foto1 foto2 foto3 foto4 foto5


Okul Yolu
Bir Eğitim Sitesi

Okul Yolu

İdareci Öğretmen ve Öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi

Tasfiye Amaçlanıyor!

egitim sen

Eğitim Emekçilerine Yönelik Her Türlü Yasa Dışı Müdahalenin Karşısındayız

Bugün, yargıyı kuşatan siyasi iktidar tarafından hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü kavramları alabildiğine zedelenmektedir. AKP iktidarının toplumu kutuplaştırıcı, öfke empoze eden politikaları ve eğitimcileri itibarsızlaştırma hamleleri, maalesef her geçen gün meyvesini vermektedir. Devamı

,

 

Makale Dizini

Giresun

Giresun adasına ilişkin söylence

İsrailoğuları altından Hz. Yusuf' un bir heykelini yaparlar. Mısır'dan göç edip Filistin'e vardıklarında , Musa' dan heykeli getirmesini isterler. Musa'da bir mucize ile heykeli Filistin'e getirir. Burada Fenikelilerin eline geçen heykel, Kıbrıs’a götürülür. Yunanlılar heykeli buradan alarak Olympos dağına yerleştirirler. Pers İmparatoru Dara (Dareios) Anadolu ve Yunanistan'ı ele geçirince bu heykeli Mısır'a geri verir. Bundan sonra heykel yine Fenikelilerin eline geçer. Onlar da Aretias Adası'na yerleştirilirler. Heykeli almak için Yunanlıların 40 kez adaya saldırdıkları söylenir.
Farnakes, Giresun’a egemen olunca, heykeli adadan alarak kalede bir tapınağa yerleştirir. Buraya Kufa kuyusu'ndan su bağlandığı ve kanalın Lonca' da Meryemana Tapınağı'ndaki çeşmeye açıldığına inanılır.

Seyit Vakkas söylencesi

Seyit Vakkas Peygamber soyundan gelmektedir. Söylenceye göre İslam Ordularının Giresun'u alması için bir fındıkkabuğuyla denizleri aşarak Giresun'a gelmiştir. Orduyu da günlerce bir fındık içi ile beslemiştir.
Tarihi kaynaklarda Bu isimde birisinin Giresun'un Rum Pontus İmparatorluğundan alınması sırasında birçok yararlılıklar gösterdiği anlatılmaktadır.

Şebinkarahisar Kalesi'ne ilişkin söylence

Uzun süre Şehrin kalesini kuşatıp teslim olmalarını bekleyen düşman orduları nı yanıltmak için  kuşatma altında kalan kale komutanı,  kaledeki kireç taşlarının öğütülüp kaleden aşağı savrulmasını ister. Dediği yapılır. Kale burçlarından savrulan beyaz tozları gören düşman nedir diye araştırılmasını ister.. Yapılan araştırmalarda kaleden atılanların depolarda çürümeye yüz tutmuş iaşeler olduğu söylenir. Bunun üzerine düşman kuşatmayı kaldırır ve çekilir.

Sağrak Göl'e ilişkin söylence

Şebinkarahisar kalesi üzerinde Sağrak Göl denilen bir göl vardır. Her gün çok güzel bir kız, buraya su almaya gider. Bir gün ayağı kayar ve suya düşer, günlerce aranır fakat  bulunamaz. Yası tutulur, mevlitleri okunur. Ama bir kaç gün sonra kaleden 1 km uzaklıkta ve 700 metre aşağıdaki Çatal  Göl'den sapasağlam çıkar.
Söylenceye göre kız o kadar güzeldir ki sular bile onu boğmaya kıyamamıştır.

Yaşmaklı ağaç söylencesi

Giresun'un Tirebolu -Güce nahiyesinde söylenegelen efsaneye göre Her yaz başı havaların ısınmasıyla köylüler sürülerini eşyalarını alıp yaylalara çıkarlar. Bu çıkışlar uzun sürdüğü için yollarda han adı verilen konaklama yerleri vardır. Buralarda halk geceye kalınca konaklar sabahleyin yola devam edermiş. Yine bir yaz başı köylüler yaylaya çıkarken uzun yolda vakit geçer akşam olur bir handa mola  verirler. Gece herkes yatmaya çekilir ve istirahatini yapar. Sabah namaz vakti kadının biri namaz kılmak için dışarı çıkar ve bütün ağaçların secdeye kapanmış olduğunu görür. İçeriye girip haber verirse insanları kaldırıncaya kadar secdenin biteceğini anlatsa insanların inanmayacağını düşünür ve aklına, başında bulunan yaşmağın bir ağacın ulaşılamayacak en ince tepesine bağlanması gelir ve düşündüğünü yapar.

