foto1
İdareci öğretmen ve öğrenciler için belge dokuman evrak
foto1
MEB tüm mevzuat genelge kanun tüzük yönetmelik
foto1
Güçlü bir hafıza ve zekamızı geliştirmek için neler yapmalıyız
foto1
Okulda sınıfta oynanabilecek çocuk oyunları Çevre doğa haberleri
foto1
Tebliğler dergisi MEB Tüm Mevzuat son çıkan yönetmelikler
Güçlü hafıza neyle bağlantılı? Zaman yönetimi MEB Yangın yönergesi Uyku başarı nedeni fiziksel cezanın etkisi Son çıkan yönetmelikler MEB Tüm mevzuat Olaylar ve insanlar Sağlıklı yaşam için Trafik işaret ve levhaları Tebliğler Dergisi Mevzuat bilgi sistemi Büyük Türk Tarihi Verimli Ders çalışma Özgüven ve farkındalık Eğitimde motivasyon Eğitimde farkındalık.Read More...

Okul Yolu

İdareci Öğretmen ve öğrenciler için bir Eğitim Sitesi

Dünyayı Değiştirir!

egitim senBir Öğretmen Dünyayı Değiştirir! Ders Verme Sırası Bizde…

2018-2019 eğitim öğretim yılı bugün başladı. Eğitim Sen olarak ülkenin her yerinde, okullarımızda tüm Devamı

,

 

Demokrasi vazgeçilemez imizdir.

turk egitim senDemokrasi vazgeçilemez imizdir.

 13.09.2018 - 14:04

Talip GEYLAN     Tüm Yazıları İçin Tıklayınız

1923 yılında kurulan Cumhuriyetimiz kısa tarihinde demokrasi açısından önemli bir mesafe kat etti. Zaman zaman demokrasimiz kesintiye uğrasa da Türkiye Cumhuriyeti demokratik ve sosyal bir hukuk devleti oldu. 12 Eylül 1980 askeri darbesi dışarıdan müdahalelerin en sert, en acımasız olanlarından bir tanesi idi. 12 Eylül darbesinin ardından binlerce gencimiz, aydınımız, öğrencimiz, memurumuz cezaevlerine konuldu, sürgüne tabi tutuldu, meslekten atıldı. Devamı

Makale Dizini

İletişim Unsurları

İletişim her şeyden önce insan insana bir sosyal ilişki olduğu için, en az iki kişi arasında, duygu ve düşünce alışverişi sağlamaktır. O halde, iletişimde karşılıklı duygu ve düşünce alışverişini sağlayan yani mesaj alıp veren insanlar vardır. 

İletişimin ana unsurları da insanın bizzat kendisiyle mesaj alıp verdiği başka fertlerdir. Kişinin bizzat kendisini ve diğer insanları tanıyabilmesi, sağlıklı bir iletişim kurabilmesi açısından çok gereklidir.

A-Kendini tanıma

Bir insan için en güç olan şey kendisini tanımasıdır. İnsana kendi yanlışlarını ve kusurlarını bilmesi kadar hiçbir şey yardımcı olamaz. Doğrularımızı yanlışlarımızı kusurlarımızı öğrenebildiğimiz gibi duygularımızın da farkına varmayı öğrenebiliriz. İçimizdeki gerçek duygularımızı (heyecanlarımızı sevinçlerimizi üzüntülerimizi..) ortaya koyan ,bedenimizin dilidir. Bedenimizin dilini yani söylediklerini anlamaya başlayınca hayatımızla ilgili daha isabetli ve yerinde kararalar alabilecek duruma geliriz.

Kişinin kendini tanıması, bedeni ile duygu ve düşünceleri arasındaki ilişkiyi kavraması ve dış dünyadaki olayların farkında olması anlamandadır. Kendini tanıyan kişi, dış dünyada ki olayların ve iç dünyasındaki yaşantıların çoğu kez farkındadır. Böyle insanlar, çevresindeki kişilerin ve olayların kendisini nasıl etkilediğini de bilir. Kendini yeteri kadar tanımaya kişiyse dış dünyadaki kişilerin ve olayların kendisini anasıl etkilediğini bilemez. Çünkü kendi iç dünyasında duyguları ve olayları, olup bitenleri tam olarak algılayamaz İnsanların kendi duygularını tanımakta zorluk çektiği de bir gerçektir.

Ünlü halk şairi ve mutasavvıf Yunus Emre, İnsanın kendisiyle birlikte Psiko sosyal gerçeğini şu mısralarla dile getirmektedir.

İlim ilim bilmektir

İlim kendin bilmektir

Sen kendini bilmezsen

Bu nice okumaktır.

Burada ilk mısradaki ilim kelimesi, tabiat ve sosyal hayat nizamının kanunları diyebileceğimiz bir takım sırların çözülmesine hizmet eden ilimleri ifade etmektedir. Tabiat kanunlarını ve sosyal nizamın sırlarını çözmeye çalışan insan bu sırrın içinde başka bir sırrın gizli olduğunu fark eder. Tabiatın dış sırlarını çözebilme gücü insan da mevcuttur. O halde insan kendi iç varlığını öğrenip kendini bildiği takdirde bütün kâinatı da onu yaratan Allah'ı da bilebilir. İşte Yunus'un “İlim kendin bilmektir” demesinin sebebi budur. Yunus' a göre tasavvuf kendini bilme ilmidir. Fakat kendini layığı ile bilmek için evvela tabii ve sosyal ilimleri bilmek gereklidir.

