foto1
İdareci öğretmen ve öğrenciler için belge dokuman evrak
foto1
MEB tüm mevzuat genelge kanun tüzük yönetmelik
foto1
Güçlü bir hafıza ve zekamızı geliştirmek için neler yapmalıyız
foto1
Okulda sınıfta oynanabilecek çocuk oyunları Çevre doğa haberleri
foto1
Tebliğler dergisi MEB Tüm Mevzuat son çıkan yönetmelikler
Güçlü hafıza neyle bağlantılı? Zaman yönetimi MEB Yangın yönergesi Uyku başarı nedeni fiziksel cezanın etkisi Son çıkan yönetmelikler MEB Tüm mevzuat Olaylar ve insanlar Sağlıklı yaşam için Trafik işaret ve levhaları Tebliğler Dergisi Mevzuat bilgi sistemi Büyük Türk Tarihi Verimli Ders çalışma Özgüven ve farkındalık Eğitimde motivasyon Eğitimde farkındalık.Read More...

Okul Yolu

İdareci Öğretmen ve öğrenciler için bir Eğitim Sitesi

Dünyayı Değiştirir!

egitim senBir Öğretmen Dünyayı Değiştirir! Ders Verme Sırası Bizde…

2018-2019 eğitim öğretim yılı bugün başladı. Eğitim Sen olarak ülkenin her yerinde, okullarımızda tüm Devamı

,

 


Trabzon

Kentin Alınışına ilişkin söylence

Fatih Trabzon'a gelir, Pontus kralı David, Fatih’e karşı koyamayacağını anlar. Kenti kurtarmanın yollarını arar. En akıllı adamlarına tanışır. Fatih’e şöyle bir öneri yapılmasına karar verilir. “Kentin dışında, kıyıda Ayasofya Kilisesi'yle Kule arasında bir zincir gerilidir. Fatih'in her zaman öğündüğü topçuları bu zinciri kırk atışta koparabilirlerse kent hiçbir direnme olmaksızın teslim olacaktır. Koparamazlarsa ordular geri çekileceklerdir.

Fatih düşünür taşınır öneriyi kabul eder. Topçular hazırlanır. Atışlar başlar. En iyi nişancılar bile, zinciri koparamaz. Sıra son atıştadır. Fatih: "Kendine güvenen varsa geçsin topun başına " der kimse göze alamaz.

Derken top birden ateşlenir. Atışı yapan Hoşoğlan adında çelimsiz bir yeniçeridir. Huzura getirilir, Fatih topçu olup olmadığını sorar.; olumsuz cevap alınca da öfkelenip başını vurdurur o anda tepelerden bir çığlık yükselir.: “Zincir koptu kent teslim oluyor" Ortalık bir anda karışır. Ordu çığ gibi kente akmaya başlar. Hoşoğlan da kesik başı koltuğunun altında en önde koşmaktadır. İlk coşku geçip de Hoşoğlan' ın farkına varıldığında olduğu yere düşer, ölür ve öldüğü yere bir türbe yaptırılır.

Delicebal Söylencesi

Onbinler zorlu bir yolculuktan sonra Trabzon önlerine gelirler. Maçka - Gümüşhane arasında ki dağlardan geçerken ağaçlardan bal damladığını görürler. Askerlerin çoğu üşüşüp baldan yiyince ya uykuya dalar yada deli olurlar, Aradan saatler geçer fakat uyanamazlar. Onları gören yerliler üzerlerinde ne varsa alırlar. Ayılanları da bir güzel döverler. Askerlerde ayık olanları kıyıya doğru kaçmaya başlarlar.

Sonunda balın Maçka'da Meryemana Dağları'nda yetişen zifin "Zafinos" adlı çalımsız bir bitkiden toplandığı anlaşılır. Ayılanlar da bir süre deli gibi dolaştıklarından bu balın adına "Delibal" adı verilir. Günümüzde yaban arısı balı da denilen bu baldan çok yiyenlerde çeşitli delilikler uyuşukluklar sarhoşluklar görülür ki buna bal tutması denir.

Sesli Kayalar Söylencesi

lV. Murat Bağdat seferinden dönerken Sümela Manastırı karşısındaki sesli kayalar denilen yerden geçerken ayak seslerinin kayaların sayısınca yansıdığını duyar. Durup aşağı bakınca 300 m yüksekliğindeki  bir kaya oyuğuna yapılmış Sümela Manastırı'nı görür. Yerlilerden burasının kutsal Sümela (Meryemana) manastırı olduğunu, içinde Hıristiyan keşişlerin barındığını uçan kuştan gayrsının giremediğini öğrenir. Çok kızar. Manastırın topa tutulmasını buyurur. Ancak atılan toplar Manastıra değmez. Yanlarından geçip gider. Bunu gören lV. Murat Manastırın kutsallığına inanır. Oraya kimsenin dokunmamasını buyurur.