Sabahleyin insanlara gördüklerini anlatınca kimse inanmak istemez o da delil olarak başındaki yaşmağı bağladığı ağacın tepesini gösterir. Bundan sonra yörenin adı Yaşmaklı Ağaç başı olarak kalır.

Evliya Tepesine ilişkin söylence

Büyük ihtimalle Çepni Türklerinden kalma bir gelenek olarak anlatılan Söylenceye göre; tepede bir ermişin mezarı vardır.

Tepe ismini bu Ermişin mezarından almaktaymış. Buraya bir dileği olan gençler gelip dilek tutarak bez parçaları bağlarlarmış. Kim bir dilek tutarak ağacın dallarına bez bağlarsa ermiş kişinin vasıtası ile bu dileği gerçekleşirmiş.

Gelenek günümüze kadar hala devam etmektedir. 

 

Gelin Kayası söylencesi

Giresun ‘un merkezine yakın bir mevkiide bulunan Mesudiye Köyü ‘nün Taşhan bölgesinde Kemaliye Yolu üzerinde bulunan Gelin Kayası, çok imkânsız bir duruşa sahip.

Metrelerce yükseklikte, bebeğini sırtında taşıyan bir kadın görünümünde olan Gelin Kayası , adını da bu benzerliğin getirdiği efsaneden alıyor;

Güzeller güzeli genç bir kız, görücü usulü ile sevmediği bir erkek ile evlendirilmek isteniyormuş. Anne ve babasına karşı çok saygılı olan iyi kalpli kız buna itiraz edebilecek durumda değilmiş. İçten içe köyün başka bir delikanlısı ile hayatını birleştirmek, onunla evlenmek istiyormuş. Ama bunu ailesi ile paylaşmaktan da sıkılıyormuş, biraz da babadan korkuyormuş. Tanımadığı, sevmediği bir erkeğe verilmesine engel olamamış. Düğün tarihi gelmiş çatmış ve nihayet koca evine gelin olarak yolcu edilmiş. Gelin alayı önünde giden at üzerinde götürülürken içinden Allah’a dua edip yalvarmış: “-Allah’ım, beni kötü koca eline düşürme, taş et dondur” demiş. İyi kalpli gelinin duası kabul olmuş ve gelin alayının önünde, at üstünde taş oluvermiş.
Kaynak: 
http://www.giresunblog.com/gelin-kayasi-efsanesi/#ixzz4nUft3Rdz

Gümüşhane

Dikmetaş söylencesi

Bayburt Çaykara yolu üzerinde buğdaylı (Danzut) yolunun ağzında bir Dikmetaş vardır. Yöre halkı buraya düzükar adını verir. Efsaneye göre:
Bir zamanlar bu dikme taşın yerinde bir ot yığını durmaktadır. O yıl zorlu bir kış geçiren yöre halkı çok zor durumda kalır. Hayvanları bir bir ölmektedir. Besicilerden biri, ot sahibine gider ve ot ister. Adamın gözü besicinin kızındadır. "Kızını verirsen olur" der. Besici eve döner durumu kızına anlatır. Kız, babasının çok güç durumda olmasa böyle bir şey istemeyeceğini bildiğinden çaresiz razı olur ama içinden de

Estir kaba yel estir
Bu gün dağlara destur
Gâvurun yığının
Sabahınan taş kestir. Diye beddua eder.


O gece bir güney yeli karları eritir ve çevreyi otlar bürür. Ot sahibinin yığını da taşlara döner.
Taşa yakından bakanlar onu ot yığınına benzetmesi bu olayın delili olarak gösterilir.

Hakkâri

Dım dım söylencesi

İran'ın kuzeyinde yaşayan Han avden adlı Şahın Hakkârili bir kâhyası vardır. Şah becerikli ve dürüst kâhyasını çok sevmektedir.

