foto1 foto2 foto3 foto4 foto5


Okul Yolu
Bir Eğitim Sitesi

Okul Yolu

İdareci Öğretmen ve Öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi

Tasfiye Amaçlanıyor!

egitim sen

Eğitim Emekçilerine Yönelik Her Türlü Yasa Dışı Müdahalenin Karşısındayız

Bugün, yargıyı kuşatan siyasi iktidar tarafından hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü kavramları alabildiğine zedelenmektedir. AKP iktidarının toplumu kutuplaştırıcı, öfke empoze eden politikaları ve eğitimcileri itibarsızlaştırma hamleleri, maalesef her geçen gün meyvesini vermektedir. Devamı

,

 

Makale Dizini

HACI BAYRAM VELİ

Tasavvuf şairi,tarikat kurucusu (Ankara/spolfasol 1352-ayy.y.1429) çok net bilgiler olmamakla birlikte müderris olarak ün kazandığı tasavvufa yönelince Hamid-i Veli'ye (Somuncu Baba) bağlandığı ,Piriyle birlikte birçok yeri (Suriye, Hicaz.....) dolaştığı ,Ankara'da Bayramiye tarikatını kurduğu ,yarattığı siyasal tedirginlikle Edirne'ye çağırıldığı, bir gönül adamı ve bilge olduğunu ayırt eden ll.Murat'ça cezalandırılmadan Ankara’ya gönderildiği konularında hemen bütün kaynaklar birleşir .

 

Yunus Emre yolunda kendine özgü deyiş gücünü yansıtan yalnızca (ikisi aruz,üçü heceyle) beş şiirin ele geçmiş olması yerinme konusudur. Halk yararına yetinmeli  bir yaşam sürdüğüne, çiftçilikle uğraştığına, töre, inanç ve erdem üzerine dersler verdiğine inanılır. Soyundan gelen şair Fuat Bayramoğlu'nun belgesel eseri (Hacı Bayram-ı Veli: Yaşamı, soyu, Vakfı,2 cilt,1983).türbesi Ankara'da adını taşıyan caminin bitişiğindedir.


h.bektaiveliHACI BEKTAŞ VELİ

Xlll.y.yılda yaşamış Türk düşünür ve din adamı. Bektaşilik tarikatının piri (Nişapur 1210-Hacıbektaş Nevşehir 1271) Yaşamı ile ilgili bilgiler genellikle efsane ve söylentilere dayanır.Bu konuda kesin bilgi ,Mevlana ile çağdaş ,Babailer ayaklanmasının önderlerinden Baba İshak 'ın mürit ve Halifesi oluşudur. "Hacı" lakabıyla anılması ,hacca gittiğini gösterir. Bektaşi Velayetnamesi 'ne  ve Âşık Paşa Tarihi'ne göre Horasan 'dan Sivas'a geldi. Buradan Amasya'ya gidip Baba İshak'ın mürit ve talebesi oldu.

Hacı Bektaşi Veli'nin doğum ve ölüm tarihleri, nerede doğduğu kesin olarak bilinmiyor. Ancak Xll. yy. sonları  ve Xll. yy.da yaşadığı biliniyor. Bu yıllarda Moğol akınlarıyla birlikte birçok Türkistanlı düşünür ermiş de Anadolu'ya göç etti. Horasan’da Türkistan'ın tanınmış bilim ve din adamlarından dersler alarak yetişen Hacı Bektaş'ı Veli de aynı tarihlerde Anadolu'ya geldiğinde 25 yaşındaydı.

O yıllarda Anadolu halkı, dış saldırılardan ve iç karışıklıklardan yorgun düşmüştü. Hacı Bektaş Veli önce Amasya'ya yerleşti. Burada" Babailer hareketi "olarak bilinen, Anadolu Selçuklularınca  kanlı bir biçimde bastırılan ayaklanmadan arta kalmış Babaileri ve Sünni olmayan öteki toplulukları derin bilgisiyle etkiledi ve çevresine topladı. Daha sonra eski adı "Suluca Höyük" olan ve günümüzdeki adıyla Hacı Bektaş'a yerleşti. Görüşlerinin bir bölümü, Bektaşilik olarak bilinen tarikatın oluşmasına yol açtı. Türk dili ve halk edebiyatına büyük önem veren Hacı Bektaş veli, Karaman oğlu Mehmet Bey'i etkileyerek, onun "Bundan böyle dergahta, divanda, çarşıda ve pazarda Türkçe ‘den başka dil kullanılmayacak "biçiminde bir ferman çıkartmasını sağladı. Hacı Bektaş'ı veli, tarihçilere göre büyük bir olasılıkla, 60–65 yıl kadar yaşadıktan sonra 1270 li yıllarda ölmüştür. Osmanlı devletinin kurulmasından çok önce ölmesine karşın Osman ve Orhan beylerin Hacı Bektaş Veli'nin görüşlerinin etkisinde oldukları söylenir. H. Bektaş Veli yeniçeri ordusunun da "Pir"i sayılır. Hacı Bektaş Veli'nin "Makalat" adlı bir kitabı vardır. Bugün Nevşehir'in Hacı Bektaş ilçesinde bulunan dergah ve türbesi müze haline getirilmiştir.

Hacı Bektaş Veli, Bektaşilik tarikatına adını vermesine karşılık ,bu tarikatın kurucusu değil Piri'dir. Tasavvufla ilgili konuları içeren Arapça Makalat adlı yapıtında Şeriat,, tarikat, hakikat ve marifet adlarını verdiği dört kapı ve bu kapılara bağlı kırk makamdan söz eder. Tanrısal gerçeğe ancak sevgi yolu ile varılacağını, bütün insanların kardeş olduklarını, kişi ile Tanrının özdeşliği ve bu nedenle kendisini sevenin Tanrı'yı da sevmiş olacağını din ayrılıklarının gereksizliği görüşünü savunur. Makalat adlı eseri aynı zamanda oniki imamlı Şii mezhebine bağlı görüşleri de anlatır. Hacı Bektaşi Veli'nin Baba İshak'ın mürit ve halifesi olması nedeniyle ,Ali ve Ailesini ilahlaştırmak gibi aşırı Şii kollarının eğilimlerini de benimsediği görülür. Nitekim Hacı Bektaş hakkında en eski bilgiyi veren Eflaki, Mevlana ve çevresindekilerin yaşam öykülerini anlattığı Menakıb ül arifin adlı yapıtında onun şeriat kurallarına uymadığını belirtir. Kendisinden sonra kurulan birçok tarikatın, Haydarilik, kalenderilik ve abdalan-ı Rum gibi şeriatla bağdaşmayan tarikatlar arasında yer alması bu görüşü doğrular.

Hacı Bektaş-i Veli kuruluşundan  (XlV.yy.) başları ortadan kaldırılışına kadar (1826) Yeniçeri ocağının simgesi oldu. Ocağa Ocağı bektaşiyan, Yeniçerilere, taife i Bektaşiyan denildi. Yeniçeriler Gülbanklarını:"Nur-i Nebi Kerem-i Ali ,pirimiz, Sultanımız Hacı Bektaş-i Veli. Demine Devranına hu diyelim hu' " diyerek bitirirlerdi.

Hacı Bektaş'ı Veli'ye ilişkin söylence

Bir gün dervişin biri H. Bektaşi Veli'ye "Şeyh nedir?, sadık nedir, muhip nedir?, Âşık nedir?" diye sorar. "Erenler bize beyan eder mi? " Hacı Bektaş'ı Veli bu soruyu cevaplamaz. Bir başka derviş çağırır.: “Dervişim Kara Reis'te bize atanmış bir para vardır. Git al getir." der. Derviş "Nereye gideyim, Kara Reis'i nerede bulayım. "diye sorunca, Hacı Bektaş'ı Veli hoşnutsuzluğunu belli eder. Bir başka dervişini çağırır.O da Kara Reis'in yerini, oraya nasıl varacağını sorunca, bekleyen dervişe döner. Görevi ona verir. Derviş bir şey sormadan yola düşer.

Gide gide bir yere varır neresi olduğunu sorunca Hindistan'ın Delhi Kenti olduğunu öğrenir. Sokak sokak dolaşırken yolu kent pazarına düşer.Birinin kendini çağırdığını görür."Beri gel ey derviş,yanıma gel",şaşırır. Çağırana yaklaşır.Selamlaşırlar adam dervişi konuk eder.Yedirir,içirir,ağırlar.Ertesi sabah içinde bin altın bulunan bir kese verir.Derviş almak istemeyince  "Sen Hint diyarına bunu almak için gelmedin mi? Benim adım Kara Reşittir.bir gün Hint Denizindeydik.birden zorlu bir fırtına çıktı,Her an batabilirdik.ben duaya durup  erenleri yardıma çağırdım.bin altın da kurtuluş armağanı adadım.O dakika geminin serenleri arasında bir ulu kişi belirdi.Duasıyla gemiyi kurtardı,varıp elini öptüm,adını bağışlamasını istedim,lütfedip söyledi.Adağı nasıl ulaştıracağımı sorduğumda "Günü gelince sana bir kimse salarım " dedi.O günden beri salacağı kişiyi nasıl bulacağımı düşünür dururum.dün gece rüyama girdi.Senin geleceğini ondan öğrendim,bu para adak parasıdır" der.

Bundan sonra Kara Reis biner altınlık iki kese altın çıkarır."
şunun la dergahtaki canların kaşığı yansın,bu da senin ayak terin olsun" der .

Derviş şaşkın şaşkın sokakta gezinirken,dünya güzeli bir kızla karşılaşır.Büyülenmiş gibi onu izler.Evine dek gider.Üç gün üç gece kapısından ayrılmaz.görenler "o sana yar olmaz,çok altın gerek,gel vazgeç bu sevdadan" diye uyarırlar.Ama dervişin aklı başından gitmiştir.Üç bin altını verir.Kızı alır.Yalnız kaldıklarında aralarına bir el uzanır.Kız korkar."Korkma " der derviş,o el pirimin elidir.,Rum diyarından aramıza erişti.Bizi uyarır.Yanlış yoldasınız "der.Kız çok etkilenir.O ulu kişiyi merak eder. Altınlarını geri verir."Beni de götür o mübareğin cemalini göreyim" diye yakarır.

Derviş kabul eder."Erenler bizim eksik halimizi görüp yol cefası çektirmezler."der demez kendilerini dergâhın önünde bulurlar.Haber salınır.Hacı Bektaş onları huzura alır.Derviş el etek öperek altınları verir.Kusurunun bağışlanmasını diler.Hacı Bektaş sorar.:"Bu olanların hikmetini bildin mi? Bu rumuzun sırrına erdin mi? Derviş şaşkındır. "Buyurun erenler şahı bilelim" der.Hacı Bektaş :

—Sen sordun Şeyh Nedir? Sadık Nedir? Muhib Nedir? Âşık Nedir? Biz de rumuzla haber verdik.Şimdi bu olanlardan sonra sadık sensin,Muhib Kara Reşittir ki zor zamanında bizi yardıma çağırdı.Kurtulduğunda sözünü tuttu.adağımızı verdi.Aşık'da şu kızdır ki Elimizi görüp hikmetimize âşık oldu.Ta buralara geldi.Şeyhliği de baş ettik der.

Sonra Hacı Bektaş'ı Veli keseyi açar.bin altını derviş güvenç  Abdal'a verir."Kız senin helalindir" deyip nikâhlarını kıyar.Kızın cariyesi de oralara gelmiştir.Hacı Bektaş'ı Veli "üçünüz bir olun ,biriniz sır olun" der.

İnanışa göre bu üç kişi kırklar meydanında türbede gömülüdür ve burası bir ziyaret yeridir.


HAFIZ ŞİRAZİ

İranlı Şair Şiraz ?-ayy.1390 Gerçek adı Şemsettin Muhammet Kur'an-ı ezberlemesi ona hafız unvanını kazandırmıştır.şiirini besleyen Arapça,Cahiliye dönemi Arap Şiiri hadis,fıkıh,kelam ve tasavvuf kaynakları da hem bilgisini hem eğilimlerini aydınlatır.Sanatına ilgi duyan yöneticilerce korunmasına karşılık özgür düşünce  yapısı nedeniyle bu gibi yardımlara pek ilgi göstermemiştir.Eski Arap Şiir biliminde ki Kaside içinde bulunan duygusal şiir bölümünü (tegazzül) geliştirerek Divan edebiyatında gazel diye ünlenecek birimi olgunlaştırmıştır.Kendinden önceki ustaların Firdevsi'nin (930–1020) en iyi örneğini verdiği destan (Şehname) ,Mualakatü'l Sab'a şairlerinin olgunlaştırdığı kaside,en seçkin deyişleri ile Ömer Hayyam'ın(1044–1136) yoğunlaştırdığı rübai (dübeyt) ,örneğin Mevlana ile (1207–1273) Sadi-i Şirazi(1213–193) ve Genceli Nizami'nin(1150–1214) önde geldikleri düşünsel ve bilgice öykücülerce dolu mesnevi gibi nazım biçimleri yerine gazelde derinleşen Hafız,bu türün en eksiksiz örneklerinin sahibi oldu.Dünya güzelliklerini,yaşam tatlarını ,tükenmez bir aşk duyarlığını ,aşkın getirdiği doğal bir özlem,ayrılık,acı,yalnızlık,kıskançlık gibi yan duyguları insanca işledi.Beyitli  ana birim ve bağımsız sayacak ilerdeki sakat anlayışa karşın Hafız gazelde tam bir konu bütünlüğü yanı sıra ses ve uyum etkisi sağladı.Bu etkide ahiret inancını uzak kaldı.Dünya ve doğa güzelliklerini coşkuyla diler getirirken yer yer gerçek zaman zaman simgesel bir gücü şarabı yüceltti.

