foto1 foto2 foto3 foto4 foto5


Okul Yolu
Bir Eğitim Sitesi

Okul Yolu

İdareci Öğretmen ve Öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi

Tasfiye Amaçlanıyor!

egitim sen

Eğitim Emekçilerine Yönelik Her Türlü Yasa Dışı Müdahalenin Karşısındayız

Bugün, yargıyı kuşatan siyasi iktidar tarafından hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü kavramları alabildiğine zedelenmektedir. AKP iktidarının toplumu kutuplaştırıcı, öfke empoze eden politikaları ve eğitimcileri itibarsızlaştırma hamleleri, maalesef her geçen gün meyvesini vermektedir. Devamı

,

 

Makale Dizini

MÛSÂ ALEYHİSSELÂM

İsrâiloğullarına gönderilen peygamberlerden. Peygamberler içinde üstünlükleri olan ve kendilerine ''ulü'l-azm'' denilen altı peygamberin üçüncüsüdür. Allahuteala ile konuştuğu için, ''Kelimullah'' denilmiştir. Beni İsrail’e gelmiştir. Yakup aleyhisselâm’ın soyundandır. Harun aleyhisselâm’ın kardeşidir. Babasının ismi İmran’dır. Annesinin ismi Nüceyb veya Nâciye veya Yuhâbil'dir. Hazret-i Yusuf’tan sonra, Mısır'da, İsrâiloğulları iyice artıp çoğaldı. Bunlar hazret-i Yakup ve hazret-i Yusuf’un bildirdikleri dine inanıyorlar ve emirlerini yerine getiriyorlardı. Mısır'ın eski yerlisi Kıpti kavmiyse yıldızlara ve putlara taparlardı ve İsrâiloğullarına hakaret gözüyle bakar, başlarında bulunan firavunlar onları esir gibi ağır işlerde kullanırlardı. Onların çoğalmasından endişe ederlerdi. Beni İsrail, Kıpti kavminin kötü muamelelerinden ve firavunların ağır tekliflerinden bezmiş, usanmışlardı. Bu bakımdan dedelerinin eski yurtları olan Ken' ân diyarına gitmek isterlerdi. Fakat firavunlar onların Mısır'dan çıkmasına izin vermeyip, eziyetlerini artırırlardı. Mısır'ın idaresini elinde bulunduran ve firavun denilen krallar, kendilerine mezar olarak dağ gibi piramitler yaptırıyorlar ve bu piramitlerin yapımında binlerce insanı zorla çalıştırıyorlar. Allahuteala’yı inkâr edip, ilâhlık davasında bulunuyorlardı. Bu zamanda falcılık, sihirbazlık meslek hâline getirilmiş ve ülkenin her tarafında kâhinler, sihirbazlar türemişti. Bu sırada Mısır halkının başında bulunan Firavun bir gece rüyasında Kudüs tarafından çıkan bir ateşin Mısır'ın yerli halkı Kıptileri yaktığını, İsrâiloğullarına ise hiç zarar vermediğini gördü. Bu rüyayı yorumlayan kâhinler, İsrail oğullarından bir erkek çocuk dünyaya gelecek, senin saltanatını yıkacak ve sen helâk olacaksın, dediler. Bunun üzerine Firavun on iki kabile hâlinde olan ve her bir kabilenin başında bir idarecisi bulunan İsrâiloğullarını birleşmesinden de iyice endişelendi. İsrail oğullarından doğacak erkek çocukların öldürülmeleri için kânun çıkardı. Bu hâdise karşısında İsrâiloğullarını sıkıntıları iyice arttı. Firavun ‘un emrine karşı gelenler topluca öldürülmeye başlandı. Bu sırada doğan Mûsâ aleyhi selam ın annesi onun da öldürülmesinden korkmuş ve çok endişelenmişti. Kur’an-ı Kerim’de onun kalbine mealen şöyle ilham edildiği bildirilmektedir. ''Mûsâ'nın annesine şöyle ilham ettik: Bu çocuğu (Mûsâ'yı) emzir sonra öldürülmesinden korktuğun zaman onu suya (Nil Nehrine) bırakıver, boğulmasından korkma, ayrılmasından kederlenme. Çünkü biz, muhakkak onu sana geri vereceğiz ve kendisini peygamberlerden yapacağız.'' (Kasas suresi:7)