İnsanın; tabiatı, toplumu ve bizzat kendini tanımadıkça Allah'ı da tanıyamayacağını belirten İslami mesajlar da vardır.

İnsanın kendini tanımasının önemini Hacı Bayram-ı Veli aşağıdaki dörtlüğünde şöyle anlatıyor.

“Bayram Özüni bildi

Bileni anda buldı

Bulan ol kendü oldı

Sen Seni bil sen seni”

Bu dörtlükte “Sen Seni bil sen seni” mısraı insanın ilk olarak idrak etmesi lazım gelen şeyin “kendini tanıması” olduğunun ifadesidir.

15. Yüzyılın Bektaşi şairlerinden Kaygusuz Abdal Tasavvuf anlayışı içerisinde aşağıdaki dörtlüklerde “insan nedir” sorusunun cevabını veriyor.

“Bu alem dedikleri

El yakla baş değil

Adem manaya derler

Süret ile kaş değil

Gerçi et ü deridir

Cümlenin serveridir

Hakk'ın kudret sırrıdır

Gayre bakmak hoş değil”

Kaygusuz Abdal, yukarıdaki dörtlüklerde, insan görünüşüyle et, kemik, baş ve gözden oluşan bir varlık ise de gerçek insanın, kendine Allah’ın bütün sırlarını toplayan bir varlık olduğunu belirtmektedir. O halde insanın öz cevherinde Allah'ın sırları gizlidir. İnsanın kendi öz varlığını tanımasıyla, Allah'ı da daha çok tanıyabilmesi mümkün olacaktır.

Çoğu insan kendini yarım yamalak tanır. Pek çok insan da hayat boyu kendisini pek az tanıyabilir. Oysa insan parçalanamaz bir bütündür. Kendimizi tam manasıyla tanımadan bir bütün olarak idrak edemezsiniz.

Kişinin hayatı, ancak kendini yeteri kadar tanımakla zenginleşir. Kendilerini tanımak için çaba harcamayan insanlar, bütünüyle hür değillerdir. Kendi hayatları hakkında bir tercihte bulunamazlar. Yalnızca yaşarlar. Hayatta başka alternatiflerin her zaman olduğunu bilemezler.

İnsanın kendini tanıyabilmesi için, her konuda olduğu gibi önce buna istek duyması, sonra da yoğun bir çaba göstermesi gerekmektedir. Çünkü hiçbir şey istek duyup sonra da o iş için gayret göstermeden gerçekleşemez.

Kendinizi tanımak konusunda en belirgin kaynak sizi yakından tanıyan insanlardır. Bu insanlar, sizde alışkanlık halini almış davranışları sizden daha iyi görürler. Çevrenizdeki insanlardan kendinizle ilgili pek çok bilgi toplayabilirsiniz. Kendinizi tanımanın yollarından biri de kendi kendinize sorular sorarak kendi bedeniniz ve duygularınızla ilgili bilgi edinmektir. Ayrıca sinema, televizyon, tiyatro roman eğitici ve bilgi verici kitaplardan da kendimizi tanımak konusunda bilgi edinip yararlanabiliriz.

Kendini tanımak, kendinizi öteki arkadaşlarınızla, öğretmenlerinizle, çevrenizdeki öteki insanlar la karşılaştırmanız sonucunda oluşur. Kendinizi böyle incelediğiniz ve kendinizi aynada yüzünüzü gördüğünüz gibi gördüğünüz zaman gerçekleşmiş olur. Eğer bir aynaya bakarmışçasına bir aynanın yansızlığıyla kendinizi başkalarıyla karşılaştırabilir iseniz kendinizi tanımada hiç bir sınır olmadan

İlerleyebilirsiniz. Bir kere kendinizi tanımaya başladıktan sonra büyük bir ihtimalle daha da çok tanımak isteyeceksiniz. Kendinizi tanıma yolu giderek derinleşecektir.

Konusu inan olan bütün ilimlerin araştırması günümüzde bile yetersizdir ve kendi hakkımızdaki bilgimiz pek azıdır. Canlı varlıklar ilmi, cansız varlıklar ilminden daha yavaş ilerlemiş, bunun sonucu olarak da insanın kendisi hakkın da bilgisi yetersiz kalmıştır. İnsan bilgisinin, fizik, astronomi kimya ve mekanik bilgilerin muhteşem yükselişi karşısında yavaş ilerlemesi insanlık tarihinde konusu insan olan ilimlere (Biyoloji, psikoloji, sosyoloji, pedagoji, hekimlik gibi) gerektiği kadar önem verilmemiş olmasındandır.

Kendimizi tanımak için gereken şey, çeşitli kaynaklardan kendi hakkımızda bilgi edinmek ve dikkatimiz kendi iç dünyamıza ve dış dünyamıza yoğunlaştırmak olmalıdır. Kendini tanıma bilgi ve tecrübelerle gelişecek bir yetenektir.

İnsan bütün ömrü boyunca, kendini tanımaya, kendisiyle ilgili yeni keşifler yapmaya ve kendisini olumlu yönde değiştirmeye çaba göstererek tekâmül etmeye çalışmalıdır.


B- İnsanları tanıma

Mutlu ve başarılı bir hayat, ancak insanları tanımakla mümkündür. Karşısındaki insanı yeteri kadar tanımak, insana sosyal ilişkilerinde öneli avantajlar sağlar. İnsanları yeteri kadar tanıyamamak veya yanlış tanımak ise insan ilişkileri açısından çok tehlikeli sonuçlar doğurur.

