foto1 foto2 foto3 foto4 foto5


Okul Yolu
Bir Eğitim Sitesi

Okul Yolu

İdareci Öğretmen ve Öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi

Tasfiye Amaçlanıyor!

egitim sen

Eğitim Emekçilerine Yönelik Her Türlü Yasa Dışı Müdahalenin Karşısındayız

Bugün, yargıyı kuşatan siyasi iktidar tarafından hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü kavramları alabildiğine zedelenmektedir. AKP iktidarının toplumu kutuplaştırıcı, öfke empoze eden politikaları ve eğitimcileri itibarsızlaştırma hamleleri, maalesef her geçen gün meyvesini vermektedir. Devamı

,

 

Makale Dizini

cahit gülebiCAHİT KÜLEBİ

Şair Tokat Zile Çekerek köyü 1917 Sivas'ta ki orta öğrenimini ardından İ.Ü.Edebiyat Fakültesi Türk dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Savaş dönemindeki askerliği Süvari Yedek subayı olarak Trakya bölgesindeki birliklerde geçti. Edebiyat öğretmeni olarak Antalya, Ankara devlet konservatuarı ve Gazi Lisesi’nde çalıştı. MEB. Müfettişi oldu. Kültür ataşesi ve öğrenci müfettişi olarak İsviçre'de bulundu.(1960–1964).yurda dönüşünde Başmüfettiş kadrosu ile Kültür Bakanlığı'nda müsteşar yardımcılığı görevinde bulundu. TDK genel yazmanlığını yürüttü(1976–1983)İlk şiirleri Nazmi Cahit imzasıyla Gençlik dergisinde yayınlandı. Aydın bir saz şairi içtenliği, bir Karacaoğlan rahatlığı, temiz bir dil ile zaman zaman kötümser, güvensiz, kendi türküsünü söyledi. Yurt köşelerinin manzara ve insan gerçeklerini, modern bir biçim ve yeni bir romantizmle yaşatma anılarla güçlü ve içten bir duyarlılık en önemli özellikleridir.


Şiir kitapları: Adamın biri(1946),rüzgâr (1949),Atatürk Kurtuluş Savaşı'nda (1952),Yeşeren otlar (1954,TDK şiir ödülü (1955),süt (1965)Yangın (1980),Yeditepe Şiir seçmeleri ödülü,(1981),Türk mavisi(1973),Bütün şiirleri Sıkıntı ve Umut  ad değiştirerek üç kez yayınlandı. Şiirler (1969),bütün Şiirleri (1982),Şiir Üzerine yazılar Şiir Her zaman(1985),Gazete vesikası olarak çıkan anıları henüz kitap olarak  yayınlanmamıştır


 

cahitsıtkıCAHİT SITKI TARANCI

Diyarbakır 1910-Viyana 1956 İlköğrenimini Diyarbakır'da tamamladıktan sonra Saint-Joseph Lisesi'nde orta öğrenime başladı. Galatasaray Lisesine devam etti. Ardından SBF deki öğrenciliği maddi yetersizlik yüzünden  yarım kaldı. Yarım kalan ticaret okulundaki öğreniminden sonra önceleri başladığı yazarlığa Muhti, Servetifünun, Akademi, Galatasaray Dergileri' nde devam etti. Eğitimini tamamlamak üzere Paris'e gitti. Savaş tehlikesi üzerine kısa süren bu gidiş ardından yurda döndü ve askerlik görevini yedek subay olarak yapmasının ardından İstanbul'a gelen babasının ticari hesapları ile bir süre uğraştıysa da bu kısa sürdü.1944 de Ankara'da AA. Çevirmen olarak çalıştı. CHP şiir yarışmasında  birinci olarak birinci olan ünlü otuz beş yaş şiiri bu dönmede yazılmıştır. Özgür yaşamı ardından belki şiirlerindeki aşkı yaşamak üzere 1951 de evlendi. Ama düzensiz yaşamını düzene sokamamanın sonucu belki sağlığı bozuldu ağır bir hastalık geçirdi tedavi için çeşitli kentleri dolaştı. Sonunda Avusturya'ya götürüldü.13 Ekim 1956 da orada öldü. Son yılları hastalığı (İnme) sonucu çalışamadan geçti.

Üstün bir şiir yeteneği olmasına karşın fiziki olarak çirkin olduğu zehabına kapılıp karamsar, kırık, hüzünlü, ürünler verdi. Şiir görüşlerini arkadaşı Z. O. Saba'ya yazdığı mektuplarda açıkça belli eder. Ömrümde Sükût(1933), Otuzbeş yaş(1946),düşten güzel (1952–34 şiir)En iyimser eserleri evlilik dönemi eserleridir. Sonrası, sağlığında yayımlattığı üç kitabı haricinde 73 şiir, 10 çeviri ile Peyami Anısına küçük bir kitabı daha vardır.

Çok iyi bildiği Fransızcanın etkisiyle belki Fransız şiirinin etkisinde kalmıştır. Taklit döneminden sonra kişiliğini bulmuş bize özgü dünyanın dil, deyiş, duygulanış, özelliklerini şiirleştirmiştir. Yaşama isteği, mutluluk arayışı, aşk gereksinimi, ölüm korkusu, yalnızlık acısı, gereksiz bir dağ babayla dolu kent yaşamından kaçış özlemi....gibi temaları sürekli arayışlarla ulaştığı biçim olgunluklarında işlemesi etkisi azalmamış olan bir güzellik birikimi olarak her zaman gündemdedir.

YAŞ OTUZBEŞ

Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.
Şakaklarıma kar mı yağdı ne?
Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünüyorsunuz;
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?
Zamanla nasıl değişiyor insan!
Hangi resmime baksam ben değilim:
Nerde o günler, o sevk, o heyecan?
Bu güler yüzlü adam ben değilim
Yalandır kaygısız olduğum yalan.
Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;
Hatırası bile yabancı gelir.
Hayata beraber başladığımız
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;
Gittikçe artıyor yalnızlığımız
Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç farkettim taşın sert olduğunu.
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu,
İnsan bu yaşa gelince anlarmış.
Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
Her yıl biraz daha benimsediğim.
Ne donup duruyor havada kuşlar?
Nerden çıktı bu cenaze? Ölen kim?
Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar.
N'eylesin ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanamadığın olacak
Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak.
Taht misali o musalla taşında.

Cahit Sıtkı TARANCI


 

camus albertCAMUS ALBERT

Albert   Fransız yazarı Cezayir’in Fransız sömürgesi olduğu dönemde Alsace’li tarım işçisi bir babayla İspanyol bir anneden doğan babasını savaşta öldüğü için yetim olarak yoksulluk koşullarında geçen bir çocukluğun  izlerini yaşamı boyunca taşıyan Camus, Cezayir Üniversitesi’nde felsefe öğrenimi gördü.Bir türlü ısınamadığı Arap öğrenciler arasında derin bir yabancılık çekmesi yanı sıra çeşitli işlerde çalışarak geçimini sağlama çabası  zayıf sağlığını büsbütün bozarak üniversiteyi yarıda bırakmasına yol açtı. Bir ara amatör bir tiyatro topluluğu kurdu (1934–1938). Sonunda gazeteciliği seçerek Paris’e yerleşti. 1937’de yayımlanan ilk kitabı I’Ênver’s et I’ Endroit (Tersi ve Yüzü) ve 1938  de Les Noces (Evlilik) anı ve deneme türünde eserler olmakla birlikte duyarlı bir edebiyatçının yetenekli kalemini yansıtıyordu. Camus’a göre insan akıl dışı bir dünyada saçma bir yaşam sürmektedir. Yapılabilecek en anlamlı iş başkaldırıdır. Böylece dünyanın ve yaşamın saçmalığına edilgin bir biçimde katlanılmış olmayacak. Başkaldırarak hem söz konusu durum reddedilmiş hem de bu saçmalığın sonuçlarından acı çekenler arasında bir dayanışma sağlanmış olacaktır. Bu noktada Camus’un bireyci felsefesi toplu dayanışma boyutu kazanarak bir başkaldırı ahlakı özelliği de alır.

 

Camus Descartes’in ünlü sözünü benzeterek “başkaldırıyorum o halde varım” der Veba (LaPeste)1947 romanı insanlar arasında saçma bir felaket karşısında dayanışmayı , anlamsızlığa karşı anlamalı bir direnmeyi anlatır. Yabancı’dan daha büyük bir başarı kazanan bu roman pek çok yabancı dile çevrilerek Camus’un ününü Fransa dışına yaydı. Başkaldıran insan adlı en önemli eseri başkaldırı felsefesini en ayrıntılı işlediği eseri oldu. Epikuros’tan Marx’a  Nietzsche’ye, Sade’den Lautreamont’a gerçek üstücülere varıncaya dek değişik başkaldırı anlayışlarının ve biçemlerinin (metafizik, siyasal, sanatsal...) tarihsel bir değerlendirmesini yapan Camus kendi tavrını da özenle ve açıkça sergiledi. Kendisiyle aynı dönemde eserler veren ve kimi ortak yanları bulunan dostu Sartre’dan ayrıldığı ve onunla oldukça sert kalem kavgalarına  sürüklendiği noktada başkaldırının içeriği konusunda oldu. İkinci dünya savaşında direnişçilerle ilişkiye geçti ve kurucularından biri olduğu Sosyalist Combat gazetesinde 1944 ağustosundan sonra imzasız başyazılar yazdı. Savaştan sonrada gazete yazarlığını sürdürerek döneminin ünlü  siyasal sorunlarında yürekli tavırlar aldı. Her türlü süsten uzak, dupduru bir dili olan Camus 1957 de Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandı. Genç yaşta bir trafik kazasında öldü.   Başlıca eserleri: Tersi ve yüzü, Yabancı, Evlilik, Sisiphos Mitosu, Başkaldıran insan, Yanlış anlama, Sıkıyönetim, Adiller, Düşüş, Sürgün ve krallık


 

castroCASTRO Fidel Ruiz

Kübalı devlet adamı. Oriente-santiago de Cuba 1927.Havana Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde okurken 1947 de Dominik Cumhuriyeti diktatörü Trujillo’ya karşı düzenlenen başarısız bir eyleme katıldı.1950 de Hukuk doktoru olarak üniversiteyi bitirdi.1950–1952 arası serbest avukatlık yaptı.1953 te Batista yönetimine karşı devrimci çalışmalara başladı.26 Temmuz 1953 te aralarında Che Guevear’nını da bulunduğu arkadaşlarıyla Santiago de Cuba ‘da Monvada kışlasına yaptıkları saldırıdan sonra tutuklandı. Yargılanması sırasında “Tarih beni beraat ettirecektir” sözleriyle biten savunmasıyla ünlendi.16 yıl hapis cezasına çarptırıldı 21 ay yattıktan sonra aftan yararlanarak hapisten çıktı. İspanya iç savaşına katılan Alberto Bayo’dan gerilla eğitimi gördü.1956 da arkadaşlarıyla Gramma adlı gemiyle arkadaşlarının da yardımıyla doğduğu ilin kıyılarına yaptığı çıkarma girişimi başarısız oldu.

