foto1 foto2 foto3 foto4 foto5


Okul Yolu
Bir Eğitim Sitesi

Okul Yolu

İdareci Öğretmen ve Öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi

Tasfiye Amaçlanıyor!

egitim sen

Eğitim Emekçilerine Yönelik Her Türlü Yasa Dışı Müdahalenin Karşısındayız

Bugün, yargıyı kuşatan siyasi iktidar tarafından hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü kavramları alabildiğine zedelenmektedir. AKP iktidarının toplumu kutuplaştırıcı, öfke empoze eden politikaları ve eğitimcileri itibarsızlaştırma hamleleri, maalesef her geçen gün meyvesini vermektedir. Devamı

,

 

Makale Dizini

 

Büyük Timur İmparatorluğu

Timur'un babası Çağatayların ve önemli kolu olan Barulas (Barlas)  aşiretinin reislerindendi. Ataları Cengiz'in sülalesi ile birleşmektedir. Devletin kurucusu Timur, Çağatay Hanlığının son hükümdarı Tuğluk -Temür'e itaat edip kiş ve çevresini idare etti. Hâkimiyetini kurabilmek için çevredeki emir ve hükümdarlar ile amansız mücadeleye girişti.

Timur sırasıyla Harezm, Horasan ve Altınordu üzerine sefer yaptı. Anadolu’da Ahlat, Adilcevaz ve Van'ı zapt etti (1392–1397) yıllarında İran üzerine seferler yaptı.

1398–1399 yılında Hindistan seferi ile Delhi yağmalandı.1399 da yedi yıl süren Anadolu Seferi'ne çıktı. Osmanlı sultanı yıldırım Bayezid’i (1402) Ankara savaşında mağlup etti.1405 yılında Çin seferine hazırlandığı sırada öldü.

Timur'un ölümü ile oğulları ve torunları arasında ülke pay edildi. Oğullarından Şahruk 1420 den itibaren devleti tekrar eski gücüne kavuşturdu.

1370 de Timur tarafından kurulan Timurlar Devleti 1507 de Akkoyunlular la ve Karakoyunlular la mücadele neticesinde zayıflamaları ve Özbeklerin istilasına uğraması sonucu yıkılmıştır.

İtil ‘den Ganj nehrine, Tanrı Dağları'ndan Şam'a kadar olan topraklarda hüküm süre Timurlar, Orta Asya da bulunan Türkleri birleştirmiş, Türkistan da büyük bir uygarlık kurmuşlardır. Bu uygarlığın tesirleri dört bir tarafa yayılmışlardır.

Timur'un Tuğ'u üzerinde çift ejderli bir âlem vardı. Çeşitli renkte, üstünde aslan tasvir edilen resimler de bayraklarla temsil edilmişlerdir.

İmar Faaliyetleri

Timur, Semerkant’ı imara çok önem vermiş, ele geçirdiği ülkelerden getirdiği ustalara Semerkant civarında yeni yerleşme yerleri kurdurmuş, bağ ve konaklar inşa ettirmişti. Timur ve hanedan mensuplarından bazılarının gömülü olduğu Gur-i Mir adlı türbe Timur tarafından inşa edilmişti. Onun inşa ettirdiği eserlerin en önemlilerinden biri ise Ahmed-i Yesevî hankâhıdır. Timur’dan sonra Şahruh zamanında devlet merkezinin Herat olması bu şehrin yükselmesini sağladı. O, Moğol istilâsı sırasında tahrip edilmiş olan Merv şehrini yeniden inşa ettirmişti. Uluğ Beg’in inşa ettirdiği eserler olarak Buhara medresesi, Semerkand medresesi ve Kûhek tepesi eteğindeki ünlü rasathane sayılabilir. Hüseyin Baykara devrinde Herat, kültür ve sanat merkezi olarak zirveye ulaştı. O, burada medrese, hankâh ve darüşşifa inşa ettirdiği gibi, Ali Şir Nevâî de Herat ve çevresinde 370 tane hayır eseri inşa ettirerek, bunları idare için bir vakıf kurmuştu. Bu gibi imar faaliyetlerine hanımların ve beglerin de katıldıklarını biliyoruz.

Ticari Faaliyetler

Tahripkârlığına rağmen Timur, ticaretin devlet için büyük bir gelir kaynağı olduğunun farkında idi. Semerkand’da pek çok dokuma atölyesi bulunuyor ve şehir baharat ticaretine merkezlik ediyordu. Clavijo’nun ifadesine göre Timur, başşehrini dünyanın en mükemmel şehri yapmak için ticareti daima teşvik etmişti. Bu düşünce iledir ki, 1402 yılında Fransa kralına gönderdiği mektubunda “Karşılıklı olarak tüccarların gelip-gitmesini, tüccarlara güçlük çıkarılmamasını, zira dünyanın tüccarlar sayesinde bayındır ve müreffeh bir hal aldığını” ifade ediyordu. Tüccarları koruma siyaseti Şahruh zamanında da devam etti. Zira bununla ilgili ifadelere biz onun Çin’e ve Memlûk sultanına gönderdiği mektuplarında da rastlıyoruz.