Mûsâ aleyhi selam ın annesi onu bir sandığın içine koyup Nil Nehrine bıraktı. Nehir üzerinde akıp giderken akıntı onu Firavun ‘un sarayına doğru sürükledi. Firavun ‘un hanımı Âsiye, sandığı görerek yakalayıp saraya götürdü. Sandığı açıp içinde nûr topu gibi bir çocuk görünce onu cânu gönülden sevip; ‘Aman bunu öldürmeyiniz. Belki büyür de işimize yarar yahut onu oğul ediniriz.'' dedi. Onu emzirmek için pek çok sütanalar getirtti.. Mûsâ aleyhi selam hiçbirisinin memeşini almadı. annesi, çocuğunun Firavun ‘un sarayına alındığını ve sütannesi arandığını öğrendi. Sütannesi olabileceğini söylemesi için kızını yâni hazret-i Mûsâ'nın kardeşini gönderdi. Kardeşi saraya gidip; ''Size bu çocuğu emzirecek, onu güzel yetiştirecek bir hanımı haber vereyim mi?'' dedi. Bunun üzerine Mûsâ aleyhi selam ın annesini getirttiler. Mûsâ aleyhi selam onun memeşini aldı ve bunun üzerine Firavun ‘un hanımı Âsiye onu sütanneliğine kabul etti. Böylece kimsenin haberi olmaksızın kendi oğlunu Firavun ‘un sarayında emzirip büyüttü. Mûsâ aleyhi selam Firavun ‘un sarayında büyüdükten sonra sarayı terk edip akrabasının ve büyük kardeşi Harun’un yanına gitti. Bir gün gördü ki; İsrail oğullarından biriyle bir Kıpti kavga ediyor. Hazret-i Mûsâ aralarına girip ayırmak için Kıpti’yi itip hafifçe göğsüne vurdu. Kıpti yere düşüp öldü. Hazret-i Mûsâ elinden böyle bir kaza çıkmasına üzüldü. Firavun ‘un şerrinden çekinip, Mısır'dan ayrılarak Medyen'e gitti. Orada peygamber olan Şuayb aleyhi selam la buluşup, on sene Medyen'de kaldı ve Şuayb aleyhi selam ın kızıyla evlendi. Daha sonra Mısır'a gitmek üzere Medyen'den ayrıldı. Tur Dağına geldiği sırada mekânsız olarak Allahu Teâlâ ile konuştu. Kendisine ve kardeşi Harun aleyhi selama peygamberlik verildi. Elindeki asânın yılan olması mucizesi ve eline koynuna sokup çıkarınca bembeyaz olup, ışık yayması mûcizeleri verildi. Sonra da Kur'ân-ı Kerim’de mealen şöyle vahy edildiği bildirilmektedir: ''Bu iki mucize Firavun ve adamlarına karşı Rabbinin iki delilidir. Doğrusu onlar yoldan çıkmış bir millettir. Firavuna git, doğrusu o azmıştır.'' (Kasas suresi: 32–33)

