foto1
İdareci öğretmen ve öğrenciler için belge dokuman evrak
foto1
MEB tüm mevzuat genelge kanun tüzük yönetmelik
foto1
Güçlü bir hafıza ve zekamızı geliştirmek için neler yapmalıyız
foto1
Okulda sınıfta oynanabilecek çocuk oyunları Çevre doğa haberleri
foto1
Tebliğler dergisi MEB Tüm Mevzuat son çıkan yönetmelikler
Güçlü hafıza neyle bağlantılı? Zaman yönetimi MEB Yangın yönergesi Uyku başarı nedeni fiziksel cezanın etkisi Son çıkan yönetmelikler MEB Tüm mevzuat Olaylar ve insanlar Sağlıklı yaşam için Trafik işaret ve levhaları Tebliğler Dergisi Mevzuat bilgi sistemi Büyük Türk Tarihi Verimli Ders çalışma Özgüven ve farkındalık Eğitimde motivasyon Eğitimde farkındalık.Read More...

Okul Yolu

İdareci Öğretmen ve öğrenciler için bir Eğitim Sitesi

Dünyayı Değiştirir!

egitim senBir Öğretmen Dünyayı Değiştirir! Ders Verme Sırası Bizde…

2018-2019 eğitim öğretim yılı bugün başladı. Eğitim Sen olarak ülkenin her yerinde, okullarımızda tüm Devamı

,

 

Demokrasi vazgeçilemez imizdir.

turk egitim senDemokrasi vazgeçilemez imizdir.

 13.09.2018 - 14:04

Talip GEYLAN     Tüm Yazıları İçin Tıklayınız

1923 yılında kurulan Cumhuriyetimiz kısa tarihinde demokrasi açısından önemli bir mesafe kat etti. Zaman zaman demokrasimiz kesintiye uğrasa da Türkiye Cumhuriyeti demokratik ve sosyal bir hukuk devleti oldu. 12 Eylül 1980 askeri darbesi dışarıdan müdahalelerin en sert, en acımasız olanlarından bir tanesi idi. 12 Eylül darbesinin ardından binlerce gencimiz, aydınımız, öğrencimiz, memurumuz cezaevlerine konuldu, sürgüne tabi tutuldu, meslekten atıldı. Devamı

Makale Dizini

Okulda başarı,  Çocukların derslerdeki başarısını arttırmada en önemli faktörlerden biri!.. düzenli beslenme..

Beslenme ve Diyabetik Uzmanı Rabia Yıldız, 2010-2011 eğitim-öğretim yılı öncesinde çocuklarını okula gönderen velilere beslenme konusunda bazı uyarılarda bulundu.

 

Zengin proteinli besinler içeren kahvaltının okul başarısında önemli rol oynadığına dikkat çeken Yıldız, özellikle çocuklarını ilk defa okula gönderen anne ve babaların çocuklardaki beslenme düzenine dikkat etmesi gerektiğini belirtti. Yıldız, şu önerilerde bulundu:"Beslenme ve okul başarısı arasındaki ilişkiyi araştıran çalışmalarda öncelikle kahvaltının önem ortaya çıkıyor. Gece boyunca 8-10 saat aç kalan vücudumuz ve beynimizin toparlanması ve canlanması için kahvaltı çok önemli hale gelmektedir. Kahvaltı yapan çocukların öğrenme kapasitelerinin, kahvaltı yapmayanlara göre daha yüksek olduğu; kahvaltı eden çocukların okulda eğitime daha aktif katıldığı ispatlanmıştır. Çocuklarımızın kahvaltısında protein içeren süt, peynir ve yumurta gibi besinler mutlaka bulunmalı. Şeker içeren basit karbonhidratlar yerine ekmek veya kıymalı-peynirli börek gibi kompleks karbonhidratlar tercih edilmelidir. Çocuğumuzun kahvaltısında mevsimine uygun yeşilliklerin de bulunması, kahvaltıyı tamamlamış olacaktır."

Çocuklarımızın eğitim döneminde dikkat eksikliğinin önlenmesi, başarılarına pozitif yönde etki edeceğine işaret eden Yıldız, "Bu yüzden, dikkat eksikliğini önleyen düzenli ve belirli aralıklarla, 3 ana öğün ve 2-3 ara öğün şeklinde beslenme planı oluşturulması uygun olacaktır. Düzenli beslenme; çocuklarla kan şekeri dengesi sağlayarak, derslerde konsantrasyonu ve aktif olma durumunu iyileştirecektir. Aynı zamanda çocuğumuzu demir eksikliğinden korumak için; yumurta, et, kuru baklagiller, pekmez ve kuru üzüm gibi besinlerin düzenli tüketilmesine dikkat edilmelidir." diye konuştu.

Çocuklarda su ve sulu gıdaların az alınmasının, konsantrasyon kaybına sebep olabileceği için günlük ortalama 1,5 - 2 litre su ve sulu gıda tüketilmesini isteyen Yıldız, günlük tüketilebilecek gıdaları şöyle sıraladı: "Çocuklarımızın düzenli olarak balık eti, fındık, badem ve ceviz gibi yağlı tohumları tüketmesi uygun olacaktır. Bu besinlerin bağışıklık sistemimize ve hafızamıza da pozitif etkisinin olacağı unutulmamalıdır. Yine önemli yağ asitleri içeren zeytin ve zeytinyağı da beslenme düzenimizde ihmal edilmemelidir."

