foto1
İdareci öğretmen ve öğrenciler için belge dokuman evrak
foto1
MEB tüm mevzuat genelge kanun tüzük yönetmelik
foto1
Güçlü bir hafıza ve zekamızı geliştirmek için neler yapmalıyız
foto1
Okulda sınıfta oynanabilecek çocuk oyunları Çevre doğa haberleri
foto1
Tebliğler dergisi MEB Tüm Mevzuat son çıkan yönetmelikler
Güçlü hafıza neyle bağlantılı? Zaman yönetimi MEB Yangın yönergesi Uyku başarı nedeni fiziksel cezanın etkisi Son çıkan yönetmelikler MEB Tüm mevzuat Olaylar ve insanlar Sağlıklı yaşam için Trafik işaret ve levhaları Tebliğler Dergisi Mevzuat bilgi sistemi Büyük Türk Tarihi Verimli Ders çalışma Özgüven ve farkındalık Eğitimde motivasyon Eğitimde farkındalık.Read More...

Okul Yolu

İdareci Öğretmen ve öğrenciler için bir Eğitim Sitesi

Dünyayı Değiştirir!

egitim senBir Öğretmen Dünyayı Değiştirir! Ders Verme Sırası Bizde…

2018-2019 eğitim öğretim yılı bugün başladı. Eğitim Sen olarak ülkenin her yerinde, okullarımızda tüm Devamı

,

 

Çanakkale

Çanakkale Boğazına isim verilmesine ilişkin söylence

Mitolojiye göre deniz tanrısı Poseidon karaların arasına girip toprakları ikiye bölerek bugünkü Çanakkale Boğazı'nı açmıştır. Bir başka söylence:

Thebai Kralı Athamanas'ın Nefele (bulut) adlı bir karısı vardı. Nefele Friksus adlı bir erkek ve Helles adlı bir kız çocuğu doğurur. Kral bir süre sonra ikinci kez evlenir. Bu sırada ülkede kıtlık başlar. Kralın yeni karısı bilicileri de etkiler. Onlar da kıtlıktan kurtulmak  için iki çocuğunun kurban edilmesi gerektiğini  krala söyler. Çiçeklerle süslenen çocuklar, tam kurban edilecekleri sırada Nefele, ikisini de buğu ve dumanlarıyla sarıp kaçırır. Onları kanatlı ve altın postlu bir koça bindirir, Karadeniz'e yollar. Çanakkale Boğazı'nı geçerken bir fırtına çıkar. Helles denize düşerek boğulur. Bu yüzden Boğaz'a Helle Denizi anlamında Hellespontes adı verilir.

Hero Leandres Söylencesi

Çanakkale'nin Anadolu yakasında Nara Burnu'nda Abydos adında eski bir kent vardır. Abydos'un karısından  da İÖ. Vll yy. da kurulmuş Seston kenti yer almaktadır. Bu iki kent Çanakkale Boğazı'nın en dar bölgesindedir. Sestos' ta Afrodit Tapınağı'nın rahibelerinden güzel Hero yaşar. Abydos' taysa Leandros adlı, yakışıklılığı dillere destan bir genç vardır. Leandros, Sestos'taki  İlkbahar ayinine gelir. Burada güzel Hero' yu görür ona tutulur. Hero'da Leandros'u sever. Hero Rahibe olduğu için kavuşmaları imkânsızdır. Gizlice buluşmaya karar verirler. Her gece Hero, yüksek bir kuleye çıkar ve bir meşale yakar. Leandros' da karşıdaki kentten yüzerek Hero' ya ulaşır. Bu böyle sürüp gider.
Bir gece boğazda fırtına çıkar. Leandros aldırmaz. Hero' ya kavuşmak için azgın sulara atılır. Rüzgâr Hero' nun meşalesini söndürür. Leandros ta yolunu yitirir. Bir süre sularla boğuşur. Gücü tükenir, boğulur. Akıntılar Leandros ‘un cesedini Sestos kıyılarına sürükler. Hero, onun cansız bedenini görünce,kuleden atlayarak canına kıyar. İki sevdalıyı aynı mezara gömerler. Üzerine de bir deniz feneri yaparlar.

