foto1 foto2 foto3 foto4 foto5


Okul Yolu
Bir Eğitim Sitesi

Okul Yolu

İdareci Öğretmen ve Öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi

Tasfiye Amaçlanıyor!

egitim sen

Eğitim Emekçilerine Yönelik Her Türlü Yasa Dışı Müdahalenin Karşısındayız

Bugün, yargıyı kuşatan siyasi iktidar tarafından hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü kavramları alabildiğine zedelenmektedir. AKP iktidarının toplumu kutuplaştırıcı, öfke empoze eden politikaları ve eğitimcileri itibarsızlaştırma hamleleri, maalesef her geçen gün meyvesini vermektedir. Devamı

,

 

Makale Dizini

Çanakkale

Çanakkale Boğazına isim verilmesine ilişkin söylence

Mitolojiye göre deniz tanrısı Poseidon karaların arasına girip toprakları ikiye bölerek bugünkü Çanakkale Boğazı'nı açmıştır. Bir başka söylence:

Thebai Kralı Athamanas'ın Nefele (bulut) adlı bir karısı vardı. Nefele Friksus adlı bir erkek ve Helles adlı bir kız çocuğu doğurur. Kral bir süre sonra ikinci kez evlenir. Bu sırada ülkede kıtlık başlar. Kralın yeni karısı bilicileri de etkiler. Onlar da kıtlıktan kurtulmak  için iki çocuğunun kurban edilmesi gerektiğini  krala söyler. Çiçeklerle süslenen çocuklar, tam kurban edilecekleri sırada Nefele, ikisini de buğu ve dumanlarıyla sarıp kaçırır. Onları kanatlı ve altın postlu bir koça bindirir, Karadeniz'e yollar. Çanakkale Boğazı'nı geçerken bir fırtına çıkar. Helles denize düşerek boğulur. Bu yüzden Boğaz'a Helle Denizi anlamında Hellespontes adı verilir.

 

Hero Leandres Söylencesi

Çanakkale'nin Anadolu yakasında Nara Burnu'nda Abydos adında eski bir kent vardır. Abydos'un karısından  da İÖ. Vll yy. da kurulmuş Seston kenti yer almaktadır. Bu iki kent Çanakkale Boğazı'nın en dar bölgesindedir. Sestos' ta Afrodit Tapınağı'nın rahibelerinden güzel Hero yaşar. Abydos' taysa Leandros adlı, yakışıklılığı dillere destan bir genç vardır. Leandros, Sestos'taki  İlkbahar ayinine gelir. Burada güzel Hero' yu görür ona tutulur. Hero'da Leandros'u sever. Hero Rahibe olduğu için kavuşmaları imkânsızdır. Gizlice buluşmaya karar verirler. Her gece Hero, yüksek bir kuleye çıkar ve bir meşale yakar. Leandros' da karşıdaki kentten yüzerek Hero' ya ulaşır. Bu böyle sürüp gider.
Bir gece boğazda fırtına çıkar. Leandros aldırmaz. Hero' ya kavuşmak için azgın sulara atılır. Rüzgâr Hero' nun meşalesini söndürür. Leandros ta yolunu yitirir. Bir süre sularla boğuşur. Gücü tükenir, boğulur. Akıntılar Leandros ‘un cesedini Sestos kıyılarına sürükler. Hero, onun cansız bedenini görünce,kuleden atlayarak canına kıyar. İki sevdalıyı aynı mezara gömerler. Üzerine de bir deniz feneri yaparlar.

 

Kumdili söylencesi

Gelibolu'da  İlyas adında bir ermiş yaşamaktadır. Kendisi gibi bir ermiş olan kardeşi Hızır karşı kıyıdadır. O na ulaşmak için eline bir avuç kum alır ve denize serperek yürür. Kumlar tılsımlıdır, serptiği yerler yol olmaktadır. İlyas'ın hiç ardına bakmaması gerekmemektedir. Bakarsa tılsım bozulacaktır.
Geride kalanlar onu izlemekte ve şaşkınlıktan bağrışmaktadır. İlyas dalgınlıkla seslerin geldiği yöne döner. Tılsımı bozulur. Vardığı yere tek serptiği kumlarla, denize doğru uzanan dil biçiminde bir parça oluşur.

 

Taşköprü söylencesi

Bayramiç yöresinde bir köprü her yapılışında yıkılır. Yaşlılar, köprünün kurban istediğini öne sürer. Kurbanın bir genç kız olması gerekmektedir. Bir Arap kızı kurban edilir. Bundan sonra köprü yıkılmaz.

 

Kumdili söylencesi

 

Gelibolu'da  İlyas adında bir ermiş yaşamaktadır. Kendisi gibi bir ermiş olan kardeşi Hızır karşı kıyıdadır. O na ulaşmak için eline bir avuç kum alır ve denize serperek yürür. Kumlar tılsımlıdır, serptiği yerler yol olmaktadır. İlyas'ın hiç ardına bakmaması gerekmemektedir. Bakarsa tılsım bozulacaktır.
Geride kalanlar onu izlemekte ve şaşkınlıktan bağrışmaktadır. İlyas dalgınlıkla seslerin geldiği yöne döner. Tılsımı bozulur. Vardığı yere tek serptiği kumlarla, denize doğru uzanan dil biçiminde bir parça oluşur.

 

Taşköprü söylencesi

Bayramiç yöresinde bir köprü her yapılışında yıkılır. Yaşlılar, köprünün kurban istediğini öne sürer. Kurbanın bir genç kız olması gerekmektedir. Bir Arap kızı kurban edilir. Bundan sonra köprü yıkılmaz.

 

 


 

 

Çankırı

 

Kentin adına ilişkin söylencesi

Çankırı’nın eski adı Kankırı yada Kankara' dır. Bu adın kentin taşının ve toprağının kan gibi kızıl olmasından kaynaklandığı söylenir.

Selçuklular Anadolu'yu fethedince yörede Türkmenlerin Kara Tekin oymağı egemenlik kurmuş ve kente Kengürü adını vermiştir. Bu adın zamanla değişime uğrayarak Çankırı'ya dönüştüğü söylenir. Söylenceye göre Türkler bu yöreye gelince bölgede pek çok kilise vardır. Çan sesleri tüm yaylaya yayılır ve uzaklardan duyulurdu. Bu nedenle yöreye Çan-Kırı denir.

Başka bir söylenceye göre ise Karatekin oymağı halkı, develerle  mal taşır. Kervan dizerler, Tüm yöre, çan sesleriyle inler. Bu nedenle kente Çankırı adı verilir.