Çocukluğun erken yıllarında ortaya çıkabilen iyot eksikliği de, okul performansını etkilediğine dikkat çeken Yıldız, yemeklerde iyotlu tuz kullanılması uyarısında bulundu. Miktar açısından yetersiz ve tür açısından kalitesiz, tek düze beslenen çocuğun, fiziksel aktivitesinin azaldığını, bunun sonucu olarak da obezitenin ortaya çıktığını belirten Yıldız, çocuk merak duygusunu kaybetmesine neden olan bu durum konusunda ailelerin dikkatli olmasını istedi. Yıldız, şöyle devam etti:

"Çocukluk çağında kilo fazlalığı olan obez çocuklar, kilolarından dolayı imaj sıkıntısı yaşayarak, sosyal ortamlardan uzaklaşma ve dışlanma gibi psikolojik problemler yaşayabilir. Çocuğunda başa çıkılamayan ve hızlı ilerleyen kilo fazlalığı tespit eden anne-babaların; çocuklarını iyi takip etmeleri ve gerekirse bu konuda uzman bir diyetisyen profesyonel destek almaları uygun olacaktır."

Bugün     http://www.leyditurk.com/haberler.asp?haberid=8799


Çocuklarda Tırnak Yeme Alışkanlığı

Çocuklar neden tırnak yer? Çocuğumuzu bu alışkanlığından nasıl vazgeçirebiliriz? Onu psikoloğa götürmek gerekir mi?

Hangi yaş grubundaki çocuklar tırnak yeme alışkanlığına daha çok sahiptir? Çocuğun tırnak yeme alışkanlığının altında yatan psikolojik bir neden var mıdır? Acı oje ya da acı biber sürmek işe yarar mı? Tırnak yeme alışkanlığı kendiliğinden geçer mi, psikolojik destek almak şart mıdır? Çocuklarda tırnak yeme alışkanlığıyla ilgili merak edilen tüm soruların yanıtlarını Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Gökçe Küçükyazıcı veriyor…

Çocuklar neden tırnak yer?
Tırnak yeme, büyük oranda psikolojiktir. Yaş gruplarına göre çocuğun tırnak yeme sebepleri değişiklik gösterebilir. Tırnak yemeyi en sık gördüğümüz yaş grubu, ergenlik olmakla birlikte çok küçük yaşlardan itibaren de görebiliyoruz.

Küçük yaşlarda sıklıkla yanlış ebeveyn tutumları, uygunsuz disiplin verilmesi, bakıcının değişmesi, annenin çalışmaya başlaması, çocuğu anaokuluna başlaması gibi stres yaratan faktörler tırnak yemeyi tetikleyebiliyor. İleriki yaş gruplarında da okula başlanması, sınav dönemleri, tırnak yemenin başlamasına veya şiddetlenmesine neden olabiliyor.

Ailede tırnak yeme alışkanlığı varsa model alma da tırnak yemede etkili olabiliyor. Tırnak yiyen çocuklarda, parmak emme, saçını koparma gibi kaygı sorunu olduğunu gösteren başka bulgulara da rastlayabiliyoruz.

Çocuklara hangi yaşlarda tırnak yeme görülebilir?
Çok küçük yaşlardan, bazen bir yaşından itibaren görülebilir. Ergenlik, tırnak yemenin en yüksek oranda görüldüğü dönemdir. Ancak bazen tam tersi olarak, özellikle kız çocuklarında, tırnak yeme alışkanlığının dışarıdan çirkin görünmesi nedeniyle çocuklar bu konu üzerine daha çok eğilip çözüm bulma arayışına gidebiliyorlar.

Tırnak yeme tek başına sorun gibi görülmese bile ilerleyen dönemlerde çok kronik bir hal alıp çocuğun tırnak şeklinin bozulması gibi çirkin görüntülere sebep olur. Bu da çocuğun sosyal alanda çeşitli sıkıntılar yaşamasına neden olabilir. Bazen önemli bir hastalığın bulgusu olarak da görülebilir tırnak yeme. Okul fobisi, depresyon, kaygı bozuklukları, ciddi ailevi çatışma içinde bulunma, bu tip semptomları doğurabilir.

Çocuklar tırnak yemekten nasıl vazgeçirilebilir?
En önemli basamak çocuğa bu konuda baskı yapmamaktır. Zaten tırnak yemede sebep gerginlik, huzursuzluk, stres olduğu için siz onu bu konuda uyardığınızda ve ona baskı uyguladığınızda, bu, çocuğun gerginliğini artırarak bu davranışın tekrarına ve şiddetlenmesine sebep olacaktır.

Ebeveynle sağlıklı iletişim kuramayan çocuk, tırnak yiyerek negatif de olsa bir iletişim kurmaya çalışabilir. Çocuk, aileyle yaşadığı iletişim sorunlarının, onlara duyduğu öfkenin bir yansıması olarak bu davranışını sürdürebilir.

Çocukla bu konuyu konuşmak, bunun estetik olarak güzel ve sağlıklı bir davranış olmadığını anlatmak gerekir. Çocuk tırnak yememesi gerektiğini anladığında, ona bununla ilgili neler yapabileceğine dair ipuçları vermek gerekir. Örneğin, sürekli elini ağzına götüren çocuğa, hangi zamanlarda bu alışkanlığı yoğun olarak yapıyorsa, elini oyalayacak bir şeyler vermek gerekir.

Çocuk tırnak yemeye başladığında, “Gel şurayı toplayalım” şeklinde çocuğun ilgisini başka yere çekmek gerekir. Ama esas olan, çocuğu tırnak yemeye götüren esas sebebi ortadan kaldırmaktır.

Tırnak yiyen çocuk için ne tür önlemler alınabilir?
Bu konuda çocuğun bilgilendirilmesi, tırnak yemediği zamanlarda “Tırnak yemiyorsun, ne kadar güzel” diye çocuğun dikkatinin bu yöne çekilmesi, bunun başarı olarak ona gösterilmesi gerekir.

Ebeveyn olarak sizi model almaması için, çocuğun karşısında tırnak yememelisiniz.