Hafız yüzyıllar boyu süregelen ününü ,tek yapıtı olan Divan-ı ile sağladı, Yapıt,birçok eski şairlerinki  gibi aşk,şarap,sarhoşluk,ikiyüzlülük ,şikâyet gibi konuları içerir.Ötekileden farklı ,bu konulardaki duygularını çok güzel bir biçimde dile getirmesidir.şiirlerinde duygusallığın yanı sıra felsefi ve mistik bir hava da egemendir.Bütün bu üstün nitelikler karşısında Divan'ın henüz yüzde yüz onun gazellerini içeren bir nüshası ele geçmemiştir.Söylentiye göre Hafız'ın şiirlerini ilk kez Gulendam adlı bir öğrencisi bir divan'da topladı,Gulendam'ın bir de önsözünü içeren bu nüshalardaki gazel sayısı 650–1000 arasında değişir.

Bütün şiirlerini bir araya getiren Divan'da şu biçimlerde ürünler bulunur:Saliname ve muganniname adlı iki küçük mesnevi,66 rubai,beş kaside ,bir muhammes,otuzdört kıt'a 509 gazel,Osmanlı Divan şiiri en çok Hafız'ın etkisinde gelişmiş,divanı bir çeşit fal ve niyet kitabı gibi değerlendirilmiştir.Divan bütün dillerine aktarılmıştır.Abdülbaki Gölpınarlı 'nın emeğiyle Türkçeye de çevrilmiştir.


HAFIZ POST

Besteci İstanbul 1630-?-ay.y.1694)Gerçek adı Mehmet Çelebi'dir.Vücudunun çok kıllı olmasından ya da üzerinde oturmak için yanında bir post taşımasından "Hafız Post" diye anıldığı sanılmaktadır. Genç yaşta hafız oldu;Korumasında yetiştiği Şair Naili gibi Halvetiliği benimsedi.Edebiyat,Hat,müzik dersleri aldı.Tanburi,hanende ve besteci olarak döneminde  büyük  ün kazandı.Divanı Hümayun'da Sultan lV.Mehmet'ten ve Kırım Hanı lll.Selim Giray'dan destek gördü.Mevlana'dan başlayarak birçok şairden bestelediği şiirler İslam dünyasına yayıldı.Dinsel ve Dindışı 1000 i aşkın eser besteleyen  Hafız Post  Öğrencisi Itri'den sonra 17 .yy.en büyük Türk Bestecisi sayılır.

Günümüze ulaşabilen 10 eserinden 1 i tevşih,l i burak,5 i beste,l i ağır semai ve 2 yürük semaidir.Gelse o şuh Meclise naz u tegafül eylese güfteli rast yürük semaisi en tanınmış eseridir.Ayrıca yazma bir güfte mecmuası da vardır.


 HALİT BİN VELİT 

Arap komutanı (Mekke?-Medine 642). Mahzumoğulları kabilesinden, saygın bir ailedendi.    Hudeybiye Antlaşması sırasında ailesinin komutanlık hakkı yüzünden Kureyş müşriklerinin başında bulundu. 629' da Müslüman oldu, Medine'ye göç etti. İlk seferi Mute Savaşı oldu. İslam Orduları'nı yöneten üç komutanın şehit düşmeleri Müslümanlar için büyük çaresizlikken, ordunun başına geçip onları esenlikle Medine ye getiren Halit bin Velit oldu. Hz. Muhammet ona "Seyfullah" (Allahın kılıcı) sanını verdi.Mekke'nin fethi sırasında sağ kanada ustalıkla komuta etti, kuşatmayı kırarak Mekke'ye girdi. Huneyn gazasında da başarıyla savaştı.Taif'i kuşatan orduya komuta etti. Tebük seferinden sonra Ukeybir bin Abdülmelik'i tutsak ederek Hz. Muhammed'in katına getirdi.

Hz. Ebubekir 'in halifeliği sırasında peygamberlik savında bulunanları ortadan kaldırdı, ayaklanmaları bastırarak İslamlığa unutulmaz yararlar sağladı (633).Kazimiye,Muzar,Emgişiya,Hire,Enbar,Aynu't-temr ve daha birçok savaşta İran orduları'nı  bozguna uğratan Halit bin Velit,bütün Irak'ı İslam egemenliği alına aldıktan sonra Ecnadeyn,Dimaşk ve Yermuk'ta  da Bizans'a karşı savaştı ve önemli zaferler kazandı.Başkomutanlıktan ayrıldıktan sonra da Suriye'deki  fetihlere katıldı.Bir süre evlilik yaptı,isteğiyle ayrıldı.Cenazesine Hz.Ömer'de katıldı.İslam tarihinin ilk yıllarının en seçkin ve başarılı komutanı sayılır.Savaş alanında değilde ecel yatağında öldüğüne çok üzüldüğü söylenir.


HALİT FAHRİ OZANSOY ,(1891–1971)

Edebiyatçı. Galatasaray Lisesi'nden ayrılarak öğretmen oldu. Çeşitli  okullarda Edebiyat öğretmenliği yaptı.

İlk şiirlerinde Tevfik Fikret ve Cenap Şahabettin'in izleri görülür. Millî Edebiyat döneminde hece ölçüsüne yönelerek "Beş Hececiler" grubuna girer. Çeşitli türlerde eserler vermiştir. İlk şöhretini "Baykuş" isimli manzum bir tiyatro eseriyle sağlamıştır.

Şiirlerinde bireysel duygular egemendir. Melankoli ve karamsarlık, arzu ,aşk ve ölüm başlıca işlediği temalardır. Piyes ve rom anlarıda vardır.

Eserleri: Rüya (1912),Cenk Duyguları (1917) Efsaneler (1919) bulutlara yakın (1921),Gülistanlar -Harabeler (1922),Paravan (1929) ,Balkonda Saatler (1931) ,Sulara Dalan gözler (1936) ,Hep onun için (1962) Sonsuz Gecenin Ötesinde (1964)

Tiyatro: Baykuş (1917 Aruz vezni ile), İlk Şair (1923 Aruz vezni ile).Sönen kandiller (1926 Hece Vezni),On yılın Destanı (1933 hece) Hayalet (1936 Hece) Bir dolaptır Dönüyor (1958 Hece) İki Yanda (1970)

Hatıra Edebiyatçılar Geçiyor (1939) Eski İstanbul Ramazanları (1968)

Bugünkü Sadabad

Daha dün neşe verirken Yâdı,
Gömelim ağlayarak kalbimizze
Şimdi Hicran dolu Sadabad'ı.
Onu son matem unutturdu bize.

Ne o gözler ki siyah bir inci,
Ne peri yüzleri tül yaşmakta.
Ne de üç çifte kayıklar Haliç'i
Geçerek sessiz uzaklaşmakta.

Ne gazeller ,ne de saz sesleri var.
Kimbilir hangi derinliklerde 
İnce,kıvrak asabi kahkahalar
Laleler nerde?...Çırağan nerde?..
Halit Fahri Ozansoy


HALLAC'I MANSUR (HÜSEYİN BİN MANSUR BEYZEVİ)

Mutasavvıf,şair (Fars/tur 857-Bağdat 922)Arap mı İranlı'mı olduğu ,ailesinin İslam’dan önceki Zerdüştlüğü ,yaşam özellikleri,öğrenimi ve eğitimi gençlik yıllarındaki yalnızlık döneminin nedenleri konusunda kesin hiçbir şey bilinmediği gibi,onun için söylenip yazılanların hepsi bir iki küçük yazılı kaynağın yinelenmesinden oluşur. Birleşilen bir iki nokta Tustari'nin (818–896) açık etkisiyle tasavvuf felsefesine yöneldiği ,bu alandaki yorum aşırılıkları yüzünden ölümle cezalandırıldığıdır. İnsanın ruh cevheri açısından Tanrı ile özdeşleşebilen değerini "Ene'l Hak "(Ben Tanrıyım) savıyla eş değerde sayılan şeriat görüşü, kaç çeşit cezayı az gören öç alıcı bir öldürmeyle bu felsefe ışığını söndürmüştür.(Maliki kadısı Ebu Ömer Hammadi'nin fetvası, Halife Mutedir'in buyruğu) Mezhep çatışmaları ve ilk tarikatların ayrılışıyla dolu geçiş döneminde Hallacın yazgısı özce önem taşır ve adı bütün tekke insanlarınca kutsanıp ululanır. Alıcıları,nefsi öldürme aşamalarının örneği sayılarak,yaşam çizgisi  İnsan-ı kamile ulaşan yol ve yön bilinerek varlığın birliğini (Vahdet-i Vücut) doğru sayan görüşler Hallac'ın sözlerini bu anlamda yorumlayarak onu bir kurban sayarlar.İzleyicileri bu görüşten yola çıkarak Halaciye adıyla bir tarikat kurdular.Hepsi yüzyıllarca sonra derlenen eserleri arasında şiirler(Divan) söylentileri (Rirvayat);Özdeyiş ve Simgeler(Tavasin),Akbarü'l
(Hallac'ın Haberleri) gibi parçaları kalmış söz ve düşünce ürünleri vardır.


HALİDE EDİP ADIVAR

Yazar İstanbul 1884–1964 Babası Edip Bey'in ll.Abdülhamid'e Ceb-i Hümayun başkatipliği yaptığı dönmede doğdu.annesinin küçük yaşata ölümü üzerine Anneannesinin gözetiminde büyüdü.Çocukluğu ve Padişah'ın özel izniyle gidebildiği Amerikan Kız Koleji'ndeki öğrenciliğini "Mor salkımlı Ev" adlı derlemesinde anlatır.(1963).Dönemin ünlü aydınlarından özel dersler alıp Matematikçi Salih Zeki ile evlendi.(1901).Bu yüzden ikinci Meşrutiyet'in ilk yıllarında yazılarını Halide Salih diye imzalayacaktır.(Heyüla,tefrika 1909)31 Mart Vakasının karışıklığından kurtulmak için gittiği Mısır ve İngiltere'den dönüşünde (1909) kadın haklarını savunan yazıları ile basında yer aldı. Başka bir kadınla evlenmek isteyen eşinden ayrıldıktan sonra baba adını kullanan bir kalem oldu. Eğitim dünyasında yerini Darülmuallimat'ta pedagoji öğretmenliği Vakıf kız okulları müfettişliği yaptı. Cemal Paşa'nın çağrısıyla gittiği Suriye'de yatılı kız okullarının örgütlenişi ile uğraştı.(1916);bu sırada ikinci evliliğini yaparak Dr. Adnan Adıvar ile nikahlandı.;İstanbul Darülfünununda Batı edebiyatları ,öğretiminde bulundu.(1918–1919).Mütarekenin ilk yıllarında batılı işgalcilere karşı düzenlediği protesto mitingleri, coşkulu konuşmalarıyla etkin rol oynadı. Kurtuluş Savaşı'na katılmak amacıyla geçtiği Anadolu'da M.Kemal'in karargahında basın ve ajans hizmetlerini örgütledi. Bu dönem anılarını "Türk'ün ateşle imtihanı" adlı eserinde işledi. Onbaşı ardından Çavuş rütbesiyle savaş alanlarında dolaştı. Tetkik-i Mezalim Komisyonu'nda öteki yazar arkadaşlarıyla birlikte inceleme görevi yaptı.

 

Bu döneme ait incelemeleri "Dağa çıkan Kurt " adlı yazı derlemesindedir. Kurtuluş Savaşı sonrası partileşme çalışmaları içinde eşinin yanında yer alarak Terakki Perver Cumhuriyet Fırkası çevresinde yer alan eşiyle birlikte bulundu. Takrir-i Sükun kanunu gereğince partisi kapatılınca siyasetten uzaklaştı. Hastalığı süresince tedavi için gittiği İngiltere de kaldı ardından İngiltere ve Amerika'da okutmanlık görevinde bulundu.1929 yılında Gandhi tarafından çağrıldığı Hindistanda'da bulundu.Çeşitli kentlerdeki konferansları ardından yurda dönüşünde İÜ.İngiliz Edebiyatı Profesörlüğüne atandı.1950–1954 arası Bağımsız İzmir Milletvekili olarak mecliste  bulundu. Buradan ayrılıp emekliye kadar öğretim görevine döndü. Türk kadınlar birliği tarafından işgali protesto mitinglerini başlattığı Sultanahmet Meydanı'na büstü dikildi.(9 Mart 1970)

ll. Meşrutiyetle başladığı yayın hayatının büyük bölümünü romanlarına ayırmıştır. Başkahramanların genellikle iyi çizilmiş kadınlar olduğu ilk romanlarında aşk, özlem, kıskançlık, mutluluk konuları işlenmiş (Seviye Talip 1910;Handan ,1912;Yeni Turan 1912;Son Eseri ,1912; Mevut Hüküm 1918);İkinci dönemde Milli Mücadele yıllarının toplumsal ülküleri kişisel yazgıları etkiler hale gelmiştir.Ateşten Gömlek,1922;Kalb Ağrısı,1924;Vurun Kahpeye,1926;Zeyno'nun Oğlu,1928;Son dönem eserlerinde yazarın toplumsal gerçekçiliği ruhsal durumları bile yaşanan zaman ve çevrenin uygarlık birimleriyle açıklama eğilimindedir.Sinekli Bakkal .1936;Yolpalas Cinayeti (1938),Tatarcık (1939)Sonsuz Panayır (1946)Döner Ayna (1954) Akile Hanım Sokağı(1958),Hayat Parçaları  (1963),Sevda Sokağı Komedyası (1972) Çaresiz (1972) Kerim Usta'nın Oğlu (1974)Bu son eserlerinin hepsinde bir olay çevresindeki insanlar bireysel özgürlüklerinden çok bağlı bulundukları kuşaklarla dönemlerin birer ürünü olarak gelenek ve törelere bağlanır.belli tezlerin sözcüsü olurlar.