Tebriz ve Sultaniye’nin ticarî önemi, İlhanlılar zamanında olduğu gibi, Timurlular zamanında da devam etti. Sultaniye uluslararası bir pazar durumunda idi. Burada biriken pek çok ürün Müslüman tüccarlardan başka Ceneviz ve Venedikli tüccarlar vasıtasıyla Trabzon, Kefe ve Suriye üzerinden Avrupa’ya sevk ediliyordu.

Güneydeki Hürmüz’ün de uluslararası ticaretin önemli bir merkezi olduğu anlaşılıyor. Güney İran’daki Yezd şehrinde ise bol miktarda şeker kamışı üretildiğinden şeker imalathaneleri bulunuyordu. Ülkenin en iyi dokumaları da buradan her yana gönderiliyordu. En canlı ticaret merkezlerinden birisi ise Kabil olup, Hint malları nın pazarı ve dağıtım merkezi durumunda idi. Kuzeyde ise aynı rolü Suğnak şehri oynuyordu. Burada Deşt-i Kıpçak’ın çeşitli yerlerinden getirilen ürünlerin, özellikle deri ve kürk gibi ürünlerin ticareti büyük önem taşıyordu.

Kökenleri Uygurlara uzanan, Moğollar devrinde canlandırılan, devlet sermayesine dayalı ortaklık kurumu, bu devirde de varlığını sürdürmekte idi. Devlet hazinesinden kredi alan ortaklara büyük imkânlar sağlanıyor, hatta Tarhanlık verilerek vergilerden muaf tutulup, hiç kimsenin onları rahatsız etmemesi, rüşvet istememesi ve hayvanlarına dokunmaması buyruluyordu. Hissedarları arasında hükümdar ailesi ve ileri gelenlerin bulunduğu bu ortaklıklarda faizli kredi usulü de uygulanmış, bu ise şeriata aykırı görüldüğünden zaman zaman anlaşmazlıklara ve ulemanın muhalefetine yol açmıştır.

Başkent olmasından dolayı Herat, devletin gelirleri ve servetin biriktiği yerdi. Ebû Said döneminde büyük bir ticaret merkezi haline gelen şehirde büyük sermaye sahipleri ortaya çıkmış, hatta hükümdar zaman zaman onlardan borç alma yoluna gitmiştir. Ardından Hüseyin Baykara devrinde Herat’ta biriken servet, her türlü iktisadi faaliyetleri de artırmış, eski çarşı ve pazarlar yeni ilâvelerle büyütülmüştü. Herat’a bağlanan ticaret yolları üzerinde bu devirde yeni yeni ribatlar yapılmış olması bunun en büyük delilidir.

Edebiyat

Timur, pek çok hükümdarda mevcut bulunan başarılarının yazılarak, şahsının ebedileşmesi arzusu taşıdığından seferleri sırasında günlük tutturuyor ve tarih yazıcılığını teşvik ediyordu. Şamî ve Yezdî’nin Zafernâme ’leri bu teşvik sonucu ortaya çıkmış olup, Timur’un hayatını öğrenmek için başvurulması geren en önemli kaynaklardı r. Şahruh devrinin en büyük tarih yazarı şüphesiz Hafız-ı Ebrû’dur. Abdürrezzak-ı Semerkandî, Mirhond ve Handmir son dönem Timurlu tarihini öğrenebilmek için önemli kaynaklar olup, Farsça yazılmışlardır.

Bu devirde Farsça şiir artık gerilemeye yüz tutmuş olup, başlıca temsilcileri olarak Şirazlı Hâfız (ölm. 1390) ile Câmî (ölm. 1492) sayılabilirler. Zengin şehir merkezlerinde, İran şairlerini tanımış olan Timurlu Mirza ve begleri, kendi dilleri ile de şiirler yazılmasını arzu ediyorlardı. Bu arzu ve teşvik kısa zamanda ürünlerini verdi.

O, kaside, gazel ve tuyuk gibi nazım çeşitlerinin hepsini başarı ile kullanmıştı. Şairleri himaye eden bu mirza ve beglerin kendileri de Türkçe şiir yazıyorlardı. Bunlar arasında Seyyid Ahmed, İskender, Bediüzzaman, Şah Garib, Sultan Ahmed ve Ebû Bekir mirzalara ait eser veya parçalar bizce bilinmektedir.