Her insan dünyadaki herkesten ayrı, kendine özgü bir örnektir. Bireyler arasındaki bu farklılıkları yaratan kişiliklerdir. Kendimizden çok farklı insanların tanınabilmesi ancak kişiliği oluşturan özellik ve etkenlerin iyi bilinmesiyle mümkün olur.

İnsanların birbirlerini yeteri kadar iyi tanımaları oldukça zordur. Birçoğumuz insanları tanımakta yeterli bilgi ve tecrübeye sahip değilizdir. İnsan tanımakta ne kadar çok bilgi ve tecrübe sahibi olursak, toplumda müşterek hayatı yaşamamız o kadar kolaylaşır. Bu şekilde birbirimizi iyi anlayamamaktan, dış görünüşe bakarak meydana gelen yanılmalardan ve yanlış anlaşılmaktan doğabilecek rahatsız edici davranışlar ortadan kalkmış olur.

İnsanda ruh hayatı oluşturan ilk önemli unsurların çocukluk devresine ait olduğu bilinen bir gerçektir. İnsanın çocukluktaki ruh hayatının görüntüleri sonradan da devam eden bir süreç içinde düşünüldüğü zaman yetişkinlik devresinde görülen ruh olayları çocukluktaki izlenimlerin bir yansıması olarak ta düşünebiliriz. O halde insanı tanımanın hareket noktasını kişinin çocukluktaki ruh hayatı oluşturmaktadır.

Toplum hayatında insanlar hakkında kolayca yanılabiliriz. İnsanları iyi tanıyabilmek için sosyal hayatta objektif gözlemler yapmak gerekir. Karşımızdaki insanın maddi menfaatleri söz konusu olduğunda takındığı tavırlara dikkat etmeliyiz. Eğer bu insanlar maddi çıkarları söz konusu olduğunda size yeni davranış biçimleri ortaya koyuyorlarsa, güvenilmeyecek, menfaatçi tipler olduğunu anlayabiliriz.

Başarılı bir insan olabilmek için çevremizdeki insanları tanımak zorundayız. Arkadaşlıklarda ve insan ilişkilerinde çoğu kere iyi günleri ve başarıları paylaşmak, kötü günleri paylaşmaktan daha zordur. Dostlarınız sizin mutlu ve başarılı olmanızı içten destekliyorlar mı? Oscar Wilde , “Bir dostun üzüntüsünü herkes paylaşabilir, ama bir dostun başarılarına içtenlikle sevinmek üstün bir ruh hasleti gerektirir.” diyor. O halde bizimle üzüntülü ve kötü günlerimizi paylaştığı gibi mutluluk ve başarılarımıza da içten olarak sevinen ve ortak olan kişiler, gerçek arkadaşlarımız ve dostlarımızdır.

İnsanları en iyi tanıyabilen kişiler, şüphesiz, bilgili, hayatın acılarını yaşamış, tecrübeli kişilerdir.

Yaşadığımız sosyal çevredeki insanlar hakkında sık sık yanılgıya düşebiliriz.

İnsanlar hakkında yanılgıya düşmemek ve daha sağlıklı ilişkililer kurabilmek için insan bilgimizi geliştirmek ve derinleştirmek zorundayız.

Gerçek eğitim insanı tanıma bilgisine erişmektir. İnsanlar hakkında bilgimizi ancak hayatın içine girerek ve kazanılan bilgileri hayata uygulayarak geliştirebiliriz.

C-Mesaj alıp verme

Bir başka tanımıyla iletişim ,duygu ,düşünce ve bilgilerin akla gelebilecek her türlü yolla (kelimeler, jestler, mimikler, davranışlar..) başkalarına aktarılmasıdır. Duygu, düşünce ve bilgi alışverişini sağlayan verici (Kaynak) ve alıcı almak üzere iki temel iletişim biçimi vardır. Zaten iletişimin amacı da iletişim birimleri arasında bilgi, duygu, düşünce ve haber alışverişini sağlamaktır. İletişim birimleri arasındaki bu bilgi, duygu, düşünce ve haber alışverişi mesajla gerçekleşir.

Mesaj: Bir yalancıya ait duygu ve düşüncenin sözlü veya yazılı bir anlatımla alıcı kişiye ulaşmasını sağlayan sembollere denir.

Mesaj, bir vericiden çıkan duygu ve düşüncelerin, alıcının duyu organlarınca algılanmasını amaçlar. Mesaj alıcıya ait ne kadar çok duyu organına ulaşırsa, anlatı o ölçüde daha başarılı olur.

İnsanlar arası iletişim, kişilerin birbirlerine iletmek istedikleri duygu ve düşüncelerini aktardıkları süreçtir. Bir iletişim sürecinde verici ve alıcı olan iki kişi ve bunlar arasında birde iletişim kanlı vardır.

İnsanlar karşılıklı olarak duygu, düşünce bilgi ve haber alışverişlerinde sürekli mesaj kullanırlar. Bu karşılıklı mesaj kullanımlarında mutlaka iletişim kanalının açık tutulması gerekir.

Çünkü iletişim kanalının gürültülü olması veya tıkanması insan ilişkilerini olumsuz yönde etkiler. Genellikle iletişim kanalında gürültü ve tıkanıklık yaratan sözlü mesajların temelinde kişiliğe saygı gösterilmeden yapılan saldırgan ve örseleyici konuşmalar vardır.

İletişim kanalını açık tutmak, tıkamamak için mesaj alışverişinde bulunan fertlerin, birbirlerinin kişiliğine saygı esasına dayalı ve problemleri çözmeye yönelik bir iletişim süreci içerisinde olmaları gerekir.