Bir gün kırk kişilik bir haydut çetesi, şahın çiftliğini basar, talan etmek ister. Kâhya çetedekilerin otuzunu öldürür, ama bir saldırganın kılıç vuruşuyla sol eli kopar. Şah altın bir el yaptırarak onu ödüllendirir.

Günlerden bir gün çiftliği dolaşmaya çıkan kâhya, çobanın yanına varır. Öyle yorulmuştur ki, sunulan taze sütü içemeden uyuya kalır. Kavalı süt çanağının üzerine koymuştur. Rüyasında ak bir deniz üzerinden geçerek define bulduğunu görür. Uyanır bu sırada sarı bir sinek kavalın içinden geçerek korudaki mağaraya girmektedir. Düşünü hatırlayıp o da mağaraya girer. Büyük bir define bulur. Mağaranın ağzını örtüp Şah'a varır haber verir. Kendisine bir manda derisi kadar toprak bağışlanmasını ister.

Dileği kabul edilir o da bir manda derisini ince ince kıyarak bir yumak oluşturur. Mağaranın  bulunduğu alanı bununla çevirir. Çevirdiği yerler kendisinin olmuştur. Defineyi çıkarıp mağaranın olduğu yere büyük bir  kale yaptırır. Artık "Altın Elli Han" diye anılır. Dım dım adı verilen bu kalenin İran'ın kuzeyinde günümüzde de ayakta olduğu söylenir.

Mümine söylencesi

Yüksekova'da yaşayan bir ağanın yedi oğlu ve dillere destan çok güzel bir kızı vardır. Kızın adı mümin’edir. Babası kızı bir ağa oğluyla evlendirmek istemektedir. Ama kız amcasının oğlu Ahmet'i sevmektedir.
Mümine bir gün koyun sağıcılarıyla ağıla gider. Yeni doğmuş bir kuzu getirilir. Kuzunun anası ölmüştür. Mümine kuzuyu, anasız babasız Ahmet' benzetir. Onu çobandan ister. Mümine ana yoksunluğu duymasın diye kuzuyu emzirir. Göğsünden süt gelmeye başlar.
Ağanın hizmetkârlarından biri, Mümine' yi isteyen ağanın adamlarından biridir. Kızı gözler, olanları görünce ağa oğluna "Mümine' nin Ahmet'ten çocuğu olmuş, çocuğu gizlemiş kuzuyu emziriyor" der. Ağa oğlu da durumu Mümine' nin babasına duyurur. Ağa çok kızar. Mu Mine’nin cezalandırılmasını buyurur. Yedikardeş onu bir atın arkasına bağlayıp sürer.
Bu sırada kötü bir düş gören Ahmet Mümine 'nin zor durumda olduğunu anlar. Kızın yanından hiç ayrılmayan kır tay gelir. Ahmet’e Mümine’ nin yerini gösterir. Ahmet'te onu kurtarır. Kardeşleri öldüğünü sanarak onu bırakıp gitmişlerdir. İki sevgili başka bir yere göç eder. Ama burada da rahat edemezler. Gittikleri yerin Beyoğlu Mümine' ye göz koyar. Gençlere etmedik kötülük bırakmaz.
Sonunda Mümine doğururken ölür, acısına dayanamayıp Ahmet'te canına kıyar.

 

Hatay 

Lokman Hekim'e ilişkin söylence

Tüm bitkilerin dilinden anlayan Lokman hekimde her derde deva bir ilaçları anlatan bir kitap vardır."Hikmet-ül Lokman" adlı bu kitap la Davut Peygamber hastaları iyileştirmiştir. Kitap Danyal Peygamber eliyle Babil'e geçmiş Orada Aristoteles onu Grekçe' ye çevirmiştir. Harun Reşit döneminde ise Arapça çevirisi yapılmış o günden sonra ise halk hekimlerinin elinde bir başvuru kaynağı olmuştur. Günümüze değin süren bu kaynak günümüzde aslı gibi  değildir.
Efsaneye göre Lokman Hekim iyice yaşlanmıştır. Günün birinde ölüme çare olacak otu bulmak için bir kayığa biner. Kitabı da yanındadır. Asi ırmağı üzerinde ağır ağır giderken bir adam belirir ve seslenir:


-Lokman bu yaşta tek başına nereye?
-Ölüme çare bulmaya
-Ölüme çare var mıdır?
-Yoktur belki ama aramakta mı yoktur?
-Bak hele şu kitaba ne kadar ömrün kaldı?
-yoksa sen Azrail misin?
-.........