Bazı begler adına Uygur alfabesi ile eserler çoğaltıldığı da görülmektedir. Bahtiyarnâme, Miraçnâme, Kutadgu Bilig ve Tezkire-i Evliyâ gibi eserlerin o devirde Uygur alfabesi ile yazılmış örnekleri günümüze kadar gelmişlerdir.

Ali Şir Nevaî, hayatının sonlarına doğru yazdığı Muhakemetü’l-Lügateyn adlı eserinde, kelime zenginliği ve ifade kabiliyeti bakımından Türkçenin Farsçadan çok üstün olduğunu ilk defa söylemek cesaretini göstermiş ve Türk şairlerini Türkçe yazmaya teşvik etmiştir. Bu bakımdan da o, Türkçeyi Farsçadan geri kalmayan bir kültür dili haline getirmeye çalışmıştır. Bu gayreti sonucunda Nevâî, Türkçenin sadece bir şiir dili değil, nazım ve nesrin her çeşidini ifade gücüne sahip, Farsça ile her hususta rekabet edebilecek bir kültür dili olduğunu gösterecek eserler meydana getirdi. O, serveti, siyasi gücü ve eserleri ile Herat’ta sanatkârları n kutbu durumuna yükselmiş olup, ünü Türkistan’dan Balkanlara kadar bütün Türk yurtlarında yayılmıştı. Nevaî dili, yüksek bir edebi dil olarak kabul edilmiş, eserlerini tanımak edebî kültürün tamamlanması için gerekli sayılmış ve serleriyle ilgili bir takım sözlük ve antolojiler düzenlenmiş, eserlerine daha sağlığında nazireler yazılmıştır. O devrin Herat’ı, sadece Horasan ve Türkistan’ın medeni merkezleri ile değil, Şiraz, Bağdat, Tebriz, Kahire, Bursa, İstanbul ve Kazan gibi şehirlerin edebi çevreleri ile de temas halinde idi.

Resim ve Süsleme

Timurlular devri resim sanatının menşei olarak Bağdad ve Tebriz’deki Celâyirli Okulu ile Şiraz Okulu gösterilmektedir. Timur buraları ele geçirdikten sonra, bu şehirlerdeki sanatkârların bir kısmını Semerkant’a götürmüştür. Bu sanatkârlara ait mimari eserler ve onların duvarlarını süsleyen bazı duvar resimlerinin varlığı kaynaklarda kaydedilir. Çağdaşı tarih yazarı İbn Arabşah, Timur’un bazı saraylarında onun savaş meydanları, şehir kuşatmaları, seferleri, zaferleri ve eğlence meclislerinin tasvir edildiği resimlerden söz eder. Aynı yazar Timur devrinin en büyük nakkaşı olarak Bağdatlı Abdülhayy’ı saymaktadır.

Timur’un ölümünün ardından karışıklık yılları sona erince, bu sanatkârların bir kısmı Herat’ta toplanmışlardı. Buna rağmen Bağdat, Tebriz ve Şiraz gibi eski merkezler faaliyetlerini tamamen durdurmamışlardı. Resim sanatı Şiraz’da Mirza İskender zamanında devam ettiği gibi, onun ölümünden sonra diğer Timurlu mirzaları ve Türkmen hanedanları Kara ve Ak Koyunlular zamanında da faaliyetini sürdürdü.

Kendisi de hattat olan Şahruh’un oğlu Baysungur, Herat’taki konağını adeta bir sanat akademisi haline getirmişti. Tebrizli Cafer’in 1427 tarihli bir raporu bize burada çalışanlar ve çalışmalar hakkında ilgi çekici bilgiler veriyor. Anlaşıldığına göre, burada 100’den fazla sanatkâr çalışıyordu ve herkeste mesleğinde en iyi, en büyük olma arzusu yaygın bir hal almış, bunun sonucu olarak Timurlu resim sanatı büyük ilerleme kaydetmişti.

Baysungur’un ölümünden sonra da bu çalışmaların devam ettiği anlaşılıyor. Zira daha sonra Hüseyin Baykara ve Nevaî’nin şahsında yeniden koruyucu bulan sanatkârlar ortaya çıkmış, minyatür sanatında bir yenilik yapmayı başaran Bihzad yetişmişti. O, daha sonra Safevîlerin yanına giderek, yetiştirdiği talebeleri ile Timurlu resim sanatının devamlılığını da sağlamıştır.

Musiki

Timur’un seferleri sırasında ele geçirerek Semerkant’a gönderdiği sanatkârlar arasında bazı çalgıcı ve okuyucular da bulunuyordu. İbn Arabşah Timur devri okuyucuları arasında Abdüllâtif, Mahmud, Celâleddin ve Meragalı Abdulkadir’in adlarını vermektedir. Clavijo’nun etraşıca anlattığı gibi, kadın ve erkeklerin katıldığı toylar veriliyor, bu arada çalgılar çalınıp, şarkılar söyleniyordu. Bu devirde musikide özellikle iki kişinin adından daima zamanın en büyük üstatları olarak söz edilir.