Çocuğunuz mutlu mu, bir tutum hatası yapıyor musunuz, okulda arkadaş ilişkileri nasıl gibi konularda çocuğu yakından takip etmek, sadece tırnak yemede değil her türlü sorunu önceden fark etmenizi ve engel olmanızı sağlayacaktır.

Tırnakların uzadıkça kesilmesi gerekir elbette, ama küçük yaş gruplarında vücudumuzun bir parçasının bizden ayrılması, korku yaratan bir durum olabilir. Daha derinden keselim ki yemesin düşüncesiyle dipten kesmek, çocukta ciddi kaygı yaratıp farklı sorunların da ortaya çıkmasına zemin hazırlayacaktır.

Acı oje sürmek tırnak yeme sorunun çözer mi?
Acı oje ya da acı biber gibi şeyler sürmek, genel olarak sorunu ortadan kaldırmış gibi görünmekle birlikte ilerleyen zamanlarda parmak emme, tırnak kenarı koparma, ellerine zarar verme, uyku bozuklukları gibi başka bir semptomlar ortaya çıkabilir.

Acı oje tırnak yeme sorununu ortadan kaldırsa bile esas sorunu ortadan kaldırmadığı için başka sorunlar karşımıza gelebilir ve altta yatan başka psikiyatrik bozukluğun saptanmasını zorlaştırabilir.

Tırnak yeme sorunu için psikoloğa gitmek gerekir mi?
Çocukta tırnak yeme alışkanlığının kendi kendine geçtiği vakalar vardır. Özellikle ergenlik çağında, tırnak yeme ile tırnaktaki kötü görüntü gençleri rahatsız eder ve durumun ortadan kalkması için çabalayabilirler.

Stres faktörlerinin ortadan kalkması ile çocuğun bu tip davranışlardan kendiliğinden kurtulması mümkün.

Bazen çok dirençli tırnak yeme vakaları olabiliyor. Bu durumda bir psikiyatriste ya da psikoloğa başvurmak, aileye tıkandıkları konuda ne yapmaları gerektiği konusunda veya bir psikiyatrik sorunun tedavi edilmesi konusunda yardımcı olacaktır.

http://www.haber365.com/Haber/Cocuklarda_Tirnak_Yeme_Aliskanligi/alınmıştır


Çocuğun Tacize Uğradığı Nasıl Anlaşılır?

 Kayseri’deki 3 çocuğun öldürülmesiyle birlikte uzmanlar aileleri uyarırken cinsel istismara uğrayan çocuğun davranışlarında değişmeler olduğu konusunda bilgi veriyorlar.

Tacizler genelde çok yabancı bir insan tarafından çocuklar kandırılarak yapılır diye yaygın bir kanaat vardır. Oysa böyle vakalar olmakla beraber tacizlerin bir çoğunun çocuğun genellikle yakın çevresinden kaynaklandığını belirten Uzman Pedagog Adem Güneş, çocukların bu durumu asla unutamadıklarını söylüyor.

Güneş’e göre taciz, geride şahit bırakmayan, mağduru bile suçu gizlemeye yönlendiren tek suçtur. Bundan dolayı çocukların yaşadıklarını anlatması çok zor olabiliyor. Güneş, tacize uğrayanların bulundukları durumu kelimelerle anlatamayınca beden diline başvurduklarını belirtirken, bu durumun çocuklarda çoğu zaman da davranış bozukluklarına yol açtığını söylüyor. Cinsel istismara uğramış bir çocukta şu davranışlar görülebilir:

-Çocuklar cinselliğe merak duyarlar. Ancak bu merak genellikle ölçülü olur ve sordukları sorulara aldıkları yanıtlarla tatmin olurlar. Dengesiz şekilde merak duymak ve aşırı sorular sormak cinsel istismarın bir belirtisi olabilir.

- Çocuk cinsel dürtüler taşıyan hareketleri genellikle kendi yaşıtlarıyla yaşar. Ancak istismara uğrayan çocuklar kendinden çok küçük ya da çok büyük ölçüde yaşlılara karşı cinsellik içeren hareketler yaparsa bu istismarın bir belirtisi olabilir.

— İstismara uğrayan çocuk başkalarına dokunmayı kendinde hak görür.

-Topluma açık bir alanda büyükleri tarafından uyarılmasına rağmen, üreme organları ile oynamak ya da cinsel davranışlar sergilemekten kaçınmazlar.

-İstismara uğrayan çocuğun tuvalet alışkanlıklarında değişiklikler görülür. Daha önce yapmamasına rağmen kendi dışkısı ile oynama, tuvalet dışına işeme, aşırı tuvalet kağıdı kullanma, dışkıları ve iç çamaşırlarını koklama ve saklama gibi eylemler geliştirir.

- Resimlerinde üreme organlarını daha belirgin çizmeye başlarlar.

-Evcil hayvanların üreme bölgesine elle temas etmeye çalışırlar.

http://www.haber365.com/Haber/Cocugun_Tacize_Ugradigi_Nasil_Anlasilir/

 

Tacize uğrayan çocuklarda hangi travmalar görülür?

Cevapla.tv olarak gündemdeki en zedeleyici konulardan birini Çocuk tacizi konusunu uzmanlara sorduk. İstismara uğrayan çocuklarda hangi fiziksel ve duygusal sorunlar görülür? diye sorduğumuz www.elmaelma.com anne ve çocuk yazarı Deniz Temur şunları anlattı:

https://www.cevapla.tv/video/tacize-ugrayan-cocuklarda-hangi-travmalar-gorulur/11220

 


Az Uyuyan Çocuk Başarısız Oluyor

Araştırmalar, uykuları yetersiz olan çocukların okuma, yazma ve problem çözme becerilerinin bozulduğunu ve sağlıklı uyuyanlara göre daha düşük notlar aldıklarını gösteriyor. Amerikan Hastanesi Uyku Kliniği Bölüm Şefi Dr. Sabri Derman, uykunun, vücudun değil, beynin dinlenmesi için şart olduğunu dile getirerek, uykunun beynin ve vücudun en verimli şekilde iş görmesi için olmazsa olmazı olduğunu bildirdi.