 

Sierra Meastra’ya çekildi.1959 başlarına kadar Batista yönetimine karşı çete savaşlarını yürüttü. Bu savaşlardan sonra 2 Ocak 1959 da Castro Havana’ya girdi.Aynı yıl Başbakan oldu. Toprak reformu ve ardından halk çiftliği uygulamaları getirdi. Sanayi alanında devletleştirmelere girişti. 1 Ocak 1961 de İdeolojik amaçlarını açıklayan konuşmasında ABD nin Latin Amerika ülkelerindeki emellerini ve bu ülkelerin bunların benimsenmemesini söyledi. ABD ye giden göçmenler 1961 domuzlar körfezinden Küba ya başarısız bir çıkarma girişiminide bulundu. Bu olay üzerine SSCB ile işbirliği ve füze üsleri girişimi ardından ABD ve SSCB nin anlaşması ve Sovyetlerin füzeleri geri çekmesi üzerine SSCB ile aralarına soğukluk girdi. Küba Amerika devletleri örgütünden çıkarıldı. İçte gelişen muhalefet üzerine Küba komünist partisini kurarak genel sekreterliğini üstlendi.

 

 

SSCB nin yeniden Küba ile iyi ilişkiler kurmak istemesi üzerine iki ülke arasındaki soğukluk sona erdi. Bağlantısızlara yaklaştı. SSCB nin Çekoslovakya’yı işgalini desteklemesi ile durumun düzelmesini sağladı.1969 Peru 1971 de Bolivya ile ilişkileri geliştirdi Şili’de Allende yönetimini destekledi.1976 da ilk sosyalist Anayasayı hazırlayıp halk onayına sunarak benimsetti. Böylece Komünist Partisi l. sekreteri oldu. Devlet Kurulu, Devlet başkanlığı, Başkomutanlık görevlerini üstlendi.1979 da bağlantısız ülkeler konferansını Küba’da toplayarak bağlantısızların önemli liderlerinden biri oldu.1980 de sınırları göçe açarak 120.000 kişinin ABD ye göç etmesine izin verdi. Angola da devrimci hareketi desteklemesi ABD ile ilişkileri yeniden bozdu.1985 ortalarında ABD ve Batı dünyasına 360 milyar dolar borcu olan Latin Amerika ülkelerinin borçlarının ödenmesini bir düzene bağlamak için 500 kişinin katıldığı bir konferans düzenlendi.

Karizmatik kişiliği ve dünya siyasetinde ki etkinliği hala popülüritesinin devamını sağlamakta olup Küba devlet başkanlığını sürdürmektedir.


 

CEM SULTAN

Edirne 1459 - Napoli 1495 yılları arasında yaşamış Osmanlı Şehzadesi.
F. Sultan Mehmet'in Çiçek Hatun’dan olma küçük oğludur.

Öğrenimi için beş yaşında hoca ya teslim edildi. Dokuz yaşında Kastamonu'da sancak beyliğine atandı ve öğrenimini orada sürdürdü. Babası Uzun Hasan'a karşı sefere çıktığında 1473 Edirne'de bırakılarak Rumeli'nin müdafaası için görevlendirildi.Karaman Beylerbeyi olarak gönderildiği Konya'da Lalası Gedik Ahmet Paşa'nın gözetiminde öğrenimine devam etti. İyi yönetimiyle  halkın sevgisini kazandı.Larende de (Karaman) saray ,cami,bedesten ve çarşı yaptırdı. Babası tarafından Türk Rodos ilişkilerini düzenlemekle görevlendirildi. Yapılan görüşmelerden bir sonuç alamadıysa da ilk görüşmeler gerçekleşmiş oldu. Mehmet ll nin bilinmeyen bir nedenle vefatı üzerine Konya'da Karaman Beylerbeyi idi.

Ağabeyi Bayezid ll tahta çıkınca Cem de İstanbul  üzerine yürüyerek Bursa'yı ele geçirdi. Adına hutbe okutup Para bastırarak hükümdarlığını ilan etti.18 gün hükümdarlığı sırasında İmparatorluğu bölüşme fikrini kabul etmeyen ağabeyi Bayezid ll ile Yenişehir ovasında savaşa tutuştu. Savaşı kaybedince Memluklerin elinde ki Tarsus'a sığındı. Oradan Kahire'ye geçti.
Tekrar kuvvet toplayarak Anadolu'ya dönen Cem Konya Ereğli'sinde yeniden Bayezid ll ile karşı karşıya geldi. Anlaşma önerisi bu sefer Bayezid tarafından geldi.Ancak bir sonuç alınamadı.Yenilen Cem Rodos'a gitti.Fransa ve Macaristan yoluyla Rumeli'ye geçmeyi ve Bayezid'e baskı yapmayı düşünüyordu.

Bu sırada Bayezid ll ,Rodos Şövalyeleri ile anlaştı.Onlara Cem'i yanlarında tutmaları karşılığında para verdi.Bu durum Hıristiyan dünyasının da işine geliyordu.Böylece Cem istemeyerek te olsa Avrupalıların elinde Osmanlılar'a karşı bir koz oldu.Rodos'tan Fransa'ya oradan da Roma'ya götürüldü.Fransa Kralı 1494 de İtalya'ya saldırarak Cem sultan'ı geri istedi.Amacı Müslümanlara karşı yeni bir Haçlı seferi hazırlamak ve bu seferde Cem'i Bayezid'e karşı koz olarak kullanmaktı.Zor durumda kalan Papa ,Cem'i Krala gönderdi.Yolda hastalanarak ölen Cem'in Papa tarafından etkisini geç gösteren bir ilaçla zehirlenerek öldürüldüğü ileri sürüldü.

Cem sultan'a Papa :

—İslamiyet,terki ile Hıristiyanlığı kabul ederseniz size Osmanlı İmparatorluğu'nun tahtını temin ederiz,dedi O da :

—Değil, Osmanlı İmparatorluğunu,bana Dünya İmparatorluğu'nun tahtını temin edeceğinizi bilsem yine dinimi terk edemem,dediği gibi ölürken de yanında bulunan mahremlerine :

—Elbette benim mevtim haberin intişar  ve ilan edesiz.Olaki bu kâfirler benim adıma Müslümanlar üzerine huruç ederler.Benden sonra kardeşim Sultan  Beyazit'e varasız , diyesiz ki beni reddetmesin ve ne veçhile olursa olsun ,benim tabutumu kâfir memalikinde komasın ,ehli İslam memleketlerinde bir yere çıkarsın.Cemi borçlarımı eda eylesin . Ailemi ,çocuklarımı bana hizmet edenleri affetsin.Hallerine göre memnun etsin demiştir.

Cem ölümünden sonra Bursa'ya götürüldü ve burada gömüldü.Aynı zamanda döneminin tanınmış şairlerinden  olan Cem  biri Farsça öbürü Türkçe olmak  üzere iki divan'ı vardır.Karaman Beylerbeyi olduğu sırada çevresine toplanan ve cem şairleri diye anılan Sadi,Haydar,Sehai,Lali ,Kandi,Şahidi gibi sanatçılardan bir kısmı onun yanından ölümüne kadar ayrılmadı.Cem'in sürgündeyken gördüğü yerleri ,sürdürdüğü yaşamı anlatan özlem ve acılarını yansıtan başarılı şiirler Türkçe ve Farsça divanlarındadır.Bir de Çemşid-ü Hurşid mesnevisi vardır.

Cem Sultan'ın yaşamı bazı yerli ve yabancı yazarların  romanlarına ve tiyatro oyunlarına konu olmuştur.


 

cangizaytmatovCENGİZ AYTMATOV

Son dönem en Türk edebiyatının en büyük yazarlarından biri olarak kabul edilir.  Kırgız yazar (Kırgızistan 1928) doğduğu Şeker Krovski köyünde öğrenime başladı. Köy Sovyetinde kâtiplik yaptı. İkinci dünya savaşından sonra öğrenimini veteriner ve tarım okullarında sürdürdü.1953.Kırgızistan hayvancılık araştırmaları kuruluşlarında görev aldı. Öyküleri önce yerel basında çıktı. Moskova’daki Gorki Edebiyat Enstitüsü'nde gerekli kursları izledikten sonra iki dille de yazmaya başladı. Sovyet yazarlar birliğine üye oldu.(1957),1963 Lenin Edebiyat ödülünü kazandıktan sonra ünü yurdu dışında da yayıldı.1967 de Kırgızistan milletvekili seçildi. Tek tek  çevrilerle başlayan çalışmaları sonucunda Yurdumuzu da ziyaret etme fırsatı da bulan Aytmatov'un tüm eserleri çeşitli dillere ve Türkçeye de çevrildi. Cemile 1959,Öğretmen Duyşen 1966,Kopar zincirlerini gülsarı1966,Selvi boylum 1960,Erken turnalar1975,Deniz kıyısında koşan ala Köpek1980,Gün uzar yüzyıl olur 1980.


 

cenap şahabettinCENAP ŞAHABETTİN

Türk şair ve yazarı Manastır (1870-İstanbul 1934) Babası Plevne Savaşı'nda (1877) ölen Binbaşı  Osman Şahabettin Bey'dir.Babasının ölümü üzerine  annesiyle birlikte İstanbul'a gelip Gülhane Askeri Rüştiye'sinde ,tıbbiye İdadisi'nde ve Askeri tıbbiye de okudu.Öğrenciliğinde yazdığı şiirler zamanın gazete ve dergilerinde yayınlandı.Dr. Yüzbaşı olarak tıbbiye yi bitirdikten sonra cilt hastalıkları uzmanı olması için Paris'e gönderildi.Üç yıl kaldığı Paris'te Franzsız edebiyatını tanıma fırsatı buldu İstanbul' dönüşünde çeşitli dergilerde yayımladığı şiirlerle tanınmaya başladı.bir süre sonra Servet-i Fünun'a geçti.Dergi kapanıncaya kadar oraya makale,şiir,gezi mektubu yazdı.