 

Âşık Ömer'e ilişkin söylence

Âşık Ömer Çankırı yakınlarında bir köyde değirmencilik yapmaktadır. Akşamlara tek un  öğütür çalışır durur. Bir gece yorgun argın yatar. Birden değirmenin durduğunu, doğadaki tüm seslerin sustuğunu hisseder. Kalkıp bakar Tüm doğa Tanrı'ya secde etmektedir. Ağaçlar eğilmiş sular durmuştur. O an tüm istekler gerçekleşecektir. Ömer Tanrı'dan sazına ve sözüne güç vermesini ister. Dileği kabul olur. Aşık Ömer'in ustaca saz çalıp söylemesi bundandır.

 

Taş bebek söylencesi

Ahmet adlı bir Çankırılının Meryem adında bir karısı vardır. Çok istedikleri halde çocukları olmaz. Ahmet çocuğu olsun diye yeni bir evliliğe karar verir. Meryem bu duruma çok üzülür ve  dağlara sığınır. Ağlayarak dolaşırken karşısına Hızır A.S. çıkar. Ona bebek biçiminde bir taş verir. Bu taşı kocasının evleneceği gece beşiğe koymasını söyler. Meryem köyüne dönerek, denileni yapar. Beşiğin başında sürekli Tanrı'ya yalvarır. Beşikteki taş canlanır. Ağlamaya başlar. Bunu duyan Ahmet yeni karısını bırakır ve Meryem'e döner. Karı koca yıllar sonra büyüyen oğullarını Ahmet'in ikinci karısıyla evlendirirler. 

 

 


 

 

Çorum 

 

Koyun baba söylencesi

Koyun babanın asıl adı Seyit Ali'dir. Peygamber soyundan geldiği söylenir. Bursa'da bir süre çobanlık yapar. Ağayla her ikiz kuzudan birini almak üzere anlaşır. Bir süre sonra kırk kuzusu olur. Bunları alarak Osmancık'a yerleşir. Her yirmi dört saatte bir, koyun gibi melediğinden adı "koyun baba" kalır. Koyun Baba’nın ermiş olduğuna inanılır ve birçok kerameti anlatılır:
Koyun Baba’nın üç köpeği vardır. Bunlara kara, sarı, Ala kadı adı verilir. Bağdat kadısı buna duyar ve Padişah'a şikâyet eder. Padişah Koyun Baba'yı çağırır ve nedenini sorar.
Koyun Baba:
-Kadılar haram helal bilmezler benim köpeklerim bilir. İsterseniz deneyelim der. Padişah kabul eder ve 20 si helal 20 si haram 40 kap yemek getirilmesini ister. İstenenler gelince köpekler çağırılır ve yemeklerin helal olanını yer haram olanını bırakırlar. Padişah çok şaşırır ve Koyun Baba'nın gönlünü yapmak ister ve  isteğini sorar. Koyun Baba :
-Hazineden bir şey istemem. Sarı alan ve Saltukalan'ı köpeklerime yıllık verirseniz yeter. Dileği yerine getirilir. Koyun Baba kendisini Padişah'a şikâyet eden Bağdat Kadısına şöyle bir bakar ve Kadı ölür.

 

Koyun baba söylencesi

Fatih Otlukbeli seferine giderken Koyun Baba'ya uğrar. Hayır, Duasını alır. Savaşta düşmanını yenen Fatih Vezirini göndererek Koyun Baba'nın bir isteği olup olmadığını sorar. Koyun Baba:
-Eğer bir hayır yapmak istiyorsa Kızılırmak üzerine bir köprü yaptırsın kışlık ve yaylak yerlerimizi koyunlarımızı vergiden bağışlasın ki daha iyi ağırlayabilelim der. İstekleri yerine getirilir ama köprü yapılamadan Fatih ölür. Babasının ölüm haberini alan ll. Bayezid, Amasya’dan yola çıkar, Osmancık'a geldiğinde Irmak kıyısında sürüsünü yayan Koyun Baba'yı görür. Kendisini karşıya geçirmesini ister. Koyun Baba:


-Olur ama bu ırmağa bir köprü yaparsa der. Şehzade söz verir. Koyun baba gözlerini kapamasını ve aç demeden açmamasını söyler. Şehzade denileni yapar ve gözlerini açtığında İstanbul'da dır. Koyun Baba da görünmez olmuştur. ll. Bayezid tahta geçtikten sonra bir gece rüyasında Koyun Baba'yı görür. Koyun Baba köprüyü yaptırmasını istemektedir. Ertesi gece yine aynı düşü görür. Bunun üzerine gerekli, malzemeyi gönderip köprü yapımını başlatır. Koyun Baba'nın da geyiklerle taş taşıttığı söylenir. Köprünün adı bu söylenceden gelmektedir.

Başka bir söylenceye göre göre Osmancıkta bir ejderha köylülerin koyunlarını yemektedir zamanla köylüleri de yemeye başlar halk Koyun Baba dan yardım ister o da o yılan Kızılırmak’a su içmeye indiğinde taş olsun der ve yılan Kızılırmak’tan su içerken taş olur.

 

Değirmen Söylencesi

Bir zamanlar Meydan Çayı üzerinde İskilip halkının ekmeklik ununu sağlayan bir değirmen vardır. Değirmenci Ermeni ya da Rum dur. Zaman zaman unu pahalandırdığı için yöredekiler kendisine çok kızarlar. Değirmen yıkılır yerine bir gecede sebze bahçesi yapılır. Değirmenci canını zor kurtarır. Davacılar, halk kadıya başvurur. Orada değirmen değil sebze bahçesi olduğunu ileri sürer. En yaşlı üç kişiyi de tanık gösterir. Kadı olay yerine gelip üç tanığı çağırır.
Mal sahibi değirmenin yöredekilerce yıkılıp yerine sebze bahçesi yapıldığını öne sürer. Tanıklar :
-Burada değirmen yoktu, olsaydı bir izine rastlanırdı. Biz bildik bileli burası sebze bahçesidir, derler Kadı yemin edip etmeyeceklerini sorar. Onlarda:
-Başımızdaki şu cana yemin ederiz ki bastığımız toprak ceddimizdir, derler. Kadı değirmene ne olduğunu sorunca da :
-Olmuşu da olacağı da budur, derler. Bunu üzerine değirmen davası düşer.
Söylence ye göre üç yaşlı adam yalan yere yemin etmiştir. Sarıklarının arasına ölü bir serçe yavrusu, ayakkabılarının içine kendi tarlalarından toprak, sağ göğüslerine olmuş, sol göğüslerine  de olmamış bir armut koymuşlarıdır." başımızdaki şu can derken, serçeyi, bastığımız topraklar  ceddimizin "derken ayakkabılarının içindeki toprağı "olmuşu " derken sağ göğüslerindeki olgun armudu "olacağı budur" derken ham armudu kastetmiştir.