Erişkinlerin tam dinlenebilmesi için gerekli olan ideal uyku süresinin kişiye göre değiştiğini ifade eden Derman, ilkokul öncesi küçük çocukların ise 11-13 saat, ilk ve orta öğrenimdeki çocukların 10-11 saat uyumaları gerektiğini kaydetti.

Üniversite döneminde gençlerin uyku gereksiniminin de genelde 8-9 saat olduğunu dile getiren Derman, yetersiz süreli veya kalitesiz uykunun çocukların psikolojik durumlarını bozacağını ve akademik başarılarını etkileyeceğini ifade etti. Bilimsel araştırmalarda, uyku süreleri bir hafta süreyle bir saat bile azalan çocuklarda dikkat, konsantrasyon, öğrenme ve hafıza becerilerinde ölçülebilir belirgin azalmalar olduğunu saptandığını da belirten Derman, şunları dile getirdi:
Haberin devamı ↓reklam

''Uykuları yetersiz olan çocukların okuma, yazma ve matematik problemlerini çözme becerilerinin bozulduğunu ve sağlıklı uyuyanlara göre bu öğrencilerin daha düşük notlar aldığını açıkça gösteren araştırmalar bulunuyor. Araştırmalar, ergenlik yaşındaki gençlerde de uyku problemlerinin ve yetersiz uykunun çok yaygın olduğu göstermekte. Eksik uyku çok belirgin davranış sorunlarına, öğrenme problemlerine ve akademik performans düşmesine yol açar. Bu yaş grubundaki gençlerde sıklıkla gece uykuya dalmakta zorluk, sık uyanma, sabah dinlenmeden uyanma veya çok zor ayılma, gün içinde yorgunluk ve kolayca uykularının gelmesi şikâyetleri görülür. Bu şikâyetlerle davranış bozuklukları, devamsızlık, öğrenme güçlüğü ve akademik başarısızlık arasında da bir ilişki bulunuyor. Anne ve babaların çocuklarının uyku sağlığına en azından beslenmeleri ve genel sağlıkları kadar özen göstermeleri gerekiyor.''

Sağlıklı uyku için gerekli kurallar

Derman, sağlıklı bir uyku için dikkat edilmesi gereken genel kuralları da şöyle sıraladı: ''Her sabah aynı saatte uyanarak biyolojik saatinizi koşullandırın. Öğleden sonra ya da okul sonrası şekerleme yaparsanız yarım saati aşmayın. Yatakta okumayın, Chat yapmayın, twitlemeyin, mesajlaşmayın, TV seyretmeyin, telefonla konuşmayın, abur cubur yemeyin. Öğleden sonraları ve akşamları kafeinli, sodalı içecekler kullanmayın. Yatağa aç gitmeyin ama akşam yemeklerini hafif yiyin, gece çok su içmeyin. Egzersizlerinizi yatmadan en az 4 saat önce yapın. Yatak odası sessiz, karanlık, yaklaşık 23-24 ısıda derece olsun. Yatmadan önce yoğun video oyunları, korku filmleri seyretmekten kaçının. Dertleri, sorunları, endişeleri yatağa taşımayın, olumlu düşünün. 20 dakikada uyuyamazsanız kalkıp başka bir odaya geçin, sıkıcı şeyler okuyun, uykunuz gelince yatağa dönün. Okul dışı aktiviteler çok zaman alıyorsa azaltmayı düşünün, ders için gece geç saatlere kadar çalışmanın kalıcı yararı olmadığını unutmayın. Uyku sorunları bir iki haftayı geçerse bunları gözlemleyin, not edin, doktorunuza veya bir uyku uzmanına danışın.'' http://www.haber365.com/Haber/Az_Uyuyan_Cocuk_Basarisiz_Oluyor/


Fiziksel cezalandırmanın çocuklar üzerindeki etkisi

Fiziksel cezalandırmanın çocuklar üzerindeki etkisini 40 senedir araştıran ABD'deki New Hampshire Üniversitesinden Murray Straus, sürekli tokatlanan çocukların IQ seviyelerinin, ailelerince uyarı yoluyla terbiye edilenlere oranla daha düşük olduğunu tespit etti.

Daily Mail'in haberine göre Straus, çocuklarla konuşmanın çocukların beyinlerinin gelişmesini sağladığını, fiziksel cezanın ise çocukları korku içinde bırakarak öğrenme yeteneklerini sekteye uğratabildiğini söyledi.

Yüzlerce Amerikalı çocuk üzerinde araştırma yapan Straus, dayak yiyenlerin IQ seviyelerinin diğer akranlarına oranla 3 ila 5 puan düşük olduğunu belirledi. Bunun yanı sıra bir çocuğun ne kadar çok dayak yiyorsa testlerde o kadar az başarı gösterdiği ortaya çıktı.

Straus, "Çocuklarla konuşmanın beyindeki bağlantılarda ve idrak yeteneğinde artışla ilgisi vardır. Çocuğu eğitmek ve doğruları göstermek için ebeveyn ne kadar az fiziksel ceza uygularsa sözlü iletişime o kadar ihtiyaç duyulur. Dövülmek ve tokatlanmak, çocuğun hayli yüksek stres altında kalmasına yol açan tehdit edici ve dehşete düşürücü bir şeydir. Korku ve stres zihinsel yetenekte kusurlara yol açabilir" dedi.