HANS CHRİSTİAN ANDERSEN

1805–1875 Danirmaka lı yazar

Yoksul bir ayakkabıcının oğlu olarak Odense kentinde dünyaya geldi. Çocukluğunda küçük kuklalar hazırlayıp gösteriler düzenlerdi.1816 da babasının ölümünden sonra ,ailesi Andersen'in terzilik öğrenmesini istedi. Ancak kendisi opera şarkıcısı olmak istediğinden, 1819 da başkent Kopenhag’a gitti. Sesi uygun olmadığı için operaya alınmayan Andersen uzun süre işsiz kaldı.1822 de Kraliyet tiyatrosunun dans okuluna girmeyi başardı ve 1822 de lise kısmından mezun oldu.

Andersen ,edebiyat dünyasında şair olarak tanındı.1830 da ilk şiir kitabını yayınladı.Tiyatro oyunları ve romanlarıda olan yazar  bu alanların hiçbirinde başarı gösteremedi.Ama 1835–1872 yılları arasında  yazdığı masalları o'nu dünya çocuk edebiyatının en önemli isimlerinden biri yapmaya yetti.Çok kısa bir süre içinde 35 dile çevrilen masallar,çocuksu,saf tavrı,içten hüzünlü anlatımı  ve şiirsel diliyle dünya çocuklarının sevgilisi haline getirdi.Andersen masallarında eski Danimarka efsanelerinden ve folklorundan yararlandığı gibi yepyeni masallarda yazarak bu alana büyük bir katkı da bulundu.

En ünlü masalları arasında  Kibritçi kız, İmparatorun yeni elbiseleri, Çirkin bir ördek yavrusu, Yiğit kurşun asker,Küçük cam ağacı,Bülbül sayılabilir.


HAREZMİ

(?-780-Harizm 850) Harezmî, IX. yüzyılda yaşayan ve cebir alanında ilk defa eser yazan Müslüman Türk bilginidir.

Dokuzuncu yüzyılda yaşamış ünlü bir matematikçimizdir.Coğrafya ve Astronomi alanında da haklı bir üne sahiptir.Cebir konusunda ki şöhreti,Avrupa’ya kadar ulaşmıştır.Logaritma matematiğini keşfeden kişi olarak bilinmektedir.Halife Me’mun döneminde Bağdat'a çağrıldı ve Saray kütüphanesinde hafizikütüplük yaptı.Hindistan'a gitti 830 yılında yeniden Bağdat'a döndü.Astronomi için Sinear ovası'na gönderildi.Doğu ve Batı uygarlıklarına hızla yayılan ve yöntemleri günümüzde de kullanılan İlm-el Cebr vel Mukabele (Aktarma ve kısaltma bilimi) adlı matematik kitabının yazarıdır.16.yy.da latinceye çevrilen bu kitapta Harizm'i İskenderiyeli Diophantus'un önerdiği "kısaltarak simgelemeyi (sinkopat cebir) dahada geliştirerek "simgeli cebir" biçimine dönüştürdü.Böylece cebir ve geometriyi dahada açık hale getirdi.matematikte sıfırı "0" kullandı.Hint sayılarını İslam sayılarına göre verdiği için latincede onun adından kaynaklar bu yönteme Arap rakamları ya da "algoritma" adı verildi.Öteki eseleri:Hint hesabına göre matematik özeti,Usturlabın deney kitabı,enlem boylam kitabı Harezmi,miladi 850 yılında vefat etmiştir.

Bağdat’taki bilimler akademisi Darülhikme’de görev alan Harezmî, matematik, astronomi ve coğrafya alanında değerli çalışmalar yaptı.

Harezmî, ilk defa, birinci ve ikinci dereceden denklemleri analitik metotla; bir bilinmeyenli denklemleri de cebirsel ve geometrik metotlarla çözmenin kural ve yöntemlerini tespit etti. Matematikte ilk kez sıfır rakamını kullanan Harezmî, cebir bilimini metodik ve sistematik olarak ortaya koydu. Kendisinden önceki cebire ait konuları, yine ilk kez ‘cebir’ adı altında sistemleştirdi.

Harezmî, matematik, astronomi ve coğrafya alanında çok sayıda eser yazdı.

Yeryüzünün çapına ait hesaplarını Kitâbu Sûreti’l-Arz adlı kitabında topladı. Bu eserde, Nil Nehri’nin kaynağını açıklayan Harezmî, Batlamyus’un astronomik cetvellerini de düzeltti.

Güneş ve ay tutulmasına dair incelemelerini topladığı Zîcü’l-Harezmî adlı eserinde ise, astronomi için gerekli trigonometri bilgi ve cetvellerini de verdi.

Harezmî, 850 yılında Bağdat’ta vefat etti.


HÂRÛN ALEYHİSSELÂM

İsrâiloğullarına gönderilen peygamberlerden. Hazret-i Mûsâ'nın ana-baba bir büyük kardeşidir. Babasının ismi, İmrân bin Yasher'dir. Soy itibârıyla Yâkûb as.’ın oğullarından Lâvi'ye dayanır. Mısır'da doğdu. Mûsâ as.dan üç sene önce Tûr-i Sinâ'da vefât etti. Hârûn as., isrâiloğulları üzerine firavun'un ve Kıptilerin zulüm ve baskılarının arttığı sırada doğdu. Çocukluğu ve gençliği Mısır'da geçti. Mûsâ as.a peygamberlik emri bildirildikten sonra, Hârûn as.a da peygamberlik emri bildirildi. Mûsâ as. la birlikte Firavun'a gitmeleri, onu ve avânesini Allahu telalâya imâna dâvet etmeleri emredildi. Hârûn as., Mûsâ as. la birlikte Firavun'u ve adamlarını hak dine inanmaya dâvet ettiler. Kendisinin tanrı olduğunu iddiâ eden ve insanların kendisine secde etmelerini isteyen Firavun, Mûsâ ve Hârûn as.’ın dâvetini ve izahlarını kabul etmedi. İlk önce alay edip hakâret dolu sözler sarf etti. Mûsâ as.a inananlara ve İsrâiloğullarına korkunç zulümler yaptırdı. İsrâiloğulları durumlarını Mûsâ ve Hârûn as.a bildirip duâ istediler. Allahu teâlâ, Firavun ve kavmine ikâz olarak musibetler gönderdi. Mûsâ ve Hârûn as., Allahu teâlânın emriyle İsrâiloğullarını Mısır'dan çıkarıp, Kızıldeniz'den yürüyerek Sinâ Yarımadasına geçtiler. Firavun ve ordusu da geçmek için denize yürüyünce, küfür ve azgınlıklarının cezâsı olarak, boğulup helâk oldular.

Mûsâ as., kavmiyle berâber Tih sahrasındayken Allahu teâlâdan gelen vahiyle  Tevrât-ı şerif'i almak üzere Tûr Dağına gittiği sırada Hârûn as.ı yerine vekil bıraktı. Mûsâ as. Tûr Dağındayken, İsrâiloğulları Hârûn as.ı dinlemeyip Sâmiri adında bir münâfığın hilelerine kapılarak, yaptıkları altın buzağı heykeline taptılar. Hârûn as. kavminin bu câhilce ve azgınca hareketi karşısında onlara nasihatlerde bulundu. Onları bu inanış ve hareketlerinden uzaklaştırmaya çalıştı. Onun nasihat ve uyarılarını bir kısmı kabul ettiyse de bir kısmı kabul etmedi. Hârûn as.ı tehdit ettiler. Hârûn as., kendisine tâbi olan 12.000 kişiyle birlikte onların içinden ayrılmak veya onlarla sert bir şekilde mücâdele etmek istedi. Fakat Mûsâ as.’ın, ''İsrâiloğullarını parçaladın, birbirinden ayırdın!'' diyeceğini düşünerek, bu işten vazgeçti. Mûsâ as.’ın Tûr'dan dönmesini bekledi.

Mûsâ as., Tûr Dağından dönüşünde kavminin altın buzağı heykeline taptığını görünce çok üzüldü. Bu hâlin sebebini Hârûn as.a sordu. Hârûn as. da İsrâil oğullarının kendisini dinlemediklerini ve kendisini ölümle tehdit ettiklerini, Sâmiri adında bir münâfığa uyarak bu yola saptıklarını bildirdi. Mûsâ as. Sâmiri'ye bedduâ etti ve İsrâil oğullarının tövbe etmelerini bildirdi. İsrâiloğulları, Mûsâ as.’ın dediklerini kabul ettiler ve tövbe ettiler. Bu mücâdeleler sırasında Hârûn as. da Mûsâ as. la birlikte gayret etti. Allahu teâlâ, Mûsâ as.a kavmini toplayıp, Arz-ı Mev'ût denilen bölgeye (Filistin ve Şam bölgesi) götürmesini ve puta tapan Amâlika kavmiyle harp etmesini emretti. İsrâiloğulları, o beldelerde zâlim ve kuvvetli hükümdârların bulunduğunu ileri sürerek harbe gitmediler. Allahu teâlâ bu isyânları sebebiyle İsrâiloğullarına kırk yıl müddetle Arz-ı Mev'ûd'a girmeyi haram kıldı. İsrâiloğulları bu kırk sene içinde Tih sahrâsında şaşkın ve perişan şekilde dolaştılar. Bu sırada Hârûn as. da Mûsâ as. la birlikte İsrâil oğullarının sıkıntılarına sabretti.

Hârûn as., İsrâil oğullarının nankörlükleri üzerine, cenâb-ı Hakk'ın kendilerini Tih çölünde kalmaya mahkûm ettiği kırk senenin sonlarına doğru, hazret-i Mûsâ'dan birkaç sene veya bir rivâyete göre üç sene evvel vefât etti. Kabrinin nerede olduğu husûsunda çeşitli rivâyetler vardır. Hârûn as. la ilgili olarak Kur'ân-ı kerim'in Mâide, A'râf, Yûnus, Tâha, Furkan, Şuarâ, Kasas, Saffât, sûrelerinde bilgi verilmektedir.


HARUNURREŞİT

Rey ( 766-Tus 809 ) Abbasi Halifesi .Halife Muhammet el Mehdi'nin küçük oğlu.annesi ise Hayzuran adlı Yemenli bir cariyedir.Yahya bin Halit Bermeki'nin gözetiminde yetişti.Şehzadeliği döneminde Bizans'a karşı açılan seferlere İslam Arap ordularının komutanı olarak katıldı ve bir seferinde Üsküdar kıyılarına kadar ilerledi (782) Mısır,Suriye ve Azeybaycan  vilayetlerinin genel valiliğine atanan genç şehzade ,kendisi sürekli seferlere çıktığı için yönetim işlerini hocası Yahya bin Halit Bermeki'nin güvenilir ellerine bıraktı.Babası ölünce (785) annesi ve Hocası nın tüm çabalarına karşın tahta çıkmadıysa da ağabeyi el Hadi ertesi yıl esrarlı bir biçimde ölünce halife oldu (786).Tahta çıkınca ,hocası Yahya bin Halit Bermeki'yi tam yetkiyle vezirliğe getirdi.Bu arada iç karışıklıklarla uğraşmak zorunda kaldı.Suriye'de Emeviler'e sadık kalan kabilenin çıkardığı ayaklanmalar ancak vezirinin oğlu Cafer 'in bölgeye gönderilmesinden sonra bastırabildi (796).Mısır’da patlak veren iki ayaklanma (788 ve 794) komutlarından Herseme bin Ayan tarafından güçlükle bastırıldı.İrfikiye'de çıkan ayaklanmalar (794–797) sürüp gidince ,halife bölge valiliğini para karşılığında İbrahim bin Agleb'e bırakmak zorunda kaldı.

