foto1
İdareci öğretmen ve öğrenciler için
foto1
MEB tüm mevzuat genelge kanun tüzük yönetmelik
foto1
Güçlü bir hafıza için gerekenler
foto1
Trafik işaret levhaları
foto1
Tebliğler dergisi son çıkan yönetmelikler
Güçlü hafıza neyle bağlantılı? Zaman yönetimi MEB Yangın yönergesi Uyku başarı nedeni fiziksel cezanın etkisi Son çıkan yönetmelikler MEB Tüm mevzuat Olaylar ve insanlar Sağlıklı yaşam için Trafik işaret ve levhaları Tebliğler Dergisi Mevzuat bilgi sistemi Büyük Türk Tarihi Verimli Ders çalışma Özgüven ve farkındalık Eğitimde motivasyon Eğitimde farkındalık.Read More...

Okul Yolu

İdareci Öğretmen ve öğrenciler için bir Eğitim ve Öğretim Sitesi

Hirakl'ın islama daveti

İbni Abbas radıyallahu anh şöyle anlatıyor:

Ebû Süfyan radıyallahu anh benimle ağız ağıza konuşurken şunları anlattı:

Peygamber aleyhisselâm ile aramızda bulunan Hudeybiye anlaşması süresi içinde yola çıktım. Şam'da iken Allah'ın Resulü tarafından Rum imparatoru Hirakl'e bir mektup gönderilmişti. Mektubu Dihyetü'l Kelbî radıyallahu anh getirmiş ve Busrâ Valisine vermiş idi. Busrâ Valisi de Hirakl'e verdi.

Hirakl mektubu alınca:

— Peygamber olduğunu söyleyen bu adamın kavminden burada kimse var mı? diye sordu. Kendisine «var» diye cevap verdiler. Bunun üzerine Kureyş'ten bir kaç kişi ile beraber sarayına davet edildim.

Bize Hirakl'in karşısında yer gösterdiler.

Hirakl:

— Peygamber olduğunu söyleyen bu adama nesep bakımından en yakın kimdir? Dedi. Ebû Süfyan:

— Ben, diye cevap verdim. Bunun üzerine beni daha yakınına oturttular. Arkadaşlarıma da arkamda yer verdiler. Sonra Hirakl tercümanını çağırttı ve:

— Bunlara de ki: Peygamber olduğunu sanan adam hakkında soracağım. Eğer yalan söylerse, yalancı olduğunu ilân ediniz! Diye söyledi. Allah'a yemin ederim ki, eğer yalancılığımı ilân etmelerinden korkmasaydım, Hirakl'e yalan söyleyecektim.

Sonra Rum imparatoru Hirakl tercümanı vasıtasıyla sormaya başladı

— O zatın aranızda hasebi nasıldır?

— O aramızda şerefli bir aileye mensuptur, dedim. Hirakl:

— Sülalesinde hükümdar olan var mıydı? Ebu Süfyan:

— Hayır, yoktu. Hirakl:

— Peygamberlik dâvasından önce kendisini yalancılıkla itham eder miydiniz?

Ebu Süfyan:

— Hayır, etmezdik. Hirakl:

— Kendisine, insanların yüksek tabakasından olanlar mı, yoksa zayıflar mı uyuyor? Ebû Süfyan:

— Hayır, kuvvetliler değil, zayıflar tâbi oluyor. Hirakl:

— Onun dinine girenler çoğalıyor mu', yoksa geri dönenler olup da azalıyor mu? Ebû Süfyan:

— Muhakkak ki, çoğalıyorlar. Hirakl:

— Onunla hiç harp ettiniz mi? Ebû Süfyan:

— Evet, yaptık. Hirakl:

— Savaşınız nasıl geçti? Ebû Süfyan:

— Bazen O, bazen biz galip geliyoruz. Hirakl:

— Onun anlaşmayı bozduğu oluyor mu? Ebû Süfyan:

— Hayır, ancak onunla şu anda bir anlaşmamız var, bu hususta nasıl hareket edeceğini bilmiyoruz.

Ebû Süfyan radıyallahu anh diyor ki: Allah'a yemin ederim ki, bu mesele ile alâkalı olarak bu konuştuklarıma başka bir kelime sıkıştıramadım.

Hirakl:

— Ondan önce, onun söylediği bu şeyleri söyleyen kimse oldu mu? Ebû Süfyan:

— Hayır, kimse olmadı.

Bundan sonra Hirakl, tercümanına beni kastederek dedi ki:

— Kendisine söyle, onun hasebinden sordum; şeref sahibi olduğunu söyledin. Peygamberler böyledirler, kavminin şereflileri arasından gönderilirler.

Sülalesinde hükümdar var mı? Diye sordum; olmadığını söyledin. Sülalesinde hükümdar bulunsaydı, babalarından kalan saltanat dâvası peşinde koşan bir kimsedir, diyecektim.