3-İletişim çeşitleri

İletişimde temel amaç “ANLAŞILMAK” VE “ ANLAMAKTIR”; yani kişiler için karşılıklı “Anlaşmaktır” . Anlaşmak içinde iletişimde bulunan kişiler açısından yapılacak iki şey vardır:

1-Konuşmak(Anlatmak)

2-Dinlemek(Anlamak)

İletişim, sözlü 8Kr-elimeler) ve sözsüz (Jestler, mimikler, davranışlar...) olmak üzere iki çeşittir. Ayrıca iletişimde iki çeşit dil kullanılmaktadır. Birincisi sözlü olarak kullandığımız, malzemesi kelimeler olan konuşma dilidir. İkincisi ise beden dili de denilen sözsüz, malzemesi jestler, mimikler ve davranışlardan oluşan iletişim dilidir.

A-Sözlü iletişim

Malzemesi kelimeler olan ve konuşma dilinin kullanıldığı sözlü iletişimin iki temel boyutu vardır. Birincisi konuşmak. İkincisi ise dinlemektir.

Sözlü iletişim en az iki kişi arasında gerçekleştiğine göre, konuşan taraf, konuyu yumuşak ve sıcak bir ses tonuyla açık seçik anlatmalıdır. Oysa bizim toplumumuzda çoğunlukla bir ses tonuyla, kişiliğe saldıran, suçlayıcı konuşmaların yapıldığı görülmektedir.

Sözlü iletişimin ikinci önemli boyutu ise ,”dinlemek” tir. Dinlemek boyutunun da iki önemli merhalesi vardır. Birincisi fizyolojik ikinci merhalesi ise psikolojiktir. Fizyolojik merhalesi duymak, psikolojik merhalesi ise anlamaktır. İyi bir dinleyici psikolojik merhaleye ulaşarak konuşulanları anlar. Sözlü iletişimde önemli olan konuşulanları duymak değil anlamaktır. Çünkü yalnız fizyolojik dinleme kişiler arası duygu düşünce alıverişi için yetmemektedir.

Sözlü iletişimde gürültü yaratan mesajların temelinde olumsuz, saldırgan, suçlayıcı, yargılayıcı ve denetleyici konuşmalar vardır. Özellikle de insanın kişiliğine yönelik, örseleyici ve kırıcı sözler iletişim kanalını tamamen tıkamaktadır.

Sözlü iletişimin temel amacı “anlaşmak” olmalıdır.

Sağlıklı iletişim

Sağlıklı iletişimde, kişilerin yüz yüze ve göz göze temas kurmaları şarttır. İletişimde bulunan kişiler arasında yüz ve göz teması kurulamazsa insanca iletişim bazına geçilememektedir.

Sağlıklı iletişimde temel hedef, iletişimde bulunan kimselerin anlaşabilmesidir. Anlaşmak içinde konuşmacının yumuşak bir ses tonunun yanında güzel bir anlatım üslubu da kullanması gerekir. Dinleyicinin de konuşmacının anlattıklarını dikkatli bir şekilde dinlemesi gerekir.

İnsan olarak konuşmalarımızda olumsuz şeyleri söyleme potansiyelimiz, olumluları söyleme potansiyelimizden çok daha fazladır. Hayatımızda genellikle yanlışları söyleyerek doğruları bulmaya çalışırız. Oysa duygu ve düşüncelerimizin ifadesinde olumlu şeylerin daha çok dile getirilmesi gerekmektedir. Bizim toplum olarak olumlu şeyler konuşma egzersizimiz oldukça yetersizdir. İnsanların olumlu yanlarını dile getirerek kurulan iletişim, daha sağlıklı olmaktadır. Onun için karşımızdaki insana olumlu mesajlar vererek onun hayat enerjisini yükseltmeliyiz. Çünkü olumsuz mesajlar kişinin hayat enerjisini de azaltmaktadır.

İletişimde dikkatli ve iyi bir konuşmacı söz esamimi takdir ve övgüyle başlamalıdır. Başkalarının hatalarını tenkit etmeden önce kendi hatalarından söz etmeli ve karşımızdakine değer verdiğimizi hissettirmeliyiz. Ayrıca karşımızdaki insana içten bir alaka göstererek ona sürekli ismiyle hitap etmeliyiz. Devamlı “biz” konuşmak yerine karşımızdaki insana kendisinden bahsetmek fırsatı vererek birebir konuşma ortamı yaratmalı ve dikkatli bir dinleyici olmalıyız.

Karşımızdaki insanla sağlıklı bir iletişim kurabilmek için iyi bir konuşmacı olmanın yanında dikkatli ve iyi bir dinleyici olmak zorundayız. Çoğu kere dinleyici konumunda olan kişi, kendi iç dünyası ile okadar doludur ki anlatılanları algılayamaz. Oysa sağlıklı bir iletişimde önemli olan şeklen dinlemek değil anlatılanları anlamaktır.

İletişimi uzmanları, en sağlıklı dinleme tekniğinin “etkin dinleme” olduğunu söylemektedirler. Doğan Cüceloğlu bu dinleme tekniğini “açımlı dinleme ”olarak da isimlendirmektedir. Açımlı dinlemede dinleyen, konuşan kimsenin söylediklerini açarak konuşmacıya geri vermektedir. Böylece bireyler, karşılarındaki kişiyle bir diyalog kurarak, anlamlı bir ilişkiye girme imkânı bulurlar. Böyle bir dinleme tekniğini uygulayarak hem kendinize hem de başkalarına yardımcı olabilirsiniz.