Böylece İdrisi hanedanı  Mağrib'de (788),Aglebiler de İfrikiye'de (800) bağımsızlıklarını ilan ederek Kuzey Afrika ve İspanya 'da Abbasi Egemenliğine son verdiler.Yahya bin Abdullah'ın Deylem'de (792) Velit bin Tarif önderliğindeki Haricileri'in Elcezire'de (794) yine Harici önderlerinden Hamzabin Abdullah'ın Sistan'da (796) ve Horosan halkının Vali Ali bin İsa bin Maha'nın kötü yönetimine karşı (797) başlattığı ayaklanmalar uzun sürede ve şiddete başvurularak bastırıldı.Öte yandan ,dıştan kendisinden önceki halifeler gibi Bizans'la sürekli çetin savaşlar yapmak zorunda kaldı.Bizans sınırında kurduğu ve Avasım  adını verdiği eyaleti bir askeri hareket üssü gibi kullanarak buradan Bizans'a hemen her yıl akınlar düzenledi.Bizans'ta karışıklıklar çıkmasından yararlanarak büyük bir orduyla Anadolu içlerine yürüdü.(797).Ancak Bizanslıların müttefiki Hazarlar'ın Kafkasların üzerinden saldırıya geçmeleri üzerine Bizans'ı vergiye bağlayıp elde ettiği ganimetlerle yetinmeyi yeğledi.Tahta yeni çıkan İmparator Nikephoros Phokas (802) vergi vermeye yanaşmayınca,Bizans'a karşı iki sefer (803ve 806) daha düzenledi.Sonuncusunda ,Konya Ereğlisi'ni (Herakleia) aldıktan sonra İstanbul üzerine yürürken ,bu sırada Bulgarlarla uğraşmakta olan NikephorosPjokas,vergiyi iki katına çıkarmayı kabul edip halifeyle barış yaptı,Halife güçlü bir ordu da hazırlatmaktan da geri kalmadı.Bu donanmayla Kıbrıs'a karşı büyük bir deniz seferi düzenledi.Ada yıllık vergiye bağlandı(806) bu arada Frank kralı charlemagne ile dostça ilişkiler kuran halife ona Avrupa'da o zamana kadar hiç bilinmeyen bir çalar saat armağan etti.Bitmeyen iç karışıklıklara ve Bizanslılarla yapılan savaşlara karşın Harunirreşit dönemi Abbasilerin en parlak dönemi olmuştur.bilim ve sanat alanındaki gelişmeler ve bu alana verilen önem döneminde ülkesinin Dünyanın bir kültür merkezi olmasını sağladı.


HASAN BASRİ ÇANTAY

İlahiyatçı yazar (Balıkesir 1887-İstanbul 1964) Bir süre Balıkesir İdadisisi'nde okudu ,Nafia Dairesinde (Bayındırlık müdürlüğü ) çalışırken Balıkesir Mevlevihane Medresesi’nde dinsel bilgiler Arapça Farsça öğrendi.Zamanın ünlü din hocalarından Ahmet Naci'nin dikkatini çekti ve kendisinden özel ilgi gördü.Din ve Dil dışında Edebiyat Felsefe ve hukuk konularında da çalışmalar yaptı.Balıkesir İdadisi'nde edebiyat dersleri verdi.1908 de İkinci Meşrutiyet'in ilanından sonra kentin yerel gazetelerinden Yıldırım,Balıkesir,Karesi ve Nasihat'te makaleler yayımladı.Kurtuluş savaşı'nın ilk günlerinden başlayarak Kuvayı Milliye saflarında yer aldı ve bu konuda halka önderlik etti.İlk TBMM ye karesi (Balıkesir) mebusu olarak katıldı.(1923) ten sonra 1928 de emekli oluncaya kadar Balıkesir’de edebiyat öğretmenliği yaptı.Başlıca eserleri Kur'an-ı Hâkim ve Meal-i Kerim(3 cilt 1957)Hadis Mealleri (3cilt 1958)Kara günler ve ibret levhaları,Zeka Demetleri(1964) şiirlerini oğlu Babamın şiirleri adı altında yayımladı.


HASAN HÜSEYİN KORKMAZGİL

(1927–1984) şair yazar.gürün İlçesinde doğdu.İlkokulu doğduğu yerde okudu,Orta öğrenimini Niğde Ortaokulu  ve Adana Erkek Lisesi'nde ,yüksek öğrenimini Gazi Eğitim Enstitüsü'nde Edebiyat bölümünde tamamladı.Kahramanmaraş'ın Göksun İlçesi’nde öğretmen olarak çalışırken politik eylemlere katıldığı gerekçesiyle tutuklandı.1955–1960 arasında Gürün ve Sivas'ta arzuhalcilik,tabelacılık,hayvan bakıcılığı,toprak işçiliği yaptı.Daha sonra Ankara'da Akis dergisinde çalıştı.Gazete ve Dergilere Hüseyin Korkmazgil adıyla mizah öyküleri ,fıkralar yazdı.Forum dergisini devralıp yönetti(1968–1970) İlk şiiri 1959 da Dost dergisinde yayınlandı.Daha sonra Yelken,Ataç,Varlık,Yön,Sosyal Adalet dergilerinde çıkan yazı ve şiirleriyle tanındı.

1963 te yayınlanan Kavel adlı şiir kitabıyla 1964 Yeditepe Şiir Armağanı'nı 1971 de Kızılkuğu kitabındaki şiirleriyle TRT Şiir Sanat Ödülü'nü aldı.

1981 de Filizkıran Fırtınası adlı yapıtıyla Ömer Faruk Toprak şiir Ödülü ile Nevzat Üstün şiir Ödülü'nü kazandı.

Başlıca eserleri: Öhhööö(1964),Temmuz bildirisi(1964),Kızılırmak (1966),Madein Turkey (1970), Bıyıklar konuşuyor (1971), Ağlasun Ay Şafağı (1972),Oğlak (1972),Gülelim ve Bilelim (1973) Acıyı Bal Eyledik (1973) Bağdat Basra yollarında, birlik-Özgürlük-Sosyalizm (1974) Koçero Vatan şiiri (1976)


HASAN HÜSNÜ SAKA

1886–1960 Trabzon Siyaset ve devlet adamı.Türkiye Cumhuriyetinin 7.Başbakanı.Mercan İdadisi'nden sonra 1908 de Mülkiyeyi  bitirdi.Öğrenimini Paris Ecole libre des Sciences Politiques 'te sürdürdü.(1909–1912)Hukuk ve Mülkiye fakültelerinde öğretim üyesi olarak görev aldı.Son Meclis-i Mebusan'a  Trabzon Mebusu olarak katıldı.(1920).Meclis dağılınca Milletvekilliği görevini Ankara'da sürdürdü.(1921).Lozan Barış Konferansı'na Türk Heyetinin başkan yardımcılığı görevini üstlendi.Birinci İnönü Hükümeti'nde Maliye Bakanı(1925)1936–1941 arasında Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak görev aldı.Sonra yeniden siyasal yaşama dönerek İkinci Saraçoğlu Hükümeti'nde Dışişleri Bakanı oldu.(1944).1945 San Francisco Konferansı'nda  Türkiye yi temsil etti.1946–1947 de Recep Peker Hükümeti'nde de Dışişleri Bakanlığı görevini sürdürdü.1947 de Başbakan oldu.Kurduğu Hükümette genç Milletvekillerine yer verdi.İstanbul ve çevresinden sıkıyönetimi kaldırdı.1948 de Hükümeti ikinci kez kurmakla görevlendirildi.1949 da kimi eleştiriler yüzünden Başbakanlık  görevinden ayrıldı.1969 da İstanbul'da öldü.

Başlıca eserleri:İlm-i İktisad (1918),Dış ticaret ve Gümrük siyaseti (1945),


HASAN NAKKAŞ

Türk minyatürcü (? — İstanbul 1622–1623) Mehmet lll döneminin (1595–1603) önde gelen minyatürcülerinden XVl.yy. son çeyreğiyle Xvll.yy.ın başlarında eser verdi.Nakkaş Hasan Paşa diye de anılan sanatçının adına ilk kez 1581 tarihli Osmanlı sarayı harcama defterinde rastlanır.1582 tarihli bir başka belgeden  Enderun da yetiştiği ,kapıcı olarak görevlendirildiği ,Nakkaş Osman'a hizmet edenler arasında olduğu ve bölükbaşılığa getirildiği belirtilir.Daha sonra anahtar ağası ,tülbent gulamı ,kapıcı başı,yeniçeri ağası,beylerbeyi ve vezirlik görevlerinde bulundu.Üslubu  klasik dönemin ünlü ustası Osman'dan farklıdır.Murat lll'ün isteği üzerine hızlanmaya başlayan 6 ciltlik Siyer-i Nebi 'nin (birinci,ikinci ve altıncı ciltleri Topkapı Sarayı  kütüphanesindedir) minyatürlerinin yapımında görev aldı.Eğri Fetihnamesi’nin (1598) minyatürleri de onundur.ayrıca (1596–1600) arasında resimlendiği sanılan Şemailname-i al-i Osman ve 1595 'e tarihli kitap ül-acayip adlı yapıtların minyatürlerinin de Hasan Nakkaş atölyesinin elinden çıktığı düşünülmektedir.


HZ.HATİCE

Hz.Muhammet 'in ilk eşi (;Mekke 556- ayy.619)Kureyş kabilesinin ileri gelenlerinden Huveylid'in kızı.İlkin amcasının oğlu Varaka bin Nevfel ile sözleşmişse de Nevfel çok yaşlı olduğu için evlilik gerçekleşmedi.Ebu Hale adında bir Mekkeli ile evlendi.İki çocuğu oldu.Eşinin ölümünden sonra Mahzum kabilesinden Atik bin Abir ile evlendi.Akit bin Abit ten doğan kızının adı Hint olduğu için Ümmü Hint diye anıldı.İkinci eşinin de ölümü üzerine Hz.Muhammet ile evlendi.(596)Bu tarihte Hz.Muhammet 25 Hz.Hatice 40 yaşında idi.Bu evlilikte Babası Huveylid ölmüş bulunduğundan vekilliğini Varaka Bin Nevfel yaptı.Hz.Muhammet'in vekili ise amcası Ebu Talip idi.

Hatice ticaretle uğraşan zengin bir duldu.Kervanları Şam'a,Filistin'e gidip gidiyordu.Bir seferine El Emin Adıyla anılan Hz.Muhammet da katıldı.
Hz.Muhammet Hz.Hatice ile evlendikten sonra büyük bir saygınlık kazandı.Ona ilk inanan Hz.Hatice oldu.Müslümanlar her türlü zulüm yapıldığı yıllarda Hz.Peygamberi teselli etti.Hz.Muhammet’le evliliğinde altı çocuğu oldu.

Erkekler(Kasım,İbrahim) çocukken öldüler.Zeynep Rukiye,Ümmü Gülsüm  ve Fatıma Peygamberin yakın arkadaşlarıyla evlendiler.Örneğin ikisiyle evlendiği için Hz.Osman'a Osman-ı Zinnureyn(Çift nurlu) denir.Hz.Ali ile evlenen Hz.Fatma oğullarıyla Peygamber soyunu sürdürmüş oldu.Mezarı Mekke'deki ziyaret yerlerinden biridir.


HAWKİNG STEPHEN WİLİAM

İngiliz kuramsal fizikçisi.(Oxford 1942) 1962 de Oxford Üniversitesi’ni bitirdi.1965 te Cambridge Üniversitesi’nde doktorasını tamamladı.Aynı yıl Gonville and College üyeliğine seçildi.Bu arada Cambridge'de öğretim üyeliğini sürdürdü.1977 de profesör oldu.1979 da Lucas kürsüsü'ne atandı.Kozmoloji maddelerinden temel parçacıklar arası çekimsel etkileşmeler konusundaki çalışmalarından dolayı 1974 te Royal Society üyeliğine seçildi.1976 da aynı kurumun Hughes madalyasını aldı.Evrenini büyük patlama modelinde helyum üretimi ,ikili yıldız sistemlerinde kara deliklerin gözlenmesi ve gravitasyonel dalgalar konusunda da çeşitli çalışmaları bulunan Hawking 'in başlıca eserleri:Uzay zamanın büyük ölçek yapısı,(1973).Süper uzay ve Süpergravitasyon,(1981)


HAYRETTİN(MİMAR)

Osmanlı Mimarı.(?1481-İstanbul 1552)yetmiş bir yaşında öldüğü bilindiği  için 1481 de doğduğu hesaplanan mimar Hayrettin ,ll.Bayezit döneminde üne kavuştu ve Beyazıt camisi'nin yapımını yürüttü.(1501–1507) Osmanlı mimarlığının kurucusu durumuna yükseldi.Buna karşın yazılı kaynaklarda yaşamından pek söz edilemez.Mimar Murat'ın oğlu olan mimar Hayrettin'in Bursa,Edirne,Amasya,Osmancık,Geyve ve Saruhan'da da bazı eserler yaptığı bilinir.Parmakkapı'da Sadrazam Sinan Paşa türbesi yakınında,kendi adına bir cami vardır.Mezarı da Sinan Paşa türbesinin yakınındadır.


HEMİNGWAY ERNEST MİLLER

ABD li yazar.(İllions/dak Park 1899-İdaho/Ketchum 1961)Hekim bir baba ve öğretmen annenin oğlu.Varlık içinde sağlıkla büyüdü.Orta öğrenimden sonra gazeteciliğe başladı.Öykü ve romanlarının çoğu doğa,özgürlük ve av heyecanı üzerine konu aldı.Babasının canına kıyışı yaşamını etkileyen önemli olaylardan biridir.Çok zaman ölüm karşısında takınılması gereken olayları işledi.Bir av tüfeğinin kazayla patlaması sonucu yaşamının son bulduğu söylenir.