Hazret-i Mûsâ Mısır'a varıp, kardeşi Harun aleyhi selam ile görüşüp, durumu anlattı. Firavuna gidip onu dine dâvet ettiler. İsrâiloğullarını serbest bırakmasını istediler. Firavun ilâhlık davasında bulunarak kabul etmedi. Bunu üzerine Mûsâ aleyhi selam elindeki aşasını yere bıraktı. Kocaman bir ejderha olup, hareket etmeye başladı. Elini koynuna sokup çıkardı eli bembeyaz göründü. Bu mucize karşısında şaşırıp kalan Firavun, durumu vezirlerine anlatınca, o sihirbazdır dediler. Hazret-i Mûsâ; ''Size gelen gerçeğe dil mi uzatıyorsunuz. Bu, sihir değildir. Bu, her şeyin yaratıcısı olan Allahu telanın verdiği bir mucizesidir.'' diyerek onları imana çağırdı. Firavun ve adamları hazret-i Mûsâ'nın sözlerini dinlemediler. Gösterdiği mucizelere inanmayıp, sihirdir diye ısrar ettiler. Firavun; ''Ey Mûsâ! Sihirbazlığın ile bizi yurdumuzdan çıkarmaya mı geldin? Biz de sana sihir göstereceğiz. Bir vakit ve yer tayin et.'' diyerek ülkesindeki bütün sihirbazları topladı. Mûsâ aleyhi selam Allahu telaya dua ederek, sihirbazlarla karşılaşmayı kabul etti. Mısır halkı önünde sihirbazlarla karşı karşıya geldiler. Sihirbazlar ellerindeki ip ve sopaları yere attılar, göz bağcılık ile bir takım yılanlar geziyor gibi gösterdiler. Bu sırada Mûsâ aleyhi selam elindeki aşasını yere bırakıverdi. Mucize olarak dehşetli ve çevik bir ejderha olup, sihirbazların yere attıkları ve yılan gibi gösterdikleri şeyleri yuttu. Bunu gören sihirbazlar; ''Bu mutlaka insan gücünün dışında bir mucizedir.'' dediler ve hazret-i Mûsâ'ya iman ettiler. Bu hadise karşısında Firavun iyice azgınlaşıp, baskı ve zulmünü arttırdı. Mûsâ aleyhi selama inananları şehit ettirdi. Hazret-i Mûsâ'ya iman etmiş olan kendi hanımı Asiye’yi de şehit etti. Firavun ve kavmi küfürde ve imansızlıkta ısrar edince, Allahu Teâlâ onları çeşitli belâlar verdi. önce şiddetli bir kuraklık oldu ve çetin bir kıtlığa tutuldular. Sonra su baskını, çekirge, haşarat ve kurbağa istilâsına uğradılar. Başlarına belâ geldikçe hazret-i Mûsâ'ya gidip belânın kaldırılmasını ve iman edeceklerini söylediler. Fakat belâ kalkınca azgınlıklarına devam ederek iman etmediler. Tekrar belâlar başlarına geldi. Buna rağmen iman etmediler. Firavun ve kavmine gönderilen bu belâlar Kur'ân-ı Kerim’in Araf suresinde bildirilmektedir. Firavun ve kavmi, Mûsâ aleyhi selam ın gösterdiği mucizeler karşısında İsrâiloğullarını Mısır'dan gitmelerine izin verdi. Mûsâ aleyhi selam bir vakit tayin ederek bir gece vakti bütün İsrâiloğullarını toplayıp Mısır'dan çıktı. Bunun üzerine Firavun izin verdiğine pişman oldu. Derhâl askerini toplayıp, peşlerine düştü ve sabaha doğru onlara Kızıldeniz kenarında yetişti. Önlerinde denizi arkalarında düşmanı gören İsrâiloğulları endişeye kapıldılar. Bu sırada Allahu Teâlâ Mûsâ aleyhi selama mealen: ''Asân ile denize vur.'' (Şuarâ suresi:63) diye vahyetti. hazret-i Mûsâ bu emir üzerine aşasını denize vurdu. Deniz hemen ikiye ayrıldı her bir tarafı yüksek bir dağ gibiydi. Önlerine çok geniş ve kupkuru on iki tâne yol açıldı. On iki sülâle olan İsrâiloğulları bu yollardan yürüyüp karşıya geçtiler. Firavun, askerleriyle birlikte peşlerine düşüp denizde açılan yola dalınca, açılan yol kapanıp sular kavuştu.Firavun askerleriyle birlikte boğuldu. Firavun boğulmak üzere iken ''inandım'' demişse de onun ye'se kapılarak söylediği bu sözü kabul olunmadı. Bu hususta kur'ân-ı Kerim’de mealen şöyle buyurulmaktadır: ''İsrâiloğullarını denizden geçirdik. Firavun ve askerleri haksızlık ve düşmanlıkla arkalarına düştüler. Firavun boğulacağı anda, ''İsrâiloğullarını iman ettiğinden (Allah'tan) başka bir ilâh olmadığına inandım, artık ben de Müslümanlardanım.'' dedi.'' (Yûnus suresi:90) Ancak Allahu Teâlâ Firavun ‘un imanını kabul etmedi ve ona Cebrâil aleyhi selam vâsıtasıyla şöyle hitap buyurdu: ''Şimdi mi inandın daha önce başkaldırmış ve bozgunculuk etmiştin.'' (Yûnus suresi:91) ''Biz de bugün seni cansız bedeninle denizden yüksek bir yere atacağız ki, arkadan geleceklere bir ibret olsun. Bununla beraber doğrusu insanlardan birçok kimseler ayetlerimizden (ibret verici mucizelerimizden) gâfildirler.'' (Yûnus suresi: 92) Tefsir âlimlerinden Zemahşeri bu ayeti şöyle tefsir etmiştir. ''Seni deniz kenarında bir köşeye atacağız. Cesedini tam, noksansız ve bozulmamış hâlde çıplak ve elbisesiz olarak, senden asırlar sonra geleceklere bir ibret olmak üzere koruyacağız.''