Avrupa'dan döndükten sonra Mersin Rodos ve cidde de karantina doktorluğu yaptı.hicaz dönüşünde Mecli-i Kebi-i sıhhiye üyeliği,Umur-i sıhhiye müfettişliği gibi görevlerde bulundu.1914 te emekliye ayrıldı ve kendini daha çok yazıya verdi.Servet-i fünun,içtihat,tanin,Hadisat,Tasvir-i Efkâr gibi gazete ve dergilere edebiyat ve siyaset üzerine makaleler yayımladı.Birinci Dünya Savaşı yıllarında Darülfünun Edebiyat Fakültesi Lisan şubesi Fransızca müderrisi oldu.ardından Garp edebiyatı müderris vekili Mütareke yıllarında Osmanlı Edebiyatı Tarihi müderrisi (1991) oldu.Kurtuluş savaşına karşı çıkan düşüncelerine öğrencilerin tepkisi üzerine Darülfünun dan ayrılmak zorunda kaldı.Cumhuriyet döneminde bazı gazete ve dergilerde sohbetler yazdı.İstanbul'da beyin kanamasından öldü.

Edebiyat-ı Cedide akımının Tevfik Fikret ve Halit Ziya ile birlikte önde gelen kişilerinden biri sayılan Cenap Şahabettin şiir ve neşir alanında eserler verdi.

Şiir alanında önce Muallim Naci yolunda gazeller Recaizade Mahmut Ekrem ve Abdülhakhamit tarzında manzumeler yazdı.Öğrenim için gittiği Fransa'da Parnasyenler'in özellikle Sembolizm akımının etkisinde kaldı.Bu okulların sanat için sanat akımını benimseyerek "Edebiyattan maksat ancak Edebiyattır"ve " Edebiyat için güzellikten başka gaye tanımam İtikadımca güzel bir eser vücuda getirerek karilerde tatlı bir hulya uyandıran şair muvaffak olmuştur."diye düşündü ve Fikret'in tersine hiçbir toplum sorununa eğilmeyerek sadece aşk ve doğa şiirleri yazmakla yetindi.

Bunlar derin duygulardan çok o zamana kadar kullanılmamış bileşik sözcükleri  yeni isim ve sıfat tamlamaları, parlak mecazları anlatım hünerleri yeni nazım biçimleri ile göz kamaştıran gösterişli süslü özentili şiirlerdir. Etkisi altında kaldığı Sembolistlerin yolundan yürüyerek o zamana kadar kullanılmamış veya unutulmuş Arapça ve Farsça kelime ve damlamaları kullanarak yeni damlamalar ve bileşik sıfatlar oluşturdu. Bu faaliyetler çeşitli tartışmalara yol açtı ve bunların Fransızcadan çevirme olduğu iddia edildi. Ahmet Mithat Cenap Şahabettin'i Dekadanlıkla suçladı. Divan edebiyatında nasıl bazı kalıp ve anlatımlar Farsçadan aktarıldıysa Edebiyat-ı Cedide döneminde birtakım kalıp ve sözcükler Cenap Şahabettin ve arkadaşları kalemiyle Fransızcadan Türkçeye aktarıldı.

1908 de sonra şiir yazmakla birlikte daha çok neşir alanında çalıştı.Çeşitli gazete ve dergilerde yayımladığı makaleleri yanında gezi mektupları v özdeyişleri yazdı.Başarı kazanmayan üç de oyun kaleme aldı.

Dil konusunda hep eski anlayışı savundu.azım hayatının ilk yıllarında sade dille yazma davasını savunanlara karşı yabancı sözcüklerden ve sözcüklerle yapılan yeni isim ve sıfat damlamalarından yana oldu.1908 den sonra da "Yeni Lisan" hareketini başlatanlara karşı sert tartışmalara girdi.Dilde sadeleşmenin Türk dilini fakirleştireceğini ileri sürdü.Cumhuriyet döneminde de bu akımın etkisinden kendini kurtaramadı.

1908 den sonra "milli Edebiyat" akımıyla birlikte başlayan hece vezninin kullanma hareketine karşı ise ömrünün sonuna kadar aruzu savundu.Hece vezninin bir ahenk ölçüsü olamayacağını ileri sürdü.

Çocukluk döneminin ilk manzumelerini "Tamat" adlı bir eserde topladı. Şiirleri ölümünden sonra Cenap Şahabettin   hayatı ve seçme şiirleri adlı eserde toplandı.(1935)


 

cengizhanCENGİZ HAN

Türk Moğol İmparatoru Büyük Türk-Moğol devletinin kurucusu 1155–1227 yılları arasında yaşamıştır.Asıl adı Timuçin'dir.Adı Babası tarafından savaşta yenilen bir kabile reisince verildi. Babası Yesugay Bahadır.Bir Tatar boyu olan Kıtay'ın Başbuğu idi.Cengiz babasının ölümünde 12 yaşında idi.Dağılan halkı toplaması için bir süre uğraşması öteki boyların hoşuna gitmedi.Bu boylardan önce Merkitler,sonra Cacirat ve Kerayitlerle daha sonrada Naymanlar la savaştı.Bu savaşların sonunda Moğolistan'ın doğusundaki tüm Tatar boyları Cengiz' "Han" olarak ilan ettiler.Moğolistan'da yönetimi düzenledikten sonra Tangutlar'a boyun eğdirdi.Kuzey Çin'de ki Kin Devleti'ne savaş açtı 1211 de başlayan savaşlar oldukça uzun sürdü.Moğolistan'da yalnızca 2000 asker bırakan Cengiz Han ,ark arkaya Çin ordularını bozguna uğrattı.1213 te Moğol orduları  Pekin'i kuşattı burada yapılan bir antlaşma ile Cengiz Han bir Çin prensesiyle evlendi. Barış dönemi uzun sürmedi 4 yıl uğraştıktan sonra  Pekin'i sonra da Çin'i egemenliği altına aldı.Daha sonra Moğolistan'a döndü.Çin'de savaşlar yeniden başladıysa da kendisi gitmeyerek komutanlarını gönderdi.Moğol ordusu Çin'de bulunduğu sırada Moğolistan'dan kaçanların büyük bir çoğunluğu Batıda bulunan Karahitaylar ülkesinde ve özellikle de Beşbalık kenti'nde toplandılar.Cengiz Han 1216 da İli vadisindeki Almalık kentini ele geçirdi.Daha sonra da Harzemşahlar'ın saldırıları sonucu Karahitay yönetimi çökmüştü.Karahitay Devleti'nin kimi kesimlerini de Nayman hükümdarı Güçlük ele geçirdi.Naymanlar'ın siyasal güçleri Güçlük'ün yönetiminde iyice yayıldı.Cengiz Han Almalık'ın ele geçirilmesinden sonra düşmanlarını izlemekle oğlu Cici’yi görevlendirdi. Önce Merkitlerin üzerine yürüyen Cuci Kırgız bozkırlarında ,şimdili turgay kentinin yakınlarında onları yok etti.

 

Ancak Harzemşah ordusu burada baskın yaparak Moğol ilerleyişini durdurdu. Savaşı kazanan burada belli olmadı. Bu savaştan sonra Harzemşah Hükümdarı Muhammet Şah Pekin'e bir heyet göndererek Çin fetihlerinden ötürü Cengiz Han'ı kutladı.1218 de Cengiz Han değerli armağanlarla birlikte bir elçi heyeti gönderdi. Cengiz Han'ın bu elçiler aracılığıyla Harizmşah Sultanı Muhammet Harizmşah'ı oğul sözüyle anması onu incitti, ancak elçileri hoşnut ederek geri gönderdi. Bir yıl sonra başlarında dört müslüman tüccarın bulunduğu 450 kişilik bir Moğol kervanı Otrar kentinde saldırıya uğradı. Bu olay Harzimşahlar la Moğolların arasını açtığı gibi Müslümanlar üzerine Moğolların dehşet saldırılarını da başlattı. Bu olayda Harizmşah hükümdarının parmağının bulunup bulunmadığı anlaşılamadığı gibi tüccarların casusluk faaliyetinde bulunup bulunmadıkları da anlaşılamadı.

O zamana  kadar  Harizmler le iyi geçinen Moğollar, artık  bozuştular. Bunun üzerine Cengiz Han , Harizm Şah'ı Mehmed üzerine sefere çıktı. Mehmed 'i kovalarken Buhara, Semerkant, Nur, Otrar ile Siriderya havzasındaki kentler Moğol egemenliğine geçti. Moğol orduları ilerlemeyi sürdürerek Harizm, Maveraünnehir, Horosan ve bütün doğu İslam ülkelerini Cengiz İmparatorluğuna kattılar.

Cengiz hayatta iken İmparatorluğu oğulları arasında pay etti.1225 yılında Hsia Devleti'ne karşı sefere çıktı. Ama bu sefer sırasında hastalanarak öldü. Ölüsü Moğolistan'a götürüldü ve, onan ile Kerülen ırmaklarının doğduğu yerde, Burhan Haldun Dağı'na gömüldü Mezarı Moğol geleneklerine göre gizli tutuldu.

Cengiz Han'dan sonra gelenlere "Cengizliler" dendi. Kendisinden sonra ülkesini oğulları ve torunları yönetti.