Onsekiz yaşında savaş gönüllüsü olarak orduya katıldıysa da gözündeki kusur yüzünden cepheye gönderilmeyince kızılhaç ambulans şoförlüğü ile Avrupa'ya gitti.(1918) yaralandı iyileşince bir İtalyan birliğiyle birlikte savaştı.Teğmenlikle savaşın sonuna vardı.Gazeteciliğini sürdürdü.Dört evlilik  yaptı. Yaşamını Ülkesinde, Fransa'da,Almanya,İtalya,İsviçre de kısa bir süre de İstanbul da sürdürdü.Kaleminin Ürünleri seçkin ve özgün öykü ve romanlara dönüştüren özel çalışmalara girişti.(Üç öykü ve On şiir) 1923,İlkbahar selleri 1926,Güneş de doğar1926,Birinci Dünya savaşı sonunda dengesini yitirmiş bir düzensizlik içinde umutsuzca mutluluğu arayan "yitik kuşa"(Gertrude Stein'in nitelemesi) yazarları arasında öne geçmesini sağlayan verimliliğini sürdürdü.(Kadınsız erkekler,Öyküler) 1927,Silahlara veda(roman 1929) ,Öğleden sonra ölüm öykü ve denemeler1932,Öykü ve romanları kolayca sinemaya aktarıldı.Silahlara veda,Çanlar kimin için çalıyor gibi.Zengin.doğal ve hızlı yaşadı;İzlenimlerini bazı küçükü değişikliklerle kolayca edebiyat eserlerine dönüştürdü.Afrika’nın yeşil tepeleri,Klimanjaro,ya hep ya hiç,,Çanlar kimin için çalıyor.Plutzer roman ödülü (1940).İspanya iç savaşı'nda Okyanus balıkçılığına ,boks ringlerinde boğa güreş arenalarına genişleyen çatışma gözlemlerini yalın,süssüz,kısa cümleli,bol konuşmalı,deneysel ruh bilim tekniğine uygun sevimli kitaplara dönüştürmede iyice ustalaştı.Irmağın ötesinde ve Ağaçların altında (roman)1950,İhtiyar balıkçı,İhtiyar adam ve deniz(1952),Houston yönetiminde filme alındı.Eserleri dünya dillerine ve filmlere çevrilen Hemingway karşılığında Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandı.(1954),Bütün eserlerinde ekmek yolunda onurla savaşan en sert çatışmalarda bile töresel ve inanca sırt çevirmeyen yiğit ve özverili kahramanlar işledi.Çağdaş insanın geçmişten gelen iyi örneklere dayalı doğru yapısını sergiledi.Ölümünden sonra ortaya çıkan birçok müsveddesi usta kalemler vasıtasıyla eser bütünlüğüne kavuşturulup basılmaktadır.Akıntı adaları,Röportajcı,Cennet bahçesi....


HENRY MİLLER

HENRY MLLERAmerikalı yazar Newyork 1891-Los Angeles 1980) bir terzinin oğlu olup fakirlik içinde geçen yaşamı onu yazarlığa itti.Paris'te ki sürgün yılları (1930–1939) Amerikan kültürünün yapılanmasıyla beslenen özyaşam öyküsel romanlarının ilk ürünlerine damgasını vurdu.İki üçleme tüm yapıtlarına egemendir.Yengeç Dönencesi.Kara Bahar,sexus,Plexus ve Nexus'u içeren üçlemesi.Bu eserleri onun

Paris ve Newyork la ilgili hatıraların fon olarak kullanıldığı edebiyat çalışmalarının tarihsel dokusunu ortaya koyar.Burada anlatımındaki yürekliliği cinsellikten ve eğretilemelerden alan olumsuzluk düşüncesine saplanıp kalmış bir yazar olarak karşımıza çıkar.Yunan manzarasından ayrı düşünülemeyen bir sanatçının büyüklüğünü anlatır.ABD  ye dönüşünde vatanına kavuşmanın yarattığı dokunaklı anımsamalarını işleyen sanatçı anı kitaplarında üçlemelerindeki temaların geri planını aydınlığa kavuşturur.Bir kısım yapıtlarında ise kendisini benliğinin ve dünyanın türküsüne kaptırmış sakin bir yazar olarak görünür.

Colector's Guest'te (1969),Lawrance Durrell ile olanları (1939–1959)A Privade Correspondance'te (1963),Anais nin ve Joseph Delteil ile yazışmalarını da (1935–1973) 1980 de yayımladı.Ayrıca bir edebiyat eleştirisiyle (Sunday After the War,1944) Rimbaud üzerine bir denemesi (the time of the Assasins 1945) vardır.Ressam yanı da olan Miller to paint is to love Again2de (1960) sanat üzerine yazılar yazmıştır.


HEREDOTOS

HEREDOTOSİ.Ö.484–420 yılları arasında yaşamış Yunanlı tarihçi.Anadolu'da Halikarnassos'da (bugünkü Bodrum) doğan Herodotos,gençliğinde politika ile uğraştı.Ancak,yöneticilerle çatışınca Sisam Adası'na gitmek zorunda kaldı.Daha sonra Akdeniz'in doğu kıyıları,Yunanistan,Anadolu,Mezopotamya   ve Mısır'ı dolaştı.Bu gezileri sırasında ülkelerin tarihini ,burada yaşayan halkları ,geleneklerini inceleme imkanı buldu.İ.Ö.439 yılında Atina'ya dönerek gördüklerini bir kitapta toplamaya başladı.Ünlü kitabını (Herodotos Tarihi) bitiremeden öldü.

Herodotos Tarihi yazarın araştırıcı özeliği ,tarafsız değerlendirmeleri ile dönemine ışık tutan değerli bir yapıttır.


HERZEL TEODOR

Yahudi kökenli Macar Gazetecisi.Siyaset adamı.(Budapeşte 1860-Viyana/Edlach 1904) 1878  te ailesiyle birlikte yerleştiği Viyana'da Hukuk dalında Doktora derecesi aldıysa da (1884) gazeteciliğe adandı.Uzun süren muhabirlik görevlerinin ardından Neue Freie  Presse adlı derginin Paris temsilciliğine atandı.(1891).Fransa'da tanık olduğu (Dreyfus olayı) Yahudi karşıtlığı (antisemitizm) nedeniyle ulusçu duyguları gelişti.1895 te yazdığı Der Judenstaat (Yahudi devleti ) adlı eserinde hangi ülkede yaşıyor olursa olsun,Hangi dili konuşursa konuşsun tüm Yahudilerin bir ulus olduğunu dile getirerek Siyonizm kavramını yarattı.

Giderek Yahudilerin devlet kurma düşüncesini işledi.Önceleri belirli bir toprak parçası belirlemediyse de sonraları Filibitin de kurulması gereğini ileri  sürdü.Halksız topraklar olarak gördüğü Filistin’in satın alınma yoluyla yurda dönüşebileceğini gündeme getirdi. Zengin Yahudilerden para toplamayı denediyse de başarılı olamadı.Yahudi sorununun da Uluslararası girişimlerle çözülebileceğini ileri sürdü.Bu amaçla 1897 de İsviçre'nin Basel Kenti'nde Birinci Siyonist kongresinin toplanmasına önayak oldu.Kongre'ye Filistin de bir Yahudi devleti kurma önerisini benimseterek para toplanması için bir ulusal Yahudi bankası ve Siyonist Örgüt'ün kurulmasını sağladı.Toprak alımı için kurulan fona dayanarak 1901 de Osmanlı Padişahı ll.ABDÜLHAMİT’TEN FİLİSTİN'DE TOPRAK ALIMI İÇİN İZİN İSTEYEN BİR GİRİŞİMİN ÖNCÜLÜĞÜNÜ üstlendiyse de bir sonuç alamadı.1902 de yazdığı "Altneuland " adlı romanında Siyonizm kavramını daha da genişletti.Papa'yı devreye sokarak düşüncesine destek aradı.İngiltere'nin önerdiği Ugandayı 1903 te toplanan Siyonist kongresi’nde benimsettiyse de kalp krizi sonucu öldüğünde başlattığı Siyonizm bir siyasal eylem dönüşmüştü.7.Kongre (1905) Haim Weizmann'ın izinde Uganda önerisini geriye çevirdi.1950 de Viyana’daki mezarı Kudüs'e taşındı.


HEZARFEN AHMET ÇELEBİ

XVll.yy'da yaşamış Türk bilgini Murad lV ün Padişah olduğu yıllarda yaşamış olan Hezarfen Ahmet Çelebi kendisinden önce uçmayı denemiş olan Türk bilgini İsmail Cevheri'nin bilgisinden yararlanmıştır.Geniş bilgisi ve sabırlı çalışmaları sonunda insanın uçabileceğini kanıtlamak üzere kendi yaptığı kanatları takarak İstanbul Boğazı'nı aşmıştır.Galata Kulesi’nden havalanarak Üsküdar' a inen bilginin bu başarısı devrin devlet adamlarını ürkütmüş ve Cezayir'e sürülmesine neden olmuştur.


HIZIR ALEYHİSSELÂM

İbrâhim as.dan sonra yaşamış bir peygamber veya veli. Avrupa ve Asya kıtalarına hâkim olan Zülkarneyn as.’ın askerinin kumandanı ve teyzesinin oğludur. İsminin, Belkâ bin Melkan, künyesinin Ebü'l-Abbâs olduğu ve soyunun Nûh as.’ın Sam isimli oğluna dayandığı bildirilmiştir. Bâzıları da Hızır as.’ın İsrâil oğullarından olduğunu söylemiştir. Hızır lakabıyla meşhur olmasının sebebi, kuru bir yere oturup kalktığı zaman, oranın yeşerip yemyeşil olmasından dolayıdır. Sahih-i Buhâri'de bildirilen bir hadis-i şerifte peygamber efendimiz; ''Hızır (as.), otsuz kuru bir yerde oturduğunda, o yer  birdenbire yemyeşil olur, peşi sıra dalgalanırdı.'' buyurdu. Mûsâ as. la görüşüp yolculuk yaptı. Fakat vefâtından sonra rûhu insan şeklinde gözüküp, gariplere yardım etmektedir.

Hızır as., Allahu teâlânın sevgili kullarındandı. Doğdu, büyüdü ve vefât etti. Ancak Allahu teâlâ onun rûhuna insan şeklinde görünmek ve kıyâmete kadar yardım isteyen Müslümanların imdâdına yetişmek, yardım etmek, konuşmak, ilim öğrenmek ve öğretmek özellikleri verdi. Bâzı âlimler ''nebi'' (peygamber), bâzı âlimler de''veli'' dir dediler. Hızır as. da, yaşayan insanlarda  görülen hâller bulunduğu için yaşıyor zannedilmektedir.

Hızır as., güzel ahlâk sahibi, cömert ve insanlara karşı çok şefkatliydi. Allahu teâlânın izni ile kerâmet ehli olup, kimyâ ilmini bildirdi. Hak teâlânın bildirmesiyle ledünni ilme sâhipti. Hızır as. Mûsâ as. ile buluşması, görüşmesi ve yolculuk yapması Kur'ân-ı kerim'de Kehf suresi 60 ve 80. âyetlerinde ve hadis-i şeriflerde bildirilmiştir.

Peygamber efendimiz Eshâb-ı kirâm ile Tebük Harbindeyken ikindi namazını kıldıktan sonra iki beyit işittiler. Fakat şiiri söyleyeni göremediler. Resûlullah efendimiz; ''Bu iki beytin söyleyicisi kardeşim Hızır'dır. Sizi övüyor.'' buyurdu. Hızır as. birçok zâtın tasavvufta yetişmesinde rehberlik etmiş, feyz vermiştir. Hızır as.’ın tasavvufta yetiştirdiği en meşhûr âlim ve velilerden biri Abdülhâlık Goncdüvâni hazretleridir.

Hızır as., İlyâs as. la birlikte peygamber efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) vefâtında hâne-i saâdetlerine gelip Ehl-i beyt için sabır ve tavsiyesinde bulundu. Onların geldiklerini ve sabır tavsiye ettiklerini hazret-i Ebû Bekr, Ehl-i beyte bildirdi.


HIZIR BEY (ÇELEBİ)

Türk fıkıh bilgini ,şair,İstanbul'un ilk kadısı (Sivrihisar 1407- İstanbul 1458 ) Nasrettin Hoca'nın torunlarından kadı Celalettin Emir Efendi'nin oğludur.Öğrenimini doğduğu yerde ,Molla Mehmet Yegan'ın yanında yaptı ve onun kızıyla evlendi.Önce Sivrihisar'da kadılık ardından Bursa,İnegöl ve Edirne de müderrislik yaptı.İstanbul’un Fethi'nden sonra (1453),Fatih Sultan Mehmet tarafından kent kadılığına (İstanbul efendisi de denir ) getirildi.Günümüzdeki Vali ve Belediye başkanlığına benzeyen bu görevde ölünceye kadar kaldı.kuşatma sırasında bir hayli yıkıma uğramış olan kentin ve surların onarımı ve Baç işleri onun tarafından yönetildi.Mezarı Zeyrek'te Voynuk Şücaittin Mescidi'nin Haziresindedir.İstanbul Belediyesi 1971 de Hazireyi restore ederek Hızır Bey'in kabrine İstanbul'un ilk Belediye Başkanı olduğunu belirten bir de yazıt koydurmuştur.