 

Denizli

Merkez Efendi söylencesi

Merkez Efendi medrese de kızları ve erkekleri birlikte okuttuğu için Padişah'a şikâyet edilir. Padişah'ta onu İstanbul'a çağırır. İstanbul'a geldiğinde Padişah'ı namaz kılarken bulur  ve ona selam verir ve bekler. Padişah selam verince "Namaz kılana  selam verilir mi? diye sorar. O da "Padişahım siz namazda sarayın tamirini düşünüyordunuz" der. Padişah şaşırır. Dediği doğrudur. Sınıra da "Siz kızlarla oğlanları birlikte okutuyormuşsunuz hiç ateşle barut bir arada  olur mu?" diye sorar. Merek efendi kavuğunu çıkarır ve ateşle barutu göstererek "işte böyle durur" der. Padişah Merkez Efendi den hoşlanmış ve onun keramet sahibi biri olduğunu anlamıştır. İstanbul'da kalmasını söyler o da kabul eder.

Ahi Sinan'a ait söylence

Denizli’de çok zengin bir ağa vardır. Kapısına kim gelirse boş geri çevirmez. Ahi Sinan da ağanın yanına sığınmış bir yoksul kişidir. İyi huyu ve çalışkanlığı ile herkesin sevgisini kazanmıştır.

Bir gün ağa Hacca gitmeye karar vermiştir. Tüm ev halkını ve eşyasını Sinan'a emanet ederek yola çıkar. Aradan altı ay geçer. Namazdan sonra Sinan'ın aklına ağası gelmiştir. Helvayı çok sevdiğini hatırlar. Hemen büyük hanıma gidip helva yapmasını söyler. Sinan hazırlanan helvayı koltuğunun altına koyarak gözünü yumar. Açtığında ağasının yanındadır. Ağa büyük bir alanda cemaatle namaz kılmaktadır. Yavaşça elindeki çıkını yanına bırakarak ortadan kaybolur.

  

 

Pamukkale'ye ilişkin söylence

Bir zamanlar yoksul bir ailenin çirkin bir kızı vardır. Evlenme çağına gelmesine karşın, hiç isteyeni çıkmaz. Buna çok içerleyen kız, hayatına son vermeye karar verir. Bir sabah pamuk kaleye çıkar ve kendini aşağı bırakır.
Düştüğü yerde suyun etkisiyle güzeller güzeli bir kız olmuştur. O sırada avdan dönen Denizli Beyi'nin oğlu sudaki güzeller güzelini görür. Koşar ve bakar. Kız henüz yaşamaktadır. Onu sarayına götürür. İyileşince de evlenirler.


 

Erzurum

Köroğlu'nun Oltu Kolu' na ilişkin söylence

Köroğlu Silistreli Hasan Paşa yengisinden sonra Çamlıbel'e çekilmiş dinlenmektedir. Bir gün yaşlı bir adam ziyaretine gelir ve halkının baskı altında olduğunu, haksızlığın ve zulmün hat safhaya ulaştığını söyler.

Oltu Paşa'sı Kenan Sancaktar ve annesi Tamara yöreye kan kusturmaktadır.

Köroğlu hemen Köse Kenan'ı oğlu Hasan Bey'i ve yüzelli keleşini Oltu'ya gönderir. Köse Kenan'ın tedbirsiz davranması sonunda esir olurlar. Hasan Bey'in tüm uyarmaları sonuçsuzdur. Köroğlu düşünde Hasan Bey'in güç durumda olduğunu görür. Ayvaz'ı Lelevütlü'yü alarak kır ata biner ve uçarak oltuya gelir. Oltu'daki tüm askerler Çamlıbel'e baskına gitmiştir. Bu nedenle adamlarını kolaylıkla kurtarır. Çamlıbel'i basmaya giden Oltu Paşası' nın ardına düşerler, yetişip onları bozguna uğratırlar. Aman dileyenleri ve kendilerine katılmak isteyenleri affederler. Sonunda Oltu Paşası Kenan Sancaktar başta olmak üzere tüm sağ kalanlar Köroğlu'nun Keleşleri arasına katılır.

Oltuya'da  haber gönderilir. Tamara kentten çıkarılır. Böylelikle Oltulular güven ve rahata kavuşur.

 

Rabia Adeviye Sultan Söylencesi

Yoksul bir ailenin kızı olan Rabia doğduğunda annesine kızının ermişlerden olacağı müjdelenmiştir. Kadın yoksulluktan üzülmektedir. Rüyasına giren yaşlı bir adam Sabah olunca kocasının Basra Beyi'ne gitmesini ve her gece 100 salavatla düşteki dervişin gönlünü hoş etmesini üç gecedir neden okumadığını sorup uyarmasını söyler. Adam denileni yapar ve Basra Bey'i tarafından ödüllendirilir.
Rabia'nın anne ve babası bir süre sonra ölür. Kız kardeşler esir pazarında her biri bir tarafa satılır. Rabia da Erzurumlu bir beye satılır. Kısa sürede kendini ev halkına sevdiren Rabia Kula kulluk etmekten Tanrı'ya karşı görevlerini yerine getirememekten şikâyet edince durumu öğrenen Bey ona özgürlüğünü bağışlar ve onu küçük bir eve yerleştirir. Rabia sultan tüm doğaya söz geçirip günlerini ibadetle geçirmektedir.
Bir gece kapıya dayanan halk mumları olmadığından ve karanlıktan şikâyet edince parmaklarını uzatan Rabia etrafı ışığa boğar.
Güç şartlarda Kâbe yolculuğuna çıkan Rabia sonunda gücü tükenir ve Tanrı'ya Kâbe’yi görebilmek için yakarır ve Kâbe ayağına gelir.

 

Çoban Dede Söylencesi

Erzurum dağlarında sürülerini otlatan Çoban Dede ve koyunları susuzluktan bunalmıştır. Koyunların halini gören Çoban Dede Tanrı'ya yalvarır.: "Ya Rabbim, bu yerde soğuk bir su yarat da ben ve koyunlarım kana kana içelim. Ondan sonra istersen canımı al."
Başını kaldırdığında bulunduğu yerde bir pınar akmaktadır. Koyunları da kendisi de kana kana içer. Sonra da "Tanrım değil mi ki sen beni duydun rahmet hazineni benden esirgemedin, artık bu can bana lazım değildir.." der ve orada ölür.
Koyunlar da taş kesilir. Yöre de, bu suyun, sürüler dağda iken aktığına ve sürüler inince kesildiğine inanılır. Dağdaki ufak bir tümsek çobanın mezarını, çevrede ki irili ufaklı taşlar da çobanın taş kesilmiş koyunları sayılır. Dağdaki kavaklarında çobanın değneğinden türediğine inanılır.