Kumdili söylencesi

Gelibolu'da  İlyas adında bir ermiş yaşamaktadır. Kendisi gibi bir ermiş olan kardeşi Hızır karşı kıyıdadır. O na ulaşmak için eline bir avuç kum alır ve denize serperek yürür. Kumlar tılsımlıdır, serptiği yerler yol olmaktadır. İlyas'ın hiç ardına bakmaması gerekmemektedir. Bakarsa tılsım bozulacaktır.
Geride kalanlar onu izlemekte ve şaşkınlıktan bağrışmaktadır. İlyas dalgınlıkla seslerin geldiği yöne döner. Tılsımı bozulur. Vardığı yere tek serptiği kumlarla, denize doğru uzanan dil biçiminde bir parça oluşur.

Taşköprü söylencesi

Bayramiç yöresinde bir köprü her yapılışında yıkılır. Yaşlılar, köprünün kurban istediğini öne sürer. Kurbanın bir genç kız olması gerekmektedir. Bir Arap kızı kurban edilir. Bundan sonra köprü yıkılmaz.

Çankırı

 

Kentin adına ilişkin söylencesi

Çankırı’nın eski adı Kankırı yada Kankara' dır. Bu adın kentin taşının ve toprağının kan gibi kızıl olmasından kaynaklandığı söylenir.

Selçuklular Anadolu'yu fethedince yörede Türkmenlerin Kara Tekin oymağı egemenlik kurmuş ve kente Kengürü adını vermiştir. Bu adın zamanla değişime uğrayarak Çankırı'ya dönüştüğü söylenir. Söylenceye göre Türkler bu yöreye gelince bölgede pek çok kilise vardır. Çan sesleri tüm yaylaya yayılır ve uzaklardan duyulurdu. Bu nedenle yöreye Çan-Kırı denir.

Başka bir söylenceye göre ise Karatekin oymağı halkı, develerle  mal taşır. Kervan dizerler, Tüm yöre, çan sesleriyle inler. Bu nedenle kente Çankırı adı verilir.

Âşık Ömer'e ilişkin söylence

Âşık Ömer Çankırı yakınlarında bir köyde değirmencilik yapmaktadır. Akşamlara tek un  öğütür çalışır durur. Bir gece yorgun argın yatar. Birden değirmenin durduğunu, doğadaki tüm seslerin sustuğunu hisseder. Kalkıp bakar Tüm doğa Tanrı'ya secde etmektedir. Ağaçlar eğilmiş sular durmuştur. O an tüm istekler gerçekleşecektir. Ömer Tanrı'dan sazına ve sözüne güç vermesini ister. Dileği kabul olur. Aşık Ömer'in ustaca saz çalıp söylemesi bundandır.

Taş bebek söylencesi

Ahmet adlı bir Çankırılının Meryem adında bir karısı vardır. Çok istedikleri halde çocukları olmaz. Ahmet çocuğu olsun diye yeni bir evliliğe karar verir. Meryem bu duruma çok üzülür ve  dağlara sığınır. Ağlayarak dolaşırken karşısına Hızır A.S. çıkar. Ona bebek biçiminde bir taş verir. Bu taşı kocasının evleneceği gece beşiğe koymasını söyler. Meryem köyüne dönerek, denileni yapar. Beşiğin başında sürekli Tanrı'ya yalvarır. Beşikteki taş canlanır. Ağlamaya başlar. Bunu duyan Ahmet yeni karısını bırakır ve Meryem'e döner. Karı koca yıllar sonra büyüyen oğullarını Ahmet'in ikinci karısıyla evlendirirler. 

