foto1 foto2 foto3 foto4 foto5


Okul Yolu
Bir Eğitim Sitesi

Okul Yolu

İdareci Öğretmen ve Öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi

Tasfiye Amaçlanıyor!

egitim sen

Eğitim Emekçilerine Yönelik Her Türlü Yasa Dışı Müdahalenin Karşısındayız

Bugün, yargıyı kuşatan siyasi iktidar tarafından hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü kavramları alabildiğine zedelenmektedir. AKP iktidarının toplumu kutuplaştırıcı, öfke empoze eden politikaları ve eğitimcileri itibarsızlaştırma hamleleri, maalesef her geçen gün meyvesini vermektedir. Devamı

,

 

Makale Dizini

Oğuz Kağan Destanı

 

Destanın küçük bir bölümü

 

Günlerden bir gün Ay Kağan bir erkek çocuk doğurdu.

 

Çocuk kara saçlı, karakaşlı, ela gözlü, kırmızı ağızlı idi. Perilerden daha güzeldi. Çocuk anasından yalnız bir defa süt emdi. Bir daha emmedi. Konuşmaya başladı. Çiğ et ve şarap istedi. Kırk günden sonra büyüdü. Yürüdü, Oynadı. Ata bindi. Geyik avına başladı.

Oğuz Han denen bu bahadır Bir gün Tanrı' ya yakarmakta idi. Birden bire etraf karanlık kesildi. Gökten bir ışık düştü. Bu ışık aydan da güneşten de parlaktı. Oğuz Kağan gördü ki bu ışığın içinde bir kız var. Bu kız çok güzeldi. Yüzünde ateşli ışık saçan bir beni vardı. Kutup yıldızı gibi idi. Gülse, mavi gök te gülerdi. Ağlasa, Mavi gök de ağlardı.

 

 

 

Oğuz Han denen bu bahadır Bir gün Tanrı' ya yakarmakta idi. Birden bire etraf karanlık kesildi. Gökten bir ışık düştü. Bu ışık aydan da güneşten de parlaktı. Oğuz Kağan gördü ki bu ışığın içinde bir kız var. Bu kız çok güzeldi. Yüzünde ateşli ışık saçan bir beni vardı. Kutup yıldızı gibi idi. Gülse, mavi gök te gülerdi. Ağlasa, Mavi gök de ağlardı.

Oğuz Kağan bu kızı görünce aklı başından gitti. Kızı sevdi, aldı. Kız, Oğuz Kağan'a üç erkek çocuk doğurdu. Birincisine “Gün” ikincisine “Ay” üçüncüsüne “Yıldız” adını koydular.

Oğuz Kağan gene bir gün ava gitti. Gördü ki gölün yanında bir ağaç var. Bu ağacın kovuğunda bir kız oturuyor. Çok güzel bir kız. Saçları bir ırmağın akışı gibi. Dişleri inciye benziyor. Gözleri gökten de mavi.

Oğuz Kağan'ın aklı başından gitti. Yüreğine ateş düştü. Onu sevdi, aldı. Bu kız da Oğuz Kağan'a üç erkek çocuk doğurdu. Birincisine “Gök” ikincisine “Dağ” ,üçüncüsüne de “Deniz” adını verdiler.

Bu çağda, sağ yönde Altın Kağan denilen bir kağan vardı. Altın Kağan, Oğuz Kağan'a elçi gönderdi. Pek çok altın gümüş, yolladı. Pek çok kız, yakut, inci gönderdi. Oğuz Kağan'a saygı gösterdi. İtaat etti. Oğuz Kağan, Altın Kağan'ın itaatini kabul etti. Sonra kırk gün yürüdü. Buz dağı denene dağa geldi. Çok soğuktu. Çadırını kurdurdu.

Tan yeri ağardığı zaman Oğuz Kağan'ın çadırına güneş gibi bir ışık girdi. O Işıktan; gök tüylü, gök yeleli, büyük bir erkek kurt çıktı. Kurt, Kurt Oğuz Kağan' a dedi ki:

-”Ey Oğuz, artık ben önünde yürüyeceğim.”

Bundan sonra Oğuz Kağan çadırları toplattı. Yola koyuldu. Ordusunun önünde gök tüylü, gök yeleli, büyük bir erkek kurt yürüyordu. Ordu, kurdu takip ediyordu.