Türkçe Arapça ve Farsça şiirlerinden ince ruhlu, duygulu bir şair olduğu anlaşılır. Başlıca yapıtı Fatih'e sunduğu İslam inançlarını (akaid) konu edinen Kaside-i nuniye’dir. Bu kaside başta öğrencisi Hayali olmak üzere bir kaç kişi tarafından şerh edilmiştir. Fatih’in isteğiyle Şeracettin Mahmut'un Arapça Metali-ül Envar adlı mantık yapıtını bazı eklentiler ile Farsça’ya çevirdi.


HİPPOKRATES

İ.Ö.460–377 yılları arasında yaşamış ünlü hekim.Kosta(İstanköy) de dünyaya geldi.Eski Yunanistan'ın her yerini dolaşarak hastalıkların bilimsel yolla incelenmesi ve bilimsel yolla incelenmesi geleneğini yerleştirmeye çalıştı.Bu konuda başarılı oldu ve öğretisi yüzyıllar boyunca hiç tartışılmadan uygulandı.Ünü o kadar yaygınlaştı ki tıp konusunda başkalarına ait olan görüş ve yapıtları da ona yakıştırıldı.En ünlü yapıtı Aphorismoi'dir.(Özlü sözler).Modern tıbbın temellerini atması nedeniyle günümüzde doktorlar mesleğe başlarken onun adı ile anılan bir ant(Hipokrat yemini)içerler.


HOCA DEHHANİ

(Xlll.yy. sonları ile XlV.yy başları) horasandan gelip Anadolu Selçuklu Devleti'nin Başkenti Konya'ya 'ya yerleştiği ileri  sürülen bir  ozandır.Sultan lll.Alaaddin Keykubad'ın İlgisini çekince saraya alındı.Farsça bir "Selçukname " yazmakla  görevlendirildi.Hoca Dehhani Farsça yapıttan çok ,Türkçe Gazelleriyle ün sağlamış ,Anadolu Divan Şiiri'nin ilk örnekleri sayılabilecek şiirler yazmıştır.Anadolu Türkçe'sinin özelliklerini taşıyan yer yer Arapça Farsça  sözcüklerle ortaya konan bu şiirlerinin önemi din dışı olmalarında yaşanan duygularla bağlantılı bir içerik taşımalarıdır.Hoca Dehhani'den:

Aceb bu derdimin dermanı yok mı
Ya bu sabr İtmegün oranı yok mı

Yanaram mumlayın başdan ayağa
Nedür bu yanmagun payanı yokmı

Güler düşman benim ağladuğuma
Aceb şol Kafirün imanı yok mı


HOCAZADE MUSLİHİTTİN

Osmanlı bilgini (Bursa ?-ay.y.1489).Zengin bir tüccarın oğludur.Babasının ısrarına karşın tüccarlığa ilgi duymayıp okumayı yeğledi.Hızır Bey'den icazet aldı.bursa 'da Esadiye Medresesi’nde  altı yıl müderrislik yaptı.İstanbul'un alınmasından sonra Fatih'in huzurunda gerçekleşen bir bilimsel tartışmada gösterdiği başarı üzerine Kazaskerliğe getirildiyse de durumu sindiremeyen Sadrazam Karamani Mehmet 
paşa'nın  etkisiyle Bursa Sultaniye Medresesi’ne atandı.

ll.Beyazıt’ın tahta çıkması üzerine kadılığa getirildi.Fatih Sultan Mehmet'in buyruğuyla açılan Gazali'nin Tehafütü't Felasife (flozofların yıkılışı) ve İbn Rüsd'ün ona karşı yazdığı Tehafü't-Tehafüt (yıkılışın yıkılışı) adlı eserlerini eleştirme yarışmasını kazandı.İlk çağ filozoflarının metafizik sorunlarda yanılgıları bulunduğunu bu arada fizikte yanlışlık yapmadıklarını ileri sürerek Aristoteles'i savunun Hocazade eski fiziğin doğal cisimlerdeki devinim ve eğilim özelliklerini açıkladı.


HONORE DE BALZAC

Fransız yazarı (Tours 1799–1850) Köy çevresinden çıkıp hukuk alanında kendini yetiştirerek Tours dolaylarında memurluklar yapan babası Bernar Francois  Balsa (1746–1829) kağıt üzerinde gerekenleri yerine getirerek eski bir soyluluğun adını takınmıştır.Balzac bu girişimini yıllar sonra pekiştirerek 1821.Fransada soyluluğu köklü bir geleneğe bağlayan "de" ön  takısını da adına ekleyecektir. Evliliği 1797 ellibir yaşındayken , Parisli küçük burjuva kızıyla oldu. Charlotte Loure Sallambier (1778–1854) Eşler arasındaki  32 yıllık yaş ayrılığı ,çevre uyuşmazlığı belirgin bir mutsuzluk yaratmış bu birleşmenin ilk ürünü olan Honore:Soğuk,titiz,sert tutumlu anasından sürekli yakınır olmuştur. "Hiç bir zaman bir annem olmadı benim..Çok korkunçtu..görmedikçe inanılamayacak kadar korkunçtu.."12 Ocak 1850 tarihli mektup ,Hanska kontesine ) hemen ardından Katolik rahiplerin yönetimindeki bir yatılı okulda (1802–1813) evden uzakta yürütülen ilköğrenim yılları gelir.

Yetişme değişimi Napolyon'un yenilgisinden sonra ailesinin Paris'e gelip yerleşmesidir. Romanlarında yaşatacağı genişli ufuklu ve tutkulu gençler gibi o da delikanlılığın iştahlı hevesleriyle yarına güvenle bakar.Bu dönmede iki yıllık hukuk öğrenimini bitirir.(1816–1818) stajyer olarak çalıştığı hukuk bürosundan ayrılarak kendi başına yaşamak,yazmak,yaratmak, edebiyatçı olmak denemesine girişir.Roman ve hikaye denemeleri ardından alış veriş işi ve dökümcülük tasarımı gerçekleştirmeyi umdu.Sonuç tam bir iflas ve ellibin franklık borç yükü oldu.Evliliği ardından yazma denemeleri ve adını taşıyan ilk roman başarısıyla ömrünün sonuna kadar sürecek büyük romancılık yolunda en büyük adımı attı.:Les Chouans (1829).Kendisini can sıkıcı maddi tedirginliklerden incelikle kurtarırken yaşamının sevgi ve duygu boşluğunu da dolduran Madame de Berny :Balzac'ın "Dilecta" (sevgili) diye andığı "varlığını vadideki" zambak adlı ünlü romanına konu yaptığı ölümünden bir iki yıl önceye kadar (1833) saygısına sadık kaldığı,çok yararlı bir ilişkinin kahramanı oldu.Bundan sonrası sürekli bir başarı hemen bütün gazetelerde yazıları yayımlanır.Kitapları hiç beklemeden yayımlanır tanımadığı kişilerden hayranlarından mektupları alır ve kendisi hiç aksamayan bir tempoyla günde 14–16 saat çalışırdı.

1834 te bütün yazdıklarını ve yazacaklarını hem konu olan olayların tarih sırasına ve hem de tezlerine göre belli kümelere sınıfladı.Başlığını La Comedi a Humanie (insanlık komedyası) olan bu büyük çerçevenin üç ana bölümü şöyleydi.E Tudes analytigues Philosophigues (felsefe incelemeleri) E'tudes des moeurs (töresel incelemeler) Bu planın nasıl gelişip genişlediğini yeni yaratılarla ne şekilde zenginleştiğini gösterecek bir örnek olmak üzere töresel incelemeler bölümünün daha küçük kollarına ve ürünlerine bakabiliriz.Bu ana bölüm önce Özel yaşam sahneleri,Paris yaşamı sahneleri ,siyasal yaşam sahneleri ve de kırsal yaşam sahneleri diye beş büyük kümeye ayırmakta ve 61 romanı içine almaktadır.Bu toplu eserler önce bir özel anlaşma ile 1842–1848 arasında 17 cilt biçiminde yayınlandı.Balzac ölümünden önce çıkan 85 romanına 52 tane daha eklemeyi planlamışken ancak altısını gerçekleştirebildi.Arada madam Hanska ile buluşup görüşmek için yaptığı uzun geziler yeni kazanç tasarıları güzel bir ev dayayıp döşeme uğraşıyla evlilik hazırlıkları zamanını aldı.Akademiye kabul edilmek milletvekili olmak düşleride gerçekleşmedi.18 ağustos 1850 de öldü.Romanlarında çok geçen  Pere-Lachaise mezarlığına gömülürken onun dehasını kabul eden Fransız edebiyatı adına Victor Hugo ünlü konuşmasını yaptı.Oturduğu ev müze haline getirildi birçok alana heykelleri dikildi.

Balzac'ı romantizmin kurtulmuş ilk gerçekçi yazar kabul eden genel görüş yaygındır.  Yüze yakın romanda canlandırdığı ikibin kadar roman kişisinin yazgılarının zamanın Fransa'sını yansıtan en doğru ayna olduğunu savunanların yanı sıra işçi ve kapitalist sorunlarına vakitli bir yaklaşımda bulunmadığı için eleştirenler de az değildir.Balzac romanlarının en zengin insan duygularını,düşüncelerini sevgilerini toplum ilişkilerini içerdiğine önem veren edebiyat görüşüde geçerli olmalıdır.Birçok eseri Türkçe 'ye de çevrilmiştir.


HOCA SADETTİN EFENDİ

Türk Şeyhülislam ve Tarihçi (İstanbul 1536-1537ay.y.1599) Selim l in nedimi Hasan Can 'ın oğlu .İyi bir öğrenim gördü.İlmiye mesleğine girerek  1556- 1573 arasında müderrislik yaptı.Manisa'da bulunan şehzade Murat'ın (Sonra Murat lll) hocalığına  atanması yükselişinin başlangıcını oluşturdu.Murat lll ün tahta çıkması (1574) üzerine "Hace-i sultan" sıfatıyla  devlet işlerinde etkili oldu.Hace-i Sultan unvanını Mehmet lll döneminde de korudu.zayıf iradeli padişah üzerindeki nüfuzu dolayısıyla iç ve dış siyasette önemli rol oynadı.Padişahı savaş alanından ayrılmamaya ikna ederek Haçova Zaferi'nin (1596) kazanılmasında başlıca etken oldu.Bu savaşta yararlığı görülen Cigalzade Yusuf Sinan Paşa 'nın sadrazamlığa getirilmesini sağladı.ama eski sadrazam İbrahim Paşa'yı tutan  Valide Safiye Sultan 'ın etkisiyle gözden düştü.Sürgüne gönderilmekten son anda kurtarılabildi ve devlet işlerine karışmaması şartıyla İstanbul'da oturmasına izin verildi.Ancak  bu durumu uzun sürmedi.Şeyhülislam Bostanzede Mehmet Efendi'nin ölümü üzerine rakiplerinin karşı çıkmasına karşın Şeyhülislamlığa getirildi.(1598).Aynı yıl Şeyhuislamlığa karşı çıkan sadrazam Hadım Hasan  Paşa'yı görevden aldırtarak öldürttü.Sadrazamlığa getirilmesini sağladığı  Cerrah Mehmet paşa ve ardılı İbrahim Paşa üzerindeki etkisinden yararlanarak devlet işlerine müdahale etti.Öte yandan Şeyhülislam olarak fetva yazımında büyük yetenek gösterdi.Sadettin fendi ,Şehulislamlığı dışında asıl ününü "Hoca Tarihi" diye de anılan Tac'üt Tevarih (Kuruluşundan Selim l in ölümüne kadar Osmanlı Tarihi) adlı yapıtıyla kazandı.Ayrıca Molla Muslihittin Lari'nin  Mir'at ül -edvar ve Mirat ül ahbar adlı Farsça tarihini ve Murat lll ün emriyle Abdülkadir Geylani menakıbını Türkçe’ye çevirdi.Babasının anlattıklarından yararlanarak yazdığı bir de Selim name'si vardır.


HOMEROS

HOMEROSİ.Ö. 850–9.yy Yaşamı, kimliği, kişiliği üzerine açık ve kesin hiçbir bilgi yoktur. Antik çağ yunan destan şairi. İonia fılozof ve destan sanatçılarının İ.Ö.7.yy. dan başlayarak andıkları, övüp yerselerde Heredotos (İ.Ö. 490 ?- 425şöyle diyor:"Heşiodos'la Homeros yunanlıların Tanrı soylarını kurdular. ad ve ek adlarını taktılar. Tanrılara yetkilerini ve işlerini ayırdılar, görünüşlerini belirttiler." ve ekliyor "onlar benden dört yüz yıl önce yaşadılar."

