 adet radyolojik tetkik ve 99.582 adet direkt mikroskobik inceleme yapılmıştır. Bölge tüberküloz laboratuarlarında incelenen örnek sayısı ise128.955’dir.

“Veremsiz Bir Türkiye” hedefini gerçekleştirmeye yönelik çalışmalar yapmak amacıyla 14.07.2010 tarihinde “Türkiye’de Veremle Mücadelede Ortak Hareket Çalıştayı- I”, yine 26.10.2010 tarihinde de bu çalışmanın devamı niteliğindeki “Türkiye’de Veremle Mücadelede Ortak Hareket Çalıştayı- II” gerçekleştirilmiştir. Çalıştaya Sağlık Bakanlığı Verem Savaşı Dairesi Başkanlığının koordinasyonunda kamu kurum ve kuruluşlarından; Başbakanlık Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü, Adalet Bakanlığı (Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü), Milli Savunma Bakanlığı (Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı), Milli Eğitim Bakanlığı (Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı) ve Türk Kızılayı ile 16 sivil toplum örgütünün katılımı sağlanmıştır. Bu çalışmalar ile “Tüberkülozu Durdurma Stratejisi”nin 4. maddesinde yer alan “Kamu ve sivil toplum örgütlerinin bu mücadeleye katkılarını sağlanması”  ve var olan katkıların da artırılması hedeflenmiştir. Çalıştayda sivil toplum örgütleri ile birlikte bir deklarasyon açıklanmış, bu deklarasyon ile güç birliğine gidildiği ilan edilmiştir.

Teşhis ve Tedavi

Ülkemizde verem hastalığının teşhis ve tedavisi ücretsiz olarak sağlanmaktadır. Tedavide kullanılan ilaçlar verem savaşı dispanserlerinden ücretsiz olarak verilmektedir.
Verem hastalığının tedavisinde, ortalama 6-8 ay tedavi ile % 95 - 99 iyileşme sağlanır. İlaç tedavisi başlandıktan 15 - 20 gün sonra bulaştırıcılık ortadan kalkmaktadır.

Türkiye’de 2008 yılı verem hastalarının tedavi başarısı % 92’dir.
Tedavide ilaçların düzenli içilmesi çok önem taşır. Çünkü tedaviyi yarım bırakan hastalar toplumda basil saçmayı sürdürmektedirler. Tedavide ilaçlar eksik ya da düzensiz kullanılırsa hastalık iyileşmez ve kullanılan ilaçlara direnç gelişebilir. Bu durumda hastalığın tedavisinde daha fazla sayıda ve miktarda ilaç kullanmak gerekir ve tedavi süresi de iki yıla kadar uzayabilir.

Teşekkür

Verem savaşında etkili, kaliteli ve sürdürülebilir sağlık hizmeti ilkesiyle, özveriyle çalışan ve mücadelemizin bugünkü noktaya gelmesinde emekleri geçen tüm sağlık çalışanlarına teşekkür eder, çalışmalarının devamını dilerim. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

Prof. Dr. Nihat TOSUN
Sağlık Bakanlığı Müsteşarı



ENERJİ TASARRUFU HAFTASI
(ocak ayının 2. Haftası)

Her yıl ocak ayının ikinci pazartesi ile başlayan hafta enerji tasarrufu haftası olarak kutlanmaktadır.Yurdumuzun  petrol ve doğal gaz gibi enerji kaynakları açısından zengini olmamasına karşılık hızlı bir kalkınma sürecine girmesi ve geniş bir coğrafyaya hitap etmesi gibi nedenlerle enerji ihtiyacı fazla olan bir ülkedir. Ayrıca Ülkelerin kalkınmışlığı kişi başına enerji üretimleri ile ölçülür. Bu rakam kalkınmış ülkelerde çok yüksek   rakamlarla ifade edilirken bizim ülkemizde kişi başına ancak 3000 Kw. gibi rakamlarla ifade edilmektedir.

Hâlbuki evimizde kullandığımız televizyondan bulaşık makinesine, buzdolabından, bilgisayara kadar her şey enerji ile çalışmaktadır. Bunu yanında tüm ulaşım araçları iş yerlerinde çalışan makineler sokağımızın aydınlanması atalarımızın dediği gibi beşikten mezara kadar enerji bizim için hayati önem taşımaktadır. İşte bizim için çok önemli olan bu kaynağı hem tasarruflu kullanmalı hemde üretimine katkıda bulunmalıyız.