 

Davut Baba Söylencesi

Ziyaretli köyünde su yoktur. Köylüler susuzluktan kırılmaktadır. Köyde yaşayan Davut baba bir gece rüyasında köyün yaslandığı yamaçtan tırmanan bir tilkinin gür bir pınarın yanında durduğunu görür. Rüyasını köylülere anlatan Davut Baba o gün yamaçta gördüğü tilkinin gittiği yönde bir ark açılmasını ister. Köylüler işe koyulur. Fakat bir süre sonra yorulup kazma kürek bırakıp köye dönerler.

Ertesi gün aynı yere gelen köylüler Peynirli Deresi'nden köye bir suyolunun açıldığını görür. Ancak su akmamaktadır. Baba'ya haber verilir. Baba kurban kesmelerini söyler k urban kesilince sular akmaya başlar.

Hazal Söylencesi

Kardeşiyle İslam ordularına katılan Hazal, Erzurum'a gelir. Hınıs yöresinde hala adını taşıyan tepeye gelince kardeşinin şehit düştüğünü öğrenir. Kendini tepeden aşağı atar. Yuvarlanırken saçından kopan teller, aşağıdaki dere yatağına sürüklenir ve takıldıkları yerde birer  ceviz ağacı yetişir.


Bir başka söylenceye göre de kardeşinin ölüm haberi, Hazal'a dere kıyısında ulaşır. Saçlarını yolarak tepeye ulaşan Hazal'ın saç tellerinden birer ceviz ağacı yetişir. Yörede bu ağaçlar kutsal sayılır ve kesinlikle dokunulmaz dokunulursa vermeyeceklerine inanılır.


 

Eskişehir

 

Seyit Battal Gazi'ye ilişkin söylence

Seyit Battal Gazi'nin babası Hüseyin Gazi  bir gece düşünde Cafer adlı bir yiğit görür. Pehlivanlıkta Hamza, Heybette Ali, Adalette Ömer gibi olan Cafer Hızır'ın atını, Hz. Davut'un zırhını, Hz. Ömer'in süngüsünü taşımaktadır. Hüseyin gazi bu yiğidin kimliğini çok merak eder. Bir başka gece düşünde, bu yiğidin onun oğlu olacağı, Rum diyarını baştan sona Müslüman edeceği müjdesi verilir.
Hüseyin Gazi bir süre sonra doğan oğluna Cafer adını verir. Cafer çok küçükken babası bir savaşta ölür. Cafer büyür, yiğit bir delikanlı olur. Bir gün babasından kalanları ister. Bunları alabilmesi için "Kâfirler ülkesini Müslüman etmesi gerektiği "söylenir.
Böylece Cafer su olur akar, yel olur eser, tek  başına ordular kurar, gelip geçtiği her yerde adını duyurur. Dinini yayar. Adı Halk arasında Seyit Battal Gazi olarak anılır. Seyitliği Peygamberin soyuna, Gaziliği savaşlardaki yiğitliğine ve aldığı sayısız yaraya, Battallığı görülmemiş gücüne ve heybetine dayanır.
İnanışa göre Seyit Battal Gazi Peygamberimizin isteği ve müjdesiyle Anadolu'ya gönderilmiştir.
Bir gün Peygamber'in huzurunda Rum diyarının güzelliğinden söz edilir. Peygamber'in hatırı Rum'a meyleder. O zaman Cebrail gelir. Tanrı Katından selam getirir ve İki yüzyıl sonra Cafer adında bir yiğidin Rum diyarını fethederek Müslüman ülkesine katacağını müjdeler.


Yine bir efsaneye göre Emevi ordusuyla Bizans ordusu Eskişehir Afyon Konya dolaylarında bir savaşa tutulur Seyit Battal Gazi'nin de aralarında bulunduğu Emevi ordusu  zor durumda kalır ve çekilmeye başlar. Tekke Bayır’ında Bizanslılar la karşılaşırlar. Yalnız durum gereği tüm askerlere Battal'ın askerilerin aralarında bulunduğu yayılması istenir. Savaşırken bir  asker "Medet Ya Seyit Battal Gazi" diye seslenir. Bunun üzerine Bizans ordusunda dağılma belirtileri başlar. Bir süre sonra toplanıp saldırıya geçerler. Battal Gazi yaralanır ve bir mağaraya doğru çekilmeye başlar. Bu sırada bir el ona yardım eder ve onu mağaraya sokar.
Efsaneye göre bu bir kral kızı' dır. Battal Gazi'ye vurgundur. Yaralanınca onu izler, mağarayı bulmasını sağlar. Battal Gazi yere düşer onun bu durumuna çok üzülen kral kızı da orada üzüntüsünden üzerine kapanarak ölür. Mağaraya giren Bizanslılar onları bu halde görür Bizans Hükümdarı Battal'ın son isteğini sorar. Battal tutsaklarca İslam dini gereğince toprağa verilmesini ister ve ölür.
Yıllar sonra Selçuklu hükümdarı Alaeddin Keykubad'ın annesi rüyasında Battal'ı görür ve ona mezarını ziyaret etmesini ve oraya bir türbe (Mesihiye kalesi) yaptırmasını söyler. Bunun üzerine yollara düşer. Bu sırada Mesihiye'de koyunlarını otlatmakta olan Kutluca Çoban koyunlarının belli bir yere geldiklerinde toprağa basmak istemediklerini görür. Bunları bir kaç gün izler ama hep aynı durum ortaya çıkar. Bir gece ağaç altında dinlenirken oraya nur indiğini görür. Gördüklerini Mesihiye Beyi'ne anlatır, o da orayı bir duvarla çevirir.
Bu sırada Ümmühan Hatun'da Mesihiye Kalesine varmıştır. Çevrede ziyaret yeri olup olmadığını araştırır Bey'de Kutluca Çoban'ın anlattıklarını, anlatır. Hatun Kutluca Çoban'ı bulur ve  bir de onu dinler. Eğer doğruysa aynı rüyayı görmesi için Tanrı'ya yakarır. Rüyayı görünce Türbeyi yapmaya karar verir. Söylenceye göre Ümmühan Hatun tek Küpesini türbe yapımında gerekebilir diye demir bir kutu içinde direklerin biri altına gömdürür.