 

CELALETTİN HARİZMŞAH

Harizm şah hanedanından son hükümdar.(?-1231) Alaattin Muhammet’in büyük oğludur. Babasının düzenlediği tüm seferlere katıldı. Özellikle 1219 da Moğollarla yapılan savaşın kazanılmasında yararlılıklar gösterdi. Devlet yönetiminde söz sahibi olan büyük annesi Terken Hatun, Oğlu Harizm şah Muhammet ‘in Cemalettin’i yeğlemesine karşı çıkarak öteki torunu Uzlag Şah’ı veliaht yaptırdıysa da Moğol istilası Terken Hatun’un tasarılarını alt üst etti. Alaattin Muhammet Moğollara karşı durabilecek yetenekteki oğlu Celalettin’in kendi yerine geçmesini vasiyet etti.İki kardeşi kimi komutanlarının öldürme teşebbüsü üzerine Horasan’a kaçtı. Gazne’ ye gitti. Zaman zaman Moğollarca sıkıştırıldıysa da Kahramanca çarpışarak Hindistan’a ulaşmayı başardı.(1221).1224 te Kirman’a gitti.Sırasıyla İsfahan Fars,İran,Acem i dolaştı.Abbasi Halifesi El Nasır Lidinillah’dan Moğollara karşı yardım istediyse de Celalettin’in kendi ülkesini ele geçireceğinden korkarak ona karşı harekete geçen Halife ordularıyla çarpışmak zorunda kaldı.Abbasileri yenerek Bağdat ve çevresini yağmaladı.1225 te Tebriz’de karargâh kurdu.Anadolu Selçuklu Sultanı Alaattin Keykubat ile Eyyübi Hükümdarlarına elçiler göndererek Moğollara karşı yardım istedi.1226 da Tiflis’i ele geçirdi.

 

1227 de İsmaililer’in elindeki Alamut Kalesi’ni kuşattı.1228 de İsfahan önünde Moğollar’ı yenilgiye uğrattığı sırada izlenerek pusuya düşürüldüyse de Luristan’a kaçabildi.Gürcülerin elinden Tiflis’i yeniden aldı.Ağustos 1229 da Ahlât’ı kuşatması Anadolu Selçuklu Sultanı l.Alaattin Keykubat’ı kaygılandırdı.Alaattin Mısır Sultanı Melik Kamil İle Celalettin’e karşı işbirliği sağladı.Ahlat,uzun bir kuşatmadan sonra 14 Mayıs 1230 da Harizmşahlar’ın eline geçti. Orta çağ İslam dünyasının sayılı bilim ve kültür merkezlerinden sayılan Ahlat’ın büyük ölçüde zarar görmesi güzel kentin yakılıp yıkılması o zamana kadar Müslümanlığı kahramanı gözüyle bakılan Celalettin’e duyulan güveni azalttı.l.Alaattin Keykubat ve Eyyübi hükümdarı Melik Kamil’in kardeşi Melik Eşref komutasındaki birleşik ordu10 ağustos 1230 da Erzincan yanındaki Yası Çimen’de Celalettin’i bozguna uğrattı.Moğollarca sürekli izlenen Celalettin 1231 de Dicle köprüsü kıyısında düzenlenen bir baskın sırasında tüm adamlarını yitirince Meyyafarikin’e kaçtı.Moğollarca yakalanmamak için dağlarda dolaşırken ölen kardeşinin öcünü almak isteyen bir aşiret mensubunca yakalandı ve Ahlat'ta öldürüldü.(1231) Ölümüyle Harizmşahlar’da tarihe karıştı.


 

CERVANTES SAAVEDRA (Miguel De)

İspanyol yazar.(Alcala de Henares 1547- Madrid 1616)Yoksul bir hekimin oğluydu.Babasının gezginci yaşamı nedeniyle sağlıklı bir öğrenim göremedi.Bununla birlikte bir süre alcala ve Salamanaca üniversitelerine devamettiği sanılmaktadır.Madrid'de Erasmus'çu Lopez de Hovos'un öğrencisi oldu.1568 de elisabeth de Valois'in ölümü üzerine bir kaç dize yazdı.Önce askerlik mesleğine girdi.Ardından Roma'ya gitti.1570 te yeniden askerliğe girdi.Colonnalar'ın hizmetine girdi ve bütün İtalya'yı gezdi.Bir yandan da eski klasikleri ve İtalyan yazarlarını okuyarak ;Edebiyat bilgisini geliştirdi.Ama savaş devam ediyordu.Cervantes Selim ll tarafından kuşatılan Lefkoşe'nin düşüşünü gördü.7 Ekim 1571 de İnebahtı deniz savaşına katıldı,yaralandı ve sol elini kullanamaz hale geldi.Messina'da geçirdiği bir nekahet döneminden sonra 1572 de Navarin'de 1573 te Tunus'ta 1574 te Halk el Uvet'savaşlara katıldı.1575 te izne ayrılarak İspanyaya dönmek üzere gemiye bindi.Ancak bindiği Kadırga'ya Saintes Maries de la Mer  açıklarında Türkler el koydu.Esir düşen Cervantes Cezayir'e götürüldü.Orada beş yıl kaldı.Birçok kez kaçmayı denediyse de ancak 1580 sonunda bedeli ödenince serbest kaldı.

Madrid'e dönüşte ancak edebiyat yazılarıyla geçimini sağlamaya çalıştı ama başarılı olamadı.Tiyatro oyuncusu bir kadınla yaşamaya başladı.ondan bir kızı oldu.Toledo'ya Asor Adaları'na gitti.Sonunda Esguiviaslı bir toprak sahibinin kızıyla evlendi.İspanya'nın İngiltere'ye  saldırı hazırlıkları sırasında Felipe ll tarafından levazım müdürlüğüne atandı.1585–1589 arası sık sık Sevilla da bulundu.Yenilmez armadanın bozguna uğramasından sonra bu görevi de sona erdi.1589 da görevini kötüye kullanmakla suçlandı.tutuklandı ve afaroz edildi.Yasadışı buğday ticareti yapmakla suçlanarak 1592 de Castro del Rio da kamu fonlarını ortadan kaybolan bir bankere emanet ettiği için 1597 de Sevilla'da 1602–03 Valladolid'te bir süre sonra suçsuzluğunun anlaşılacağı bir cinayet suçlamasıyla 1605 te yeniden Valladolid de hapse atıldı.Bu arada yazacağı komedi için yaptığı sözleşmeyi yerine getiremedi ardından atandığı Grana'da vergi tahsildarlığı maddi sıkıntısını bir süre önledi.1585 te ilk yapıtı La Galatea'nın basılması ve 1605 te Don*Quijote'nin yayınlanmasından sonra elde ettiği başarı ona yeni ufuklar açtı.Ölüm tarihi olan 23 Nisan 1616 ya kadar yayım etkinliklerini aralıksız sürdürdü.

Böyle renkli bir yaşam şüphesiz en büyük eşin kaynağı olmuştur.günlük yaşamın gözlemindeki becerisi de onun hayatı kadar etkin olmuştur.La Galatea yazarın Cezayir de yazdığı kendi esaretini konu almayan bir pastoral romandır. Pek başarı sağlayamamasına karşın bir tecrübe olmuş ardından yazdığı     Don*Quijote aynı yıl içinde altı baskı yapma başarısını getirmiştir. 1613 te on iki öyküden oluşan Novelas ejemplares yayımlandı.1614 te yayımlanan Viaje Delö Parnaso Caporali 'nin 1582 de yayınlamış İtalyanca bir yapıtına öykülenerek yazılmıştır.Burada İspanyol edebiyatının eleştirisel bir değerlendirilmesi yapılmıştır.Ardından tutsaklık anılarını yazdığı komedileri ardından tiyatro içinde tiyatro diyebileceğimiz Pedro de Urdemalas bir diğer önemli eseridir.Cervantes'in oyunları nitelik bakımından birbirinden çok değişiktir,ama sekiz ara oyunu çok ustaca düzenlenmiş kısa entrikalar içinde yaşam dolu insanları sahneye getirir.


 

cevatpasaCEVAT PAŞA

Ahmet ,Türk asker,sadrazam (Şam 1851 - İstanbul 1900) Kabaağaçlızade miralay Mustafa Asım Bey'in oğlu,tarihçi  Mehmet Şakir Paşa'nın kardeşi ,Halikarnas  Balıkçısı'nın  (Cevat Şakir Kabaağaçlı) amcası .Harp Akademisi’ni Kurmay yüzbaşı olarak ve birincilikle bitirdi. (1871).Aynı yıl Abdülaziz’in yaverliğine atandı.Yazdığı coğrafya ya ilişkin Malumat ül -Kafiye fi anval-i memalik-i Osmaniye (1871) adlı yapıtı askeri liselerde ders kitabı olarak okutuldu.1877–1878 Osmanlı Rus savaşı'nda (Doksanüçharbi) Tuna ordusunda görev aldı.Miralaylığa yükseldi ve tümen kurmay başkanlığı ile tümen komutanlığı görevlerinde bulundu 1878 de imzalanan Berlin antlaşması hükümlerinin sınırlar ile ilgili uygulamasında Osmanlı devletinin temsilciliğini yaptı (1882).Mirliva rütbesine yükseldikten sonra Çetine'de elçilik görevinde bulundu.(1884–1886 ) Rahatsızlığı nedeniyle görevinden ayrılıp bir süre yurt dışında tedavi gördü.İstanbul'a dönüşünde Teftiş-i askeri komisyonu üyeliğine getirildi (1888) ikinci cildi sansür nedeniyle yayımlanamayan  Tarih-i askeri-i  Osmanî (1882) adlı kitabının birinci cildinde yeniçeri örgütünün tarihini resimli ve ayrıntılı olarak anlattı.bu kitabıyla Abdülhamit ll 'nin dikkatini çekti ve beğenisini kazandı.Çıkan karışıklıklar nedeniyle ferik  (Korgeneral) rütbesiyle ,vali Şakir Paşa 'nın kurmay başkanı olarak gittiği Girit'te onun İstanbul'a alınmasından sonra vali vekilliği ve olağanüstü yetkilerle komutanlık yaptı (1890).Buradaki çalışmaları sonucu karışıklıkları yatıştırınca müşirlik rütbesiyle sadrazam oldu (4 Eylül 1891) Dört yıla yakın sadrazamlığı sırasında barışçı ve uzlaşmacı bir politika izledi.Doğu Anadolu 'daki Hıristiyan Osmanlı uyruklarından bir kesimiyle ilgili olarak yabancı ülkelerin eleştirilerine uğradı.Hükümetin yetkililerinin geliştirilmesi yolunda Abdülhamit ll ye bir mektupla başvurması ,görevinden alınmasına yol açtı.(8 Haziran 1895).Giritte yeniden karışıklıklar baş gösterince Girit Fırkai Askeriye Başkomutanlığına atandı (1897).


Girit ile ilgili olarak Osmanlı devleti Avrupa devletleri ile bir antlaşmaya varınca Şam’da ki 5.ordu komutanlığına getirildi.Ancak hastalığı nedeniyle bu göreve gidemedi.İstanbul'a döndükten bir süre sonra İstanbul'da öldü.