Çorum 

Koyun baba söylencesi

Koyun babanın asıl adı Seyit Ali'dir. Peygamber soyundan geldiği söylenir. Bursa'da bir süre çobanlık yapar. Ağayla her ikiz kuzudan birini almak üzere anlaşır. Bir süre sonra kırk kuzusu olur. Bunları alarak Osmancık'a yerleşir. Her yirmi dört saatte bir, koyun gibi melediğinden adı "koyun baba" kalır. Koyun Baba’nın ermiş olduğuna inanılır ve birçok kerameti anlatılır:
Koyun Baba’nın üç köpeği vardır. Bunlara kara, sarı, Ala kadı adı verilir. Bağdat kadısı buna duyar ve Padişah'a şikâyet eder. Padişah Koyun Baba'yı çağırır ve nedenini sorar.
Koyun Baba:
-Kadılar haram helal bilmezler benim köpeklerim bilir. İsterseniz deneyelim der. Padişah kabul eder ve 20 si helal 20 si haram 40 kap yemek getirilmesini ister. İstenenler gelince köpekler çağırılır ve yemeklerin helal olanını yer haram olanını bırakırlar. Padişah çok şaşırır ve Koyun Baba'nın gönlünü yapmak ister ve  isteğini sorar. Koyun Baba :
-Hazineden bir şey istemem. Sarı alan ve Saltukalan'ı köpeklerime yıllık verirseniz yeter. Dileği yerine getirilir. Koyun Baba kendisini Padişah'a şikâyet eden Bağdat Kadısına şöyle bir bakar ve Kadı ölür.

Koyun baba söylencesi

Fatih Otlukbeli seferine giderken Koyun Baba'ya uğrar. Hayır, Duasını alır. Savaşta düşmanını yenen Fatih Vezirini göndererek Koyun Baba'nın bir isteği olup olmadığını sorar. Koyun Baba:
-Eğer bir hayır yapmak istiyorsa Kızılırmak üzerine bir köprü yaptırsın kışlık ve yaylak yerlerimizi koyunlarımızı vergiden bağışlasın ki daha iyi ağırlayabilelim der. İstekleri yerine getirilir ama köprü yapılamadan Fatih ölür. Babasının ölüm haberini alan ll. Bayezid, Amasya’dan yola çıkar, Osmancık'a geldiğinde Irmak kıyısında sürüsünü yayan Koyun Baba'yı görür. Kendisini karşıya geçirmesini ister. Koyun Baba:
-Olur ama bu ırmağa bir köprü yaparsa der. Şehzade söz verir. Koyun baba gözlerini kapamasını ve aç demeden açmamasını söyler. Şehzade denileni yapar ve gözlerini açtığında İstanbul'da dır. Koyun Baba da görünmez olmuştur. ll. Bayezid tahta geçtikten sonra bir gece rüyasında Koyun Baba'yı görür. Koyun Baba köprüyü yaptırmasını istemektedir. Ertesi gece yine aynı düşü görür. Bunun üzerine gerekli, malzemeyi gönderip köprü yapımını başlatır. Koyun Baba'nın da geyiklerle taş taşıttığı söylenir. Köprünün adı bu söylenceden gelmektedir.

Başka bir söylenceye göre göre Osmancıkta bir ejderha köylülerin koyunlarını yemektedir zamanla köylüleri de yemeye başlar halk Koyun Baba dan yardım ister o da o yılan Kızılırmak’a su içmeye indiğinde taş olsun der ve yılan Kızılırmak’tan su içerken taş olur.