 

Lüle Taşının bulunuşuna ilişkin söylence

Efsaneye göre Genç bir Çoban sürülerini yayarken yorulur ve bir ağacın altına oturur. Gözüne bir delik ilişir ve ağzında ak taşla bir köstebek delikten çıkmaya çalışmaktadır. Bunun ne olduğunu merak eden çoban elini deliğe sokar. İrice bir ak taş çıkarır. Elinde evirip çevirirken, çok güzel bir kıza dönüştüğünü görür, şaşırır. Dokununca kız yeniden deliğe girip kaybolur. Çoban onu bulmak için derince bir kuyu kazar. Ak taşlardan başka bir şey bulamaz sonunda kuyuda ölür.


 

Gazi Antep

Gazi Antep surlarına ilişkin söylence

Antep'in fethinden sonra şehirden ayrılan Hz. Ömer'in görevlendirdiği komutanı, Hz. Ömer'e kentin surlarla çevrilmesini söyler. Hz. Ömer:
-Antep Surla çevrilmiştir. Komutan bir şey anlayamaz ve sorar:
-Nasıl ey Emir-el Müminin?
Hz. Ömer şöyle der:
-Antep çevresinde surlarımız vardır. Beş arkadaşımızı burada şehit verdik. Sait ibni Vakkas, Ökkeş, Karaçomak, Pir Sefa, Davudu Ejder bu yörenin manevi bekçileridir. Allah şehitlerimizin mezarını düşmana çiğnetmeyecektir.
Yörede şehrin bu şehitlerce korunduğuna ve düşman tarafından çiğnenmeyeceğine inanılır.

Dülük baba söylencesi

Yavuz Sultan Selim Mısır seferine giderken şimdiki Dülük köyü yakınlarında bir derviş yolunu keser ve Padişah'a:
-Sana müjdelerim ki şu ayın şu gününde Mısır'ı alacaksın. Haydi, yolun bahtın gibi açık olsun, der.
Padişah meraklanır ve dervişe kim olduğunu sorar ve şu cevabı alır:
-Fani âlemin bir yolcusuyum. Menzilime ulaştım. Hakk’a tapılandım, beni sorma sen yoluna devam et.
Yavuz gerçekten de dervişin dediği zamanda Mısır'ı alır. Dönüşte elini öpmek için uğradığında dervişin öldüğünü görür. Ona bir türbe yaptırır.

Hacı Ayşe Hanım söylencesi

Hacı Ayşe Hanım çevrede sevilen sayılan bir kişidir. İkinci kez hacca gitmesi için durumu yoktur. Üç gece üst üste rüyasında bir ses ona "Ya Hacı Ayşe gel gel " diye seslenmektedir. Yeterli parası olmadığı halde yola çıkar. Mekke'ye gidip hacı olur, ama dönecek parası kalmaz. Medine'ye gider. Peygamberimizin sandukasının bulunduğu yerdeki parmaklıklara dayanıp ağlamaya başlar "Ya Resulallah sen çağırdın ben de geldim, nasıl getirdinse öyle gönder" diye sızlanmaktadır.

Peygamberin sandukası sarsılır ve Ayşe çok korkar, konuk olduğu eve gider, beklemeye koyulur. Bir kaç gün sonra tellallar Padişah'ın Antepli hacıları parasız göndereceğini duyurur. Böylece dileği yerine gelir ve memleketine döner.

Şeyh Fethullah söylencesi

Şeyh Fethullah halk arasında çok sevilen ve sayılan biridir. Hz. Ebubekir soyundan geldiğine inanılmaktadır. G. Antep'te yaptırdığı hamam ve cami kutsal sayılır. Türbesi adak yeridir.
Şeyh Fethullah' ın karısı bir gün hamama gider ama fakir oldukları için kendisine hiç te iyi davranılmaz. Buna çok üzülen kadın bunu kocasına anlatır. Şeyh kadına gidip kuyudan bir kova su çekmesini söyler. Kadın denileni yapar, kovanın altın dolu olduğunu görür. Şeyh kovayı boşaltıp bir kova daha çekmesini söyler. Bu kez kuyudan bir kova akrep ve çıyan çıkar, bunu da boşaltmasını isteyen Şeyh: “eğer dünya malı altına rağbet etseydin, bu akrep ve çıyanlar senin içindi." Bundan sonra kadın kuyudan çektiği suyla yıkanır.
Karısının gördüğü davranıştan çok üzülen şeyh bir hamam ve cami yaptırmaya karar verir. İşe girişilir. Çevrede yoksul bir dervişin bu işi nasıl yapacağı konuşulur, Şeyh bir taşa üfler ve taş altın olur.
İşçilere gündeliklerini postunun altından çıkarıp verir. Kötü niyetli kişiler bu altınları almak isteyince  postun altında bir siyah yılanla karşılaşır. Cami bitirilir ustalardan biri Mekke yolunda bir siyah taş gördüğünü ve taşın camiye dikilirse iyi olacağını söyler. Ertesi gün kara taşın istenen yere dikilmiş olduğunu görür.
Şeyh Fethullah hamam bittikten sonra yedi yıl bir mumla hamamı ısıtır. Karısına kötü davranan hamamın sahipleri durumu gözlemeye kalkınca mum söner ve hamam diğer hamamlar gibi ısıtılmaya başlar.


Giresun

Giresun adasına ilişkin söylence

İsrailoğuları altından Hz. Yusuf' un bir heykelini yaparlar. Mısır'dan göç edip Filistin'e vardıklarında , Musa' dan heykeli getirmesini isterler. Musa'da bir mucize ile heykeli Filistin'e getirir. Burada Fenikelilerin eline geçen heykel, Kıbrıs’a götürülür. Yunanlılar heykeli buradan alarak Olympos dağına yerleştirirler. Pers İmparatoru Dara (Dareios) Anadolu ve Yunanistan'ı ele geçirince bu heykeli Mısır'a geri verir. Bundan sonra heykel yine Fenikelilerin eline geçer. Onlar da Aretias Adası'na yerleştirilirler. Heykeli almak için Yunanlıların 40 kez adaya saldırdıkları söylenir.
Farnakes, Giresun’a egemen olunca, heykeli adadan alarak kalede bir tapınağa yerleştirir. Buraya Kufa kuyusu'ndan su bağlandığı ve kanalın Lonca' da Meryemana Tapınağı'ndaki çeşmeye açıldığına inanılır.