Bunlardan biri Endicanlı Yusuf, diğeri ise musiki nazariyeleri ilmindeki bilgisi ile tanınan Meragalı Abdülkadir idiler. Sesinin güzelliğini işiten Şahruh’un oğlu İbrahim Sultan, Endicanlı Yusuf’u defalarca kardeşi Bay Sungur’dan yanına Şiraz’a istemiş ise de bu isteği yerine getirilmemiş idi. Meragalı Abdülkadir’e gelince o, Timur’un Bağdat’ı ele geçirmesi üzerine Semerkant’a gönderilmiş, Timur’un ölümünden sonra ise Herat’ta yaşamış ve eserlerini de burada kaleme almıştır. Onun çocukları daha sonraları Osmanlı ülkesinde de musikişinas olarak tanınmışlardır.

Timurlular devrinin kültür merkezi Herat, XVI. yüzyılın başında önce Timurlular ile Şibanîler ve ardından da Şibanîler ile Safeviler arasındaki mücadeleler sonuncunda eski ihtişamını kaybetti. Öyle ki Timurluların sona ermesinden henüz 5-10 yıl geçmeden kültür ve sanat merkezi olarak Herat’ın artık hiçbir önemi kalmamıştı.  

,,

 

Sözleşmeli öğretmenlik

turk egitim sen

Mersin 1 no’lu şube, veliler tarafından darp edilen öğretmenler için basın açıklaması yaptı.

Mersin Akdeniz Güney Ortaokulu'nda veliler tarafından darp edilen öğretmenlerimize sahip çıkmak ve son zamanlarda eğitim çalışanlarına karşı gerçekleştirilen şiddet olaylarına dikkat çekmek ve kınamak için Türk Eğitim Sen yöneticileri, Türkiye Kamu Sen in diğer iş kollarındaki yöneticileri  ve üyeleriyle beraber basın açıklaması yaptı.  Devamı

Eğitim kovayı doldurmak değil

egitim bir senDenetim, kadavraya otopsi değil, hayata koruyucu hekimlik yapmaktır

Bir medeniyetin insanlığa olan faydasının, onun eğitim alanındaki başarısıyla ölçülmeye başlandığı günümüzde, neredeyse tüm toplumlar devletler eliyle eğitim sistemlerini daha nitelikli, daha etkili ve daha iyi hâle getirmek gayretindedir. Eğitimde kalite, öğretmenlik mesleğinin niteliği ve itibarı, fırsat ve imkân eşitliği, Devamı

 

,,,

 

Lütfen Paylaşalım

 

web servis

site ekle site ekle

Eğitim öğretim yılı

egitim is

Yargı Kararını Verdi: Eğitim Kamusal Bir Hizmettir ve Kamu Eliyle Yürütülmelidir

Hizmet Vakfı İle Milli Eğitim Bakanlığı Arasında İmzalanan Protokolün Yürütmesi Durduruldu 

Milli Eğitim Bakanlığı ile Hizmet Vakfı Arasında Değerler Eğitimi Verilmesine Dair 15.07.2014 tarihli işbirliği protokolünün değişiklikler ve ilaveler yapılarak 15.07.2017 tarihinden geçerli olmak üzere üç yıl süreyle uzatılmasına ilişkin Devamı

Minnetle anıyoruz

turk egitim sen

Meb’i kim yönetiyor?

Yönetici Görevlendirme sınavının ÖSYM tarafından  yapılacağı duyurulmuş  Milli Eğitim Bakanlığı, geçen ay yönetici atama takvimini yayınlamış, üç gün sonra geri çekmiş idi. Fakat bugün takvim aynı şekliyle tekrar yayınlandı. Madem aynen yayınlanacaktı, takvimin geri çekilmesinin hikmeti ne idi? Ne yapılmaya çalışılıyor? Devamı

 

Kotanlı: üniversitelerde torpil ve ayrımcılığa son verilsin

 

Üniversitelerde çalışan idari personelin torpil ve sendikal kayırmacılıktan müthiş derecede rahatsız olduğunu; üniversitelerde görev yapan eğitim ordusunun gizli kahramanları olan idari personelin; başta ekonomik ve özlük olmak üzere, mesleki ve demokratik sorunlarının iyice arttığını söyledi.”Daha öncede yaptığımız açıklamada dile getirdiğimiz gibi üniversitelerimizin rektör ve dekanlarına çağrıda bulunuyorum, üniversitelerde çalışan idari personelin taleplerine kulaklarınızı tıkamayın sendikal ayrımcılık yapmayın. Devamı için