Değirmen Söylencesi

Bir zamanlar Meydan Çayı üzerinde İskilip halkının ekmeklik ununu sağlayan bir değirmen vardır. Değirmenci Ermeni ya da Rum dur. Zaman zaman unu pahalandırdığı için yöredekiler kendisine çok kızarlar. Değirmen yıkılır yerine bir gecede sebze bahçesi yapılır. Değirmenci canını zor kurtarır. Davacılar, halk kadıya başvurur. Orada değirmen değil sebze bahçesi olduğunu ileri sürer. En yaşlı üç kişiyi de tanık gösterir. Kadı olay yerine gelip üç tanığı çağırır.
Mal sahibi değirmenin yöredekilerce yıkılıp yerine sebze bahçesi yapıldığını öne sürer. Tanıklar :
-Burada değirmen yoktu, olsaydı bir izine rastlanırdı. Biz bildik bileli burası sebze bahçesidir, derler Kadı yemin edip etmeyeceklerini sorar. Onlarda:
-Başımızdaki şu cana yemin ederiz ki bastığımız toprak ceddimizdir, derler. Kadı değirmene ne olduğunu sorunca da :
-Olmuşu da olacağı da budur, derler. Bunu üzerine değirmen davası düşer.
Söylence ye göre üç yaşlı adam yalan yere yemin etmiştir. Sarıklarının arasına ölü bir serçe yavrusu, ayakkabılarının içine kendi tarlalarından toprak, sağ göğüslerine olmuş, sol göğüslerine  de olmamış bir armut koymuşlarıdır." başımızdaki şu can derken, serçeyi, bastığımız topraklar  ceddimizin "derken ayakkabılarının içindeki toprağı "olmuşu " derken sağ göğüslerindeki olgun armudu "olacağı budur" derken ham armudu kastetmiştir.

Denizli

Merkez Efendi söylencesi

Merkez Efendi medrese de kızları ve erkekleri birlikte okuttuğu için Padişah'a şikâyet edilir. Padişah'ta onu İstanbul'a çağırır. İstanbul'a geldiğinde Padişah'ı namaz kılarken bulur  ve ona selam verir ve bekler. Padişah selam verince "Namaz kılana  selam verilir mi? diye sorar. O da "Padişahım siz namazda sarayın tamirini düşünüyordunuz" der. Padişah şaşırır. Dediği doğrudur. Sınıra da "Siz kızlarla oğlanları birlikte okutuyormuşsunuz hiç ateşle barut bir arada  olur mu?" diye sorar. Merek efendi kavuğunu çıkarır ve ateşle barutu göstererek "işte böyle durur" der. Padişah Merkez Efendi den hoşlanmış ve onun keramet sahibi biri olduğunu anlamıştır. İstanbul'da kalmasını söyler o da kabul eder.

Ahi Sinan'a ait söylence

Denizli’de çok zengin bir ağa vardır. Kapısına kim gelirse boş geri çevirmez. Ahi Sinan da ağanın yanına sığınmış bir yoksul kişidir. İyi huyu ve çalışkanlığı ile herkesin sevgisini kazanmıştır.

Bir gün ağa Hacca gitmeye karar vermiştir. Tüm ev halkını ve eşyasını Sinan'a emanet ederek yola çıkar. Aradan altı ay geçer. Namazdan sonra Sinan'ın aklına ağası gelmiştir. Helvayı çok sevdiğini hatırlar. Hemen büyük hanıma gidip helva yapmasını söyler. Sinan hazırlanan helvayı koltuğunun altına koyarak gözünü yumar. Açtığında ağasının yanındadır. Ağa büyük bir alanda cemaatle namaz kılmaktadır. Yavaşça elindeki çıkını yanına bırakarak ortadan kaybolur.

Pamukkale'ye ilişkin söylence

Bir zamanlar yoksul bir ailenin çirkin bir kızı vardır. Evlenme çağına gelmesine karşın, hiç isteyeni çıkmaz. Buna çok içerleyen kız, hayatına son vermeye karar verir. Bir sabah pamuk kaleye çıkar ve kendini aşağı bırakır.
Düştüğü yerde suyun etkisiyle güzeller güzeli bir kız olmuştur. O sırada avdan dönen Denizli Beyi'nin oğlu sudaki güzeller güzelini görür. Koşar ve bakar. Kız henüz yaşamaktadır. Onu sarayına götürür. İyileşince de evlenirler.

  

Erzurum

Köroğlu'nun Oltu Kolu' na ilişkin söylence

Köroğlu Silistreli Hasan Paşa yengisinden sonra Çamlıbel'e çekilmiş dinlenmektedir. Bir gün yaşlı bir adam ziyaretine gelir ve halkının baskı altında olduğunu, haksızlığın ve zulmün hat safhaya ulaştığını söyler.

Oltu Paşa'sı Kenan Sancaktar ve annesi Tamara yöreye kan kusturmaktadır.