Birden kayık devrilir ve Lokman boğulur. Kitap da suya düşer. Dalgalar ancak küçük bir bölümünü kıyıya ulaştırır. Diğerleri yiter kaybolur. O yıl Lokman'ın düştüğü asi ırmağı taşar ve ülkede görülmemiş bir bolluk olur. Irmağa yaşam suyu anlamına gelen asi adı verilir. Yörede o kitaptan arda kalanların günümüze ilham kaynağı olduğu söylenir.

Hıdır İlyas söylencesi

Binlerce yıl önce Samandağ'ın Hıdır Köyü'nde bir "Hayat Suyu" vardır. Bu suyu bir ejderha bekler. Her yıl bir kız kurban edilirse   sudan bir yudum verilir. Kurban edilme sırası Kral kızına gelince elleri bağlanıp ejderhanın önüne atılır. Tam ejderha onu yutarken bir çoban yetişip mızrağını saplar acıdan kıvranan ejderha bir daha vurup öldürmesi için yalvarır sa da çoban vurmaz. Ejderhada yerleri korkunç pençeleriyle yararak kaçar. Gide gide Lübnan'da ki sert kayalara çarpar bir Nehir  suyu olur ve akarak gelip Hatay'a ulaşır.
Günümüzde Asi ırmağı o ırmaktır. Aslında kızı kurtaran da Hızır a. s.dır. Halk ona Hıdır Bey adını yakıştırır ve kral kızıyla evlendirir. Yere sapladığı mızrağı da kocaman bir ağaç olur.
Günün birinde Musa Peygamber Tanrı'ya "Evrenin en akıllı adamı kimdir?" diye sorar o da Hıdır Bey'dir diye yanıtlar. Onu nasıl bulacağını sorunca da değneğini yere sapladığında büyür ağaç olur. Torbanda ki ölü balıklar canlanır, gökyüzü açıkken birden yağmur  yağarsa  bulunduğun yer iki denizi kavuşturuyorsa işte orası Hıdır'ın ülkesidir der. 
Musa torbasını tuzlu balıkla doldurup değneğini alıp yola düşer, dağ taş demez dolanır ama bir türlü aradığı ülkeyi bulamaz. Sonunda Samandağ açıklarında bir kayaya varır, yorgunluktan uyuyakalır. Uyanınca yere sapladığı değneğin büyüyüp ağaç olduğunu ve kendisini gölgelendirdiğini görür. Torbasındaki balıklar da canlanmış bir bir denize atlamaktadırlar. Gökte bulut yoktur ama sırıl sıklam ıslanmıştır. Aradığı ülkeyi bulmanın sevinciyle çevresini izlerken yanına bir balıkçı yaklaşır.
-"Hoş geldin ya Musa" der. Musa
-Hoş bulduk ben Hıdır Bey'i arıyorum, onu nasıl bulurum, diye sorar. Adam işine karışmamak soru sormamak kaydıyla onunla Hıdır'ı bulmaya karar verip yola koyulurlar.
Biraz gidince adam kıyıdaki kayıkları delmeye başlar. Musa meraklanıp nedenini sorar ama adam cevap vermez. Bu kez küçük bir çocuğu öldürür. Musa Karşı çıkar ve nedenini öğrenmek ister, ama adam gene yanıtlamaz. Asi ırmağını izleyerek yollarına devam erler. Konakladıkları her yerde bir ziyaret  yaparak ilerlerken bir köye varırlar. Balıkçı kolları sıvayıp yıkık bir duvarı onarmaya başlar. Musa dayanamayıp yine nedenini sormaya başlar. Adam dayanamayıp öfkelenir ve cevaplamaya başlar "kayıkları deldim çünkü düşman gelip almasın diye, çocuğu öldürdüm büyüyünce çok kötü bir adam olacaktı halbuki ailesi iyi insanlardı, duvarı yaptım çünkü çocuklar çok yoksul ve yetim insanlardı. Duvar altında bir gömü var büyüyünce bulup alsınlar. Bunları anlatır ve aradığın adam bendim der ve ortadan kaybolur.
Günümüzde bu buluşma yeri ziyaret yeri olarak kullanılmaktadır. Musa ve Hıdır'ın buluştukları yerde günümüzde kutsal sayılmaktadır.