Firavun ‘un cesedi bir İngiliz araştırma ekibi tarafından Kızıldeniz kenarında kumlar arasında bulunarak İngiltere'ye götürülmüştür. Hâdisenin olduğu zamandan bugüne kadar üç bin yıl geçmiş olmasına rağmen, Firavun ‘un vücudu bozulmamış hâliyle secde eder vaziyette Londra'daki meşhur British Museum'da sergilenmektedir. (Bkz. Firavun) Mûsâ aleyhi selam Kızıldeniz'i geçtikten sonra, İsrâiloğullarını Ken ‘an diyarına doğru götürdü. Yolda putperest bir kavmin yurduna uğradılar. Bu kavim öküz suretinde yapılmış bir puta tapıyorlardı. Onların bu hâlini gören İsrâiloğulları onlara meyl ettiler. Hazret-i Mûsâ'ya; ''Yâ Mûsâ! onların tanrıları gibi bize de bir tanrı yap.'' dediler. Hazret-i Mûsâ onlara; ''Siz câhil bir kavimsiniz. Allahu Teâlâ size nimet ve kurtuluş verdi. Allahu Teâlâ’ya iman ediniz, şirkten ve putlardan kaçınız.'' diye nasihat etti. Allahu Teâlâ Mûsâ aleyhi selama bir kitap indireceğini vadetmişti. Tûr Dağına çıkması bildirildi. Mûsâ aleyhi selam, kardeşi Harun’u (aleyhi selam) yerine vekil bırakıp, kendisi Tûr Dağına gitti. Kırk gün Tûr Dağında kalıp, ibadet etti. Vasıtasız olarak Allahu telanın kelâmını işitti. Bu sırada Tevrat kitabı nazil oldu. Mûsâ aleyhi selam Tûr'da iken, Sâmiri adında bir münâfık İsrâiloğullarını ellerindeki altınları topladı. Eriterek bir buzağı heykeli yapıp işte sizin ilâhınız budur diyerek İsrâiloğullarını aldatınca, buzağıya tapmaya başladılar. Harun aleyhi selam her ne kadar nasihat ettiyse de dinlemeyip, ona karşı çıktılar.  Mûsâ aleyhi selam Tûr'dan dönünce, bu hâle çok gadaplanıp Sâmiri ‘yi reddetti ve yaptığı buzağı heykelini yakıp denize attı. Sâmiri de insanlardan ayrı ve uzak, vahşi bir şekilde, başkalarını ona yaklaşamadığı gibi, o da başkalarına yaklaşamaz hâlde yaşadı. Bu hâlde bulunan Sâmiri sahrada perişan bir hâlde helâk oldu. Harun aleyhi selama bu durumu sorunca; ''Nasihat ettim dinlemediler. Az kaldı beni öldüreceklerdi.'' dedi. Böylece hazret-i Mûsâ'nın gazabı geçti. Onlara, kendisine Tevrat’ın indirildiğini bildirdi. İsrâiloğulları da Tevrat’ta bildirilen hükümlerle amel etmeye başladılar. Putlara tapmaktan vazgeçtiler. Şirkten kurtulup, Allahu Teâlâ’ya iman ve ibadet ettiler. İsrâiloğulları Ti sahrasında kaldıkları sırada Mûsâ aleyhi selam ın bildirdiklerine uymayıp yine taşkınlık gösterdiler. Mûsâ aleyhi selamdan çeşitli isteklerde bulundular. Allahu Teâlâ Mûsâ aleyhi selam ın duası üzerine, Tih Sahrasında susuz kalan İsrâiloğullarına su ihsan etti. Allahu telanın emriyle Mûsâ aleyhi selam aşasını yere vurup, on iki tâne pınar fışkırıp İsrâiloğulları içtiler.