Nice günlerden sonra kurt durdu. Oğuz Kağan' da ordusunu durdurdu. Burada İtil denen bir ırmak vardı. Oğuz Kağan düşmanla karşılaştı. Savaş çok çetin oldu. Okla kılıçla vuruşuldu. İtil suyu düşman kanından kıpkızıl oldu ve Oğuz Kağan üstün geldi.

Gök tüylü, gök yeleli kurt gene öne düştü. Oğuz Kağan'ı Sind Ülkesine götürdü. Oğuz Kağan bura da çok düşmanla vuruştu. Düşmanı yendi. Bu ülkeyi de yurduna ekledi. Geri döndü.

Oğuz Kağan' ın yanında aksakallı, boz saçlı çok akıllı ihtiyar bir kişi vardı. Anlayışlı doğru bir adamdı. Oğuz Kağan' ın veziri idi. Adı “Uluğ Türk” idi.

Uluğ Türk günlerden bir gün uykuda bir altın yay ve üç gümüş ok gördü. Bu altın yay gün doğusundan gün batısına kadar uzanmıştı. Üç gümüş ok da kuzeye doğru gidiyordu. Uluğ Türk uyandıktan sonra, düşte gördüklerini Oğuz Kağan' a anlattı:

-”Ey Kağanım” dedi. “Hayat sana hayırlı olsun!...Gök Tanrı, düşümde gördüğümü yerine getirsin .Dilediği yeri sana versin. “

Oğuz Kağan, Uluğ Türk'ün sözlerini beğendi. Öğüdünü dinledi. Oğullarını topladı. Şöyle dedi:

-”Gönlüm av diliyor. Kocadım. Kuvvetim kalmadı. Gün, Ay ve Yıldız; Siz doğu tarafına varın. Gök Dağ ve Deniz; siz batı tarafına varın....”

Bunun üzerine Oğuz Kağan' ın oğullarının üçü Doğu tarafına, üçü de batı tarafına gitti. Gün Ay ve Yıldız çok geyikler çok kuşlar avladıktan sonra yolda bir altın yay buldular. Yayı aldılar. Babaları Oğuz Kağan'a verdiler. Oğuz Kağan sevindi. Yayı üç parça etti ve dedi ki :

-”Ey büyük kardeşler ,yay sizin olsun..”

Gök, Dağ ve Deniz de çok geyikler, çok kuşlar avladıktan sonra yolda üç gümüş ok buldular. Okları aldılar. Babaları Oğuz Kağan' a verdiler. Oğuz Kağan sevindi. Okları küçük oğullarına pay eti ve dedi ki :

        “Ey küçük kardeşler, bu oklar sizin olsun...”

Oğuz Kağan bundan sonra Ulu kurultayı toplantıya çağırdı. Halkı da davet etti. Büyük meşveret edildi. Oğuz Kağan yurdunu oğullarına pay etti. Onlara verdi dedi ki:

-”Ey oğullar, ben çok yaşadım. Çok savaşlar gördüm. Çok ok attım. Çok ata bindim. Düşmanlarımı ağlattım. Dostlarımı güldürdüm. Gök Tanrı'ya borcumu eda ettim. Sizlere de yurdumu veriyorum....”

 


 

Ergenekon Destanı

 

Ergenekon Destanı “Büyük Türk Destanı’ndan bir parçadır. Türk kavimlerinden Göktürkler' i mevzi alır.. Göktürkler ‘in menşeini açıklamak ister. Ergenekon Destanı'nın hulasası şöyledir:

Türk illerinde Göktürkler' e itaat etmeyen bir yer yoktu. Bunu kıskanan yabancı kavimler birleşerek Göktürkler ‘in üzerine yürüdüler. Maksatları öç almaktı. Göktürkler, çadırlarını sürülerini bir yere topladılar. Çevresine hendek kazıp beklediler. Düşman gelince vuruşma da başladı. On gün vuruştular. Göktürkler üstün geldi.

Bu yenilgiden sonra yabancı kavimlerin hanları ve beyleri av yerinde toplanıp konuştular..

“ Göktürklere hile yapmazsak akıbet işimiz yaman olur. “ dediler.

Tan ağarınca, baskına uğramış gibi, ağırlıklarını bırakıp kaçtılar.

Göktürkler, “Bunların vuruşma güçleri bitti, kaçıyorlar,” deyip arkalarından yetiştiler.