Seyit Vakkas söylencesi

Seyit Vakkas Peygamber soyundan gelmektedir. Söylenceye göre İslam Ordularının Giresun'u alması için bir fındıkkabuğuyla denizleri aşarak Giresun'a gelmiştir. Orduyu da günlerce bir fındık içi ile beslemiştir.
Tarihi kaynaklarda Bu isimde birisinin Giresun'un Rum Pontus İmparatorluğundan alınması sırasında birçok yararlılıklar gösterdiği anlatılmaktadır.

Şebinkarahisar Kalesi'ne ilişkin söylence

Uzun süre Şehrin kalesini kuşatıp teslim olmalarını bekleyen düşman orduları nı yanıltmak için  kuşatma altında kalan kale komutanı,  kaledeki kireç taşlarının öğütülüp kaleden aşağı savrulmasını ister. Dediği yapılır. Kale burçlarından savrulan beyaz tozları gören düşman nedir diye araştırılmasını ister.. Yapılan araştırmalarda kaleden atılanların depolarda çürümeye yüz tutmuş iaşeler olduğu söylenir. Bunun üzerine düşman kuşatmayı kaldırır ve çekilir.

Sağrak Göl'e ilişkin söylence

Şebinkarahisar kalesi üzerinde Sağrak Göl denilen bir göl vardır. Her gün çok güzel bir kız, buraya su almaya gider. Bir gün ayağı kayar ve suya düşer, günlerce aranır fakat  bulunamaz. Yası tutulur, mevlitleri okunur. Ama bir kaç gün sonra kaleden 1 km uzaklıkta ve 700 metre aşağıdaki Çatal  Göl'den sapasağlam çıkar.
Söylenceye göre kız o kadar güzeldir ki sular bile onu boğmaya kıyamamıştır.

Yaşmaklı ağaç söylencesi

Giresun'un Tirebolu -Güce nahiyesinde söylenegelen efsaneye göre Her yaz başı havaların ısınmasıyla köylüler sürülerini eşyalarını alıp yaylalara çıkarlar. Bu çıkışlar uzun sürdüğü için yollarda han adı verilen konaklama yerleri vardır. Buralarda halk geceye kalınca konaklar sabahleyin yola devam edermiş. Yine bir yaz başı köylüler yaylaya çıkarken uzun yolda vakit geçer akşam olur bir handa mola  verirler. Gece herkes yatmaya çekilir ve istirahatini yapar. Sabah namaz vakti kadının biri namaz kılmak için dışarı çıkar ve bütün ağaçların secdeye kapanmış olduğunu görür. İçeriye girip haber verirse insanları kaldırıncaya kadar secdenin biteceğini anlatsa insanların inanmayacağını düşünür ve aklına, başında bulunan yaşmağın bir ağacın ulaşılamayacak en ince tepesine bağlanması gelir ve düşündüğünü yapar.

Sabahleyin insanlara gördüklerini anlatınca kimse inanmak istemez o da delil olarak başındaki yaşmağı bağladığı ağacın tepesini gösterir. Bundan sonra yörenin adı Yaşmaklı Ağaç başı olarak kalır.

Evliya Tepesine ilişkin söylence

Büyük ihtimalle Çepni Türklerinden kalma bir gelenek olarak anlatılan Söylenceye göre; tepede bir ermişin mezarı vardır.

Tepe ismini bu Ermişin mezarından almaktaymış. Buraya bir dileği olan gençler gelip dilek tutarak bez parçaları bağlarlarmış. Kim bir dilek tutarak ağacın dallarına bez bağlarsa ermiş kişinin vasıtası ile bu dileği gerçekleşirmiş.

Gelenek günümüze kadar hala devam etmektedir. 

 

Gelin Kayası söylencesi

Giresun ‘un merkezine yakın bir mevkiide bulunan Mesudiye Köyü ‘nün Taşhan bölgesinde Kemaliye Yolu üzerinde bulunan Gelin Kayası, çok imkânsız bir duruşa sahip.

Metrelerce yükseklikte, bebeğini sırtında taşıyan bir kadın görünümünde olan Gelin Kayası , adını da bu benzerliğin getirdiği efsaneden alıyor;

Güzeller güzeli genç bir kız, görücü usulü ile sevmediği bir erkek ile evlendirilmek isteniyormuş. Anne ve babasına karşı çok saygılı olan iyi kalpli kız buna itiraz edebilecek durumda değilmiş. İçten içe köyün başka bir delikanlısı ile hayatını birleştirmek, onunla evlenmek istiyormuş. Ama bunu ailesi ile paylaşmaktan da sıkılıyormuş, biraz da babadan korkuyormuş. Tanımadığı, sevmediği bir erkeğe verilmesine engel olamamış. Düğün tarihi gelmiş çatmış ve nihayet koca evine gelin olarak yolcu edilmiş. Gelin alayı önünde giden at üzerinde götürülürken içinden Allah’a dua edip yalvarmış: “-Allah’ım, beni kötü koca eline düşürme, taş et dondur” demiş. İyi kalpli gelinin duası kabul olmuş ve gelin alayının önünde, at üstünde taş oluvermiş.
Kaynak: 
http://www.giresunblog.com/gelin-kayasi-efsanesi/#ixzz4nUft3Rdz

Gümüşhane

Dikmetaş söylencesi

Bayburt Çaykara yolu üzerinde buğdaylı (Danzut) yolunun ağzında bir Dikmetaş vardır. Yöre halkı buraya düzükar adını verir. Efsaneye göre:
Bir zamanlar bu dikme taşın yerinde bir ot yığını durmaktadır. O yıl zorlu bir kış geçiren yöre halkı çok zor durumda kalır. Hayvanları bir bir ölmektedir. Besicilerden biri, ot sahibine gider ve ot ister. Adamın gözü besicinin kızındadır. "Kızını verirsen olur" der. Besici eve döner durumu kızına anlatır. Kız, babasının çok güç durumda olmasa böyle bir şey istemeyeceğini bildiğinden çaresiz razı olur ama içinden de

Estir kaba yel estir
Bu gün dağlara destur
Gâvurun yığının
Sabahınan taş kestir. Diye beddua eder.


O gece bir güney yeli karları eritir ve çevreyi otlar bürür. Ot sahibinin yığını da taşlara döner.
Taşa yakından bakanlar onu ot yığınına benzetmesi bu olayın delili olarak gösterilir.

Hakkâri

Dım dım söylencesi

İran'ın kuzeyinde yaşayan Han avden adlı Şahın Hakkârili bir kâhyası vardır. Şah becerikli ve dürüst kâhyasını çok sevmektedir.