Arapça,Farsça,Rumca,İtalyanca,Fransızca bilen Cevdet Paşa aydın bir devlet adamıydı.Bir süre Ceride-i askeriye adlı derginin başyazarlığını  yaptığı gibi yadigâr adlı bir dergi de çıkardı (1879,24 sayı) Tarih'i askeri hulasası (1893),riyaziye 'nin mebahis-i dakikası (Kimyanın sinayia tatbiki ,Sema ve Telefon adlı kitapları da vardır.


 

cevdetsunayCEVDET SUNAY

Trabzon/Çaykara (1899- 1982) Asker Devlet adamı Türkiye Cumhuriyeti'nin beşinci Cumhurbaşkanı. Kuleli Askeri Lisesi'nde öğrenciyken l.Dünya Savaşı'na katıldı.Kudüs cephesi’nde çarpıştı,tutsak düştü.Bir yıllık tutsaklıktan sonra Türkiye ye dönüşünde Kurtuluş Savaşı'na,Sakarya ve Başkomutanlık Meydan Savaşları'na katıldı.Daha sonra Harp Okulu'nda ve Harp Akademisi'nde yüksek öğrenimini tamamladı.1943 te Albay 1949 da Tuğgeneral oldu.Genelkurmay Harekât Dairesi Başkanlığı  33.Dümen,9.Kolordu komutanlığı ikinci kez Genelkurmay Harekât Daireci Başkanlığı görevlerinde bulundu.1958d e Orgeneral oldu.İkinci Başkanlığı'na atandı.27 Mayıs  1960 tan sonra önce Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na daha sonra Genelkurmay Başkanlığı'na getirildi.Bu görevi birer  yıl uzatmayla 1966 ya değin sürdü.

Ardından Cumhurbaşkanlığı kontenjanından Cumhuriyet Senatosu üyeliğine atandı.Cumhurbaşkanı seçildi.Süresi Dolunca (Mart 1973) Anayasanın 70.Maddesi gereğince Cumhuriyet Senatosuna tabii üye olarak girdi.12 Eylül 1980 de meclislerin feshedilişine değin senatör olarak kaldı.

Eserleri:Geri Hizmet Harp oyunu(1946),Stratejik Harp Oyunu (1948),Ta'bi ye Dersleri (1949)


 

CEYHUN ATIF KANSU

Ceyhun Atuf Kansu6(1919–1975)Şair İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdi.(1944),Çocuk hastalıkları uzmanı oldu.Turhal Şeker Fabrikası'nda (1948) Ankara Şeker Fabrikaları Genel müdürlüğünde çocuk hekimi olarak çalıştı.1938–1959 yıllarında yazdığı şiirlerde halk şiiri gelenekleri kurallarına bağlı kaldı.Sonraları yeni şiiri benimseyerek halkını,Anadolu'nun acılarını ,özlemlerini dile getiren toplumcu bir şiiri geliştirdi.Denemeleri ve radyo konuşmalarıyla Atatürkçülük'ü savundu.Çocuk dergisinde masallar ,çeşitli dergi ve gazetelerde öyküler yayınladı.Köy öğretmenine mektuplar(1965),ile TDK deneme ödülü,Sakarya Meydan Savaşı adlı şiir kitabıyla da Behçet Kemal Çağlar (1970) ödülünü kazandı.

Başlıca eserleri:bir çocuk Bahçesinde(şiir 1941),Bağbozumu sofası(şiir 1944),Yanık Hava (Şiir 1951),Yurdumdan (Şiir 1960),Bağımsızlık Gülü (şiir 1965),Atatürkçü Olmak (Deneme 1966),Halk Önderi Atatürk (1972),Cumhuriyet Ağacı(1973),


 

CEZAYİRLİ HASAN PAŞA

Osmanlı sadrazamı (Kafkasya 1715-Şumnu 1790) Devlet hizmetlerindeki görevlerinden ötürü Cezayirli takma adıyla anılır.İranlılara tutsakken kendisini kurtarıp yetiştiren Hacı Osman Efendi'nin onayıyla ticarete başladı.Efendisinin verdiği sermaye ve gemilerle denize açıldı.25 yaşında Yeniçeri ocağına yazıldı.Belgrat kuşatmasında yararlılık gösterdi Cezayir yolunda ele geçirdiği geminin kendisine bırakılması üzerine Korsanlık yapmaya başladı.

Tlemsen sancak Bey'i olduysa da burada öldürüleceğini anlayınca İspanya 'ya kaçtı ve Kral Carlos'tan yakınlık gördü.İspanya'dan Napoli yoluyla İstanbul'a geldi.Tlemsen hazinesinden para alarak kaçtığı İstanbul'a bildirildiği için tutuklandı.Ancak suçsuz olduğu anlaşılınca serbest bırakıldı ve malları kendisine verildi ayrıca da donanmaya alındı.1768 Osmanlı Rus savaşında Ruslarla İngilizlerin işbirliği yaparak Osmanlılar'a saldırısında büyük yararlılıklar gösterdi.Koyun adaları yakınındaki ikinci çarpışmada Hasan Paşa Rus Amirali  Spiridov ile savaştı.Ruslar gemilerinin cephaneliğini ateşleyince iki gemi birden parçalandı.Hasan Paşa kıyıdan gönderilen bir kayıkla kurtuldu.

Çeşme limanında donanmanın yakılması ardından Rusların asker çıkardığı limni adasını kurtarmaya gönderildi.5 Ekim 1770 te kaleyi teslim etmeye hazırlanan muhafızların yardımına yetişerek Bir baskınla Rusları kaçırdığı gibi 7 toplarını da ele geçirdi.Mondros Limanındaki Rus donanmasına ağır kayıplar verdirdi.Ayrıca Maydos yönündeki düşmanı da temizleyerek Çanakkale’ye döndü.1770 te Kapdanı Derya oldu.Abdülhamit'in Padişahlığı üzerine Rusçuk seraskerliğine atandı.1774 te ikinci kez kaptanıderya oldu.Güçlü bir donanma kurmayı başararak 1775 te Akkaya  geldi.Suriye'yi egemenliğine almak isteyen Tahir Ömer'i yendi.Şam'a kadar izleyerek ortadan kaldırdı.Mora'da güvenliği sağladı.

Çerkez beylerinin baş kaldırmaları üzerine Mısır'da güvenliği sağlamakla görevlendirildi.Haziran 1786 da İskenderiye limanına çıkarak ayaklanmayı bastırdı.1787 de Avusturya cephesine hareket ettiğinde Şahin Ali paşa  Rus cephesine Hasan Paşa denizden Özi kalesine gönderildi. Rusları yendiyse de yardım alamayınca Ruslar Özi kalesini yeniden ele geçirdi.lll.Selim Hasan Paşa'yı Anadolu Valiliği ile İsmail seraskerliğine gönderdi.İsmail önünde Rusları yenerek kuşatmayı kaldırdı.1789 da sadrazamalığa getirildi.Bu görevde iken hastalık yüzünden 30 Mart 1790 da öldü.Cenazesi kendisinin yaptırdığı Şumnu'daki Bektaşi tekkesinin bahçesine gömüldü.

Hasan Paşa giderlerini kendisinin karşılamak üzere 1874 te tersane meydanında bir kalyoncu kışlası yaptırmıştı.Buradaki camisine dört saatlik uzaklıktan su getirtti.Midilli adasında çeşmeler,vize yakınlarında Cami Hamam ve üç çeşme,Limni Sakız ve İstanköy ile  Rodos adalarında da çeşmeler yaptırdı.


 

cezzarahmetpasaCEZZAR AHMET PAŞA

Osmanlı komutanı.(?_Akka 1804) Bosna kökenlidir.Sadrazam Hekimoğlu Ali Paşa'nın hizmetinde berberlik yaptı.Birlikte Mısır'a gitti.Bahire kâşifliğine yükseldi.Bedevilere karşı girişilen seferde 70 kadar bedevinin başını kesip Mısır'a gönderdiğinden "Cezzar (deve kasabı)" diye anıldı.Şam muhafızı Osman Paşa'nın  hizmetinde Tahir ömer 'e karşı girişe katıldı.1771 de Beyrut'a karşı Rusların gemilerle giriştiği bombardımanda göze girdiği için Beyrut müteselsimi oldu.

İsteklerine uymadığı Şihaboğullarınca Dürzî ve Marunîlerce kuşatıldı.Dört ay dayandıysa da Şam'a çekilmek zorunda kaldı.Tahir Ömer’e karşı başarıları üzerine Akka muhafızlığına atandı.1775. Bir süre sonrada Sayda Valisi oldu.Bu görevi sırasında Tahir Ömer 'in oğullarından Ali,Ömer ve Said ile uğraştı.Tahir Ömer'i yendiği gibi 1775 te Deyrü'l Kamer i de ele geçirdi.1780 de Emir_ül Hac sorumluluğuyla Şam valisi oldu.Burada Boşnak,Mağrib ve Arnavutlardan oluşan bir ordu kurdu.Osmanlı devletinin alamadığı vergileri Şihbanoğulları, Canbulatoğulları ve  öbür ileri gelen Arap ailelerinden topladı.suçluları uzun süre hapiste tuttu.

1798 de Mısır'ı ele geçiren  Napolyon anlaşmak istediği Cezzar Ahmet Paşa'yı bu konuda inandıramadı.Napolyon Akka üzerine yürüyünce kenti güçlendirerek tarihsel bir savunma gerçekleştirdi.24 saatte kenti ele geçireceğini duyuran Napolyon'u ilk kez o yenilgiye uğrattı.Osmanlı donanması ile birlikte İngiliz gemilerinden de yardım sağlayan Cezzar Ahmet Paşa Fransızların ağır bombardımanlarından sonra arka arkaya yaptıkları saldırıların tümünü püskürttü.Fransızlar 64 gün süren kuşatmayı 21 Mayıs 1798 günü bırakarak Mısır'a çekilmek zorunda kaldı.Bu savunmadan sonra kendisine yardım etmeyen aileleri cezalandıran Paşa yı Mısır'daki sorunlara gerekli ihtimamı göstermediği şikâyeti üzerine cezalandırmak isteyen sadrazam Yusuf ziya Paşa bu isteğinde başarılı olamadı.