Köroğlu hemen Köse Kenan'ı oğlu Hasan Bey'i ve yüzelli keleşini Oltu'ya gönderir. Köse Kenan'ın tedbirsiz davranması sonunda esir olurlar. Hasan Bey'in tüm uyarmaları sonuçsuzdur. Köroğlu düşünde Hasan Bey'in güç durumda olduğunu görür. Ayvaz'ı Lelevütlü'yü alarak kır ata biner ve uçarak oltuya gelir. Oltu'daki tüm askerler Çamlıbel'e baskına gitmiştir. Bu nedenle adamlarını kolaylıkla kurtarır. Çamlıbel'i basmaya giden Oltu Paşası' nın ardına düşerler, yetişip onları bozguna uğratırlar. Aman dileyenleri ve kendilerine katılmak isteyenleri affederler. Sonunda Oltu Paşası Kenan Sancaktar başta olmak üzere tüm sağ kalanlar Köroğlu'nun Keleşleri arasına katılır.

Oltuya'da  haber gönderilir. Tamara kentten çıkarılır. Böylelikle Oltulular güven ve rahata kavuşur.

Rabia Adeviye Sultan Söylencesi

Yoksul bir ailenin kızı olan Rabia doğduğunda annesine kızının ermişlerden olacağı müjdelenmiştir. Kadın yoksulluktan üzülmektedir. Rüyasına giren yaşlı bir adam Sabah olunca kocasının Basra Beyi'ne gitmesini ve her gece 100 salavatla düşteki dervişin gönlünü hoş etmesini üç gecedir neden okumadığını sorup uyarmasını söyler. Adam denileni yapar ve Basra Bey'i tarafından ödüllendirilir.
Rabia'nın anne ve babası bir süre sonra ölür. Kız kardeşler esir pazarında her biri bir tarafa satılır. Rabia da Erzurumlu bir beye satılır. Kısa sürede kendini ev halkına sevdiren Rabia Kula kulluk etmekten Tanrı'ya karşı görevlerini yerine getirememekten şikâyet edince durumu öğrenen Bey ona özgürlüğünü bağışlar ve onu küçük bir eve yerleştirir. Rabia sultan tüm doğaya söz geçirip günlerini ibadetle geçirmektedir.
Bir gece kapıya dayanan halk mumları olmadığından ve karanlıktan şikâyet edince parmaklarını uzatan Rabia etrafı ışığa boğar.
Güç şartlarda Kâbe yolculuğuna çıkan Rabia sonunda gücü tükenir ve Tanrı'ya Kâbe’yi görebilmek için yakarır ve Kâbe ayağına gelir.

Çoban Dede Söylencesi

Erzurum dağlarında sürülerini otlatan Çoban Dede ve koyunları susuzluktan bunalmıştır. Koyunların halini gören Çoban Dede Tanrı'ya yalvarır.: "Ya Rabbim, bu yerde soğuk bir su yarat da ben ve koyunlarım kana kana içelim. Ondan sonra istersen canımı al."
Başını kaldırdığında bulunduğu yerde bir pınar akmaktadır. Koyunları da kendisi de kana kana içer. Sonra da "Tanrım değil mi ki sen beni duydun rahmet hazineni benden esirgemedin, artık bu can bana lazım değildir.." der ve orada ölür.
Koyunlar da taş kesilir. Yöre de, bu suyun, sürüler dağda iken aktığına ve sürüler inince kesildiğine inanılır. Dağdaki ufak bir tümsek çobanın mezarını, çevrede ki irili ufaklı taşlar da çobanın taş kesilmiş koyunları sayılır. Dağdaki kavaklarında çobanın değneğinden türediğine inanılır.

Davut Baba Söylencesi

Ziyaretli köyünde su yoktur. Köylüler susuzluktan kırılmaktadır. Köyde yaşayan Davut baba bir gece rüyasında köyün yaslandığı yamaçtan tırmanan bir tilkinin gür bir pınarın yanında durduğunu görür. Rüyasını köylülere anlatan Davut Baba o gün yamaçta gördüğü tilkinin gittiği yönde bir ark açılmasını ister. Köylüler işe koyulur. Fakat bir süre sonra yorulup kazma kürek bırakıp köye dönerler.