İşte bizim için çok önemli olan bu kaynağın en tasarruflu şekilde kullanımı için halkımızın aydınlatılması ve eğitilmesi gerekli bilgiyi sağlaması amacıyla her yıl ocak ayının ikinci pazartesi ile başlayan hafta enerji tasarrufu haftası olarak kutlanmakta ve halkımızın bilinçlendirilmesi sağlanmaktadır.

Dünyada enerji olmadan bir yaşamın olamayacağı enerji kaynaklarının değerlendirilmesinin sadece ev ve işyeri ile değil aynı zamanda ülkelerin savunmaları ile de ilgili olduğunu günümüz savaşlarının en önemli nedenlerinden birinin de enerji kaynaklarına sahip olmak amacıyla yapıldığını ve bu savaşlar nedeniyle milyonlarca insanın hayatını kaybettiğini bilmek ve çevremizdeki insanlara anlatmak amacıyla gerekli tanıtımlara önem vermeliyiz.

Enerji tasarrufu haftası nedeniyle ülkemiz insanına enerjinin hangi kaynaklardan elde edildiği nerelerde kullanıldığı nasıl tüketildiği yokluğunda yaşanabilecek olası tehlikeler konusunda gerekli bilgiler verilmeli ve insanlarımızın bilinçlendirilmesine çalışılmalıdır. Aynı zamanda enerjiyi gereksiz yere harcamamak,  gerektiğinde enerji tasarrufu yapmak konusunda da insanlarımızı aydınlatmalıyız. Bu konuda gerek Televizyon gerekse radyo gibi canlı yayın organları yanında gazete ve dergilerle ve okullarımızda öğrencilere de gerekli bilgilerin verilmesi sağlanmalıdır.

TASARRUF NE GÜZELDİR

Haydi, koş bir iki üç...
Gereksiz yanan ampuller,
İsraf etmeyin enerjiyi diyor.
Onu yeniden sağlamak güç.

Bak musluk ağlıyor,
Tamir et beni diyor.
Ah,çöp kutusundaki bayat ekmekler
Fırında kalsaydım diyor.

Kış geldi yine, pencereler
Elden geçmeli bir bir.
Gereksiz ısı kaybı nedir?
Anlattı öğretmenimiz teker teker.

Çabuk tükeniyor petrol zenginliğimiz.
Petrol demek döviz demek.
Tüm ulusa karşı ödevimiz.
Enerji tasarrufu için seslenmek

Öner KEMAL

ENERJİ VE TASARRUFU

Enerji ne, tasarruf ne bilelim.
Temelidir insanlığın, uygarlığın
Güçlükleri üstümüzden silelim,
Enerjiyi tutumluca kullanalım.

Enerjiyi elde etmek inan zor,
Hep insanlık enerjiye bakar.
Boşa harcanınca içim sızlıyor,
Enerjiyi tutumluca kullanın.

Süleyman ATISIZ

UZUN MEHMET

Aşağıda, Uzun Mehmet’in enerji kaynaklarımızdan maden kömürünü buluşunu okuyacaksınız.

Maden kömürü, maden kömürü, derler. Nedir bu maden kömürü? Kara bir taş. Evet kara bir taş.

Fakat bu kara taş, bir memlekete yiyecek kadar gerekli. Buğday kadar, et kadar gerekli. Maden kömürü ile tren işler, vapur işler, fabrika işler.

Bundan uzun yıllar önce Türkiye’de maden kömürü var mı yok mu bunu bilen yoktu. Bizde maden kömürünü ilk defa Uzun Mehmet adında bir genç buldu. Böylece memlekete büyük hizmet etti.

Uzun Mehmet bir köylü çocuğuydu. Zonguldak’ta bir köyde doğdu. Büyüdü, asker oldu. İstanbul’a gitti. Orada deniz eri olarak askerlik yaptı. Maden kömürünü ilk defa askerlikte gördü. Onun memlekete ne kadar gerekli bir şey olduğunu askerlikte öğrendi.