1802 de Yafa'yı da ele geçiren Paşa ilk kez devlete karşı ayaklanmış oldu.Ancak Arabistan’daki Vehhabi ayaklanması üzerine devlet üzerine asker göndermeyip kendi askeri gücünden yararlanmak yolunu seçince bu bölgedeki ayaklanmayı bastırmak üzere hicaz Seraskerliğine atandı.Şam valiliğine ak olan bu görevi yaşının ilerlemesi yüzünden yeterince yerine getiremedi.Suriye'yi yeni bir karışıklığa sürüklemeden öldü.


 

ciceroCİCERO MARCUS TULLİUS

Romalı hatip ve siyaset adamı (Aspinun İ.Ö.106-Farmioe İ.Ö.43)

Orta halli bir aileden gelmesine karşın zamanına göre hayli iyi bir eğitim gördü.Yunan Şairi Arkios'tan şiir ve edebiyat bilgisi aldı.Döneminin en ünlü hukukçularının ve hatiplerinin yanında yetişti.

Avukatlığının yanı sıra felsefeyle de ilgilendi.Kazandığı çetin bir davadan şimşekleri üzerine çekince bir süre Roma'dan uzaklaşmayı yararlı bularak ilkin Atina'ya gitti.Sonra Rodos'a geçti. Bu kentlerde yine ünlü eğitimcilerin özellikle edebiyat,felsefe, güzel konuşma yeteneğini geliştirdi.Roma'ya dönüşünde siyasete atıldı.Soylulara karşı çıktı.O devirde Roma yı sarsan yoğun siyasal çekişme ortamından hep özgürlükten yana ve zorbalığa karşı çıktı.Yankılar uyandıran söylevlerle özgürlükçüleri savundu.

Murena için(İ.Ö.63),Mileno için(İ.Ö.52),Zorbalığı mahkûm etti:Verres'e karşı İ.Ö. 70,Catilina'ya karşı,Antonius'a karşı olan çok sert on dört söylevi Philippigues  İ.Ö.44–43 Cicero'nun konuşma ustalığının doruğunu oluşturur.Bu yüzden Antonius'un buyruğuyla öldürülmesine ,kafasının ve ellerinin kesilip forumda sergilenmesine neden oldular.Hatipliğinin yanı sıra parlak bir düşünür de olan Cicero'nun bazıları kaybolmuşsa da günümüze birçok yazılı eseri kalmıştır.

Avukat ya da siyasetçi olarak  verdiği söylevlerindeki güçlü mantık zinciri ,sivri dili keskin nükteleri ve alaycı biçemiyle parlayan Cicero konuşma sanatı üzerine yedi kitap yazmıştır.Hatip üstüne İ.Ö.55.önemlidir.Felsefe ve siyasete ilişkin görüşlerini arkadaşlık üstüne 44,cumhuriyet üstüne 54,gibi kitaplarında sergileyen Cicero 'nun yazışmaları da içerik ve biçem olarak değerlidir.Şiirler,tarih,coğrafya gibi çeşitli konulardaki kitapları pek önem taşımaz.batılı yazarları eserleri uzun süre etkilemiştir.


 

COMTE AUGUSTE

 

Fransız felsefecisi (Montpellier 1798-Paris 1857) bir süre matematik öğretmenliği yaptı.1817–1824 arası Saint -Simon ile birlikte çalıştı.Daha sonra öğretmenliğe başladığı Paris Polytechnique 'ten görüşleri nedeniyle uzaklaştırıldı.1826 da geçirdiği ruhsal bunalım onu bir ara çalışmalarından  geri bıraktıysa da 1828 de sağlığına yeniden kavuştu.1845 te tanışarak büyük sevgiyle bağlandığı Clotilde de Vaux'un ölümü görüşlerine gizemciliğin etkisini soktu.Pozitivist (olgucu) Okul'un kurucusu sayılan Comte ;condorcet,Destutt,Saint -Simon'dan ve ansiklopedicilerden etkilendi.Ona göre bilgi açısından önemli olan tek şey deney ve bilginin ortaya çıkardığı olgulardır.İnsanlığın gelişimini bireyin,toplumun ve düşüncenin geçtiği üç aşamayla açıklar.

Teoloji(Tanrıbilim)aşaması.İnsanlar varlıklarını ve başkalarıyla bağlarını fetişizm,çoktanrılık ve tektanrılık gibi inançlarda ararlar.

Metafizik aşama:İnsanlar doğa,yaşam ve ahlakın yönetici ilkelerini bilimsel kavrayışa ulaşmadan metafizik kavramlar oluşturarak açıklamaya çalışırlar.

Pozitif aşama Olaylar gözlem ve deneyle açıklanmaya çalışılır.İnsan düşüncesini gözlemle bağdaştırıp sağlanan sonuçları bilim aracılığıyla bağlar.Her bilim dalı kendinden öncekilere bağlıdır ve bir aşama izleyerek gelişir.Bilimin son ulaştığı aşamaysa  sosyolojidir.Kurucusu sayıldığı sosyoloji (toplumbilim) ortaya koyduğu üç aşamayı aynı zamanda insanlık tarihi olarak ele alır.İlk aşama savaşları,ikincisi yerleşik düzeni,sonuncusu da sanayi düzenini yansıtır.Bilinemezciliğin de savunucusu olan Comte nesnel yasaların varlığına karşı çıkarak insanın maddenin özüne ilişkin herhangi bir kesinliğin bilinemeyeceğini öne sürdü.Fransız devriminin yarattığı kargaşadan ötürü düşünce özgürlüğüne karşı çıkarak tanrı ,özgürlük gibi kavramların yerine bilimin öncülüğündeki bir toplumsal örgütlenmenin oluşturacağı manevi bir gücün gerekliliğini savundu.Sosyoloji ve pozitivizmin kurucusu olan Comte 'un başlıca eserleri:Pozitif felsefe dersleri 6 cilt,Pozitif siyaset dizgisi 4 cilt,olguculuğun ilmihali(1852), Tutuculara çağrı(1855)

Comte önceleri hiçbir dini kabul etmezken ve dinleri insanlığın çocukluk devirlerine ait inanışlar olarak kabul ederken ;Clotil de Vaux adlı kadına tutulduktan ve bu kadını kaybettikten sonra ,cinnet getirmiş ,kendisini Sein nehrine atmış ,kurtarıldıktan sonra ruhsal tedavi görmüş , iyileşip çıktıktan sonra da bir dinin gerekliliğine kanaat getirmiş,fakat dinlere dönemediği için "İnsanlık dini-Pozitif din" adıyla yeni bir din kurmuş ve bu dinin ilmihalini de yazmıştır.Bu kitap "Pozitivizmin İlmihali" adıyla dilimize çevrilmiş ve M.E.B.tarafından basılmıştır.Comte bu kitapta insanlığı temsilen 30 yaşında (Clotil'in ölüm yaşı) bir kadına tapmanın esaslarını açıklar.


 

ÇAĞRI   BEY

Selçuk beyi (990-Serahs 1060) Çakır adıyla da anılır.Babası Selçuk'un oğlu Mikail'dir.Babasının ölümü üzerine Çağrı (gerçek adı Davut) Kardeşi Tuğrul Bey ile birlikte Selçuklu Beyliği'nin başına geçti.Bir süre Karahanlılar'ın buyruğu altında yaşayıp Gazneliler'le ve birbirleriyle yapılan savaşlara katılıp bilgi ve tecrübelerini geliştirdiler.1016 da Çağrı Bey Bizans'a sefer amacıyla ordusunun başında Horasan’a geldi.Azerbaycan'da Vaspurakan ve Ani krallıklarının topraklarına saldırılarda bulundu.Van yöresinde Ermeni Kralını yenerek kuzeye Şeddadilerin topraklarına girdi.Ermeni ve Gürcüler Anadolu içlerine çekildiler.Onun bu seferi Horasan ve Maveraünnehir'de iki kardeşin saygınlığını artırdı.1025 te Gazneli Mahmut iki kardeşin amcası Arslan Yapgu'yu tutsak alarak Hindistan'a gönderdi.Gazneli yönetiminden memnun olmayanlarında katılımıyla durumları güçlenen Selçuklu beyleri,ll .Arslan Yabgu'nun öcünü almak için çalışmaya başladırlar.Bu arada öteki amcaları Musa Yabgu'yu reis seçtiler.Karahanlı hükümdarı Ali Tigin Selçukluların beylerine birer mektup gönderip onların da Arslan Yabgu'nun yaptığı  gibi  Karahanlı Devleti'ne katılmalarını önerdi.Toprak vaat etti.Selçuklular bunun bir hile olduğunu anlayıp reddettiler.Selçuklu kardeşlerin birliğini bozmak için Musa Yabgu'nun oğlu Yusuf büyük gelir ve yetkiyle Çağrı Bey üzerine gönderilmek istendiyse de bunu kabul etmedi.Bunun üzerine Karahanlı  Hükümdarı Alp Kara komutasında bir ordu göndererek Yusuf'u öldürünce,Musa Yabgu ile yeğenleri Çağrı ve Tuğrul Beyler harekete geçti .Aralık 1029 da Karahanlı Ordusu bozguna uğratıldığı gibi Alp Kara da öldürüldü.Ancak ALİ Tigin kısa bir süre sonra büyük bir orduyla harekete geçerek Selçukluları Harizm'e doğru çekilmek zorunda bıraktı.Gazneli devletinin başına geçen Sultan Mesut Çağrı Ve Tuğrul Beylere başvurarak Horasan dolaylarında yer  isteği ve Çağrı ve Tuğrul bey savaşa girip Spendankan yöresinde fillerle gelen 10.000 kişilik Gazneli ordusunu kesin bir yenilgiye uğrattı.Savaştan sonra Gazneli hükümdarı Nesa,Ferave ve Dehistan dolaylarını Selçuklulara bırakarak bir yerde bağımsızlıklarını tanımış oldu.Çağrı Bey'in Türkmen ve Oğuz boyları arasında saygınlığı hızla arttı.Mayıs 1038 de Serahs yakınlarındaki savaşta Çağrı Bey ve Kardeşi,büyük Gazneli Ordusunu ikinci kez Bozguna uğrattılar.Böylece Horosan,Herat Çağrı Bey'in eline geçmiş oldu.Merv'de Çağrı Bey adına Hutbe okutulmaya başlandı.Bu gelişmelerden sonra iki kardeş Selçuklu devletini örgütlemeye başladı.Selçuklu tehlikesini gören Sultan Mesut Büyük bir Gazneli Ordusu hazırlamaya başladı.Selçuklu akıncılarının Belh Kapılarında görüldüğü bir sırada  300 fil ve 50.000 süvariden oluşan Gazneli ordusu yolda daha da büyüyerek önce Selçuklulara yardımcı olan Karahanlı prenslerinden  Böri Tigin'i saf dışı etmek amacıyla Maveraünnehir'e girdi. bu arada 20.000 kadar askeriyle Çağrı Bey de Serahs'a girdi.Mayıs 1039 ta başlayan savaşlar yerel olmaktan ileri gidemedi.Selçuklular bir meydan savaşı veremeyeceklerini anladıklarından küçük küçük gruplara ayrılıp çete savaşları vermeye başladılar.Böylece Sultan Mesut Selçuklu Ordusunu yok edemedi.Ertesi yıl İki ordu Merv yakınındaki Dandanakan yakınında karşılaştı.Selçuklu ordusunun başına çağrı bey geçti.21 Mayıs ta başlayıp üç gün süren savaşta Gazneli ordusu büyük bir bozguna uğradı.(1040),Sultan Mesut 100 kadar adamıyla canını zor kurtardı.Tüm ağırlıkları Selçuklu ordusunun eline geçti.İmparatorluğun tam olarak kuruluş ve genişleme çalışmalarına temel olan bu zaferden sonra ilk Cuma günü yapılan büyük bir toplantıda Tuğrul Bey devletin Sultanı ilan edildi.Çağrı beyde ordunun komutanı olarak sultanın yardımcısı oldu.