Hıdrellez söylencesi

Yörede yaygın olan bir inanışa göre hıdrellezde çalışmak haramdır. Çalışanlar Belli bir  saatte iş başında yakalanırlarsa mutlaka yaptıkları işe göre cezalandırılırlar. Söylenceye göre Hıdrellez günü bir ailenin fertleri  tarlaya çift sürmeye giderler Anneleri tarlaya ekin atmakta oğulları ise öküzleri ile tarlayı sürmektedir. Hepsi oldukları yerde çifte karışır ve yerlerinde birer ağaç biter Rişk yaylasında bulunan ormanda ağaçların arasında kocaman taşlık bir alan vardır Tamamen boş olan bu alanda  önde bir  ağaç ekin atan anneyi arkadaki iki ağaç çit süren çocukları onların arkasındaki ağaçlarda öküzlerini gösterirmiş.

Sümela Manastırı’nın inşası ve efsaneleri

Kiliseyle ilgili efsaneler

Karadenizli Rumların arasında anlatılan bir efsaneye göre Atinalı Barnabas ve Sophronios isimli iki keşiş bir rüya görür ve Sümela’ya doğru yola çıkarlar. Burada Bakire Meryem ikonunu görürler ve bu mağarayı bir kiliseye çevirmek isterler. Mağarayı daha da derine doğru kazarak ve yüzeyleri düzleştirerek ufak bir kilise inşa etmişlerdir. Ardından küçük bir şapel de eklenmiştir. Bu kilise manastırın temelini oluşturmuştur.

Yine efsaneye göre Hz. İsa’nın havarilerinden Aziz Luka bir ikon yapmıştır ve ölümünün ardından bu ikon Atina’ya gönderilmiştir. Ancak Theodosius I’in hükümdarlığı esnasında ikon Atina’da ayrılmak istemiştir ve melekler ikonu Trabzon’daki mağaraya getirmiştir. İkonun oldukça eski ve mucizevi bir yapı olduğuna inanılmaktadır.

İnanışa göre manastırın ortasında kutsal bir havuz vardı ve 30-40 metre yükseklikten aşağıya dökülen suların mucize etkisi olduğuna inanılırdı. Sadece Hıristiyanlar değil Müslümanlar da Meryem Ana’nın insanlara sağlık getirdiğine inanmaktaydı. Bu nedenle yüzlerce yıl boyunca her iki dine de inananlar sağlık bulmak için buraya gelmiştir.

http://tatil.milliyet.com.tr/sumela-manastiri-nin-insasi-ve-efsaneleri/icemtour/altgalerihaber/20.12.2011/1478129/default.htm?PAGE=1alınmıştır


Tunceli

Munzur Söylencesi

Bir zamanlar Ovacık'ın Ziyaret köyünde bir ağa yaşamaktadır. Ağanını Munzur adında çok güvendiği bir çobanı vardır. Munzur iyi yürekli gönül ehli bir adamdır.

Günün birinde ağa hacca gitmek ister. Munzur'u çağırıp: "Ben uzun bir yolculuğa çıkıyorum gidip dönmemek var karım senin anan kızlarım senin kardeşin malım mülküm gibi onlara iyi bak. "der ve yola düşer.

Aradan günler geçer. Bir gün Munzur, ağanın karısına varıp :"Ana helva yapta ağama götüreyim. "der. Kadın şaşırır ama bir şey demez. Herhalde canı helva istedi deyip işe koyulur. Yaptığı helvadan bir tas verir. Munzur daha büyük bir kabın doldurulmasını ister. Kadın ses çıkarmadan bir lengeri doldurup Munzur verir. Munzur helvayı kaptığı gibi ortadan kaybolur.

Bu sırada ağa namaz kılmaktadır. Selam verir Munzur'u karşında görür. Munzur lengeri bırakıp bir şey söylemeden ortadan kaybolur gider.

Aradan uzun bir zaman geçer ağa hacdan döner. Bütün köy karşılamaya çıkar. Munzur da yeni sağdığı bir tas sütle kalabalığın arasına karışır. Köyün girişinde kalabalık yanaşıp ağanın elini öpmek ister. Ağa: "Eli öpülecek kişi ben değilim Munzur'dur" der. "Bana Hacda iken evimin helvasını yedirdi. O bir ermiştir. "der. Kalabalık Munzur'a yönelir. Munzur ürküp kaçmaya başlar. Koştukça tastaki sütler yerlere saçılır. Sonunda dağın eteğinde bir kayanın önüne gelir. Kaçacak yer kalmamıştır. Elindeki tası yere atıp kuş olur kayanın kovuğuna girer kaybolur.