Allahu Teâlâ onlara’ ‘Selva'' denilen bıldırcın eti ve ''men'' denilen kudret helvası ihsan etti. Nihâyet; ''Biz bunları yemekten usandık, bakla, soğan gibi hububat ve sebze isteriz'' dediler. Bu nimetlere karşı nankörlük yapan İsrâiloğulları, Mûsâ aleyhi selam ın Ken ‘an diyarında bulunan Cebbar (zalim) kavimlerle harp etmeleri isteğini de kabul etmediler. Mûsâ aleyhi selama; ''Sen ve Rabbin cebbarlara karşı gidip savaş edin.'' dediler. Mûsâ aleyhi selam ın akrabalarından olan Karun, Mûsâ aleyhi selama karşı iftirada bulunduğu için malları ve servetiyle yerin dibine battı. İsrâiloğulları böyle taşkınlıklar gösterdikleri için Allahu Teâlâ onları kırk sene müddetle Tih Sahrasında kalmakla cezalandırdı. Kırk sene müddetle Tih Sahrasında şaşkın ve perişan bir hâlde dolaşan İsrâiloğulları, perişan hâlde telef oldular. Nihâyet aradan epey bir zaman geçip İsrâiloğullarını çocukları itaatkâr ve savaşacak bir tarzda yetiştiler. Bu sırada Harun aleyhi selam da vefat etti. Mûsâ aleyhi selam, İsrâiloğullarını alıp, Luti gölünün güney tarafına getirdi. Buradan da hareket ederek Üç bin Unk adında zalim bir kralın ordusu ile savaş yapıp galip geldiler. Böylece Şeria Nehrinin doğusuna sâhip oldular. Eriha şehrinin karşısındaki dağa çıktılar. Buradan Ken ‘an diyarı gözüküyordu. Bu sırada yüz yirmi yaşında bulunan Mûsâ aleyhi selam vefat etti. Mûsâ aleyhi selam ın nerede vefat ettiği ve kabrini nerede olduğu huşusunda muhtelif rivayetler vardır. Kudüs civarında veya Nebû Dağında olduğu bu rivâyetlerdendir. Hazret-i Mûsâ'nın şeriatı (bildirdiği dini) hazret-i İsâ'nın gönderilmesine kadar devâm etti. İkisi arasında gelen peygamberler hep Mûsâ aleyhi selam ın şeriatı ile amel etmekle mükellef oldular. İsrâiloğulları daha sonra Tevrât'ı değiştirip hak dinden uzaklaşıp yetmiş bir fırkaya ayrıldılar. Bunlara Yahûdiler denilmiştir.

Mûsâ aleyhi selam ın mûcizeleri:

1-Yanında taşıdığı asasının mucize göstermek amacıyla yere bıraktığında yılana dönüşmesi ve sihirbazların yapmış oldukları yılanları yutması.

2-Yed-i Beydâ: Sağ elini koynuna sokup çıkarınca, güneş gibi parlaması. Bu nûru gören düşmanları kaçışırlardı.

3-Firavundan kaçarken Kızıl Deniz kenarına geldiğinde asasıyla denizi ikiye bölerek kavmini kurtarması ve Firavun ‘un Kızıldeniz’de boğulması.

4-Tih çölünde kavmi susuzluktan kırılması üzere iken asasıyla bir taşa vurup oniki pınarı çıkarması.