Cemaati halkın zayıflarından mı, yoksa kuvvetlilerinden mi? diye sordum. Zayıflarından, dedin. Peygamberlerin ümmeti de zâten o tabakadır.

Peygamberlik dâvasından önce yalan söylediğini görmüş müydünüz? diye sordum. Hayır, diye cevap verdin. Böyle olunca, insanlara yalan söylemekten kaçınsın da Allah adına yalan söylesin, bu olmaz diye düşündüm.

Dinine girenler çoğalıyor mu, yoksa beğenmeyenler olup da çıktıkları için azalıyor mu? diye sordum. Çoğaldığını söyledin, iman zaten böyledir, kalplere yerleştiği vakit.

Kendisi ile harp ettiniz mi? diye sordum. Savaş yaptığınızı ve bunda bazen onun, bazen de sizin galip geldiğinizi söyledin. Peygamberler böyledir, imtihana tabi tutulduklarından her zaman muzaffer olmazlar. Ancak akıbet, son zafer onlarındır.

Anlaşmaya uymadığı olur mu? diye sordum. Hayır, diye cevaplandırdın. Peygamberler böyledir, hıyanet etmezler.

Kendisinden evvel bu iddiada bulunan oldu mu? diye sordum. Hayır, dedin. Bulunmuş olsaydı, kendinden önceki birinin bu dâvası ile alâkalı iddiasına uymuş, diyecektim.

Hirakl daha sonra:

— O, size neyi emrediyor? diye sordu. Ebû Süfyan:

— Namaz kılmayı, zekât vermeyi, akraba haklarına riâyet etmeyi ve namuslu olmayı, diye cevap verdim, der. Hirakl:

— Eğer bu söyledikleri doğru ise o muhakkak peygamberdir. Onun zuhur edeceğini biliyordum, fakat siz Arabların içinden çıkacağını zannetmemiştim. Kendisine ulaşacağımı bilsem, onu görmeyi çok isterdim. Yanında olsaydım, hürmet ve tazim için ayaklarını yıkardım. Muhakkak onun mülkü ayaklarımın altındaki beldeye ulaşacaktır, dedi.

Hirakl sonra gelen mektubu istetip tercüman vasıtasıyla okudu.

Mektubun metni şöyleydi: -

«Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adiyle, Allah'ın Resulü Muhammed'den Rum’un büyüğü Hirakl'e:

Selâm doğruya uyanlara. Bundan sonra, seni Islama davet ediyorum, İslam’a gir, Dünya ahiret kötülüğünden kurtulursun. İslam’ı kabul edersen Allah iki misli ecrini verir. Yüz çevirip Müslüman olmazsan bütün tebaanın günahı da senin boynundadır. Ve «Ey kitab ehli, sizinle aramızda müşterek olan bir kelimeye geliniz. Allah'tan başkasına iman etmeyelim. O'na bir şeyi ortak koşmayalım. Bazımız bazımızı Allah'tan başka Rabb edinmesin. Eğer İslam’dan yüz çevirirlerse, bizim Müslüman olduğumuza şahit olun! Deyiniz.» (Âl-i İmran)

Hirakl mektubu okumayı tamamlayınca, yanındaki Rum büyüklerinin sesleri yükseldi. Gürültü fazlalaştı. Bunun üzerine bizim de çıkmamız emredildi. Biz dışarıya çıkarıldık. Dışarı çıkınca ben, arkadaşlarıma:

— Ebû Kebşe'nin oğlunun hâdisesi büyüdü. Rum imparatoru bile ondan korkuyor, dedim. (Müşrikler Allah'ın Resulünü tahkir için sütbabasının ismiyle anarlardı) Ve o zamandan bu yana, Allah kalbime İslam’ı nasip edinceye kadar, Peygamber aleyhisselâmın davetinin zafere ereceğine daima katiyetle inandım.

İmam Zührî diyor ki:

Daha sonra-Hirakl, Rum ileri gelenlerini kendi evine davet etti ve:

— Ey Rûm topluluğu, ebedî olarak kurtuluş ve doğruluğa nail olmayı ve mülkünüzün devam ve sebatını arzu eder misiniz? dedi.

Bunun üzerine onlar, yaban eşekleri gibi itile kakıla kapılara koşuştular. Fakat kapıların hepsini kapalı buldular.

Bunu gören Hirakl:

— Onları bana çağırın, dedi. Ve tekrar konuşarak:

— Ne diye irkilip kaçtınız? Ben sizin dininize olan kuvvet bağınızı tecrübe etmek istedim ve sizden tam istediğim davranışı da gördüm, dedi. Bunun üzerine hepsi Hirakl'e secde ettiler ve memnun kaldılar.

(Buharî, Müslim)