Elindeki tası attığı yerde süt renkli bir göl oluşur. Kayanın kovuğundan ve sütlerin yere saçıldığı yerlerden de ak köpüklü sular fışkırır. Dağa ve sulara Munzur adı verilir.

Süpürgeç dağı ile Karadağ söylencesi

Pertek ilçesinin kuzeyindeki süpürgeç dağı ile Murat ırmağının ötesindeki başı dumanlı Kara Dağ bir zamanlar aynı kıza tutkun iki delikanlıdır. Aralarında zorlu bir çekişme vardır. Yıllar geçer ikisi de kocar ama bir türlü yenişemezler. Sonunda önce sevdikleri kız, ardından da kendileri ölür. Ama aralarındaki çekişme sürer. İkisi de birer Uludağ olup birbirlerine top atmaya başlarlar. Süpürgecin attığı toplardan Karadağ'ın yüzü kapkara olur. Karadağ'ın attığı toplarsa süpürgecin tepesini uçurur. İnanışa Karadağ'ın yüzünün onca kara, süpürgeç ’in tepesinin de dümdüz olması ondandır.


Urfa

Âdem ile Havva ya ilişkin söylence

Söylenceye göre Âdem ile Havva Cennetten kovulunca ilk olarak Harran ovasında toprağa basmışlardır.

Ova o vakitlerde yeşillik kuş cıvıltıları olan ve çiçeklerle dolu bir yermiş. Adem ile Havva bir süre bu güzelliği doyasıya izler. Bunca güzellik içinde bir tek ağacın olmayışı dikkatlerini çeker. Âdem cennetten gelirken yanına aldığı bir nar bir de gül dalını ovaya diker. Bunlar akşama kadar bir adam boyu büyür ertesi günde biri al biri de ak çiçekler açar.

Bir süre sonra karınları acıkır Âdem: "Ak gülü narı bir günde büyüten toprak beni de doyurur" der ve toprağı işlemeye karar verir. Ama ne ekeceğini  düşünürken Havva avucunu açar içinde cennetten getirdiği bir buğday tanesi vardır. Sevinçle işe koyulurlar.

Adem ak gül ağacın dalından saban yapar. Boyunduruğa koşulup toprağı sürmeye başlar. Bu yorgun iş yüzünden  bir süre sonra iyice yorulur ve kımıldayamaz hale gelir. Havva yardıma gelir ama bir süre sonra da oda yorgunluktan çalışamaz hale gelir. O yıl az ürün alırlar. Bir yıl İki yıl  derken dermanları tükenir.

Bir gün öğle sıcağında yine toprakla uğraşırken ansızın yanlarında bir sarı öküz belirir. Boynunu boyunduruğa doğru uzatır. Adem bu yorucu işten kurtulduğuna o kadar sevinir ki sarılıp öküzü gözlerinden öper. Ondan sonra her sabana koştuğunda bu işlem tekrarlanır.

İnanışa göre  Harran Ovası yeryüzünde ilk sürülen, ilk ayak basılan topraktır. Buğdayın ak gülün narın kutsallığı Cennet'ten getirilmiş olmalarındandır. Günümüzde de çiftçilerin öküzleri gözlerinden öpmeleri Adem' den kalma bir gelenektir.

Eyüp Peygamber Söylencesi

Eyüp yörede yaşayan çalışkan dürüst ahlaklı iyi yürekli ve Tanrı'nın sevgisini kazanmış bir ulu kişidir. Yedi oğlu üç kızı pek çok malı vardır. Tanrı dürüstlüğüne karşılık  malını artırmıştır.

Günün birinde şeytan Tanrı'nın huzuruna çıkar Kullarının yollarını şaşırdığını artık kendisine iman etmediklerini söyler.