Sağlıklı bir iletişimde, taraflar karşılıklı hoşgörü içerisinde problemleri çözmeye yönelik, medeni bir tarzda davranmalıdırlar. Ayrıca ben bilirim önyargısından uzak, samimi bir yaklaşım içerisinde bulunmalıdırlar.

Sonuç olarak kişiler arasında iyi ve sağlıklı bir iletişim, fiziki olarak yüz yüze göz göze, psikolojik olarak da saldırgan olamayan, karşılıklı sevgi ve saygıya dayanan, problemleri ortaya koyarak çözmeye çalışan, sıcak bir ses tonuyla kurulmalıdır.


Ses Tonu

Ton, insan veya çalgı sesinin, yükseklik veya alçaklık derecesidir. Konuşmada ise ses perdelenmesidir. Tonlamaysa ses tonunun, yükseklik ve alçaklığını ayarlar.

Kelimede ses düzenine, dilin musikisi veya konuşmada dilin bestelenmesi de diyebiliriz. Bu şekilde konuşmada sesin, duygu ve düşünceyi belirtecek tonda çıkartılması sağlanır.

Ses, tonu, yüksekliği alçaklığı ve temposu ile duygularımızın en önemli aktarıcısıdır. Mutluluğumuzdan hüznümüze, samimiyetimizden tereddütlerimize kadar bütün duygular sesin bu özellikleriyle anlatılır.

Unutmamak gerekir ki sesin müziği ,duyguların gerçeğidir!..

Söyleyiş tarzımız, kelimeleri söylerken kullandığımız ses tonu, bizim hakkımındı önemli bilgiler veriri. Sesimizin tonu, söylediğimiz sözün anlamını etkiler böylece kendi başına bir mesaj oluşturur. Mesela titrek bir sesle , “Ayşe sınıfta kalmış” diyen kişi sadece bilgi aktarmamakta, bu olaya üzüldüğünü de belirtmektedir.

Bir insana kusurunu söylerken bile doğru olan ses tonunu kullanmak gerekir. Fakat bu o kadar güçtür ki. Çünkü insan birisine kızınca önce ses tonu değişir. Zaten “En çok kusurlarda birisine kusuru söylerken yapılır” derler. Gerecekten de kusurunuz kaba bir şekilde hırçın bir ses tonuyla yüzünüze vurulursa, kalbiniz kırılır, karşınızdaki insanın sizi sevmediği için kusurlu bulduğunu ve iyi niyetli olmadığını düşünürsünüz.

Bir kere konuşmanızla gücendirdiğiniz, kırdığınız bir insanın kalbini hiçbir şekilde onaramazsınız. Onun için karşımızdaki insana kırıcı ve yüksek bir ses tonuyla hakaret etmek yerine; yumuşak, sıcak ve samimi bir ses tonuyla kalbini kırmadan, hakaret etmeden gönlünü alarak konuşmasını öğrenmeliyiz. Çünkü tatlı söz zehir olsa yutulur.

Öyle insanlar vardır ki başkalarının hatasını anlayıp dinlemeden hemen hücuma geçerek, en kırıcı ve kaba sözleri, hakaret ederek haykırırlar. Bu tür konuşmalar gönülleri kırmaktan başka hiçbir işe yaramaz. İnsanlar için ”kendine karşı sert davran, başkalarına karşı yumuşak ol” sözü ideal bir hayat parolası olmalıdır.

Yapıcı Tartışma

Yapıcı Tartışma; en az iki insanın arasında, her şeyden önce karşılıklı iyi niyete, güvene ve eşit söz hakkına dayanan bir konuşma şeklidir.

Bizim toplumumuzda yapıcı tartışmaya pek rastlanmadığı için olsa gerek ki ilk bakışta insanın “ tartışmanın da yapıcısı olur mu? Diyesi geliyor. Bunun sebebi de çevremizdeki kişilerin tartışarak anlaşıp uzlaştıklarını pek görmüyor olmamızdır. Tartışmalar çoğunlukla kırıcı ve saldırgan unsurlarla doludur.

Yapıcı tartışmayı gerçekleştirebilmek, her şeyden önce karşılıklı güvene ve iyi niyete bağlıdır. Birbirinin iyi niyetinden kuşku duyan insanlar karşılıklı “güven” duygusu geliştiremezler. Karşılıklı iyi niyet ve güven duygusunun yanında, kişilerin birbirlerini “eşit ilişkiler içinde” görmeleri gerekmektedir. Yani bir başka deyişle; tarafların “eşit söz hakkı” olduğunu kabul etmesi lazımdır. Aksi takdirde yapıcı olmak amacıyla başlayan bir tartışma kısa bir süre içinde yıkıcı tartışmaya dönüşebilir.

Yıkıcı tartışmalar çoğu kez iki kişinin konuşmak için uygun bir zaman seçmemesinden kaynaklanır. Bu nedenle yapıcı tartışma ortamı için her iki kişinin de uygun bir zamana ihtiyacı vardır. Zaman ayarlamasını yaparken de karşımızdakine ;” Seninle şu konuyu konuşmak istiyorum, bana ayırabileceğin uygun bir zamanın var mı?” diye sorabiliriz.

Kızgınlık içerisinde hareket eden insanlar, genellikle düşünmeden konuşur ve hemen karşısındaki insanı suçlamaya yönelirler. Karşıdaki insanda suçlandığını görünce bir savunma mekanizması gerçekleştirecek ve sizi dinlemeyecektir. Bu şekildeki bir tartışmada yapılacaktan uzaklaşıp yıkıcı bir hal alacaktır.