Düşman, Göktürkleri görünce birden döndü. Vuruşma sonunda düşman Göktürkler' i gafil avlayıp yendi. Göktürkler' i öldüre öldüre çadırlarına geldi. Çadırlarını ve mallarına öylesine yağmaladılar ki bir ev kurtulmadı. Büyüklerin hepsini kılıçtan geçirdi. Küçükleri kul edindi. Her düşman birini alıp gitti.

Göktürkler ‘in başında İl Han vardı. Çocukları çoktu. Fakat bu uğursuz vuruşmada bir tanesi hariç, hepsi öldü. Kayı adlı bu oğlunu o yıl evlendirmişti. İl Han'ın Dokuz-Oğuz adlı birde yeğeni vardı. Kayı ile Dokuz-Oğuz düşmana tutsak olmuşlardı. Fakat on gün sonra bir gece ikisi de kadınları ile beraber atlarına atlayıp kaçtılar. Göktürk yurduna geldiler. Burada düşmandan kaçıp gelen çok deve, at, öküz ve koyun buldular. “Dört taraftaki illerin hepsi bize düşman. Gereği odur ki, dağların içinde insan yolu düşmez bir yer izleyip oturalım,” dediler. Dağa doğru sürülerini alıp göç ettiler.

Geldikleri yoldan başka yolu olmayan bir yere vardılar. Bu tek yolda öylesine bir yoldu ki, bir deve veya bir at güçlükle yürüdü. Ayağını yanlış bassa yuvarlanıp parça parça olurdu. Göktürklerin vardıkları yerde akarsular, kaynaklar, türlü bitkiler, meyveler, ağaçlar ve avlar vardı. Böyle bir yeri görünce, Ulu Tanrı' ya şükrettiler. Hayvanlarının kışın etini yediler; Yazın sütünü içtiler. Dersini giydiler. Bu ülkeye “Ergenekon” adını koydular.

İki Göktürk prensinin Ergenekon da çocukları çoğaldı. Kayı Han'ın çok çocuğu oldu. Dokuz-Oğuz Han'ın daha az oldu. Çok yıllar bu iki Han’ın çocukları Ergenekon' da kaldılar. Pek çoğaldılar.

Dört yüz yıl sonra kendileri ve sürüleri o kadar çoğaldı ki, Ergenekon' a sığışamaz oldular. Buna bir çare bulmak için kurultay topladılar. Dediler ki,” atalarımızdan işittik; Ergenekon dışında geniş ülkeler, güzel yurtlar varmış. Bizim yurdumuzda eskiden o yerlerde imiş. Dağların arasından yol izleyip bulalım. Göçüp Ergenekon'da çıkalım. Ergenekon dışında her kim bize dost olursa, onunla görüşelim. Düşmanla vuruşalım.”

Kurultay bu kararı alınca, Göktürkler, Ergenekon’dan çıkmak için yol aradılar. Bulamadılar.

O zaman bir demirci dedi ki , “Bu dağda bir demir madeni var. Yaşın kat madene benzer. Şunun demirini eritsek, belki dağ bize geçit verir idi.”   Göktürkler, varıp demircinin gösterdiği dağ parçasını gördüler. Demircinin tedbirini de beğendiler. Dağın geniş yerine bir kat odun, bir kat kömür dizdiler. Dağın üstünü, altını, yanını yönünü böylece odun ve kömürle doldurduktan sonra yetmiş deriden büyük körükler yapıp yetmiş yere koydular.

Odun-kömürü ateşleyip körüklemeye başladılar.

Tanrı'nın gücü ve inayetiyle ateş, kızdıktan sonra demir dağ eridi, akıverdi. Bir yüklü deve çıkacak kadar yol oldu. O kutsal yılın, kutsal ayının, kutsal gününün, kutsal saatini, bekleyip bu yoldan Ergenekon’dan çıkmaya başladılar. Bu kutsal gün ondan sonra Göktürkler ‘de bayram oldu. Her yıl o gün gelince büyük tören yapılır; bir parça demir alınıp ateşte kızdırılır. Bu demiri önce Göktürk Hanı kıskaçla tutup örse koyar, çekiçle döver. Ondan sonra Türk Beyleri böle yapıp bu günü kutlarlar.