Tanrı: "Kulum Eyüp'e de baktın mı? O temiz kullarımdan dır. Hiç bir zaman benim yolumdan dönmez." der. Şeytan :"Malına bir dokun istersen, bakalım şimdiki gibi iman edecek mi sana?" diye meydan okuyunca, Tanrı bir günde Eyüp'ün tüm mallarını elinden alır. Ama Eyüp'ün inancı ve davranışları değişmez. Ardından çocukları ölür. Eyüp sabır ve tevekkülle boyun eğer. Bu kez şeytan bir de canına dokunmasını ister. Eyüp'ün tüm bedeni çıbanlar içinde kalır. Dayanılmaz açılar içindedir ama yine de inancını yitirmez. Kül içinde oturup bir çömlek parçasıyla kaşınmaktadır. Durumunu görenler, bunca acıyı kendisine reva gören Tanrı'ya hala iman edecek misin dediklerinde :"Tanrı verdiği gibi alır. Verirken iman edip, alınca başkaldırmak hak mıdır?" cevabını verir.

Bu zor sınavların erdemlerini  İnancı yitirmeden çıkan Eyüp'e Tanrı Mallarını iki katıyla verir. Eyüp sağlığına kavuşur. Yeniden yedi oğul, üç kız babası olur. Söylenceye göre çilesini günümüzde Eyüp makamı diye anılan yerde tamamlamıştır. Burada yaralarına dadanan solucanlar düştükçe: “senin de bedenimde kısmetin vardır.." diye onları yerden alıp yaralarına koyduğu söylenir.

İsa'nın kutsal Mendili

Urfa'ya egemen olan yönetici deva bulmaz bir hastalığa yakalanır. Bir mektup yazıp İncil'e inandığını, Urfa’ya gelirse halkıyla birlikte kendisine iman edeceklerini İsa'ya bildirir.

İsa çok sevindiğini ama Urfa ya gelemeyeceğini söyler. Bir mendil yüzüne sürerek ziyaretçilere verir. Mendile yüzünün resmi çıkmıştır.

Elçiler Urfa'ya yarım saat kala günümüzde Eyüp Peygamber Makamı diye bilinen yerde kazayla mendili bir kuyuya düşürürler. Suyun yüzeyinde İsa'nın yüzü belirir. Binbir zorlukla çıkarılan mendil yöneticiye götürülür. Mendil sürülür sürülmez yaralar iyileşir. Kutsal sayılan mendil uzun süre saklanır. İslam dini yöreye egemen olunca Müslümanların eline geçer. Memun Bizans'la yaptığı bir savaşta yenik düşer. Barış antlaşmasında Bizanslılar, tutsakların geri verilmesi için kutsal mendilin kendilerine teslimini şart koşarlar. Mendil verilir tutsaklar geri alınır.

Mendilin düşürüldüğü kuyu Hıristiyanlarca kutsal sayılır. Her yıl dönümünde geceden oraya gelirler. Adaklar adanır, törenler yapılır. Kuyu başına yalınayak gitme gereğine inanalar çoktur. Bu yıl dönümü, inanışa göre Paskalya Yortunun yirminci günüdür.

İnanışa  göre günümüzde Peygamber'in ateşe fırlatıldığı mancınıklar olarak bilinen sütunlar, aslında bu kuyu ve mendilin anısına dikilmiş anıtlardır. Birinin altına bitmeyen altın, birinin altına bitmeyen su gömüsü yerleştirilmiştir. Biri yıkılırsa Urfa suya diğeri yıkılırsa altına gark olacaktır.

Karakoyun Deresi ve Hızmalı köprü söylencesi

Kentin güneydoğusunda yoksul bir ana oğul yaşamaktadır. Oğul kasarcı çayında kasarcılık yapmaktadır.

Günün birinde yöreye gelen bir derviş, birkaç gün delikanlıyı izledikten sonra :"Oğlum seni izledim. Görüyorum ki çalışkan  dürüst bir insansın Anladığıma göre dardasınız. Yakında ülkeme döneceğim, orası varsıl bir yerdir. İstersen sende benimle gel" der. Delikanlı anasına tanışır, kadıncağız hiç olsun oğlum yoksulluktan kurtulsun der gitmesine izin verir.

Derviş delikanlıyı tekkesine getirir ve eğitmeye başlar.

Günün birinde delikanlı çarşıda güzel bir kız görür. Ona sevdalanır. Soruşturulunca sevgilisinin Karakoyunlu Beyi'nin kızı olduğunu öğrenir. Umutsuzluktan yemekten içmekten kesilir. Derviş durumu öğrenince "tasalanma gider kızı isteriz," der. Ertesi gün saraya varır. Bey öfkelenir ama saygısızlık olmasın diye sesini çıkarmaz. Dervişe kırk gün içinde istediği armağan ve paralar getirilince kızını vereceğini söyler. İstekleri kırk gün içinde temin edilecek gibi değildir. Üstelik dervişte yoksulun biridir. Durumu öğrenen derviş umutsuzdur ve günden güne erimektedir.