Habib Neccar söylencesi

Eski zamanlarda Antakya yöresinde yaşayanlar putlara tapmaktadırlar. Tanrı onlara; Yahya, yunus, Şamun Peygamberleri gönderir. Onlar da vaazlarıyla halkı uyarıp doğru yola çağırır.

O devirde put yapımıyla geçimini sağlayan Habib Neccar adlı bir kişi dinlediklerinden etkilenir, putlara tapmaktan vazgeçer. Halk ta vaazları engellemek için elinden geleni yapar.

Bir gün, vaaz dinleyenler öfkelenir ve peygamberi öldürmeye kalkışır. Tam bu sırada yetişen Habib Neccar halkı uyarmaya çalışır. İyice çılgına dönenler  Habib Neccar'ın başını keserler Habib başını koltuğunun altına alarak şimdiki Habib Neccar camisinin bulunduğu yere gelir burada düşer. Kimilerine göre ise üç gün üç gece başı koltuğunda şehirde dolaşıp Kur'an okur.

  


,,

 

Sözleşmeli öğretmenlik

turk egitim sen

Mersin 1 no’lu şube, veliler tarafından darp edilen öğretmenler için basın açıklaması yaptı.

Mersin Akdeniz Güney Ortaokulu'nda veliler tarafından darp edilen öğretmenlerimize sahip çıkmak ve son zamanlarda eğitim çalışanlarına karşı gerçekleştirilen şiddet olaylarına dikkat çekmek ve kınamak için Türk Eğitim Sen yöneticileri, Türkiye Kamu Sen in diğer iş kollarındaki yöneticileri  ve üyeleriyle beraber basın açıklaması yaptı.  Devamı

Eğitim kovayı doldurmak değil

egitim bir senDenetim, kadavraya otopsi değil, hayata koruyucu hekimlik yapmaktır

Bir medeniyetin insanlığa olan faydasının, onun eğitim alanındaki başarısıyla ölçülmeye başlandığı günümüzde, neredeyse tüm toplumlar devletler eliyle eğitim sistemlerini daha nitelikli, daha etkili ve daha iyi hâle getirmek gayretindedir. Eğitimde kalite, öğretmenlik mesleğinin niteliği ve itibarı, fırsat ve imkân eşitliği, Devamı

 

,,,

 

Lütfen Paylaşalım

 

web servis

site ekle site ekle

Eğitim öğretim yılı

egitim is

Yargı Kararını Verdi: Eğitim Kamusal Bir Hizmettir ve Kamu Eliyle Yürütülmelidir

Hizmet Vakfı İle Milli Eğitim Bakanlığı Arasında İmzalanan Protokolün Yürütmesi Durduruldu 

Milli Eğitim Bakanlığı ile Hizmet Vakfı Arasında Değerler Eğitimi Verilmesine Dair 15.07.2014 tarihli işbirliği protokolünün değişiklikler ve ilaveler yapılarak 15.07.2017 tarihinden geçerli olmak üzere üç yıl süreyle uzatılmasına ilişkin Devamı

Minnetle anıyoruz

turk egitim sen

Meb’i kim yönetiyor?

Yönetici Görevlendirme sınavının ÖSYM tarafından  yapılacağı duyurulmuş  Milli Eğitim Bakanlığı, geçen ay yönetici atama takvimini yayınlamış, üç gün sonra geri çekmiş idi. Fakat bugün takvim aynı şekliyle tekrar yayınlandı. Madem aynen yayınlanacaktı, takvimin geri çekilmesinin hikmeti ne idi? Ne yapılmaya çalışılıyor? Devamı

 

Kotanlı: üniversitelerde torpil ve ayrımcılığa son verilsin

 

Üniversitelerde çalışan idari personelin torpil ve sendikal kayırmacılıktan müthiş derecede rahatsız olduğunu; üniversitelerde görev yapan eğitim ordusunun gizli kahramanları olan idari personelin; başta ekonomik ve özlük olmak üzere, mesleki ve demokratik sorunlarının iyice arttığını söyledi.”Daha öncede yaptığımız açıklamada dile getirdiğimiz gibi üniversitelerimizin rektör ve dekanlarına çağrıda bulunuyorum, üniversitelerde çalışan idari personelin taleplerine kulaklarınızı tıkamayın sendikal ayrımcılık yapmayın. Devamı için