5-Firavun ve Kıpti kavmi İsrâiloğullarına zulüm ettiği ve Mûsâ aleyhi selama inanmayıp isyan ettiklerinde, Allahu Teâlâ hazret-i Mûsâ'ya tufan mucizesini vermiştir. Çok şiddetli yağmur yağdı. Öyle bir karanlık ve fırtına oldu ki, kimse evinden dışarı çıkamadı. Ayın ve güneşin ışığı görünmez oldu.. Kıptilerin evlerini su bastı. Ayakta durur oldular. Su boğazlarına kadar yükseldi. İsrâiloğullarını evlerine ise bir damla su girmedi. Firavun ve Kıpti kavmi, bu belânın kaldırılmasını ve iman edeceklerini söylediler. Kaldırıldı fakat yine iman etmediler ve başka belâlara duçar oldular.

6-Mısır halkına çekirgelerin musallat olup bütün ekinleri yemeleri kendi kavmine ise zarar vermemeleri.

7-Kumnel yâni bit ve ekin böceği denen haşeratın Mûsâ aleyhi selam ın mucizesi olarak kıptı kavmine musallat olması.

8- Kurbağa mucizesi, Kıpti kavmi her belâya tutuldukça, belâ kaldırıldığında iman edeceklerini söylemelerine rağmen, sözlerinden vazgeçmeleri üzerine üst üstüne belâya tutuldular. Kurbağaların istilâsına uğramaları da şiddetli belâlardan biridir. Kurbağalar, yiyeceklerine, içeceklerine düşer, kalırdı. Bir söz söylemek isteseler ağızlarını açarken birkaç küçük kurbağa ağızlarından midelerine girerdi. Geceleri üzerinde toplanan kurbağaların seslerinden uyuyamazlardı. Firavun, bu belâ kaldırıldığı takdirde, iman edeceğini söylemesine rağmen, belâ kalkınca yine iman etmedi.

9-Kan belâsı. Mısır'da bulunan bütün sular, Kıptilerin kaplarına doldurulurken kan hâlini alırdı. Böylece susuzluktan çaresiz kalmışlardı. İsrâiloğullarına ise böyle bir şey olmazdı.

10-İsrâil oğullarından biri öldürüldüğü vakit kimin öldürdüğü bilinemeyince, Mûsâ aleyhi selam ın duası ile dirilip, kendisini öldüreni haber vermiştir.

11-Musa aleyhi selam kavmiyle Tih çölüne geldiği zaman, kavminin yiyeceği kalmadığı için, Musa aleyhi selama gelerek çoluk-çocuğumuzla açlığa dayanamıyoruz, dediklerinde Musa aleyhi selam Allahu Teâlâ’ya dua etti. Kudret helvası ve bıldırcın kebabı indi. Her ne zaman isteseler önlerinde hazır olurdu.

12-Hazret-i Musa’nın duası ile kuraklıktan kavrulup kuruyan ekinler,  otlaklar ve meyveler eski hâlini almıştır.

13- Hazret-i Mûsâ Tih sahrasında bulunan İsrâiloğullarını durumunu merak edince bir kurt gelip onların hâllerini haber vermiştir.

14-Hazret-i Mûsâ'nın duasıyla sarı dikenler altın olmuştur. Malı ve zenginliğiyle gururlanıp isyan etmesinden dolayı malı ve mülkü ile birlikte tere batırılan Karun, bu mucize karşısında âciz kalıp, haset ederdi.

15-Yolculukta hazret-i Mûsâ'ya uzun mesafeler kısalır, kısa zamanda çok uzak mesafeleri kastederdi.

MUSTAFA l

On beşinci Osmanlı Padişahı (Manisa 1591-İstanbul 1639)

Mehmet lll ün oğlu Kardeşi Ahmet l tahta çıktığı zaman saltanata aday başka Şehzade olmaması nedeniyle önceleri kendisine dokunulmadıysa da zamanla Ahmet l in erkek çocuklarının olması onu sürekli öldürülme tehdidi içerisinde bırakmış o da bunu sezerek sürekli öldürülme korkusu içinde yaşamış ve bu onun akıl dengesinin bozulmasına yol açmıştır.