Araştırmasında 32 ülkedeki çocuklar arasında karşılaştırma yapan Straus, ebeveynlerin fiziksel cezaya daha meyilli oldukları ülkelerde çocukların IQ'sunun daha düşük olduğunu belirledi.

http://www.haber3.com/dayak-zeka-seviyesini-dusuruyor-509405h.htmalınmıştır


Toplum Psikolojisi Deneyi!

Fransa’da "televizyonun gücünün insanlara neler yaptırabileceğine" ilişkin deney, insanların bir yarışma programı uğruna başkalarına fiziksel işkence edebildiğini gösterdi.

Toplum Psikolojisi Deneyi!

Fransa’da "televizyonun gücünün insanlara neler yaptırabileceğine" ilişkin deney, insanların bir yarışma programı uğruna başkalarına fiziksel işkence edebildiğini gösterdi. France 2 kanalı için çekilen “Ölüm Oyunu” isimli belgeselde, kurmaca bir yarışma programı için stüdyo hazırlandı ve 80 yarışmacı bulundu.

Yarışmacılara, sorulara yanlış cevap veren “rakiplerine” elektrik vermeleri söylendi.

Yarışmacıların yüzde 80’i, rakiplerinin çığlıklar atarak yalvarmalarına rağmen elektrik şokunu verdi.
Bir deneyin parçası olduklarını bilmeyen salondaki izleyiciler de bu sırada “Ceza! Ceza!” diye bağırdı.

Aslında yarışmacıların rakipleri profesyonel aktörlerdi ve elektrik şoku da sahteydi.

Programın yapımcısı Christophe Nick, “Katılımcıların yüzde 80’inin sadist emirlere uyduğunu görünce çok şaşırdık” dedi.
Deneklerin yalnızca 16’sının emirlere uymayı reddettiğini söyleyen Nick, diğerlerininse, rakiplerine 460 volta kadar elektrik verdiğini belirtti.

Aktörlerin yardım çığlıklarının ve öldüklerinin sanılması için tamamen susmalarının da yarışmacıları durdurmadığı görüldü.

Belgesel ekibinde yer alan psikolog Jean-Leon Beauvois, amaçlarının televizyonun manipülatif gücünü göstermek olduğunu belirterek,

“Televizyon gücünü kötüye kullanmaya karar verirse herkese her şeyi yapabilir” dedi.

Kaynak: Ginocomhttp://www.haber365.com/Haber/Toplum_Psikolojisi_Deneyi/alınmıştır


İşte Atatürk'ün Milli Eğitim Bakanı Dr. Reşit Galip'in öyküsü.. Okuyan herkesin ders çıkaracak yerleri olacaktır !

25 Kasım 2007 11:08Atatürk'ün Milli Eğitim Bakanı Dr. Reşit Galip'in öyküsü

Atatürk, öğretmenini nasıl görevden aldı?
Öğretmenler Günü'ydü dün... O günün anısına Atatürk'ün sofrasında yaşanan tarihi bir sahneyi hatırlatmak istedim. Gazi'ye "Devrimleri gerekirse babamıza karşı bile savunuruz" diye meydan okuyan Dr. Reşit Galip'in şerefine...

Her sabah okul öğrencilerini güne başlatan "Türküm doğruyum çalışkanım" andı var ya... Geçenlerde sevgili hocam Prof. Dr. Baskın Oran'ın eşi Feyhan, "Biliyor musun o andı kim yazdı?" diye sordu.
"Kim?" dedim merakla...
"Dedem."
"Deden kim?"
"Reşit Galip..."
İnanılır gibi değil. Ne o andın 1933'ün 23 Nisan günü Reşit Galip'in kaleminden çıktığını biliyordum ne de Feyhan'ın Atatürk döneminin Maarif Vekili Reşit Galip'in torunu olduğunu...
Çankaya sırtlarında oturan Ankaralılar, şehre Reşit Galip Caddesi'nden geçerek inerler. Pek azı bu ismin kim olduğunu bilir.
Bu bilinmezlikte belki Dr. Reşit Galip'in 41 yaşında göçüp gitmesi rol oynamıştır, belki de İnönü'yle yıldızının hiç barışmaması...
Onu daha yakından tanımak isteyenlere, yeni yayımlanan çok kapsamlı bir çalışmayı, Yener Oruç'un "Atatürk'ün Fikir Fedaisi: Dr. Reşit Galip" kitabını (Güner Y., 2007) tavsiye edip lafa girelim.

Etkileyen konuşma
Feyhan'ın anlattığına göre Rodos'ta doğan Reşit Galip, ortaokulu bitirince kardeşiyle bir sandala binip Marmaris'e gelmiş.
Liseyi İzmir'de okumuşlar.
Kardeşi Hüseyin Ragıp (Baydur) diplomatlığı seçip büyükelçilik yapmış.
Reşit Galip ise İstanbul Tıp'a gidip doktor olmuş.
Öğrenciyken gönüllü olarak I. Dünya Savaşı'na katılmış. Kafkas Cephesi dönüşü öğrenimini tamamlayıp fakültede asistanlığa başlamış.
1923 Mart'ında, hekimlik yaptığı Mersin'e Mustafa Kemal Paşa geldiğinde Paşa'nın huzurunda konuşmuş ve gözlerine doğru bakarak şöyle demiş:
"Muhterem Gazi, sen yalnızca bu milletin bir kahramanı değilsin, sen bunlardan çok daha büyüksün. Sen bu milletin bir ferdisin. Senin birinci büyüklüğün, bu milletin bir ferdi olmakla iktifa ve iftihar etmekliğindir."
Herkesin yüceltme yarışına girdiği günlerde Gazi'yi "milletin bir ferdi" sayan 30 yaşındaki bu hatip, herkesin dikkatini çekmiş.
Tabii en çok da Gazi'nin...
Kemal Paşa ona milletvekilliği önermiş ve Dr. Reşit Galip, Ocak 1925'te Meclis'e girmiş.
Bir süre İstiklal Mahkemesi üyeliği yapmış. CHF İdare Heyeti'nde görev almış. Türk Ocakları'nda, Halkevleri' nde çalışmış. Yine Atatürk'ün isteğiyle Serbest Fırka' ya girmiş.
Ve Atatürk'ün sofrasına oturmuş. Onu bakanlığa taşıyan süreç de o sofrada başlamış.