Bir gün kırk kişilik bir haydut çetesi, şahın çiftliğini basar, talan etmek ister. Kâhya çetedekilerin otuzunu öldürür, ama bir saldırganın kılıç vuruşuyla sol eli kopar. Şah altın bir el yaptırarak onu ödüllendirir.

Günlerden bir gün çiftliği dolaşmaya çıkan kâhya, çobanın yanına varır. Öyle yorulmuştur ki, sunulan taze sütü içemeden uyuya kalır. Kavalı süt çanağının üzerine koymuştur. Rüyasında ak bir deniz üzerinden geçerek define bulduğunu görür. Uyanır bu sırada sarı bir sinek kavalın içinden geçerek korudaki mağaraya girmektedir. Düşünü hatırlayıp o da mağaraya girer. Büyük bir define bulur. Mağaranın ağzını örtüp Şah'a varır haber verir. Kendisine bir manda derisi kadar toprak bağışlanmasını ister.

Dileği kabul edilir o da bir manda derisini ince ince kıyarak bir yumak oluşturur. Mağaranın  bulunduğu alanı bununla çevirir. Çevirdiği yerler kendisinin olmuştur. Defineyi çıkarıp mağaranın olduğu yere büyük bir  kale yaptırır. Artık "Altın Elli Han" diye anılır. Dım dım adı verilen bu kalenin İran'ın kuzeyinde günümüzde de ayakta olduğu söylenir.

Mümine söylencesi

Yüksekova'da yaşayan bir ağanın yedi oğlu ve dillere destan çok güzel bir kızı vardır. Kızın adı mümin’edir. Babası kızı bir ağa oğluyla evlendirmek istemektedir. Ama kız amcasının oğlu Ahmet'i sevmektedir.
Mümine bir gün koyun sağıcılarıyla ağıla gider. Yeni doğmuş bir kuzu getirilir. Kuzunun anası ölmüştür. Mümine kuzuyu, anasız babasız Ahmet' benzetir. Onu çobandan ister. Mümine ana yoksunluğu duymasın diye kuzuyu emzirir. Göğsünden süt gelmeye başlar.
Ağanın hizmetkârlarından biri, Mümine' yi isteyen ağanın adamlarından biridir. Kızı gözler, olanları görünce ağa oğluna "Mümine' nin Ahmet'ten çocuğu olmuş, çocuğu gizlemiş kuzuyu emziriyor" der. Ağa oğlu da durumu Mümine' nin babasına duyurur. Ağa çok kızar. Mu Mine’nin cezalandırılmasını buyurur. Yedikardeş onu bir atın arkasına bağlayıp sürer.
Bu sırada kötü bir düş gören Ahmet Mümine 'nin zor durumda olduğunu anlar. Kızın yanından hiç ayrılmayan kır tay gelir. Ahmet’e Mümine’ nin yerini gösterir. Ahmet'te onu kurtarır. Kardeşleri öldüğünü sanarak onu bırakıp gitmişlerdir. İki sevgili başka bir yere göç eder. Ama burada da rahat edemezler. Gittikleri yerin Beyoğlu Mümine' ye göz koyar. Gençlere etmedik kötülük bırakmaz.
Sonunda Mümine doğururken ölür, acısına dayanamayıp Ahmet'te canına kıyar.

 

Hatay 

Lokman Hekim'e ilişkin söylence

Tüm bitkilerin dilinden anlayan Lokman hekimde her derde deva bir ilaçları anlatan bir kitap vardır."Hikmet-ül Lokman" adlı bu kitap la Davut Peygamber hastaları iyileştirmiştir. Kitap Danyal Peygamber eliyle Babil'e geçmiş Orada Aristoteles onu Grekçe' ye çevirmiştir. Harun Reşit döneminde ise Arapça çevirisi yapılmış o günden sonra ise halk hekimlerinin elinde bir başvuru kaynağı olmuştur. Günümüze değin süren bu kaynak günümüzde aslı gibi  değildir.
Efsaneye göre Lokman Hekim iyice yaşlanmıştır. Günün birinde ölüme çare olacak otu bulmak için bir kayığa biner. Kitabı da yanındadır. Asi ırmağı üzerinde ağır ağır giderken bir adam belirir ve seslenir:


-Lokman bu yaşta tek başına nereye?
-Ölüme çare bulmaya
-Ölüme çare var mıdır?
-Yoktur belki ama aramakta mı yoktur?
-Bak hele şu kitaba ne kadar ömrün kaldı?
-yoksa sen Azrail misin?
-.........


Birden kayık devrilir ve Lokman boğulur. Kitap da suya düşer. Dalgalar ancak küçük bir bölümünü kıyıya ulaştırır. Diğerleri yiter kaybolur. O yıl Lokman'ın düştüğü asi ırmağı taşar ve ülkede görülmemiş bir bolluk olur. Irmağa yaşam suyu anlamına gelen asi adı verilir. Yörede o kitaptan arda kalanların günümüze ilham kaynağı olduğu söylenir.