Ergenekon' dan çıkınca Göktürkler' in ulu Hakanı Kayı Han soyundan Börteçine bütün illere elçiler gönderdi.; Göktürkler' in Ergenekon'dan çıktıklarını bildirdi. Ta ki eskisi gibi bütün iller Göktürkler' in buyruğu altına gire..

Göç Destanı


 

TÜRKLERİN YARATILIŞ DESTANI

 

Daha hiç bir şey yokken Tanrı Kayra Han'la uçsuz bucaksız su vardı. Kayra Han'dan başka gören sudan başka görünen yoktu. Ay, Yıldızlar, Gök ve Toprak yaratılmamıştı. Bütün Tanrıların en büyüğü, varlıkların başlangıcı insanoğullarının da ilk atası, Tanrı Kayra Han'ın bu sade sudan âlemde canı sıkılıyordu. O yalnızlık içinde düşünürken suda bir dalga belirdi.(Akine) Ak ana (denilen bir kadın bir hayali görünerek)Tanrı'ya "yarat! " dedi, yine suya gömüldü.

Bunun üzerine Kayra Han, kendine benzer bir varlık yaratarak Kişi adını koydu. Kayra Han’la  kişi sonsuz suyun semasında iki siyah kaz gibi, rahatça uçmaya koyuldular. Fakat kişi bundan memnun olmadı. Hayatından değişiklik aradı. İlk olarak kendisini yaratandan daha yüksekte uçmaya kalktı. Onun bu duygusunu sezen Tanrı, Kişi ’den uçma gücünü aldı. Kişi suya yuvarlandı. Boğulmak üzereyken yaptığına pişman  olarak Tanrıdan imdat diledi.

Tanrı "Yüksel!" emrini verdi. Kişi suyun derinliğinden çıktı ve Tanrı'nın yine suyun içinden yükselttiğini bir yıldızla oturarak bakmaktan ve boğulmaktan kurtuldu.

Kişi, artık uçamaz diye, tanrı Kayra Han dünyayı yaratmayı düşündü. Kişi ’ye suyun dibine dalıp bir avuç toprak çıkarmayı emretti. Fakat o bu toprağı çıkarırken de kötülükler düşündü: Toprağın bir kısmının ağzına saklayarak ileride kendisi için gizli bir dünyayı yaratmayı tasarladı. Avucundaki toprağı su yüzüne serpince Tanrı Kayra Han, toprağa "Büyü!" emrini verdi. Bu toprak dünya oldu. Fakat "büyü!" emrini alınca Kişi' nin ağzındaki toprak da büyümeğe başladı. O kadar büyüdü ki Tanrı "Tükür!"  buyurmasaydı kişi boğulacaktı.

Kayra Han'ın tasarladığı dünya önce dümdüz topraktı. Fakat Kişi' nin ağzından dökülen ıslak toprak dünya ya fırlayarak yeryüzünü bataklıklar ve tepeciklerle örttü. Buna çok kızan Tanrı, Kişi’yi kendi ışık âleminden  kovdu ve ona şeytan: Erlig adını verdi.

Sonra yerden dokuz dallı bir ağaç bitirerek her dalın altında ayrı bir insan yarattı. Bunlar dünyadaki  dokuz ayrı insan cinsinin ataları oldular.

Toprağın yeni insanları güzel ve iyiydiler. Erlig onları kıskandı. Kayra Han'dan onları kendisine vermesini istedi. Tanrı buna razı olmadı. Fakat şeytan, onları kötülüğe sürükleyerek, kendine çekmeyi biliyordu. Kayra Han, şeytana kapılan insanların bu akılsızlığına kızarak onları kendi hallerine bıraktı. Erlig’i yeniden lanetleyerek toprak altındaki karanlıklar dünyasının üçüncü katına sürdü. Kendisi içinde göğün onyedinci katında bir nur âlemi yaratarak oraya çekildi. İnsanları büsbütün başıboş bırakmamak için de  onlara doğru yolu gösterecek bir melek gönderdi.

Erlig Tanrı Kayra Han'ın semasını görünce o da kendisi için bir gök yaratmak istedi ve (birçok yalvarışlarla)Tanrıdan bu izni aldı.

Erlig'in tebaası, yani kandırdığı fena ruhlar gökle yer arasındaki yenidünyada Kayra Han'ın dünyasındaki insanlardan daha iyi ;(daha serbest) yaşıyorlardı. Bu durum Kayra Han’ın canını sıktı. Erlig ’in dünyasını yıkmak için oraya kahraman Mandişere'yi gönderdi. O kuvvetli mızrağıyla vurarak, korkunç gök gürültüleri arasında bu dünyayı parça parça etti.