Ata'nın sofrayı terk ettiği gece

Bu sofra sahnesi pek çok tanığın anılarında vardır:
1931 sonbaharıydı. O geceki tartışma, Milli Eğitim Bakanı Esat Mehmet'in bir yakınmasıyla başladı.
Esat Mehmet, Atatürk'ün Harbiye'den "tabya öğretmeni" ydi.
Kazım Özalp'in "Atatürk'ten Anılar" kitabında (T. İş Bankası Y., 1992, s. 48-49) yazdığına göre konu, kız öğrencilerin kıyafetinden açıldı.
Esat Mehmet, "kızların kısa etek, kısa çorap ve kısa kollu gömlek giymelerini uygun görmediğini" belirtti. Bir tamim yayınlayıp daha kapalı giyinmelerini isteyeceğini söyledi.
Bunun üzerine Reşit Galip söz aldı: "Yanlış düşünüyorsunuz beyefendi" dedi. "Bu bir geriliktir. Kadınlar eski durumda yaşayamazlar. İnkılaplardan en mühimi, kadınlara verilen haklardır. Başka türlü, Batılılaşmakta olduğumuzu iddia edemeyiz."
Sofra gerildi. Gazi, vekilini zor durumda bırakan bu çıkıştan hoşlanmadı.
"Bu konuyu uzatmayalım. Kısa çorap giyip giymemek çok önemli değildir, sonra tartışırız" dedi.
Ama Reşit Galip alttan almadı.
"Af buyurunuz Paşam! Bu, inkılap ve zihniyet meselesidir. Müsaade buyurursanız fikrimizi söyleyelim. Hatta daha ileri giderek diyeceğim ki, sizin huzurunuzda bu sofrada inkılapları zedeleyeceği icraattan bahsedilmesi küstahlıktır, hoş görülemez."

"Bu kokuşmuş kafayla..."
Reşit Galip'in tartışma yaratmasının özel bir nedeni vardı:
Halkevi'nde sanatı yaygınlaştırmak için tiyatro çalışmaları yapıyor, ancak sahneye çıkacak kadın oyuncu bulamıyorlardı. Buna gönüllü kadın öğretmenler için, Maarif Vekaleti'nden izin alamamışlardı.
Reşit Galip "Bu kokuşmuş kafayla devlet yürümez" diye kestirip attı.
Atatürk'ün kaşları çatıldı. "Sözlerinizde müsamahalı, ölçülü olunuz" diye çıkıştı.
Herkes yaklaşan fırtınayı hissetmişti. Ama Reşit Galip bulutların üstüne gitti. 57 yaşındaki Milli Eğitim Bakanı'nı işaret ederek dedi ki:
"Devrimci devrimcidir. İnsanlar bir yaştan sonra ister istemez tutucu olurlar. Meclis'te bunca genç, idealist, bakanlık yapacak yetenekte insan varken, böyle yaşlı kimseleri Milli Eğitim Bakanı yapmak hatadır."
Atatürk yeniden uyarma gereği duydu:
"Esat Bey yeteneklidir. Davamıza inanmıştır ve benim hocamdır. Beni okutmuş olması sence bir değer taşımıyor mu?"
"Kusura bakma Paşam, taşımıyor! Okuttuklarının içinde sizin gibi bir devrimci çıkmış ama kim bilir nice tutucu da çıkmıştır."

"Sizi de eleştiririm!"
Bunun üzerine Gazi'nin sabrı taştı:
"Bu sofrada hocama ve bir Milli Eğitim Bakanı'na hakaret etmenize müsaade edemem" diye haşladı.
Ama Reşit Galip sineceği yerde hepten üste çıktı:
"Devrimleri korumak için sizden müsaade istemiyorum. Hatayı yapan siz de olsanız, sizi de eleştiririm. Mesela Rose Noir'a verdiğiniz 15 bin liralık kredi mektubu da siz yaptınız diye hata olmaktan çıkmaz."
İlk kez Atatürk'ün sofrasında Atatürk bu kadar sert eleştiriliyordu.

Milletin sofrası
Reşit Galip'in sözünü ettiği Rose Noir, Beyoğlu'nda, Rus karı-kocanın işlettiği bir barın adıydı. Atatürk bir gece oraya gitmiş, mekanın sahibi Madam Senya'dan "İş Bankası'ndan kredi alamıyoruz" yakınmasını dinlemiş ve orada bir kağıda İş Bankası Genel Müdürü'ne hitaben "yardımcı olunması" isteğini yazmış, Rus çifte vermişti.
Reşit Galip bu iltimas talebini eleştiriyordu.
Atatürk bu kez kızmadı; "Yoruldunuz, buyurun biraz istirahat edin" diyerek kibarca Reşit Galip'i sofradan kovdu.
Ama genç devrimcinin yılmaya niyeti yoktu. Yıllar yılı bir efsane gibi anlatılacak çıkışını o an yaptı:
"Burası sizin değil, milletin sofrasıdır. Milletin işlerini görüşüyoruz. Burada oturmak sizin kadar, benim de hakkımdır."
Atatürk kendi fikirleriyle kendisini vuran bu genç adama baktı, sonra yanındakilere dönüp "Öyleyse biz kalkalım" dedi.
Sofradaki bütün heyet ayaklandı; Reşit Galip'i sofrada yapayalnız bırakıp çıktılar.