Hıdır İlyas söylencesi

Binlerce yıl önce Samandağ'ın Hıdır Köyü'nde bir "Hayat Suyu" vardır. Bu suyu bir ejderha bekler. Her yıl bir kız kurban edilirse   sudan bir yudum verilir. Kurban edilme sırası Kral kızına gelince elleri bağlanıp ejderhanın önüne atılır. Tam ejderha onu yutarken bir çoban yetişip mızrağını saplar acıdan kıvranan ejderha bir daha vurup öldürmesi için yalvarır sa da çoban vurmaz. Ejderhada yerleri korkunç pençeleriyle yararak kaçar. Gide gide Lübnan'da ki sert kayalara çarpar bir Nehir  suyu olur ve akarak gelip Hatay'a ulaşır.
Günümüzde Asi ırmağı o ırmaktır. Aslında kızı kurtaran da Hızır a. s.dır. Halk ona Hıdır Bey adını yakıştırır ve kral kızıyla evlendirir. Yere sapladığı mızrağı da kocaman bir ağaç olur.
Günün birinde Musa Peygamber Tanrı'ya "Evrenin en akıllı adamı kimdir?" diye sorar o da Hıdır Bey'dir diye yanıtlar. Onu nasıl bulacağını sorunca da değneğini yere sapladığında büyür ağaç olur. Torbanda ki ölü balıklar canlanır, gökyüzü açıkken birden yağmur  yağarsa  bulunduğun yer iki denizi kavuşturuyorsa işte orası Hıdır'ın ülkesidir der. 
Musa torbasını tuzlu balıkla doldurup değneğini alıp yola düşer, dağ taş demez dolanır ama bir türlü aradığı ülkeyi bulamaz. Sonunda Samandağ açıklarında bir kayaya varır, yorgunluktan uyuyakalır. Uyanınca yere sapladığı değneğin büyüyüp ağaç olduğunu ve kendisini gölgelendirdiğini görür. Torbasındaki balıklar da canlanmış bir bir denize atlamaktadırlar. Gökte bulut yoktur ama sırıl sıklam ıslanmıştır. Aradığı ülkeyi bulmanın sevinciyle çevresini izlerken yanına bir balıkçı yaklaşır.
-"Hoş geldin ya Musa" der. Musa
-Hoş bulduk ben Hıdır Bey'i arıyorum, onu nasıl bulurum, diye sorar. Adam işine karışmamak soru sormamak kaydıyla onunla Hıdır'ı bulmaya karar verip yola koyulurlar.
Biraz gidince adam kıyıdaki kayıkları delmeye başlar. Musa meraklanıp nedenini sorar ama adam cevap vermez. Bu kez küçük bir çocuğu öldürür. Musa Karşı çıkar ve nedenini öğrenmek ister, ama adam gene yanıtlamaz. Asi ırmağını izleyerek yollarına devam erler. Konakladıkları her yerde bir ziyaret  yaparak ilerlerken bir köye varırlar. Balıkçı kolları sıvayıp yıkık bir duvarı onarmaya başlar. Musa dayanamayıp yine nedenini sormaya başlar. Adam dayanamayıp öfkelenir ve cevaplamaya başlar "kayıkları deldim çünkü düşman gelip almasın diye, çocuğu öldürdüm büyüyünce çok kötü bir adam olacaktı halbuki ailesi iyi insanlardı, duvarı yaptım çünkü çocuklar çok yoksul ve yetim insanlardı. Duvar altında bir gömü var büyüyünce bulup alsınlar. Bunları anlatır ve aradığın adam bendim der ve ortadan kaybolur.
Günümüzde bu buluşma yeri ziyaret yeri olarak kullanılmaktadır. Musa ve Hıdır'ın buluştukları yerde günümüzde kutsal sayılmaktadır.

Habib Neccar söylencesi

Eski zamanlarda Antakya yöresinde yaşayanlar putlara tapmaktadırlar. Tanrı onlara; Yahya, yunus, Şamun Peygamberleri gönderir. Onlar da vaazlarıyla halkı uyarıp doğru yola çağırır.

O devirde put yapımıyla geçimini sağlayan Habib Neccar adlı bir kişi dinlediklerinden etkilenir, putlara tapmaktan vazgeçer. Halk ta vaazları engellemek için elinden geleni yapar.

Bir gün, vaaz dinleyenler öfkelenir ve peygamberi öldürmeye kalkışır. Tam bu sırada yetişen Habib Neccar halkı uyarmaya çalışır. İyice çılgına dönenler  Habib Neccar'ın başını keserler Habib başını koltuğunun altına alarak şimdiki Habib Neccar camisinin bulunduğu yere gelir burada düşer. Kimilerine göre ise üç gün üç gece başı koltuğunda şehirde dolaşıp Kur'an okur.

  


,,

 

Sözleşmeli öğretmenlik

turk egitim sen

Mersin 1 no’lu şube, veliler tarafından darp edilen öğretmenler için basın açıklaması yaptı.

Mersin Akdeniz Güney Ortaokulu'nda veliler tarafından darp edilen öğretmenlerimize sahip çıkmak ve son zamanlarda eğitim çalışanlarına karşı gerçekleştirilen şiddet olaylarına dikkat çekmek ve kınamak için Türk Eğitim Sen yöneticileri, Türkiye Kamu Sen in diğer iş kollarındaki yöneticileri  ve üyeleriyle beraber basın açıklaması yaptı.  Devamı

Eğitim kovayı doldurmak değil

egitim bir senDenetim, kadavraya otopsi değil, hayata koruyucu hekimlik yapmaktır

Bir medeniyetin insanlığa olan faydasının, onun eğitim alanındaki başarısıyla ölçülmeye başlandığı günümüzde, neredeyse tüm toplumlar devletler eliyle eğitim sistemlerini daha nitelikli, daha etkili ve daha iyi hâle getirmek gayretindedir. Eğitimde kalite, öğretmenlik mesleğinin niteliği ve itibarı, fırsat ve imkân eşitliği, Devamı

 

,,,

 

Lütfen Paylaşalım

 

web servis

site ekle site ekle

Eğitim öğretim yılı

egitim is

Yargı Kararını Verdi: Eğitim Kamusal Bir Hizmettir ve Kamu Eliyle Yürütülmelidir

Hizmet Vakfı İle Milli Eğitim Bakanlığı Arasında İmzalanan Protokolün Yürütmesi Durduruldu 

Milli Eğitim Bakanlığı ile Hizmet Vakfı Arasında Değerler Eğitimi Verilmesine Dair 15.07.2014 tarihli işbirliği protokolünün değişiklikler ve ilaveler yapılarak 15.07.2017 tarihinden geçerli olmak üzere üç yıl süreyle uzatılmasına ilişkin Devamı

Minnetle anıyoruz

turk egitim sen

Meb’i kim yönetiyor?

Yönetici Görevlendirme sınavının ÖSYM tarafından  yapılacağı duyurulmuş  Milli Eğitim Bakanlığı, geçen ay yönetici atama takvimini yayınlamış, üç gün sonra geri çekmiş idi. Fakat bugün takvim aynı şekliyle tekrar yayınlandı. Madem aynen yayınlanacaktı, takvimin geri çekilmesinin hikmeti ne idi? Ne yapılmaya çalışılıyor? Devamı

 

Kotanlı: üniversitelerde torpil ve ayrımcılığa son verilsin

 

Üniversitelerde çalışan idari personelin torpil ve sendikal kayırmacılıktan müthiş derecede rahatsız olduğunu; üniversitelerde görev yapan eğitim ordusunun gizli kahramanları olan idari personelin; başta ekonomik ve özlük olmak üzere, mesleki ve demokratik sorunlarının iyice arttığını söyledi.”Daha öncede yaptığımız açıklamada dile getirdiğimiz gibi üniversitelerimizin rektör ve dekanlarına çağrıda bulunuyorum, üniversitelerde çalışan idari personelin taleplerine kulaklarınızı tıkamayın sendikal ayrımcılık yapmayın. Devamı için