Bundan sonra Tuğrul Bey devletin merkezinde kalırken Çağrı Bey de birçok sefere katıldı.1040 ta Belh ardından Cüzcan ve öteki Toharistan kentlerini tek tek ele geçirdi.Kıpçak Reisinin kızını oğluna alıp Kıpçakları kendi safına çekti.1047 de Mevdüd'ün yeni bir saldırısını da etkisiz kıldı.Gazne ordusu üzerine gönderilen Alparslan Gazne ordusunu yendiği gibi komutanların çoğunu da tutsak aldı.1059 da Gazneliler'in barış isteğini Çağrı Bey kabul ederek Serahs'a döndü.1060 da burada öldü.Oğlu Alparslan sultan olduktan sonra Babasının cesedini Merv'de yaptırdığı türbeye taşıttı.


Çağrı Bey kardeşi Tuğrul Bey ile birlikte tüm İran ve Yakındoğu'yu ele geçirip Ceyhun'un güneyinden asker ve memluk sıfatıyla birçok Türk kabilesini birleştirdi.Kardeşini sultan ilan ettirip onu hükümdar tanıyan Çağrı Bey Halifeyle olan yazışmalarında adını Davut bin Mikail biçiminde yazardı.Büyük Türk komutanlarından biri sayılır.

Çağrı Bey, Büyük Selçuklu Devleti’nin kuruluşu sırasında birlikte hareket ettiği kardeşini her vesile ile desteklemişti. Son desteğini de ölümünden iki yıl önce gerçekleştirdi. Amcaları Arslan Yabgu’nun oğlu İbrahim Yinal, taht iddiasında bulundu ve Tuğrul Bey’in oturduğu Hemedan şehrini kuşattı. Çağrı Bey, yaşlı ve hasta olduğu için oğulları Alparslan, Kavurd ve Yakutî’yi, amcalarını kurtarmak için görevlendirdi. Görev yerine getirildi. İbrahim Yinal ve adamları esir alınıp Tuğrul Bey’e teslim edildi. Yıl: 1060.

Çağrı Bey, aynı yılın Ağustos ayında, 70 yaşında iken Serahs şehrinde Hakk’a yürüdü. Naaşı, daha sonra, Tuğrul Bey’in oğlunun olmayışı sebebiyle Selçuklu Sultanı olan Alparslan Bey tarafından Merv’de inşa edilen türbesine nakledildi.

Çağrı Bey’in; Alparslan, Kavurd, Yakutî, Süleyman, İlyas, Argun adlarında 6 oğlu, 4 kızı vardı. Kızlarından biri, Abbasî Halifesi Kâim bi-Emrillâh ile evliydi.

Türk tarihînin en yiğit ve eşine az rastlanır bir fedakârlık örneği sergileyen tek devlet adamı olan Çağrı Bey; âdil, faziletli, dindar ve merhametli bir mizaca sahipti. Cesur, yiğit ve kabiliyetli bir komutandı. Kendisinden üç yaş küçük olan kardeşinin devlet başkanlığına razı olacak kadar fedakâr ve mütevazı bir insandı. Kardeşi Tuğrul Bey ile birlikte bütün İran ve Yakın Doğu topraklarını fethetti. Türk’lerde fetih ruhunu oluşturdu. En büyük hizmeti, Anadolu topraklarının Türk’lere ve İslâmiyet’e açılmasını sağlayacak ortamı oluşturmasıdır. Anadolu’nun fethi, oğlu Sultan Alparslan’a nasip oldu. Çağrı Bey’in temelini attığı Selçuklu Devleti ve onun devamı olan Osmanlı Devleti ile İslâmiyet’e hizmetler devam etti. İslâmiyet, O’nun temellerini oluşturduğu güçlü devlet anlayışı ile Viyana kapılarına kadar ulaştı.

Selçuklu Devleti, Türk Devlet Töresi’ne Kurultay müessesesini yerleştirdi. Önemli konular daima Kurultayda karara bağlanırdı. Savaşlardan bir gün önce Kurultay toplanır, çarpışmalarda uygulanacak taktikler için komutanların görüşü alınırdı. Devlete hizmet edenler, hizmetlerinin karşılığını mutlaka ve fazlasıyla alırlardı.

Çağrı ve Tuğrul Beyler, Bizans İmparatorluğu’na karşı özel bir siyaset güttüler. O ince siyaset neticesindedir ki İstanbul’da bir camide, Tuğrul Bey adına hutbe okundu. Türk akınlarının Bizans topraklarına yöneleceğine muhakkak nazarı ile bakan İmparator, bu hücumların olabildiğince geciktirilmesi için Selçukluların en olmayacak isteklerine boyun eğiyordu. Özetle, Anadolu resmen ve fiilen fethedilmeden önce, Anadolu topraklarında dostlar, yardımcılar ordusu oluşturulmuştu. O taktik, Osmanlılar döneminde Avrupa’da fetihler yapılırken aynen uygulandı.

Çağrı ve Tuğrul Beyler, yalnız ülke fethetmekle yetinmediler. Din ve ilim adamlarını himaye ederek kalıcı devlet olmanın olmazsa olmaz şartını keşfedip uygulamışlardı.


 

cakabeyÇAKA  BEY

yy.'ın ikinci yarısında İzmir Bölgesi’nde egemen olan Türk Beyi Oğuzların Çavuldur boyundandır.Malazgirt Savaşı'ndan sonra Özellikle Batı Anadolu'da Bizanslılar la yapılan savaşlara katıldı.Bizans İmparatorluğu'nun ünlü komutanı Aleksandros'a tutsak düştü ve İmparator sarayına götürüldü.Yunanca'yı öğrenen Çaka Bey,sarayda bazı ayrıcalıklar elde etti.1081 de tahta 1.Aleksios Komnenos'un geçmesi üzerine Bizans'tan ayrılarak İzmir'e geldi.Kurduğu beyliğin topraklarını kısa zamanda,Midilli ve Sakız adalarına kadar genişletti.Bu arada Bizans İmparatoru'nun donanmasını da yendi.Rodos ve Sisam adalarını da elde etti.1902 de kızını Kılıç Arslan ile evlendirdi ve hemen arkasından Çanakkale bölgesi’ni ele geçirdi.Bizans İmparatoru ile işbirliği yapan Kılıç Arslan'ın Çaka Beyi bir yemekte zehirlettiğine inanılır.


 

caykovskiÇAYKOVSKİ PİYOTR İLYİÇ

Rus bestecisi.(vodkinsk 1840-st.Petersburg 1893) Bir maden mühendisinin oğlu olarak dünyaya geldi.İlk müzik eğitimin annesinden aldı.Küçük yaşta düzenli bir müzik eğitimi almamasına karşın ilk bestesini on yaşında yaptı.

1855–1858 yıllarında müzik eğitimi görmeye başladı.Öğretmenleri ondaki yeteneği görememesine karşılık zamanın tanınmış genç ozanı Apuchtin onu ilk keşfeden oldu.1863 te St.Petersburg konservatuarına giren Çaykovski  Ünlü müzikçilerden N.Zaremba'dan armoni,A.Rubinstein'den kompozisyon dersleri aldı.Hukuk öğrenimi gördüğü için Adalet Bakanlığındaki görevinden ayrılarak müziğe adandı.

1864 te Aleksander Ostrovski'nin fırtına adlı oyunu için bir üvertür  besteledi.1866 da ünlü besteci Ansten Rubintein'in kızkardeşi Nikolai Rubintein'in çağrısını kabul edip Moskova konservatuarı'nda kuram dersi vermeye başladı.İçinde bulunduğu ruhsal çöküntüden dolayı Birinci Senfoni'yi yarıda bırakmak zorunda kaldı.1867–1868 arasında Hector Berlioz'un yanı sıra ünlü Rus bestecilerinden Cesar Cui,Aleksandr Dargomizhski ve Nikolai Rimsky Korsakov ile tanıştı.Romeo ve Juliet'ten esinlenerek aynı adlı bir orkestra fantezisi besteledi.O dönem de ilk kez Batı Avrupa ya gitti.1872 de ikinci senfoni ve iki yıl sonra da Birinci piyano konçertosu'nu besteledi.1876 da senfonik şiiri Francesca ve Rimini yi ,Slav marşı ve  ilk balesi olan Kuğu Gölü'nü besteledi.4 Mart 1877 de ilk kez Moskova'da sergilenen kuğu gölü belesi beğenilmemesine karşın bale müziği konusunda da yeni bir dönemi başlatmış oldu.1877 de en ünlü operalarından biri olan Yevgeni Onyegin'i ve Dördüncü senfoni'yi yazmaya başlayan sanatçı,Genç bir  konservatuar öğrencisi olan Antonina Milinkova ile evlendi.