Sonra neler oldu?

Bu müthiş sahnenin devamı daha da ibret vericidir:
Reşit Galip bütün geceyi Dolmabahçe Sarayı'nda pencere kenarındaki bir koltukta geçirir.
Atatürk uyandığında Genel Sekreteri'ne Reşit Galip'i sorar.
"Sabaha kadar bekledi, mahcubiyetini size iletmemizi istedi. Ankara'ya gidecek kadar borç para istedi. 25 lira verdik" derler.
Atatürk "Ankara'ya gidecek adama 25 lira mı verilir. Bari benim hesabımdan birkaç yüz lira verseydiniz" der.
Sonra "Cebinde beş parası yok ama karakterinden hiç taviz vermiyor. Parası yok ama cesareti var" diye ekler.
1932 sonbaharında Atatürk, Reşit Galip'in Ankara Radyosu'ndaki bir konuşmasını dinler; "Devrimleri her yerde, herkese karşı savunacağız. Gerekirse babamıza ve çocuklarımıza karşı bile" demektedir.
Atatürk birkaç gün sonra kendisini yeniden sofraya davet eder.
Hemen yanındaki sandalyeye buyur eder.
Onun yanına da, hocası Esat Mehmet'i oturtur.
Ve orada yeni Milli Eğitim Bakanı'nın 39 yaşındaki Reşit Galip olduğunu açıklar.
Rose Noir olayı mı?
Onu da hatırlatalım:
İş Bankası Genel Müdürü Muammer Eriş, Atatürk imzalı kağıdı alınca doğruca Dolmabahçe Sarayı'na gelmiş, Ata'nın ricacı olduğu krediyi vermeye kuralların uygun olmadığını bildirmiş, talebi reddetmiştir.

Kütüphanedeki yatak

Reşit Galip'in bakanlığı sadece 13 ay sürdü. Bu süre içinde Darülfünun'dan üniversite reformunu başlattı. Öğretmenlere genel bütçeden maaş ödenmesini sağladı.
Eşi Zübeyre Hanım'ın deyimiyle "deli gibi çalışıyor" ama Atatürk'e çıkışacak kadar ayarsız dili yüzünden her gün işe cebinde istifa mektubuyla gidiyordu.
Aslında Atatürk'le araları iyiydi. O Gazi'ye "Paşam", Gazi de ona "Doktor" diye hitap ederdi.
Torunu Feyhan Oran'a "Peki ne oldu da ayrıldı?" diye sordum.
Bir gün sofradan ayrılırken, Atatürk, "Seni eve ben bırakacağım" demiş. Eve bırakınca o da saygıdan, "Ben de sizi uğurlayacağım Paşam" karşılığını vermiş. Ama kendisinin arabası olmadığından yürüyerek uğurlamış. O gece zatürree olmuş.


Dinlenmesi tavsiye edilince 1933 Ekim'inde görevden ayrılmış.
1934 yazında Moda'daki bir deniz kazasında kızlarını kurtarmaya çalışırken akciğerlerini hepten üşütmüş. Bir mucize eseri kurtulduğu bu kazadan sonra ölümü bekleyerek, hastalığını takip etmeye başlamış. Keçiören'deki bağ evinin kütüphanesine demir yatağını taşıtıp yedi ay kitaplar arasında yatmış.
1934'te, 41 yaşında hayata veda etmiş.
"Öldüğünde cebinde 5 lira parası varmış" dedi hiç görmediği torunu Feyhan: "Anneannem üç çocuğunu büyütebilmek için Afet İnan'dan yardım istedi. Atatürk'ün yardımıyla krediyle bir ev aldılar. O evin bir odasına sığışıp diğer daireleri kiraya vererek geçindiler."
Feyhan ilkokulda her sabah içtiği andın dedesinin kaleminden çıktığını ilkokul sonda annesinden öğrenmiş.
Sonra dedesini Cebeci Asri Mezarlığı'nda ziyaret etmiş.
Dr. Reşit Galip orada, kendisinden önceki bir başka Maarif Vekili, Mustafa Necati ile yan yana yatıyormuş.

Milliyet
Can DÜNDAR

http://www.haber3.com/haber.php?haber_id=307088


Çocuğum üstün yetenekli

Özel bir okulun davetlisi olarak İstanbul'a gelen ABD'li bilim insanı James Delisle, üstün yetenekli çocuklarla ilgili yaptığı çalışmalarla tanınıyor. Üstün yetenekli çocukları diğerlerinden ayırmamak gerektiğini savunan Delisle, bu konuda anne babanın yanında öğretmenlere daha çok iş düştüğünü söyledi. Delisle, hurriyet.com.tr'ye özel açıklamalar yaptı.

ABD Kent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. James Delisle, çocuklar konusunda 250'den fazla makale ve 15 kitaba sahip. “Üstün yetenekli çocukları anlamak”, “Çocuğun karakter oluşumunda yapıcı rol oynamak”, “Çocukların hedef ve hayallerinin gerçekleşmesinde yardımcı olmak” gibi konularda çalışmaları var. Üstün yetenekli çocukla doğru iletişim kurmak çok önemli. Çünkü küçük yaşta ortaya çıkan sorunlar, bu çocukların kendilerinde bir sorun olduğunu kabul etmeye başlamalarına neden oluyor. İlkokula başladıklarında "Neden herkes öğretmenle aynı şeyi yapıyor da ben yapamıyorum." diye düşünmesine yol açıyor. Ya içlerine kapanıyorlar ya da dışa vuruyorlar. Kendilerini o resimdeki parçalara oturtmadıkları için de problemi "kendileri" olarak görüyorlar.