Parçalanan bu dünya aynı gürültülerle, Erlig ve insanlar için yaratılan ilk dünyanın üzerine yıkıldı. İri dünya parçaları yeryüzünün biçimini bütün bütün bozdular. Eski dünyaya, şimdi yüksek dağlar, derin boğazlar balta girmez ormanlarla dolmuştu.

Kayra Han, Erlig’i dünyanın en alt katına sürdü. O arada ne güneş, ne ay, nede yıldız ışığı vardı. Tanrı, Erlig’e dünyanın sonuna kadar orada oturmayı emretti.

Tanrı Kayra Han, şimdi, onyedinci kat Gök’ten kâinatı idare etmektedir. Diğer gök katlarından yedinci katta gün Ana, altıncı katta Ay Ata oturmaktadır.

Cemal Anadol Tarihe Hükmeden Millet Türkler C.1


,,

 

Sözleşmeli öğretmenlik

turk egitim sen

Mersin 1 no’lu şube, veliler tarafından darp edilen öğretmenler için basın açıklaması yaptı.

Mersin Akdeniz Güney Ortaokulu'nda veliler tarafından darp edilen öğretmenlerimize sahip çıkmak ve son zamanlarda eğitim çalışanlarına karşı gerçekleştirilen şiddet olaylarına dikkat çekmek ve kınamak için Türk Eğitim Sen yöneticileri, Türkiye Kamu Sen in diğer iş kollarındaki yöneticileri  ve üyeleriyle beraber basın açıklaması yaptı.  Devamı

Eğitim kovayı doldurmak değil

egitim bir senDenetim, kadavraya otopsi değil, hayata koruyucu hekimlik yapmaktır

Bir medeniyetin insanlığa olan faydasının, onun eğitim alanındaki başarısıyla ölçülmeye başlandığı günümüzde, neredeyse tüm toplumlar devletler eliyle eğitim sistemlerini daha nitelikli, daha etkili ve daha iyi hâle getirmek gayretindedir. Eğitimde kalite, öğretmenlik mesleğinin niteliği ve itibarı, fırsat ve imkân eşitliği, Devamı

 

,,,

 

Lütfen Paylaşalım

 

web servis

site ekle site ekle

Eğitim öğretim yılı

egitim is

Yargı Kararını Verdi: Eğitim Kamusal Bir Hizmettir ve Kamu Eliyle Yürütülmelidir

Hizmet Vakfı İle Milli Eğitim Bakanlığı Arasında İmzalanan Protokolün Yürütmesi Durduruldu 

Milli Eğitim Bakanlığı ile Hizmet Vakfı Arasında Değerler Eğitimi Verilmesine Dair 15.07.2014 tarihli işbirliği protokolünün değişiklikler ve ilaveler yapılarak 15.07.2017 tarihinden geçerli olmak üzere üç yıl süreyle uzatılmasına ilişkin Devamı

Minnetle anıyoruz

turk egitim sen

Meb’i kim yönetiyor?

Yönetici Görevlendirme sınavının ÖSYM tarafından  yapılacağı duyurulmuş  Milli Eğitim Bakanlığı, geçen ay yönetici atama takvimini yayınlamış, üç gün sonra geri çekmiş idi. Fakat bugün takvim aynı şekliyle tekrar yayınlandı. Madem aynen yayınlanacaktı, takvimin geri çekilmesinin hikmeti ne idi? Ne yapılmaya çalışılıyor? Devamı

 

Kotanlı: üniversitelerde torpil ve ayrımcılığa son verilsin

 

Üniversitelerde çalışan idari personelin torpil ve sendikal kayırmacılıktan müthiş derecede rahatsız olduğunu; üniversitelerde görev yapan eğitim ordusunun gizli kahramanları olan idari personelin; başta ekonomik ve özlük olmak üzere, mesleki ve demokratik sorunlarının iyice arttığını söyledi.”Daha öncede yaptığımız açıklamada dile getirdiğimiz gibi üniversitelerimizin rektör ve dekanlarına çağrıda bulunuyorum, üniversitelerde çalışan idari personelin taleplerine kulaklarınızı tıkamayın sendikal ayrımcılık yapmayın. Devamı için