Ertesi gün aynı yere gelen köylüler Peynirli Deresi'nden köye bir suyolunun açıldığını görür. Ancak su akmamaktadır. Baba'ya haber verilir. Baba kurban kesmelerini söyler k urban kesilince sular akmaya başlar.

Hazal Söylencesi

Kardeşiyle İslam ordularına katılan Hazal, Erzurum'a gelir. Hınıs yöresinde hala adını taşıyan tepeye gelince kardeşinin şehit düştüğünü öğrenir. Kendini tepeden aşağı atar. Yuvarlanırken saçından kopan teller, aşağıdaki dere yatağına sürüklenir ve takıldıkları yerde birer  ceviz ağacı yetişir.


Bir başka söylenceye göre de kardeşinin ölüm haberi, Hazal'a dere kıyısında ulaşır. Saçlarını yolarak tepeye ulaşan Hazal'ın saç tellerinden birer ceviz ağacı yetişir. Yörede bu ağaçlar kutsal sayılır ve kesinlikle dokunulmaz dokunulursa vermeyeceklerine inanılır.

Eskişehir

Seyit Battal Gazi'ye ilişkin söylence

Seyit Battal Gazi'nin babası Hüseyin Gazi  bir gece düşünde Cafer adlı bir yiğit görür. Pehlivanlıkta Hamza, Heybette Ali, Adalette Ömer gibi olan Cafer Hızır'ın atını, Hz. Davut'un zırhını, Hz. Ömer'in süngüsünü taşımaktadır. Hüseyin gazi bu yiğidin kimliğini çok merak eder. Bir başka gece düşünde, bu yiğidin onun oğlu olacağı, Rum diyarını baştan sona Müslüman edeceği müjdesi verilir.
Hüseyin Gazi bir süre sonra doğan oğluna Cafer adını verir. Cafer çok küçükken babası bir savaşta ölür. Cafer büyür, yiğit bir delikanlı olur. Bir gün babasından kalanları ister. Bunları alabilmesi için "Kâfirler ülkesini Müslüman etmesi gerektiği "söylenir.
Böylece Cafer su olur akar, yel olur eser, tek  başına ordular kurar, gelip geçtiği her yerde adını duyurur. Dinini yayar. Adı Halk arasında Seyit Battal Gazi olarak anılır. Seyitliği Peygamberin soyuna, Gaziliği savaşlardaki yiğitliğine ve aldığı sayısız yaraya, Battallığı görülmemiş gücüne ve heybetine dayanır.
İnanışa göre Seyit Battal Gazi Peygamberimizin isteği ve müjdesiyle Anadolu'ya gönderilmiştir.
Bir gün Peygamber'in huzurunda Rum diyarının güzelliğinden söz edilir. Peygamber'in hatırı Rum'a meyleder. O zaman Cebrail gelir. Tanrı Katından selam getirir ve İki yüzyıl sonra Cafer adında bir yiğidin Rum diyarını fethederek Müslüman ülkesine katacağını müjdeler.
Yine bir efsaneye göre Emevi ordusuyla Bizans ordusu Eskişehir Afyon Konya dolaylarında bir savaşa tutulur Seyit Battal Gazi'nin de aralarında bulunduğu Emevi ordusu  zor durumda kalır ve çekilmeye başlar. Tekke Bayır’ında Bizanslılar la karşılaşırlar. Yalnız durum gereği tüm askerlere Battal'ın askerilerin aralarında bulunduğu yayılması istenir. Savaşırken bir  asker "Medet Ya Seyit Battal Gazi" diye seslenir. Bunun üzerine Bizans ordusunda dağılma belirtileri başlar. Bir süre sonra toplanıp saldırıya geçerler. Battal Gazi yaralanır ve bir mağaraya doğru çekilmeye başlar. Bu sırada bir el ona yardım eder ve onu mağaraya sokar.
Efsaneye göre bu bir kral kızı' dır. Battal Gazi'ye vurgundur. Yaralanınca onu izler, mağarayı bulmasını sağlar. Battal Gazi yere düşer onun bu durumuna çok üzülen kral kızı da orada üzüntüsünden üzerine kapanarak ölür. Mağaraya giren Bizanslılar onları bu halde görür Bizans Hükümdarı Battal'ın son isteğini sorar. Battal tutsaklarca İslam dini gereğince toprağa verilmesini ister ve ölür.
Yıllar sonra Selçuklu hükümdarı Alaeddin Keykubad'ın annesi rüyasında Battal'ı görür ve ona mezarını ziyaret etmesini ve oraya bir türbe (Mesihiye kalesi) yaptırmasını söyler. Bunun üzerine yollara düşer. Bu sırada Mesihiye'de koyunlarını otlatmakta olan Kutluca Çoban koyunlarının belli bir yere geldiklerinde toprağa basmak istemediklerini görür. Bunları bir kaç gün izler ama hep aynı durum ortaya çıkar. Bir gece ağaç altında dinlenirken oraya nur indiğini görür. Gördüklerini Mesihiye Beyi'ne anlatır, o da orayı bir duvarla çevirir.
Bu sırada Ümmühan Hatun'da Mesihiye Kalesine varmıştır. Çevrede ziyaret yeri olup olmadığını araştırır Bey'de Kutluca Çoban'ın anlattıklarını, anlatır. Hatun Kutluca Çoban'ı bulur ve  bir de onu dinler. Eğer doğruysa aynı rüyayı görmesi için Tanrı'ya yakarır. Rüyayı görünce Türbeyi yapmaya karar verir. Söylenceye göre Ümmühan Hatun tek Küpesini türbe yapımında gerekebilir diye demir bir kutu içinde direklerin biri altına gömdürür.