Kırkıncı gün derviş uyandığında tekke avlusunda altın mal yüklü develerin beklediğini görür. Koşup dervişe haber verir. Derviş gülümser. Alıp bunları beye götürür. Çaresiz kalan bey kızını verir ve düğün dernek kurulur.

Derviş delikanlıyı gerdeğe girmeden bir köşeye çeker iki rekât namaz kılmasını sonrada kendisi için dua etmesini söyler. Delikanlı çektiği acılardan sonra öylesine mutlu ve coşkuludur ki namaz kılar ama derviş için dua etmeyi unutur. Ertesi gün uyandığında kendini Kasarcı çayı kenarında bulur. Olan olmuştur. Gidip olanları anasına anlatır ve tekrar eski yaşamlarına dönerler.

Kız uyandığında kocasını yanında göremeyince her yeri aratır, ama izine bile rastlamaz. Dervişte yitmiştir. Vakti gelince kızın bir oğlu olmuştur. Çocuk biraz büyüyünce hem gittiği yerlerde kocasını aramak hem de hac görevini yerine getirmek için yola koyulur. Urfa'ya varır. Samsat Kapısı önünde çadır kurarken bağrışmalar duyar Kentin ortasından geçen dere taşmış evler sular altında kalmıştır. Bey kızı Birkaç yılda bir yinelenen su baskınından kenti kurtarmak ister. Hac parasını bu işe harcayacaktır. Tellallar çağırtır halkı hendek kazmaya davet eder.

Anasının isteğiyle delikanlı da hendek kazanlar arasındadır. Günün birinde bey kızının çocuğu bir ağlama tutturur, bir türlü susturulamaz. İşçiler oyalamak için kucaklarına alır elden ele geçirirler, çocuk babasının kucağına gelince susup etrafına gülücükler dağıtmaya başlar. Bey kızı delikanlıyı hendek işinden alır. Çocuğu eğlemekle görevlendirir.

Delikanlının anası oğlunun bohçasını karıştırırken altın sırmalı düğün elbisesini görür. "Oğlum artık bu elbise bizim durumumuza yaraşmaz, onu kente bunca iyiliği olan hatuna armağan edelim de bizden bir anmalık olsun". Der. Giysi Bey kızının çadırına götürülür. Kız armağanı görünce kendi el işlemelerini görüp tanır. Getirenin bulunmasını ister. Delikanlıyı getirirler iki sevdalı buluşur.

Bu arada hendek tamamlanmıştır. Derenin yatağı değiştirilerek taşkın tehlikesi önlenmiştir. Ardından dere üzerine bir de köprü yapılır. Yıkılınca yenisi yapılsın diye köprü ayaklarından birini altına bey kızı tarafından altın hızma koyulur. Bu yüzden buraya bey kızının adından dolayı Karakoyun Deresi ile ayaklarındaki hızmadan dolayı da Hızmalı köprü denir.

Bey kızı ile delikanlı burada mutlu bir yaşam sürerler. Ölünce de Karakoyunlu Deresi'nin kenarına gömülürler.

,,

 

Sözleşmeli öğretmenlik

turk egitim senTürk Eğitim-Sen olarak sözleşmeli öğretmenlere büyük destek verdik, veriyoruz. Sözleşmeli öğretmenliğin kölelik ve ucube bir sistem olduğunu, iş güvencesini tehdit ettiğini her zaman dile getirdik. İş güvencemizle oynamak ise ateşle oynamak demektir. Buna asla müsaade etmeyeceğiz.Devamı

Daha ideal bir eğitim

egitim bir sen

Seçimimiz daha ideal bir eğitim düzeni içindir

Tarihin, ruhu tükenmekte olan dünyayı taşıyamaz olduğu bir aralıkta yaşıyoruz. İki dünya savaşından sonra kurulan küresel düzen, artık sadece açlık, ölüm, katliamlar, kan ve gözyaşı üretmektedir. Devamı

 

,,,

 

Lütfen Paylaşalım

 

web servis

site ekle site ekle

Eğitim öğretim yılı

egitim is2018-2019 eğitim öğretim yılı yeni bakan eski sorunlarla başlıyor

2018-2019 eğitim-öğretim yılı, 17 Eylül 2018 tarihinde başlayacaktır. 18 milyon öğrenci ve 1 milyon eğitim emekçisi bu eğitim öğretim yılına da birikmiş ve çözüm bekleyen sorunlarla, müfredat ve sınav sistemi değişikliği, karma eğitimin kaldırılması girişimleri gibi tamamen ideolojik bakış açısıyla gerçekleştirilen değişikliklerin gölgesinde girecektir. Devamı