Günler geçti. Askerlik bitti. Son gün erler toplandılar. Uzun Mehmet de onların içindeydi. Bölük komutanı geldi. Elinde bir parça maden kömürü vardı. Dedi ki:

― Arkadaşlar, bunun maden kömürü olduğunu öğrendiniz. Şimdi biz bunu para ile alıyoruz. Türkiye’de maden kömürü var mı yok mu bilen yok. Varsa bulmak lazım. Onu bulmak memlekete çok büyük bir hizmet olacak. Gittiğiniz köyde, dağda, derede, her yerde bu kömürü arayın arkadaşlar.

Bölük komutanı her ere bir parça maden kömürü verdi. uzun Mehmet de bir parça aldı, torbasına koydu, yola çıktı. Birkaç gün sonra köye vardı.

Uzun Mehmet, köyde nereye gitse maden kömürü parçasını da yanına alıyordu. Her yerde maden kömürü arıyordu.

Bir sabah, erkenden evden çıktı. Bütün gün yürüdü. Akşamüzeri bir uçurumun önüne geldi. Burası tam bir maden kömürü yatağı idi.

Uzun Mehmet:

― Buldum işte! Şimdi buldum! diye sevindi.

Hemen işe başladı. Kömürü kazdı, ondan bir çuval aldı, eve götürdü. Birkaç parça aldı, ocağa attı. Bunlar maden kömürüydü. Hem de iyi cins maden kömürü. Çok güzel yanıyordu.

Birkaç gün sonra Uzun Mehmet İstanbul’a gitti. Orada komutanını buldu. Ona bulduğu kömürü gösterdi. Bölük komutanı kömürü aldı, baktı:

― Evet bu maden kömürü. Hem de iyi cins maden kömürü. Aferin Mehmet. Bunu nereden buldun, dedi.

Mehmet:

― Zonguldak’ta diye cevap verdi.

O gün bölük komutanı :”Uzun Mehmet Zonguldak’ta maden kömürü buldu” diye hükümete haber verdi. hükümet Uzun Mehmet’e aylık bağladı.

Bir gün geldi, herkes gibi Uzun Mehmet de öldü. Fakat “Uzun Mehmet” adı kaldı. Hiç unutulmadı.


 

SİVİL SAVUNMA GÜNÜ
(28 Şubat)

SİVİL SAVUNMA' NIN TANIMI VE ÖNEMİ

Sivil Savunma Kanunu, 28 Şubat 1959 tarihinde yürürlüğe konulmuş olup, Milli Eğitim Bakanlığı   Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığının 14.11.1988 tarih ve 3008 sayılı kararı ile "28  ŞUBAT" Sivil Savunma  Günü  olarak kabul   edilmiştir.

Düşman taarruzlarına, tabii afetlere ve büyük yangınlara karşı, halkın can ve mal kaybının asgariye indirilmesi; hayati öneme haiz her türlü kamu, özel teşebbüslerin korunması, faaliyetlerinin idamesi için acil onarım ve ıslahı, savunma gayretlerinin sivil halk tarafından azami şekilde desteklenmesi ve cephe gerisi maneviyatın muhafazası için her türlü silahsız, koruyucu ve kurtarıcı tedbirlerin alınması ve faaliyetlerin yapılmasını sağlamaktır.

Birinci ve İkinci Dünya savaşlarında cephede olduğu kadar cephe gerisindeki sivil halkın zayiatının fazla olduğu gözlemlenmiştir. Gelişen teknoloji ve dünyanın jeolojik yapısına bakılarak savaşlar ve doğal afetler karşısında halkın can ve mal emniyetinin sağlanması konusunda tedbir almaya gidilmiş ve bu kavrama Sivil Savunma adı verilmiştir.

SİVİL SAVUNMA MÜKELLEFİYETİNDE GÖREVLENDİRME

Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'nca serbest bırakılan personelin listesi her yıl Ocak ayı başında Sivil Savunma Teşkilat Başkanlığı'na gönderilmektedir. Sivil Savunma Bölge Müdürlükleri listede 'ki personelin Bölge Müdürlük hudutlarına göre tanzimini yaptıktan sonra çağrı pusulalarını göndermek suretiyle personelin kayıtlarının yapılması ve kayıtların tamamlanmasını müteakip Sivil Savunma Halk Örgütü kadrolarında görevlendirilmeleri sağlanmaktadır.