Lüle Taşının bulunuşuna ilişkin söylence

Efsaneye göre Genç bir Çoban sürülerini yayarken yorulur ve bir ağacın altına oturur. Gözüne bir delik ilişir ve ağzında ak taşla bir köstebek delikten çıkmaya çalışmaktadır. Bunun ne olduğunu merak eden çoban elini deliğe sokar. İrice bir ak taş çıkarır. Elinde evirip çevirirken, çok güzel bir kıza dönüştüğünü görür, şaşırır. Dokununca kız yeniden deliğe girip kaybolur. Çoban onu bulmak için derince bir kuyu kazar. Ak taşlardan başka bir şey bulamaz sonunda kuyuda ölür.

,,

 

Sözleşmeli öğretmenlik

turk egitim senTürk Eğitim-Sen olarak sözleşmeli öğretmenlere büyük destek verdik, veriyoruz. Sözleşmeli öğretmenliğin kölelik ve ucube bir sistem olduğunu, iş güvencesini tehdit ettiğini her zaman dile getirdik. İş güvencemizle oynamak ise ateşle oynamak demektir. Buna asla müsaade etmeyeceğiz.Devamı

Daha ideal bir eğitim

egitim bir sen

Seçimimiz daha ideal bir eğitim düzeni içindir

Tarihin, ruhu tükenmekte olan dünyayı taşıyamaz olduğu bir aralıkta yaşıyoruz. İki dünya savaşından sonra kurulan küresel düzen, artık sadece açlık, ölüm, katliamlar, kan ve gözyaşı üretmektedir. Devamı

 

,,,

 

Lütfen Paylaşalım

 

web servis

site ekle site ekle

Eğitim öğretim yılı

egitim is2018-2019 eğitim öğretim yılı yeni bakan eski sorunlarla başlıyor

2018-2019 eğitim-öğretim yılı, 17 Eylül 2018 tarihinde başlayacaktır. 18 milyon öğrenci ve 1 milyon eğitim emekçisi bu eğitim öğretim yılına da birikmiş ve çözüm bekleyen sorunlarla, müfredat ve sınav sistemi değişikliği, karma eğitimin kaldırılması girişimleri gibi tamamen ideolojik bakış açısıyla gerçekleştirilen değişikliklerin gölgesinde girecektir. Devamı