Yapıcı tartışma için iletişimde “ ben dili” ni kullanmak gerekir. “Ben diliyle “sen dili” ardasındaki fark şudur. Ben diliyle konuşan kişi, kendi iç dünyasındaki duygularını ifade eder ve bu duyguların ötesinde herhangi bir suçlama ve yargılamaya gitmez. Sen dilindeyse suçlama ve yargılama ağırlık taşır. Sen dilinde , “Sen ne kadar kabasın”, “ Ne kadar akılsızca iş yapıyorsun”,” sende hiç terbiye yok mu?” örneklerinde olduğu gibi suçlayıcı ve yargılayıcı ifadeler vardır.

İletişimde samimi olmayan, yapmacık tavırlar içerisinde olan kişilerin de yapıcı bir tartışmaya girmeleri mümkün değildir. Onun için yapmacık tavırlardan uzak samimi bir iletişim ile yapıcı tartışma ortamı yaratılmalıdır.

Sosyal ilişkilerde yakın dostlukların kurulabilmesi için, kişilerin karşılıklı olarak iç dünyaları ile samimi bir şekilde kendilerini ortaya koymaları gerekir. Kişiler aralarındaki problemleri yapıcı bir tutumla ele alır ve tartışırlarsa aralarındaki ilişkiye gelişme fırsatı verilmiş olur.

Kelimeler duvarda olabilir. Köprüde ..onlar insanları ayırmak için değil, birleştirmek için kullanmak gerek...


Yıkıcı Tartışma

İnsan bir sosyal varlık olduğuna göre varlığın ve gelişmesini sürdürebilmesi için toplum içerisinde yaşaması gerekir. Toplum içerisinde yaşayan insandan başkalarıyla iletişim kuracaktır. İnsanlar burada yaşadıkları ve birbirleriyle iletişim kurdukları sürece, ne kadar iyi niyetli olurlarsa olsunlar, aralarında sürtüşmelerin çıkması kaçınılmazdır. Fakat sürtüşmeler ve tartışmalar sonucunda birbirlerine kırılıp, ilişkilerini kesmeleri yanlıştır.

Yapıcı tartışma, kişiler arasındaki problemlerin çözümüne ve dostlukların gelişmesine nasıl katkıda bulunuyorsa, bunun zıttı olan yıkıcı tartışma da kişilerin birbirlerinden uzaklaşmasına, ilişkilerin zayıflayıp, kopmasına neden olmaktadır.

Yıkıcı tartışmanın sebepleri çoğunlukla saldırgan, umursamaz, öfkeli konuşmalar ve davranış biçimlerimizdir. Bunların yanında yıkıcı tartışmanın temelinde, iletişimde bulunan kişilerin birbirlerine güvensizlik duyguları içerisinde açık ve samimi olmamaları yatmaktadır.

Savunmacı ve açık iletişim

İnsanların sürekli olarak psikolojik savunma mekanizmalarını kullanarak meydana getirdikleri iletişim, sosyal ilişkilerini olumsuz yönde etkilemektedir.

İletişimde savunuculuk arttıkça “ne” konuşulduğu önemini yitirerek “kimin” konuştuğu önem kazanmaya başlar. Bu durumda da problemi çözmek, bir konuyu aydınlığa kavuşturmak amaç olmaktan çıkarak, karşıdaki insanı rahatsız etmek, kalbini kırmak temel gaye olur. İletişim ilişkisi içerisinde bulunan iki kişiden biri savunucu olmaya yönelirse, iletişim hızlı bir şekilde bozulmaya başlar. Kişiler arası doyurucu ve sağlıklı ilişkileri engelleyen en olumsuz tutum, psikolojik savunma mekanizmalarını kullanarak oluşturulan iletişimdir.

İletişimdeki bozulmanın en başta gelen sebeplerinden biri savunuculuktur. Savunmacılık, bireyin kişilik gururunu korumak ihtiyacından doğar. Savunucu durumunda olan kişi, zihin gücünü, sözü edilen konudan çok, kendini savunmaya harcar. Savunucu kişi konudan söz etmek yerine karşısındaki ni nasıl alt edeceğini, tartışmayı nasıl kazanacağını, nasıl daha fazla baskın çıkacağını düşünür.

Savunuculuk azaldıkça konuşan ve dinleyenin daha iyi iletişim kurdukları görülmektedir. Savunuculuğun daha az olduğu açık iletişimde ise karşılıklı anlaşma şansı çok daha fazladır.

Savunucu ve açık iletişimin temelinde şu tutumlar yer almaktadır.

Savunucu tutumlar

1-Yargılayıcı tutumlar

2-Denetlemey yönelik tutum

3-Belli bir stratejiyi izleyen, planlı tutum

4-Aldırmaz, umursamaz tutum

5-Üstünlük belirten tutum

Kesin tutum

Açık tutumlar

1-Tanıtıcı tutum

2-Soruna yönelik tutum

3-Plansız, kendiliğinden oluşan tutum

4-Anlayış, Yakınlık gösteren tutum

5-Eşitlik belirten tutum

6-Denemeci tutum

İletişim sürecinin içerisinde, bu tutumlar çeşitli derecelerde kendini gösterir. Bir insanın iletişimi, bir tek tutumu yansıtmaz, farklı tutumlar, değişik derecelerde birbirleriyle kaynaşır. Mesela bir yerde yargılayıcı tutum gösteren biri hemen bunun arkasından anlayış ve yakınlık tutumu da gösterebilir.