SİVİL SAVUNMA MÜKELLEFİYETİNİN SONA ERMESİ (EMEKLİLİK)

Sivil Savunma Mükellefiyetindeki personel 60 yaşını doldurduğu Ocak ayının birinci günü Sivil savunma Mükellefiyet süresini tamamlamış olur. Personele Sivil Savunma Teşkilat Başkanlığında yapmış olduğu hizmetlerinden dolayı, görevli bulunduğu Sivil Savunma Bölge Müdürlüğü tarafından Hizmet Belgesi Ödül Töreni düzenlenerek Hizmet Belgesi takdim edilmek suretiyle Sivil Savunmadaki görevini tamamlamış olur.

Sivil Savunma Mükellefiyeti

17 – 60 yaş arası erkekler

20 – 50 yaş arası kadınlar

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vatandaşları,
yasa gereği Sivil Savunma hizmetinde görev yapmak zorundadır.

Esas hizmetteki personel kural ve tüzüklere göre eğitilirler.
Sivil Hizmet Mükellefiyetinden
Muaf Tutulacaklar

Güvenlik Kuvvetleri ve Emniyet Mensupları

Sağlık Kurulu Raporu Olanlar

Hastası ve 14 Yaş Altı Çocuğu Olanlar

Servis Personeli

Yasalarca Muaf Olanlar

Sivil Savunma Kanunu, 28 Şubat 1959 tarihinde yürürlüğe konulmuş olup, Milli Eğitim Bakanlığı   Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığının 14.11.1988 tarih ve 3008 sayılı kararı ile "28  ŞUBAT" Sivil Savunma  Günü  olarak kabul   edilmiştir.

Kurtarma; kazazedede travma ve ölüm meydana gelmeden, kazazedenin çabuk ve etkili bir şekilde kurtarma araç-gereçleri kullanılarak olay yerinden çekilip güvenli yere alınmasıdır. 1 Kurtarma; görünüşte kolay ve basit bir iş gibi görünse de esasta çok teknik, üzerinde geniş çaplı düşünmeyi gerektiren bir operasyondur. Yapacağınız basit bir hata veya göstereceğiniz ihmal sonucu; kurtarmacıların yaralanmalarına, hatta ölümlerine sebep olabileceğiniz gibi aynı şekilde kurtarılmayı bekleyen afetzedelerin de daha çok yaralanmalarına ve ölümlerine sebep olabilirsiniz. Bu nedenle Kurtarma Ekip Başkanı; ekibini sevk ve idare ederken, daima bu inceliği göz önünde bulundurmalı, çalışmalarını bu doğrultuda disipline ederek yönlendirmeye azami gayret göstermelidir.

Kurtarmada öncelik sırası; canlılara ait olduğundan "Enkazda Canlı Arama ve Yerini Belirleme" yöntemleri de keza çok dikkat ve itina gösterilmesi gereken kurtarmacıların özellikli konuları arasındadır. Hali hazırda, canlı arama ve yerini belirlemek için; seslenerek kulakla veya ses sensorları ile dinlemek, tıklatarak kulakla veya ses sensorları ile dinlemek, görüntülü kamera ile enkazın ultrasonunu çekmek, eğitimli köpek gezdirmek şeklindeki yöntemler kullanılmaktadır.

Tüm bu anlatılanlar yanında acaba yapılan canlı arama faaliyetleri doğru bir çalışma mıdır bunun bu konuda tereddüde düşmemek imkânsız hele hele eğitim düzeyi düşük ekiplerle yapılan böyle bir çalışma ne kadar faydalı olur değerlendirmek gerekir. Ama yine de sivil savunma konusunda halkı bilinçlendirmek en azından doğal afet anında nasıl hareket edeceğine dair önceden bir hazırlık yapmak hiç hazır olmamaktan daha iyidir.


 

YEŞİLAY HAFTASI (1 Mart)

Yurdumuzda alkollü içki ve uyuşturucu madde kullanmaya karşı olanlar 5 Mart 1920 tarihinde Hilâli Ahdar Derneğini kurdular. Hilâl – ay , Ahdar – yeşil anlamındadır. Hilâli