Evliliğinde mutluluğu bulamayınca buz gibi Moskova Irmağı'nda ayakta durup zatürreye yakalanmaya çalışmak gibi yaşamına son vermenin yollarını denedi.1878 de Keman konçertosu'nu yazmaya başladı.Konservatuar daki görevinden ayrıldı.Yevgeni Onyegin büyük bir başarı ile Moskova da sahnelenince ikinci piyano koncertosunu tamamladı.31 Ocak 1887 de Moskova'daki ünlü bolşoy Tiyatrosu'nda demirci Wakula operasını yenilenmiş biçimi olan Çerviçki operasını yönetti.Bir yıl sonra da uluslararası orkestra gezisine katıldı.1889 da Rusya'ya dönerek beşinci senfoniyi tamamladı.1889 da bestelediği Uyuyan Güzel balesi 14 Ocak 1890 da St.Petersburg da sahnelendi.Aynı yıl en iyi eserlerinden biri olarak Maça Kızı 19 Aralık 1890 da St .Petersburg da sahnelendi.Son balesi olan ve 19 Mart 1892  de St.Petersburg'da sahnelenen Fındıkkıran'ı yönetti.1893 te son eseri 6. Senfoni'yi St.Petersburg da yönettikten beş gün sonra kaynatılmamış su içtiği için koleradan öldü.

Ölümünden kısa bir süre sonra Rusya'da Ulusal kahraman ilan edildi.Bestelerinde duygusallığı ve kişiliği her zaman ön plana çıkan Çaykovski Birçok eser besteledi bunların yanında Yaylı çalgılar dörtlüsü,oda müzikleri,birçok şarkı ve kilise müziği de besteledi. Sanatçılığı,duygusallığı,yalnızlığı ve bunalımı özellikle piyano ve konçertolarında belirgin biçimde hissedilir.


 

candarlihalilpasaÇANDARLI HALİL PAŞA

Osmanlı sadrazamı(?-İstanbul 1453) Çandarlı ailesinden olup Babası İbrahim Paşa'nın sadrazamlığı sırasında Kazaskerlik makamına yükseldi.Babası ölünce ll.Murat tarafından sadrazamlığa atandı.(1429),ll.Murat 'ın savaştan hoşlanmadığını sezerek barışçı bir yol izledi ve Yalvaç savaşlarında yenilgiden sonra Padişahın yerini oğlu ll.Mehmet'e bırakma kararına karşı çıktıysa da başarılı olamadı.

Mehmet Manisa'dan getirilerek tahta çıkarıldı.Halil Paşa bu dönemde de sadrazam olarak kaldı.Avrupa devletlerinin yeni bir Haçlı seferi düzenleme çabalarını ll.Murat'a bildirdi ll.Mehmet'e babasını çağırmak zorunda kaldı.Varna savaşını kazandıktan sonra oğlunu Manisa'ya gönderen ll.Murat Osmanlı tahtına yeniden oturdu.Kasım 1445  e kadar tahtta kaldıktan sonra tahtı yeniden oğluna bıraktıysa da Genç Padişahın saltanatı bu kez birkaç ay sürdü.Eksik kesilmiş akça yüzünden ilk kez ayaklanan yeniçeriler Buçuk tepe denilen yerde toplanarak ulufelerine zam istediler.Çandarlı ulufeleri yarım akçe artırarak büyük olayların önünü aldı.

 

Bu olaydan sonra ll.Murat yeniden tahta çağrıldı.Bu görevle Manisa'ya giden Saruca Paşa ll.Murat ile birlikte Edirne'ye döndü.ll.Mehmet Manisa'ya gönderildi.Çandarlı ll.Murat'ın ölümüne kadar tam bir serbestlik içinde görev yaptı.ll.Murat'ın ölümünden sonra ll.Mehmet'i hemen haberdar eden Çandarlı Yine görevinde kaldı.Ancak ll.Mehmet'in yandaşları tümü Edirne'ye gelince Halil Paşa'nın zararına etkinlikler çoğaldı.Hacca gitmek isteyen Çandarlı ya padişah çeşitli hediyeler göndererek gönlünü aldı.Rumeli Hisarı'nın sağ üst kulesini ,Çandarlı kendi adına tamamladı.Padişahın İstanbul'u kuşatma hazırlıklarına katıldı.İstanbul ile ilgili bilgi toplama görevini Padişah kendisine verdi.Bizans İmparatoru Hisarın yapılmaması ve kuşatma hazırlıklarından vaz geçilmesi yönünde Padişahtan yüz bulamayınca Çandarlı'ya çeşitli armağanlar vererek ll.Mehmet'i düşüncesinden vaz geçirmeye çalıştı.

Çandarlı daha sonra Edirne'de yapılan bir toplantı'da kuşatmaya karşı çıktı.Ancak yanlız kaldı ve Padişahla anlaşmazlığa düşmüş oldu. Daha sonraki girişimlerinde de ll.Mehmet'i bu düşüncelerinden vaz geçiremedi.Kuşatma sırasında da barış çalışmalarından umudunu yitirmeyen Çandarlı 24 Mayıs günü yapılan bir toplantı da Venedik ve Avrupa yardımı gelmeden ağır koşullarla bile barış yapılmasını padişah'a yeniden önerdi.Ancak kabul edilmedi.29 Mayıs sabahı yapılan genel saldırıyla İstanbul alındığı zaman Çandarlı da kolundan yaralandı.Bizanslılardan rüşvet aldığı söylentisi üzerine 1 Haziran 1453 günü hapsedildi.40 gün kadar hapis yattıktan sonra 10 Temmuz günü idam edildi.Cesedi İznik'e götürüldü ve Nilüfer Camii imareti yakınındaki türbesine gömüldü.Çandarlı İlk idam edilen Osmanlı sadrazamıdır.İdamından sonra kendisinin ve tüm ailesinin mallarına el konuldu.Birçok hayır eseri olup İznik'te türbesinin yanında imareti vardır. 


 

cetinaltanÇETİN ALTAN

1927-     Gazeteci yazar Orta öğrenimini Galatasaray Lisesi'nde , yüksek öğrenimini Ankara Hukuk Fakültesi’nde gördü.Öğrenci iken başladığı gazeteciliği meslek olarak devam ettirdi.Yazı dünyasına şiir ve düz yazı ile girdi.Yeni Adam,Çınar altı,İstanbul dergilerinde yayınladığı denemelerini Üçüncü Mevki (1946) adlı kitapta topladı.Çeşitli Ankara Gazetelerinde Çalıştı.Sonradan İstanbul'da Milliyet,Akşam,Politika Gazetelerinde fıkra yazarlığı yaptı.1965 te İstanbul'dan milletvekili seçildi.Büyük Gözaltı ile 1973 Orhan Kemal Roman Ödülü'nü "Bir yumak İnsan" İle 1978 Türk dil Kurumu Ödülü'nü kazanan Altan'ın kitapları Fransızca ve İsveç’çe ye çevrilmiş,oyunları şehir tiyatrolarında oynanmıştır.

Başlıca eserleri:Taş(Seçilmiş fıkralar)1964,Atatürk'ün Sosyal Görüşleri (1965),Dilekçe ve Tahterevalli (1966),Al işte İstanbul(1970), Kopuk Kopuk (1970),Bir Avuç gökyüzü (1974),Viski (1975),Islıkçı (Oyun 1977)


,,

 

Sözleşmeli öğretmenlik

turk egitim sen

Mersin 1 no’lu şube, veliler tarafından darp edilen öğretmenler için basın açıklaması yaptı.

Mersin Akdeniz Güney Ortaokulu'nda veliler tarafından darp edilen öğretmenlerimize sahip çıkmak ve son zamanlarda eğitim çalışanlarına karşı gerçekleştirilen şiddet olaylarına dikkat çekmek ve kınamak için Türk Eğitim Sen yöneticileri, Türkiye Kamu Sen in diğer iş kollarındaki yöneticileri  ve üyeleriyle beraber basın açıklaması yaptı.  Devamı

Eğitim kovayı doldurmak değil

egitim bir senDenetim, kadavraya otopsi değil, hayata koruyucu hekimlik yapmaktır

Bir medeniyetin insanlığa olan faydasının, onun eğitim alanındaki başarısıyla ölçülmeye başlandığı günümüzde, neredeyse tüm toplumlar devletler eliyle eğitim sistemlerini daha nitelikli, daha etkili ve daha iyi hâle getirmek gayretindedir. Eğitimde kalite, öğretmenlik mesleğinin niteliği ve itibarı, fırsat ve imkân eşitliği, Devamı

 

,,,

 

Lütfen Paylaşalım

 

web servis

site ekle site ekle

Eğitim öğretim yılı

egitim is

Yargı Kararını Verdi: Eğitim Kamusal Bir Hizmettir ve Kamu Eliyle Yürütülmelidir

Hizmet Vakfı İle Milli Eğitim Bakanlığı Arasında İmzalanan Protokolün Yürütmesi Durduruldu 

Milli Eğitim Bakanlığı ile Hizmet Vakfı Arasında Değerler Eğitimi Verilmesine Dair 15.07.2014 tarihli işbirliği protokolünün değişiklikler ve ilaveler yapılarak 15.07.2017 tarihinden geçerli olmak üzere üç yıl süreyle uzatılmasına ilişkin Devamı

Minnetle anıyoruz

turk egitim sen

Meb’i kim yönetiyor?

Yönetici Görevlendirme sınavının ÖSYM tarafından  yapılacağı duyurulmuş  Milli Eğitim Bakanlığı, geçen ay yönetici atama takvimini yayınlamış, üç gün sonra geri çekmiş idi. Fakat bugün takvim aynı şekliyle tekrar yayınlandı. Madem aynen yayınlanacaktı, takvimin geri çekilmesinin hikmeti ne idi? Ne yapılmaya çalışılıyor? Devamı

 

Kotanlı: üniversitelerde torpil ve ayrımcılığa son verilsin

 

Üniversitelerde çalışan idari personelin torpil ve sendikal kayırmacılıktan müthiş derecede rahatsız olduğunu; üniversitelerde görev yapan eğitim ordusunun gizli kahramanları olan idari personelin; başta ekonomik ve özlük olmak üzere, mesleki ve demokratik sorunlarının iyice arttığını söyledi.”Daha öncede yaptığımız açıklamada dile getirdiğimiz gibi üniversitelerimizin rektör ve dekanlarına çağrıda bulunuyorum, üniversitelerde çalışan idari personelin taleplerine kulaklarınızı tıkamayın sendikal ayrımcılık yapmayın. Devamı için