Adını anan metinlerin hiçbiri "Khios'lu adam", "Khios'lu ve İzmir'li diye niteledikleri kişinin İlyada (İlias) ve Odysseia adlı destanların yaratıcısı olduğundan kuşkuya düşmez görünür. Bu eserlerin birçok sahnesi yedinci yüzyıldan başlayarak vazo resimlerine konu olmuş, destanlar İonia ile birlikte Yunanistan yarımadasında da tanınıp bilinmiştir.Atina gibi öteki Yunan devletlerinin de bir çeşit kutsal kitap gibi değerlendirdikleri Homeros destanlarına dayalı eğitim düzenini, ilk eleştiren Sokrates-Platon olur.(İÖ 427–347). Böylece dilbilim (filoloji) çalışmalarına girişip metin üzerinde çalışan Hellenistik çağ araştırıcıları da eserle birlikte yaratıcısı üzerinde durarak birçok yaşamlar (vita'lar) yazarlar. Çoğu İsa'dan sonraki yüzyıllarda ortaya çıkarılmış bu yaşamlar  birbirini tutmayan karışık   temelsiz bilgiler vermekten öteye gitmez."Kısacası hiç bir kent yoktur ki Homeros'u kendi oğlu gibi benimsemiş olmasın. Bu yüzden Homeros'a Dünya yurttaşı desek yeridir." İzmirli olduğu üzerine ittifak edilmesine karşılık doğduğu yerden ayrılık sakız adasına yerleştiği de kabul edilir. Homeros oğulları denilen ve destan geleneğini sürdüren torunlarının da buralı olduğundan kuşku duyulmaz.Bu topluluk yüzyıllarca bellek ve söz tekelinde bulundurdukları destanların korunup yayılmasını sağlamışlardır. Destanların 7.yy da İonia dan Yunanistan'a getirildiği ,Atina devlet dinine ,devlet eğitimine girdiği kabul edilirken en çok Peisitratos'un rolü olduğuna onun topladığı bir bilirkişi kurulunca sözden alınıp yazıyla saptandığına inanılır. Birçok destanı arasında yalnızca İlyada ile Odysseia yazılı olarak eldedir.


HÛD ALEYHİSSELÂM

Yemen'de bulunan Âd kavmine gönderilen peygamber. Nûh as. ın oğlu Sâm'ın neslindendir. Bir ismi de Âbir olup, lakabı Nebiyyullahtır. Kur'ân-ı kerimde ismi bildirilen peygamberlerdendir. Yemen'de Aden ile Umman arasında bulunan Ahkâf diyârında doğup yetişti. Çocukluğundan itibaren Allahü telalâya ibâdet etmekle meşgul oldu. Ara sıra ticâretle de uğraşan Hûd as., gayet şefkâtli ve çok cömertti. Nûh tufanında sonra torunlarından biri olan Âd, Yemen'de Hadramut civârında Ahkâf denilen yerde yerleşti. Âd'ın neslinden gelen insanlar çoğalarak büyük bir kavim oldular. Bunlara Âd kavmi denildi. Bulundukları belde bereketli bir yerdi. Bağlar, bahçeler her tarafı sarmış ve İrem bağları diye meşhur olmuştu. Oğulları, malları, davarları ve muhteşem sarayları vardı. Güçleri, kuvvetleri, boyları ve cüsseleri ile meşhur olan bu insanlar, servetlerinin ve maddi güçlerinin çokluğuna bakarak azdılar ve doğru yoldan, dinlerinden ayrıldılar. Yeryüzünde büyüklük tasladılar. Allah Teâlâ’yı unuttular ve çeşitli putlara tapmaya başladılar. Ellerindeki maddi imkânlarla etrâfa dehşet salıyorlar, fakirleri ve diğer kabileleri zulümleri altında inletiyorlardı. Onları köle gibi çalıştırıyorlar, çeşitli işkencelerle öldürüyorlardı. Allahü teâlâ, Âd kavmine doğru yola kavuşturmak için Hûd as. onlara peygamber gönderdi. bu hususta Kur'ân-ı kerimde mealen buyruldu ki:

Âd kavmine kardeşleri Hûd'u peygamber olarak gönderdik. Hûd (as.) onlara; ''Ey kavmim! Allahü telalâya ibâdet edin. İbâdet edilecek o'ndan başkası yoktur. Hâlâ o'nun azâbından korkmayacak mısınız?'' dedi. (A'râf suresi:65) Hûd as. kavmini doğru yola kavuşturmak için tebliğ vazifesine başladı. Onları putlara tapmaktan, zulüm ve günahlardan tövbe ederek vazgeçmeye ve Allahü telalâya şükür ve ibâdete çağırdı. Fakat Âd kavminin insanları, Hud as. dinlemeyip, ona karşı kaba ve inkârcı davrandılar. Hûd as. kavminin bu tutumu üzerine; ''Eğer doğru yola gelmezseniz, haberiniz olsun, ben size tebliğ vazifemi yapıyorum; Rabbim size acı bir azap gönderir de helâk olursunuz?'' buyurdu. Azgın Âd kavmi, Hûd as.; ''Mûcize getirmeden putlarımızı terk etmeyiz.'' dediler. Hûd as. onlara; ''İstediğiniz mûcize nedir?'' diye sordu. Onlar da ''Rüzgârı istediğin tarafa çevir!'' dediler. Hûd as. duâ etti. Allahü teâlâ; ''Ne tarafa istersen elinle işâret et!''^buyurdu. O da eliyle işâret edince, rüzgâr istediği istikâmette esmeye başladı. Büyük kayaların toprak olmasını istediler. Hûd as. ın duâsı ile bu da oldu. Bu mûcizeleri gördükleri hâlde inanmayıp hırçınlaşarak koyunların yünlerinin de ipek olmasını istediler. Hûd as. duâ etti. koyunların yünü ipek hâline geldi. Âd kavmi, gösterilen mûcizelere rağmen inanmadılar. ''Sen bizi putlarımızdan ayırmak için mi geldin? Doğru söylüyorsan, haydi bizi tehdit azâbı getir de görelim!'' dediler. Hûd as. kavmini imâna dâvete devâm etti. Pek az kimse imân etti. Kavmi ise hakâret edip kendinden geçinceye kadar dövdü. Kavminin ıslâh olmayacağını anlayan Hûd as.: ''Yâ Rabbi! Sen her şeyi biliyorsun. Ben onlara peygamberliğimi bildirdim. Ey Rabbim! Onlara, ders almalarına vesile olacak bir musibet ver?'' diye bedduâda bulundu. Hûd as. ın bedduâsını kabul buyuran Allahü teâlâ, Âd kavmine önce kuraklık, kıtlık musibetini verdi. Üç sene müddetle akan pınarlar kurudu. Yeşillikler sarardı, soldu. Meşhûr İrem Bağları yok oldu. İnsanlar bir yudum suya, bir parça ekmeğe muhtaç hâle geldiler. Hayvanlar susuzluktan telef oldular. Devamlı olarak bunaltıcı kuru bir rüzgâr eşiyordu. İnsanlar ağızlarını güçlükle açıyor, zor nefes alıyordu. tozdan göz gözü göremiyordu. bu arada Hûd as. kavmini imâna, tövbe ve istiğfâra dâvete devâm ediyordu. Hûd as. ın kavmine mealen şöyle dediği bildirilmektedir:

''Ey kavmim! Rabbinizden mağfiret dileyin. Sonra o'na tövbe edin ki, gökten üzerinize bol bol bereket (ekinleri yetiştirecek yağmur) indirsin ve kuvvetinize kuvvet katarak sizi çoğaltsın. Günahlarınıza ısrar ederek imândan yüz çevirmeyin.'' (Hûd suresi: 52) Hûd as. ın bu son dâveti de onların aklını başlarına getirmeye yetmedi. Hûd as. işkenceye ve onu öldürmeye kalkıştılar. Artık onlara azâbın gelmekte olduğu Hûd as. bildirildi. Bir sabah Hûd as. imân edenleri bir araya topladı. Gün ağarırken ufukta siyah bir bulut belirdi. Bunu gören Âd kavmi, işte bize yağmur geliyor, dediler. Hûd as. ''Hayır, o can yakıcı azâb veren bir rüzgârdır. Her şeyi yok eder.'' dedi. Rüzgâr korkunç bir ses çıkararak vâdiyi kapladı. Son derece hızlı ve soğuk olup, her şeyi saman çöpü gibi savuruyordu. Fussilet suresi 16. âyet-i kerimesinde, bu rüzgâr ''sarsar'' (kavurucu rüzgâr); azâb günleride ''eyyâm-ı nahisât'' olarak geçmektedir. Âd kavmi kasırgadan kurtulmak için tutundukları ağaç ve taşlarla birlikte havaya fırlayarak paramparça oldular. Hepsi ölüp yere serildiler. Daha sonra rüzgâr bunları sürükleyip denize attı. Mal ve mülklerinden hiçbir eser kalmadı, helâk olup gittiler. Âd kavminin helâk oluşu Kur'ân-ı kerimde meâlen şöyle bildirilmektedir:

''Nihâyet Hûd'u ve beraberindeki iman edenleri, rahmetimizle kurtardık ve ayetlerimizi tekzip ederek, yalanlayarak imân etmemiş olanların kökünü kestik.'' (A'râf suresi: 72) Hûd as. ve ona imân edenler bu şiddetli kasırgada Allahü teâlâ tarafından muhâfaza edildiler. Kâfirleri helâk eden şiddetli fırtına, onlara serinletici ve rahatlatıcı hafif bir rüzgâr gibi eşiyordu. Hûd as., Âd kavmi helâk olduktan sonra, kendine inananlarla birlikte Mekke-i mükerremeye gitti. Kâbe-i muazzamanın bulunduğu yerde ibâdet ve taatla meşgul oldu ve orada vefât etti. Kabrinin Harem-i şerif( Kâbe-i muazzamanın  etrafındaki mescit) te Hicr denilen yerde bulunduğu rivâyet edilmektedir.


HÜLAGU

Moğol hükümdarı (Karakurum 1217-Tebriz 1265)İlhanlı Devleti'nin kurucusu büyük Moğol hükümdarı Mönkge. Batı Asya'da ki Moğol fetihlerinin yönetimini küçük kardeşi Hulagu'ya bırakmıştı. Hulagu İlk iş olarak, İran'da Alamut Kalesi’ni Merkez edinen  İsmaililer'i (Haşşaşin) ortadan kaldırmak istedi.1253 tem İran'a geldiğinde Kafkasya ve Azerbaycan 'da bulunan devletler. Egemenliğini kabul ettiler. Hulagu, en sarp yerlere çekilen İsmailileri amansızca izleyerek ortadan kaldırdı. Güneye doğru inerek Bağdat'a kadar geldi.Abbasi Halifesi el Mutasım  Billah, güçlü Moğol ordusu karşısında tutunamadı.Ordusu dağıldı.10 Şubat 1258 de Bağdat'ı şartsız Hulagu’ya teslim etmek zorunda kaldı. Moğol ordusu Bağdat'ta büyük yıkıma girişti. Halife ve ailesinin bazı üyeleri öldürüldü.

Daha sonra Suriye'ye yönelen Hulagu Halep'i ele geçirdiyse de Şam'ı alamadı. Büyük Hakan Mönkge'nin ölüm haberini alınca İran'a döndü. Suriye 'de kalan ordusunu Memluklar 3 Eylül 1260 ta Filistin'de Ayn Callut'ta ağır bir yenilgiye uğrattılar. Mönkge'nin ölümünden sonra yönetimine giren topraklar, Amuderya'dan Doğu Akdeniz Kıyılarına kadar uzanmakta idi. Bir yandan Hint okyanusuna kadar uzanan toprakları da egemenliğine aldığından kendisine İl-han dendiği için devletine de İlhanlı Devletini denmeye başlandı.1262 de çıktığı Altınordu seferinde, büyük güçlüklerle karşılaştı. Cengiz Han'ın torunu Berke ile iki kez savaştı. Büyük kayıplara uğrayarak geri çekilen İlhanlı ordusu, Terek’i geçerken daha çok asker yitirdi. Bu yenilgi üzerine ülkesine döndüğünde Altınordu tüccarlarını öldürmekten çekinmedi.

Hulagu 8 Şubat 1265 te öldü. Moğol geleneklerine göre genç ve güzel kızlarla birlikte gömüldü. Kan dökücü ve zalim bir kişili olmasına karşın bilim adamlarına saygılı e savaş sırasında yıkılan kentleri onarmaya eğilimliydi.Urmiye gölü kıyısında oturmayı severdi. Hıristiyan olan eşi Dokuz Hatun, İlhanlı devleti'nin Hıristiyanları korumasında ve İslam'a karşı cephe alınmasında etken olmuştur. Hulagu Aladağ'da bir saray, Meraga ve Hoy'da puthaneler yaptırmıştır.


HÜRREM SULTAN

HRREM SULTAN(?-İSTANBUL 1558) K. Sultan Süleyman'ın eşlerinden olup kimliği hakkında sağlıklı bilgiler yoktur. Leh, İtalyan, Fransız olduğu söylenir. Galiçya'da Lipa Irmağı kıyısında bir köy papazının kızı olduğu kuvvetle muhtemeldir. Büyük bir ihtimalle Galiçya ve Ukrayna ya yapılan akınlarda ele geçirilip İstanbul'a getirildi. Osmanlı sarayında şen ve güler yüzlü olmasından dolayı kendisine Hürrem adı verildi.

Kanuni İle ne zaman tanıştığı bilinmemekte olup Şehzade Mehmet'i doğurduğu tarih göz önünde bulundurulursa Cülustan hemen sonra eşi olduğu hesaplanır. Şehzade Mehmet doğar doğmaz Kanuni tarafıdan  nikâhlanması Şehzade Mustafa'nın annesi Mehidevran(Gülbahar) Sultan ile aralarında büyük bir çekişmeye yol açtı.1526 da aralarında çıkan tartışma sonucu Gülbahar Sultan Oğlu  Şehzade ile birlikte Manisa 'ya gitti.1533 te Padişah'ın annesi Hafsa Sultan da ölünce Kanuni'nin üzerinde büyük etkisi olan Hürrem Sultan, sözü geçer duruma geldi.