Yargılayıcı tutum, savunuculuğu artırır, eğer dinleyici, konuşanın ses tonundan yargılandığı hissine kapılırsa, hemen savunucu bir tutum içine girer. Buna karşılık tanıtıcı tutum içerisinde bulunan kimse karşısındaki insanda kuşku ve korku uyandırmadan konuşur.

Denetlemeye yönelik durumda, konuşan kimsenin dinleyiciyi denetleme ya da fikrini değiştirme gibi amaçları olduğundan bunu sezen denetleyicinin savunuculuğu artar. Soruna yönelik tutumda ise konuşan ve dinleyen sorunu beraberce tartışarak ortaklaşa çözüm yolları ararlar.

Belli bir stratejiyi izleyen planlı tutum, konuşanın amaçları doğrultusunda dinleyiciyi kuşkuya düşürebileceğinden, savunma uyandırır. Plansız kendiliğinden oluşan tutum ise daha tabii olduğu ve sinsilik kuşkusu uyandırmadığı için savunuculuğu gerektirmez.

İki kişi konuşurken, biri umursamaz bir tavırla söylenen söze aldırma davranışı gözetiyorsa karşıdaki kişide savunucu bir tepki oluşabilir. İletişimde bulunurken kişinin karşısındakinin duygu ve düşüncelerine, ilgi ve anlayış göstermesi, ona yakınlaşması, savunuculuğu azaltmadıkça açık iletişimi kuvvetlendirmektedir.

Konuştuğu kişiden daha üstün olduğunu ima eden, gönderdiği mesajlarda büyüklük ifade olan kişi dinleyicide söylenenleri dinleme yerine, bütün enerjisini savunmaya yöneltmektedir. Dinleyici konuşan kişinin üstünlük taslayıp, kendini onunla eşit tuttuğunu anlarsa, açık bir tutum içine girer.

Hangi konu olursa olsun bazı insanlar kesin bir ifade kullanmayı tercih ederler. Bu çeşit kimseler genellikle bir problemi çözmek değil, her ne pahasına olursa olsun tartışmayı kazanmak amacındadırlar. İletişimde kesin tutumlu olan kimselerde hoşgörü düzeyi çok düşük olduğundan, dinleyicide savunuculuk birdenbire artabilmektedir. Denemeci tutumda ise bir konuyla ilgili birçok doğru bilgi birçok değişik bakış açısı olabilir. “Benim bakış açım doğru olmayabilir.” düşüncesi ve hoşgörüsü vardır. Çünkü gerçekte de “Hiçbir doğru tek boyutlu değildir.”

İletişim kurduğumuz kişinin konuşma biçimi yargılayıcı, denetleyici, üstünlük taslayan, umursamaz, planlı ve kesin bir tavır içerisindeyse bu kişilere karşı daha kapalı ve savunucu oluruz. Bu kişilerle iç dünyamızı kapatır onlardan uzak durmaya çalışırız. Oysa iletişim kurduğumuz kişinin konuşma biçimi tanıtıcı sorunu çözmeye yönelik, plansız, anlayış ve yakınlık gösteren, eşitlik belirten ve denemeci bir tavır içerisindeyse kendimizi bu kişilere karşı daha rahat açabilir, daha az savunucu oluruz.


B-Sözsüz iletişim

İletişim yalnız sözle değil, el, kol, yüz ve beden hareketlerimizle meydana getirdiğimiz sözsüz mesajlarla da gerçekleşir. Karşı karşıya gelerek kurulan kişiler arası iletişimlerde, hem sözlü, hem de sözsüz mesajlar aynı anda kullanılabilir.

Sözsüz mesajlar, beden dili olarak ta isimlendirilmektedir. Beden dilimiz, jestler, mimikler, oturuş, duruş gibi çeşitli davranışlarla kendini ortaya koyar. Bedenin bütününün konuşulan konuya katılması, çoğunlukla büyük topluluklar önünde konuşan ve onların duygularını harekete geçirerek, etkilemeyi amaçlayan politikacılarda görülür. Politika dışında sanat alanında da orkestra şeflerinin sadece ellerindeki batonla değil, bedenleriyle müziği birleştirdikleri görülür. Bu jest ve hareketler, kişinin söyledikleri ile bütünleşmesini yansıtır.

Bazı zamanlar insanların ne hissettiklerini anlamak çok zordur. O zaman insanların yüz ifadelerine, bedenlerinin ortaya çıkarmış olduğu belirtilere bakarak o anda nasıl bir duygu içinde olduklarını anlayabiliriz. Bedensel belirtileri anlayabilmek için bu belirtilere duyarlılık kazanmamız gerekir.

İnsan hayat boyunca çoğunlukla farkında olmaksızın günlük hayatında beden dilini son derece etkili olarak kullanır. Duyguların ve düşüncelerin kelimelere dökülmediği durumlarda bir bakış, başın bir dönüşü bir jest, savunucu bir mimik yüzlerce kelimeden daha fazla anlam taşır. Ancak insan bedenini kelimeleri kontrol ettiği gibi kontrol edemez. Bedenimiz kişilere ve olaylara karşı kendiliğinden tepkiler verir. Gerçek duygu ve düşüncelerimizi kelimelerin arkasına gizlemenin mümkün olmasına karşılık, beden dilimizi gizlememiz mümkün değildir.

Beden dilimiz sayesinde, kendi dünyamızı yansıtma biçimimiz ve birlikte yaşadığımız insanların şç dünyalarıyla ilgili önemli ve gerçek bilgilere sahip oluyoruz. Bu şekilde kendimizi ve başka insanları tanımamız kolaylaşır.