Yaşıtlarıyla arkadaşlık etmezler Çocuklar küçükken sorunların genelde okulla ilgili olacağını belirten Delisle, "Üstün yetenekli çocuklar o yaşlarda genelde ya kendilerinden küçük ya da kendilerinden büyük kişilerle arkadaşlık kurarlar. Küçükler onu akıllı bir idol olarak gördüğü için iletişim kurar. Büyükler de onun dilini, fikrini, kullandığı sözcükleri anladığı için iletişim kurar. Sosyal ortamda yaşadıkları sorunlar, genelde yaşıtlarıyla olur." diyor.

Üstün yetenekliler diğerlerinden ayrılmamalı Bu yüzden de öğretmenin görevi çok önemli. Üstün yetenekli çocuklarla diğerlerinin aynı sınıfta okumaları gerektiğini savunan Delisle, "Bu konu öğretmenin bu kadar geniş bir yelpazeyi ne kadar yönetebileceği konusundaki yeteneğiyle alakalı. Aynı sınıfta üstün yeteneklileri ve diğer ortalama dediğimiz öğrencileri bir arda tutmak, çok da başarılı olmayan çocukları üstün yeteneklilerden örnek alarak ilerlemesini sağlamak olarak kabul ediyor. Fakat bu çok nadir gerçekleşen bir durum. Öğrenme zorluğu çeken bir çocuk sınıftaki en akıllı çocuğu kendisine model olarak almayacaktır zaten. Kendisine benzeyen başka bir çocuğu örnek alacaklardır ki o da zaten başarılı bir çocuk olmayacaktır. Bu tarz bir sınıf ortamı aslında hem öğrenci hem de öğretmen için çok sinir bozucu bir durum. Çünkü eğer çok iyi yönetilmiyorsa zararı bile olabilir." diyor. Anne babalar da bazen yanlış yapabiliyor. Elbette ki herkesin çocuğu kendine göre farklı ama üstün zekalı mı? Bir de çok uzun zamandır yapılan hatalar var. Çocuklara yarış atı muamelesi yapmak gibi. Bale de yapsın, piyano çalmayı da bilsin. Yok yapamadı yüzmeye gitsin, beceremezse futbol oynasın. Bu tarz aileler, çocuklarının her konuda en önde gitmesini ve hep 100 almalarını istiyorlar.

Başarısızlık bir olaydır kişi değildir. Delisle' ye bunu sorduğumda aynı fikirde olduğumuzu söylüyor: "Pek çok çocuğun zamanı çok yoğun bir şekilde dolduruluyor. Hayatlarının her dakikası organize edilmezse onun yeteneğini boşa harcıyorlarmış gibi hisseden veliler olduğunu düşünüyorum. Akademik olarak üzerinde baskı hisseden çok fazla üstün yetenekli genç olduğunu hissediyorum. Önlerindeki iki yoldan birini seçiyorlar. Ya kendilerini mükemmel gösterecek olan konular üzerine yoğunlaşacaklar ya da hiçbir şey yapmayacaklar. Çünkü günün birinde birinin gözünde yanlış olmak istemiyorlar. Ve bu ikisi de o çocuk için doğru yol değil. Başarısızlık bir olaydır insan değildir. Eğer üstün yetenekli çocuk bir konuda başarılı olamadıysa ve ellerinden geleni yaptılarsa bu onlar için bir yanlış değil, bir hata değil. Bu onları içten içe üzen eriten bir durum. Üstün yetenekli çocuklar sadece akademik başarı olarak değil de farklı olarak algılanmak durumundalar. Bunu unutmamak lazım."


Onlar porselen bebek değil

Tabii bunu yaparken de dikkatli olmak lazım diyor Delisli ve anne babalara sesleniyor: "Üstün yetenekli çocuklar kendilerine ne yapmaları konusunda ders verilmesinden hoşlanmazlar, fakat ne kadar yetenekli olurlarsa olsunlar onlar hala çocuklar. Bu çocukların anne babaları tarafından belirlenecek sınırlara ihtiyaçları var. Onlara kırılgan porselen bebek gibi davranmayın”


,,

 

Sözleşmeli öğretmenlik

turk egitim senTürk Eğitim-Sen olarak sözleşmeli öğretmenlere büyük destek verdik, veriyoruz. Sözleşmeli öğretmenliğin kölelik ve ucube bir sistem olduğunu, iş güvencesini tehdit ettiğini her zaman dile getirdik. İş güvencemizle oynamak ise ateşle oynamak demektir. Buna asla müsaade etmeyeceğiz.Devamı

Daha ideal bir eğitim

egitim bir sen

Seçimimiz daha ideal bir eğitim düzeni içindir

Tarihin, ruhu tükenmekte olan dünyayı taşıyamaz olduğu bir aralıkta yaşıyoruz. İki dünya savaşından sonra kurulan küresel düzen, artık sadece açlık, ölüm, katliamlar, kan ve gözyaşı üretmektedir. Devamı

 

,,,

 

Lütfen Paylaşalım

 

web servis

site ekle site ekle

Eğitim öğretim yılı

egitim is2018-2019 eğitim öğretim yılı yeni bakan eski sorunlarla başlıyor

2018-2019 eğitim-öğretim yılı, 17 Eylül 2018 tarihinde başlayacaktır. 18 milyon öğrenci ve 1 milyon eğitim emekçisi bu eğitim öğretim yılına da birikmiş ve çözüm bekleyen sorunlarla, müfredat ve sınav sistemi değişikliği, karma eğitimin kaldırılması girişimleri gibi tamamen ideolojik bakış açısıyla gerçekleştirilen değişikliklerin gölgesinde girecektir. Devamı