Tutkulu ve Zeki bir kadın olan Hürrem Sultan Şehzadeleri doğurduktan sonra kendi oğlunun Padişah olması için entrikalar çevirmeye başladı. İlk olarak Sadrazam Makbul İbrahim Paşa'yı  ortadan kaldırtmaya çalıştı. Şehzade Mustafa Konya yakınlarında boğdurulunca Kendi oğluna açılmış oldu.1536 da Makbul İ. Paşa da ortadan kaldırıldı. Sarayda ipleri iyice eline alan Hürrem sultan Rüstem Paşa ile evlendirdiği kızı Mihrinah sultan ile üçlü bir güç birliği oluşturdu. Kara Ahmet Paşa Hürrem Sultan'la ters düştüğü için sadrazamlıktan alınarak öldürüldü. Mehmet ve Cihangir'in ölümünden sonra sağ kalan Selim ile Beyazıt birbirlerine düştüler. Kanuni Selim'i Hürrem Sultan ise Bayezit'i tutuyordu. Beyazıt ile selim arasındaki çatışmayı kaybeden Beyazı İran'a kaçınca çok üzüldü. Bu üzüntüyle Padişahla Edirne'ye gittiyse de orada rahat edemedi. Ölümü üzerine Süleyman iye camii avlusundaki türbesine gömüldü.

Hayatı birçok esere konu olan Hürrem sultan İstanbul'da Edirne 'de birçok hayır ve hasenat eseri yaptırdı.

HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR

İstanbul 1864–1944 Yazar Hastalığı yüzünden mülkiye öğrenimini yarıda bıraktı. Bazı küçük memurlukların ardından Ahmet Mithat'ın desteğiyle yazarlığa adım attı. Milletvekilliği dışında yazarlık onun yaşamını sürdürme kaynağı oldu. Servetifünunculara katılmadan halk yazarı kalmayı yeğledi ve bunu da sürdürdü. İlk eseri Şık zamanın züppeliğini, alafrangalığını, batılılaşmanın keskin eleştirisi oldu. Meftun, Ben dilimiyim, Utanmaz adam  aynı örnekler le devam eder. Mutallaka'da (Boşanmış kadın 1898) aile geçimsizliklerini, Mürebbiye’de (1899) alafranga yakınlılar içindeki ev sarsıntılarını işledi. Güldürürken düşündürmek, eleştirirken öğretmek yöntemiyle  Gürpınar, hep İstanbul konak, köşk, çevrelerinden konular seçerek ürünlerini çoğalttı. Bir Muadele-i Sevde (1899) Metres (1899),tesadüf, Nimetşinas, Bir gazete tefrikası izinsiz ve karşılıksız olarak başka gazetede de yayımlanınca eser çıkarmaya ll.Meşrutiyete kadar ara verdi. Her zaman gerçekçi, ara sıra doğalcı yöntemle gözlem gücünü kullanarak bütün çevreleriyle İstanbul yaşamını romanlarında işledi.54 Eser yazdı. bunlar: Kuyruklu yıldız altında bir izdivaç,Gulyabani,Cadı,Hakka sığındık, Toraman, Son Arzu, Cehennemlik, Meyhanede hanımlar, Billur Kalb, Muhabbet tılsımı,.....ayrıca 7 öykü ,iki oyunu vardır. Ölümünden sonra altı romanı daha basıldı.

Daha ilk romanından başlayarak ,çoğunlukla eski ile yeni çatışmasını ana tema olarak seçmiş ; böylece kimi yapıtlarında geleneklerin yıkılışı sırasında eskiye bağlanamayan ,yeniyi de hazmedemeyen taklitçi ,züppe  tipi (şık,Şıpsevdi,1911 vb) eleştirmiş kimi yapıtlarında insan içgüdüsüyle toplum kuralları arasındaki uyuşmazlık üzerine durmuş ve eski devrin katı ahlak kuralarıyla bağdaşamayan yeni düşünceli insanın eski düzen içindeki mutsuzluğunu ve bunun aile kurumu üzerindeki olumsuz etkisini (iffet,1896;Mutalaka,1898;Tesadüf,1900;nimetsinas,1901;bir mubadele-i Sevda ,1899;Sevda peşinde ,1912;Son Arzu,1922) göstermiştir.

l.Dünya savaşı içinde maddi manevi bütün değerler alt üst olup ta toplum katları arasındaki farklar daha keskin çizgilerle ortaya çıkınca ,yazar eskiden toplumla birey arasındaki uyuşmazlıktan doğduğunu belirttiği kötülüklerin ,bu kez katlar arasındaki uçurumdan ,güçlü ile zayıf arasındaki çatışmadan doğduğu görüşüne varmış "gücü yetenin yetmeyeni bağırta bağırta yemesi" nden (Kaynanam nasıl kudurdu,1927)yakınmış ,yalnız çıkar kaygısına  dayanan ilişkilerin doğurduğu sapıklıkları ,kudurganlıkları göstermiş; ilk romanlarında görülen züppe tipinin yerine ,bu kez, yaşam savaşında başarı kazanmak için ahlaksızlığı ilke edinen kişileri ele almış ,bunların çıkar ve zevk elde etmek için bütün değer yargılarını nasıl çiğnediklerini işlemiştir.(Hakka sığındık,1919;Billur Kalp ,1926;Tebessüm-i elem,1923;Cehennemlik,1924;Muhabbet tılsımı,1928;Ben deli miyim?;Kokotlar mektebi,1928;Utanmaz adam,1934vb.)

Genelde gözleme dayalı bir yöntemi benimsemekle birlikte, anlatmak istediği şeyleri daha iyi belirtebilmek için, kimi zaman abartmaya da kaçmıştır. Romanları "töre romanı" dır. Büyük konak ve yalılarda yaşayan insanlardan en kenar mahallelerde yaşayan  yoksul halka kadar, paşası, efendisi, hanımı, küçük beyi, gelini, kaynanası, mürebbiyesi, metresi, züppesi, zamparası, delisi, doktoru, hacı, hocası, üfürükçüsü, tulumbacısı, dilencisi, bile eski İstanbul'un her kesiminden insanların onun yapıtlarında (Kendi çevreleri, kılıkları, görenek ve gelenekleri, düşünceleri, inançları, dilleri ve her türlü özellikleriyle) yaşamakta; İstanbul’un atlı Tramvayları (Şıpsevdi),Kâğıthane âlemleri (Bir muadele-i sevda) ramazan gecelerinde Şehzadebaşı gezmeleri (Son Arzu),mahalle baskınları  (Tebessüm-i elem),Ölü gömme törenleri (Hayattan sayfalar),Kenar mahalle kadınlarının konuşmaları (Tesadüf) vb. bütün ayrıntılarıyla yazıya geçirilmiştir. Sanat için sanat" görüşünü benimseyen Edebiyat-ı Cedideci ler aydın kişilere seslenirken, Hüseyin Rahmi doğrudan doğruya halk tabakasına seslenmiştir. Bütün yapıtlarında halkın eğitim düzeyini yükseltme amacını gütmüş böylece Edebiyatı Cedide görüşünün tam tersine ,"toplum için sanat " görüşünü benimsemiştir. Kendisini "Kırk yıldır kafasına doldurduğu felsefeyi etrafına saçan bir mürebbi" diye gören yazar halkın bilgisini genişletme işini tıpkı Ahmet Mithat gibi hikâye aracılığıyla yapmaya çalışır. Ondan ayrıldığı nokta öğretmek istediklerini kendi ağzından değil kahramanlarının ağzından vermesidir.

Cümleleri kuruluş bakımından kusursuz olmakla birlikte üslubu özenli değildir. Üsluptan önce düşünceye önem vermiş, sağlamlığı süse yeğ saymış, bütün yapıtlarını süssüz sade ve doğal bir anlatımla yazmıştır. Dille edebiyatın birbirinden ayrılamayacağını savunmuş. Böylece kedi çağını aşıp geleceğin dil ve sanat tutumun ayol açmıştır.

HÜSEYİN NİHAL ATSIZ

(1905–1975) Şair ve Yazar, Büyük Türkçü ve Türk milliyetçisi. Kadıköy'de ki Fransız Alman, Süveyş’teki Fransız okullarında ilk ve orta öğrenimini gören Atsız Osmanlı  İttihat Mektebi’nde, İstanbul Sultanisi' nde de okudu.1922 de sınavla Askeri Tıbbiye Mektebi'ne girdi. Kabataş Lisesi’ndeki yardımcı öğretmenlikle başlayan eğitimciliği, çeşitli kurumlarda sürdü.1931 de Türkiyat Enstitüsü'nde asistan oldu.17 sayı  yayınlanan Atsız Mecmuasında "Irkçılığı savunduğu" gerekçesi ile görevinden alınarak Malatya Ortaokulu öğretmenliğine gönderildi. Burada Orkun, 1952 sonrasında Orhun,1964–1975 arasında da Ötüken dergilerini çıkardı.1944 te "Irkçılık Turancılık" davasından 6,5 yıl hapis cezasına çarptırıldıysa da Askeri Yargıtay cezayı bozdu.1945 te salıverildi. Türkçülük görüşünün, Cumhuriyet Dönemi'nde yeni düşünsel ve siyasal temellerini oluşturanlar arasında anılan Atsız'ın Makale, öykü, tarih ve yazın tarihi üstüne çeşitli çalışmaları vardır. Türklerin Ergenekon’dan çıkışını anlatan ve yeniden devlet kurmalarını konu alan romanları Ötüken yayınları tarafından " BOZKURTLAR" adı altında yayınlandı, Bu kitap "Bozkurtların Ölümü" ve "Bozkurtlar Diriliyor" diye iki bölümden meydana geliyor.

Başlıca eserleri: Çanakkale’ye Yürüyüş(1933),Dokuz boy Türkler ve Osmanlı Sultanları Tarihi(1939),Türk Edebiyatı Tarihi(1940),Yolların sonu (Şiir kitabı 1944),Aşıkpaşaoğlu Tarihi (1970),Ruh Adam (Roman)


,,

 

Sözleşmeli öğretmenlik

turk egitim sen

Mersin 1 no’lu şube, veliler tarafından darp edilen öğretmenler için basın açıklaması yaptı.

Mersin Akdeniz Güney Ortaokulu'nda veliler tarafından darp edilen öğretmenlerimize sahip çıkmak ve son zamanlarda eğitim çalışanlarına karşı gerçekleştirilen şiddet olaylarına dikkat çekmek ve kınamak için Türk Eğitim Sen yöneticileri, Türkiye Kamu Sen in diğer iş kollarındaki yöneticileri  ve üyeleriyle beraber basın açıklaması yaptı.  Devamı

Eğitim kovayı doldurmak değil

egitim bir senDenetim, kadavraya otopsi değil, hayata koruyucu hekimlik yapmaktır

Bir medeniyetin insanlığa olan faydasının, onun eğitim alanındaki başarısıyla ölçülmeye başlandığı günümüzde, neredeyse tüm toplumlar devletler eliyle eğitim sistemlerini daha nitelikli, daha etkili ve daha iyi hâle getirmek gayretindedir. Eğitimde kalite, öğretmenlik mesleğinin niteliği ve itibarı, fırsat ve imkân eşitliği, Devamı

 

,,,

 

Lütfen Paylaşalım

 

web servis

site ekle site ekle

Eğitim öğretim yılı

egitim is

Yargı Kararını Verdi: Eğitim Kamusal Bir Hizmettir ve Kamu Eliyle Yürütülmelidir

Hizmet Vakfı İle Milli Eğitim Bakanlığı Arasında İmzalanan Protokolün Yürütmesi Durduruldu 

Milli Eğitim Bakanlığı ile Hizmet Vakfı Arasında Değerler Eğitimi Verilmesine Dair 15.07.2014 tarihli işbirliği protokolünün değişiklikler ve ilaveler yapılarak 15.07.2017 tarihinden geçerli olmak üzere üç yıl süreyle uzatılmasına ilişkin Devamı

Minnetle anıyoruz

turk egitim sen

Meb’i kim yönetiyor?

Yönetici Görevlendirme sınavının ÖSYM tarafından  yapılacağı duyurulmuş  Milli Eğitim Bakanlığı, geçen ay yönetici atama takvimini yayınlamış, üç gün sonra geri çekmiş idi. Fakat bugün takvim aynı şekliyle tekrar yayınlandı. Madem aynen yayınlanacaktı, takvimin geri çekilmesinin hikmeti ne idi? Ne yapılmaya çalışılıyor? Devamı

 

Kotanlı: üniversitelerde torpil ve ayrımcılığa son verilsin

 

Üniversitelerde çalışan idari personelin torpil ve sendikal kayırmacılıktan müthiş derecede rahatsız olduğunu; üniversitelerde görev yapan eğitim ordusunun gizli kahramanları olan idari personelin; başta ekonomik ve özlük olmak üzere, mesleki ve demokratik sorunlarının iyice arttığını söyledi.”Daha öncede yaptığımız açıklamada dile getirdiğimiz gibi üniversitelerimizin rektör ve dekanlarına çağrıda bulunuyorum, üniversitelerde çalışan idari personelin taleplerine kulaklarınızı tıkamayın sendikal ayrımcılık yapmayın. Devamı için