Mustafa l akıl hastası olduğu halde 1617 de ilk tahta çıktığından birkaç ay sonra 26 Şubat 1618 de kapıkulu ve divan erkanı tarafından bir karala tahttan indirilerek Topkapı sarayına kapatıldı. Bu dönemde Valide Sultan'ın yönetimi ve Hekimlerin gözetimi altında bulunuyordu. Ancak durumunun vahameti sonucunda Yerine yeğeni Şehzade Osman geçti.1622 de ki İsyan sırasında Osman ll yi tahttan indiren Yeniçeriler  Genç Osman'ın yerine 1622 de ikinci kez yeniçerilerin ilmiye sınıfına baskısı ve Kara Davut Paşa'nın da yardımıyla yeniden Padişah oldu.

Annesinin isteği üzerine eniştesi Davut Paşa 'yı Sadrazamlığa getirdi ve Genç Osman'ı boğdurttu Bunun üzerine İstanbul, Erzurum Bağdat'ta birçok ayaklanma çıktı ve 1623 te tahttan indirildi. Murad lV tahta çıktı Daha sonra da ölümüne kadar Topkapı sarayında kapalı kaldı.

,,

 

Sözleşmeli öğretmenlik

turk egitim sen

Mersin 1 no’lu şube, veliler tarafından darp edilen öğretmenler için basın açıklaması yaptı.

Mersin Akdeniz Güney Ortaokulu'nda veliler tarafından darp edilen öğretmenlerimize sahip çıkmak ve son zamanlarda eğitim çalışanlarına karşı gerçekleştirilen şiddet olaylarına dikkat çekmek ve kınamak için Türk Eğitim Sen yöneticileri, Türkiye Kamu Sen in diğer iş kollarındaki yöneticileri  ve üyeleriyle beraber basın açıklaması yaptı.  Devamı

Eğitim kovayı doldurmak değil

egitim bir senDenetim, kadavraya otopsi değil, hayata koruyucu hekimlik yapmaktır

Bir medeniyetin insanlığa olan faydasının, onun eğitim alanındaki başarısıyla ölçülmeye başlandığı günümüzde, neredeyse tüm toplumlar devletler eliyle eğitim sistemlerini daha nitelikli, daha etkili ve daha iyi hâle getirmek gayretindedir. Eğitimde kalite, öğretmenlik mesleğinin niteliği ve itibarı, fırsat ve imkân eşitliği, Devamı

 

,,,

 

Lütfen Paylaşalım

 

web servis

site ekle site ekle

Eğitim öğretim yılı

egitim is

Yargı Kararını Verdi: Eğitim Kamusal Bir Hizmettir ve Kamu Eliyle Yürütülmelidir

Hizmet Vakfı İle Milli Eğitim Bakanlığı Arasında İmzalanan Protokolün Yürütmesi Durduruldu 

Milli Eğitim Bakanlığı ile Hizmet Vakfı Arasında Değerler Eğitimi Verilmesine Dair 15.07.2014 tarihli işbirliği protokolünün değişiklikler ve ilaveler yapılarak 15.07.2017 tarihinden geçerli olmak üzere üç yıl süreyle uzatılmasına ilişkin Devamı

Minnetle anıyoruz

turk egitim sen

Meb’i kim yönetiyor?

Yönetici Görevlendirme sınavının ÖSYM tarafından  yapılacağı duyurulmuş  Milli Eğitim Bakanlığı, geçen ay yönetici atama takvimini yayınlamış, üç gün sonra geri çekmiş idi. Fakat bugün takvim aynı şekliyle tekrar yayınlandı. Madem aynen yayınlanacaktı, takvimin geri çekilmesinin hikmeti ne idi? Ne yapılmaya çalışılıyor? Devamı

 

Kotanlı: üniversitelerde torpil ve ayrımcılığa son verilsin

 

Üniversitelerde çalışan idari personelin torpil ve sendikal kayırmacılıktan müthiş derecede rahatsız olduğunu; üniversitelerde görev yapan eğitim ordusunun gizli kahramanları olan idari personelin; başta ekonomik ve özlük olmak üzere, mesleki ve demokratik sorunlarının iyice arttığını söyledi.”Daha öncede yaptığımız açıklamada dile getirdiğimiz gibi üniversitelerimizin rektör ve dekanlarına çağrıda bulunuyorum, üniversitelerde çalışan idari personelin taleplerine kulaklarınızı tıkamayın sendikal ayrımcılık yapmayın. Devamı için