Şunu da unutmamak gerekir ki beden dili asla yalan söylemez!..

İki kişi karşı karşıya geldiği zaman birbirleriyle iletişim kurmaması mümkün değildir. Karşınızdakiyle hiç konuşmadan ister gözüne bakın, ister bakışlarınızı başka tarafa çevirin, ister bulunduğunuz odayı terk edin, her türlü davranışınız karşınızdaki için bir anlam taşıyacağından kendiliğinden bir mesaj oluşturur. Sözsüz iletişimden kurtulmak mümkün değildir. Ne yaparsak yapalım kendimiz hakkında bir şeyler söylüyoruz demektir.

Sözlü mesajlar düşünceleri, sözsüz mesajlar da duyguları daha açık ve doğru olarak anlatırlar. Bedenimizin duruşu ve hareketleriyle duygularımız arasında çok yakın bir ilişki bulunduğu açık bir gerçektir. Bedenin dili, duyguların anlaşılmasında kelimelerden daha fazla etkilidir.

Şimdi bedenin duruşu ve hareketleri ,el kol hareketleri (Jestler), yüz ifadeleri (mimikler) gibi sözsüz iletişim mesajlarına kısaca bir göz atalım.

İletişim kurmak istemediğimiz bir kişiye sırtımızı dönmek, onunla konuşmak istemediğimizin bedenen ifadesidir. Birisine tam yüzünüzü dönmüş olmanız, o kişiyle iletişim kurmak istediğinizi; birisinde yüzünüzü çevirmeniz veya kafanızı çevirmeniz ise, onunla konuşmak istemediğinizin beden diliyle ifadesidir. O halde bedenimizin duruş ve hareketleriyle, duygularımızın anlatımı arasında yakın bir bağ vardır.

Jestler yanlış el kol hareketlerimiz, neler hissettiğimizin en güzel ve en doğru anlatımıdır. Karşımızda konuşan bir kişinin elindeki kâğıdı büküp katladığını parmaklarıyla masaya sürekli vurduğunu görürsek o kişinin bizimle birlikte olmaktan çok rahatsız olduğunu düşünürüz. Yine kızgın bir kişinin, kendini ne kadar kontrol ederse etsin, yumrukları bir dereceye kadar sıkık ve kasları gergindir.

İnsan vücudunun en çok dikkati çeken yeri yüzü, yüzdeyse gözleridir. Yüz yapısının ifade tonları yani mimikler duygularımızı samimi bir şekilde anlatır. Yüzün karmaşık bir iletişim sistemine sahip olması ve yüz ifadelerinin hızla değişmesi, yüz ifadelerini anlamayı zorlaştırmaktadır. Film teknikleri kullanılarak yapılan araştırmalardan anlaşılmıştır ki bir kimsenin yüzündeki ifade, saniyenin beşte biri kadar bir zaman içerisinde değişebilmektedir. Bu tür film çalışmaları, yüzün hangi kısmının hangi duyguları belirtiğine ilişkin ipuçları d avermekte4dir. Üniversite öğrencileri üzerinde şematik çizimler kullanılarak yapılan bir araştırmada, neşeli ve mutlu ifadelerin en iyi ağızla ve gözle, kızgın ifadelerin kaş ve dudak biçimleriyle, içe dönük ifadelerin en iyi gözle belirtildiği ortaya çıkmaktadır.

Gözün kendisi başlı başına bir mesaj kaynağıdır zaten. Bir kimse gözünüzün içine bakmakla size ilgisini belli eder. Gözünü kaçırmakla sizden Bir şey saklamak durumunda olduğunu anlatır. İletişimde göz ilişkileri kurduktan sonra diğer ilişkileri kurmak kolaydır. Gözlerin dili herhalde en çok birbirlerine ilgi duyan kadın erkek arasında kullanılır.

Sözsüz mesajlara duyarlılık kazanmamış kimseler, sosyal ilişkilerinde ve kişiler arası iletişimde büyük sıkıntı ve başarısızlıklarla karşılaşırlar.


,,

 

Sözleşmeli öğretmenlik

turk egitim senTürk Eğitim-Sen olarak sözleşmeli öğretmenlere büyük destek verdik, veriyoruz. Sözleşmeli öğretmenliğin kölelik ve ucube bir sistem olduğunu, iş güvencesini tehdit ettiğini her zaman dile getirdik. İş güvencemizle oynamak ise ateşle oynamak demektir. Buna asla müsaade etmeyeceğiz.Devamı

Daha ideal bir eğitim

egitim bir sen

Seçimimiz daha ideal bir eğitim düzeni içindir

Tarihin, ruhu tükenmekte olan dünyayı taşıyamaz olduğu bir aralıkta yaşıyoruz. İki dünya savaşından sonra kurulan küresel düzen, artık sadece açlık, ölüm, katliamlar, kan ve gözyaşı üretmektedir. Devamı

 

,,,

 

Lütfen Paylaşalım

 

web servis

site ekle site ekle

Eğitim öğretim yılı

egitim is2018-2019 eğitim öğretim yılı yeni bakan eski sorunlarla başlıyor

2018-2019 eğitim-öğretim yılı, 17 Eylül 2018 tarihinde başlayacaktır. 18 milyon öğrenci ve 1 milyon eğitim emekçisi bu eğitim öğretim yılına da birikmiş ve çözüm bekleyen sorunlarla, müfredat ve sınav sistemi değişikliği, karma eğitimin kaldırılması girişimleri gibi tamamen ideolojik bakış açısıyla gerçekleştirilen değişikliklerin gölgesinde girecektir. Devamı